İnanç, en büyük güçtür

18 Haziran 2006

Durumunun çok ciddi olduğunu, akıl almaz şeyler düşünmeye başladığını, bunun sonucunda da bunalımlara girdiğini yazan genç okurum diyor ki: "Kuran ı elimden geldiğince okumaya çalışıyorum. Geçen yıl namaz da kılıyordum ama ne yazık ki içimde bir isteksizlik var. Kendimi dünyadan soyutluyorum. Hiçbir şey yapmak istemiyorum. Yaşadığım hayat bana çok anlamsız geliyor. Namaz kılmayı bıraktım. Şu an büyük bir bunalım içindeyim. Dini görevlerimi yerine getiremediğim için bir yandan kendimi kötü hissediyorum, başlayınca da istemeyerek yaptığımı fark ettiğim için suçluluk duyuyorum."Bu genç okuruma şunları söylemek istiyorum: Bu yaşlarda böyle buhranlar olabilir, normaldir. Ama bunları aşmaya çalış. Bu evreni bir yaratan var. Hz. Peygamber, 15 asır önce nasıl bu kadar zaman insanlara ışık tutacak sözler söyler? Bu mümkün olmadığına göre o, Allah tarafından görevlendirilmiştir. Onun getirdiği mesaja teslim olmak gerekir.Huzur için, ruhumuzu arıtmak için ibadet etmemiz, namaz kılmamız ve Allah'ın kaderine inanıp O'na teslim olmamız lazım. Ne düşünürsen düşün, bunlar sana hiçbir yarar sağlamaz. Çıkar yol, Kuran'dır. İnanç, en büyük güçtür. Gazali gibi, Mevlânâ gibi, Yunus gibi, Descartes gibi, Bergson gibi, Pascal gibi büyük insanları, filozofları düşün. Hepsi huzurun dinde ve inançta olduğunu söylemişlerdir. Bu dünya boş değil, bizleri ebedi mutluluğa, cennete götüren aşamadır, yoldur. Hakk'a teslim ol ki huzur bulasın.Sadaka-i cariye nedir?Soru: Camilere, okula, sağlık kuruluşlarına, yol-su-elektrik şebekelerinin getirilişine, sosyal amaçlı kuruluşlara yapılan yardımlar sadaka-i cariye olarak nitelendirilebilir mi? Yoksa bunun için cami, okul, çeşme mi yaptırmak gerekmektedir? (Abdullah Erdoğan)Cevap: Bir hayır kurumuna yapılan her türlü yardım sadaka-i cariye olduğu gibi bizzat bir müessesenin tamamını yapmak ve hizmete sunmak ise daha büyük bir sadaka-i cariyedir.

Devamını Oku

Önemli olan Kuran'dır

17 Haziran 2006

Soru: Diyanet, Müslüman kadınların gayrimüslim erkeklerle evlenemeyecekleri konusunda herhangi bir görüş ayrılığı bulunmadığını belirtmiş. Müslüman alimler, bunu böyle görmek istedikleri için mi "görüş aynlığı yoktur" diyorlar? Zira Peygamberimizin peygamberliğinin ve Kuran'ın Kuran'lığının dışında gerek Müslümanların gerekse Müslüman alimlerin hepsi kanaatimce herhangi bir konuda topyekün bir görüş birliği içerisinde olmamıştır. Başta Diyanet olmak üzere bütün alimlerimizin modern dünyanın önümüze çıkardığı meseleler üzerine kafa yormasını diliyorum. Geçen gün Alman televizyonunda izlediğim bir haberin İslâmi yönünü sormak istiyorum: Kadın ve kocanın döllenmiş yumurtası, kadının rahmi müsait olmadığı için 53 yaşındaki annesinin rahmine yerleştirilmiş. Kadının annesi çocuğu dünyaya getirmiş. Bu olayın bir Müslüman'ın başına geldiğini düşünürsek buna ne diyeceğiz? (Kays Mutlu)Cevap: Maalesef bazen bir mesele bütün boyutlarıyla incelenmeden, modası geçmiş bir iki fıkıh kitabına bakılarak hazırlanan fetvalar, halka din olarak sunulmaktadır. Müslüman kadının, kitap ehli bir erkekle evlenemeyeceği hakkında görüş ayrılığının olmadığı da işte böyle fetvalardan biridir. Evet, ağırlıklı görüş onların dediği gibi ama aksi görüşte olan da var. Geçenlerde Kuzey Afrika'da bir İslâm alimi, Müslüman kadınların, kitap ehli erkeklerle evlenebilecekleri yönünde fetva vermiş ve bu yolla İslâm'ın Avrupa'da yayılacağını vurgulamıştı.Kaldı ki önemli olan falan veya filanın görüşü değil, Kuran'ın görüşüdür. Kuran'da böyle bir yasak var mı? Müşrikle evlenmek açıkça yasak ama müşriğin kestiği de haram. Fakat kitap ehlinin kestikleri Müslümanlara helal, kadınları da helal, erkekleri haramdır diye bir ifade yok. Onu, alim dediğimiz kişiler ayetlere yamayıp dini daraltmışlardır. Bir gün gerçeği kabul edecekler ama gerçeği daha önce görmüş olan bizler gibi fedakârlar sıkıntıyı çekecek, şimşeklere maruz kalacaklar ve kalıyorlar. Rantçılar da dini daraltarak çıkar sağlamanın peşinde koşuyor.Kızının döllenmiş yumurtasını doğuran anne rahmine nakletme meselesine gelince, bu konu çok yeni. Şimdi bu anne, torununu doğuruyor. Kızının döllenmiş yumurtası kendi rahmine yerleştiriliyor, onu muhafaza ederek büyütüyor. Yani torununu süt annesi gibi besliyor, gelişmesini sağlıyor. Çocuk anneannesinin rahminde gelişiyor. Doğrusu ben buna dinde açıkça bir hüküm bulamıyorum. Bunun haram veya helal olduğunu söyleyecek durumda değilim ama bu, doğayı zorlamadır. Ancak uygun bir şey olmadığı kanaati bende daha ağır basıyor.

Devamını Oku

"Yalan uyduranlar asla iflah olmaz"

16 Haziran 2006

Soru: Kuran'da, "kendi aklınızın yettiğince ilave yapmayın" anlamında bir ayet var mı? Bir çok kişi, Kuran'da olmamasına rağmen bazı şeyleri günah diyerek dinimizi zorlaştınyor. Güneş doğarken, tepedeyken ve batarken namaz kılınmamasının delili nedir? Peygamber efendimiz bunu uygulamış mıdır? (Mehmet Hikmet)Cevap: Nahl Suresi'nde, "Dillerinizin yalan yere nitelendirmesinden ötürü 'Şu helaldir, şu haramdır' demeyin, sonra Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Allah'a karşı yalan uyduranlar ise iflah olmazlar" (Nahl: 116) buyurulmaktadır. Hiç kimsenin kendi düşüncesiyle haramlar üretmeye, dine katkılar yapmaya hakkı yoktur. Peygamberimiz açıkça belirtmiştir: "Helal ve haram Allah'ın kitabında berttikleridir." Kuran'ın ruhuna uygun, sağlam hadisler sadece kitabullahı açıklar niteliktedir. Artı yükümlülükler getirmez. Diğer sorunuza gelince, gün doğarken, tepedeyken ve batarken namaz kılınmaması, yasak değil, mekruh görülmüştür. Sebebi de bu konuda Peygamberimizin uygulamasıdır. Hz. Ali, namazgahta, bayram namazından önce namaz kılanları görünce, "Ben Allah'ın Elçisi'nin böyle yaptığını görmedim" demiştir. "Öyle ise niçin men etmiyorsun?" diyenlere, "Namaz kılarken bir kulu meneden adamı gördün mü? (Alak: 9-10) ayetlerinin tehdidi altına girmekten korkarım" demiştir.Nikâh açıklık isterSoru: İmam nikâhı kıyıldığı zaman, bundan eşlerin anne ve babalarının bilgisinin olması gerekir mi? Evli olan biri, imam nikahıyla ikinci bir eş alabilir mi? (Ahmet İnan)Cevap: Nikâh açıklık ister. Kızın velisinin izni olmadan nikâh olmaz. Kızın babasının haberi olmadan nikâh kıydığını söyleyen kişiler, dini oyuncak haline getiriyorlar. Bu zamanda aile geçindirmek ve aile saadetini korumak kolay mı? Nedir bu ikinci eşler, bilmem kaçıncı kadınla kaçak yaşamalar? Kafası daha yüce şeyleri düşünenler şehvetin zebunu olmazlar. İslâm bilginleri içinde bilimsel çalışmalardan evlenmeye fırsat bulamamış olanlar çoktur. Bu vesileyle dünya evine hiç girmemiş olan ilim, namus ve doğruluk timsali, olgun insan Prof. M. Tayip Okiç'i rahmetle anarım.Not: Dünkü yazımda yer alan "1960-1964 arasında Diyanet İşleri Başkanlığı yaptım" cümlesindeki "1960-1964" değil, 1976-1978 olacaktır.

Devamını Oku

Cuma hutbemiz ve Avrupa Birliği uyum çalışmaları

16 Haziran 2006

Soru: İslâmiyet, tüm zaman ve boyutlara hitap ettiğinden dolayı her çağa uygun yorumlanıp insanların doğru yolda ilerlemesini sağlamayı hedeflemiştir. Ancak çoğu sözde alim, bazen aşırıcılığa kaçarak dinimizi radikalliğe varacak noktalara getirebilmektedir. Başka bir grup ise kitleleri etki altında tutabilmek için neredeyse ulvi dinimizi tahrif etme raddesine varma cüretini gösterebilmektedir. Bildiğiniz gibi cuma hutbelerimizde, iki hutbe arasında "Allah indinde din İslâm'dır" ayet-i kerimesi okunmaktaydı. Ancak son zamanlarda bu ayeti duyamıyorum. Bir dostuma sorduğunda bana bunun Avrupa Birliği (AB) uyum çalışmaları dahilinde kaldırıldığını söyledi. Ne kadar gerçek olup olmadığını bilemiyorum. Eğer gerçekten bu çerçevede kalkmış ise üzüntüm daha da derinleşecektir. (Levent Mendirme)Cevap: Duyarlılığınız için size teşekkür ederim. Ancak "Allah katında din İslâm'dır" ayetinin daha önce hutbelerde varken son zamanlarda Avrupa Birliği'nin isteği üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından kaldırıldığı şeklindeki yoruma asla katılmıyorum. Diyanet böyle bir şey yapmaz. Zaten AB de böyle bir talepte bulunmaz. Çünkü AB, bir din örgütü değildir. Onlar kiliseye de camiye de karışmazlar, camide neler okunduğunu bilmezler. Ayrıca bizim cemaat de Arapça aslıyla okunan o ayetin ne anlama geldiğini bilmez. Kanaatime göre bu olumsuz propagandayı, sırf mevcut yönetimi kötülemek için sizin de kınadığınız aşırıcılar ortaya atmış olabilir. Zaten bir süre önce Diyanet İşleri Başkanı da bu iddiayı şiddetle reddetmişti.Gelelim ayete. Bir kere bu ayet eskiden hutbe metinlerinde yoktu. 1960-1964 arası, Diyanet İşleri Başkanlığı yaptım. O zamanlar hutbelerde bu ayet okunmazdı. Osmanlı döneminden kalan hutbelerde de yoktu. Son zamanlarda bu ayet hutbelere sokuldu. Peki buna ne gerek var? Hutbeyi dinleyenler zaten Müslüman kişilerdir. İslâm'a inanmasalar, Müslüman olmasalar camiye gelmezler. Orada tek dinin İslâm olduğu vurgusu yerine Kuran ve İslâm'ın öğütlerine, genel prensiplerine vurgu yapmak gerekir. Bu vurgu da "Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya yardımı emreder...." (Nahl Suresi) ayetiyle yapılmaktadır.Hutbenin temel şartı, şu veya bu ayeti okumak değil, Allah'a hamd etmek, inananlara takvayı, güzel ahlakı öğütlemektir. Bunun dışında öğüt olmak üzere Kuran'ın istenen her ayeti okunabilir ve Peygamber'in sözleriyle öğütler verilir. Belli bir ayeti sürekli okumak, onu sanki hutbenin şartıymış anlamına getirir. Bu ise bid'attır. Peygamberimiz böyle bir şey yapmamıştır. Sanıyorum Diyanet de bu bid'atı kaldırmak, aklına esen herkesin dine bir şeyler eklemesini önlemek için hutbelere yapılmış olan bu müdahaleyi kaldırmak istemiştir.Bir Hanefi ile bir Alevi elbette evlenebilirSoru: Hocam ben 21 yaşındayım ve Hanefi mezhebine mensubum. Alevi bir kızı çok seviyorum. Ailem bu konuya ne diyecek, henüz bilmiyorum. Oruç tutuyor ama namaz kılmıyor. İleride bir problem çıkar mı? (Sami Yasin)Cevap: Alevi kızla evlenmenizde elbette hiçbir sakınca yoktur. Alevi de Müslümandır. Kendisine "dinin nedir" diye sorsan, hiç tereddütsüz Müslüman olduğunu söyleyecektir. Allah'ın birliğine, Peygamberin hak olduğuna, Kuran hükümlerinin geçerliliğine inanan herkesle evleni-lebilir. Oruç tutuyormuş, ne güzel. Namaz kılmıyorsa sanki herkes namaz kılıyor da sadece o mu kılmıyor? İbadette kusuru varsa sonra düzeltebilir. Gerisi sizin bileceğiniz bir iştir. Ancak anne babanızı razı etmeniz gerekir. Yapılacak bir evliliğin nasıl sonuç vereceğini ise kimse bilemez. Geleceği ancak Allah bilir.

Devamını Oku

"40 yıllık emeğimi nasıl çalarsınız?"

14 Haziran 2006

Bilindiği gibi yıllarca çalışarak önce "Kuran-ı Kerim'in Yüce Meali"ni hazırladım. Ardından 12 ciltlik "Yüce Kuran'ın Çağdaş Tefsiri" yayınlandı. Ömrümün muhassalası olarak da Kuran-ı Kerim'in konularını alfabetik olarak açıklayan ansiklopedik tefsir çalışmasına başladım. İğneyle kuyu kazarcasına çalışıp didinerek 30 ciltlik "Kuran Ansiklopedisi"ni tamamlayıp yayınlamak nasip oldu. Bu çalışmalarıma destek çıkma yerine belli bir grup, Kuran aydınlığını yansıtan eserlerimi karalama çabasında oldular. Yazdılar, iftiralar attılar, hakaretler ettiler. Ama Allah'ın lütfuna engel olamadılar. Bu eserleri bir yerden destek görerek değil, kendi maaşımdan ayırarak Kuran'a yakışır bir şekilde sunmaya çalıştım. Sözüm ona İslâm'a hizmet iddiasında bulunan bazı kimseler, nasıl yaptılar, nereden aldılar bilmiyorum, henüz eşi yapılmamış eserimi CD'lere çekip her tarafa dağıttıkları gibi kurdukları bir internet sitesinde de gözler önüne serdiler. Hem de herkesin bilgisayarlara indirmesini, CD'lere çekmesini sağladılar. Benim bunlardan hiç haberim yoktu. Ancak mart ayı başında bana getirilen bir CD'de eserimi gördüm, noktası virgülü değişmeden aktarılmış. Ama yazarı ben değilim, Vahit Metin tarafından derlenmiş (!). Sadece dip notlarda benim eserim referans veriliyor. Bir iki gün sonra eserimin internete de verilmiş olduğunu gördüm. İnsanın bunca yıllık emeği böyle gasbedilebilir mi? Avukatım sayın Süha Burçkin. huhuki yollara başvurdu. Bunun üzerine tanımadığım yapımcılar, aşağıdaki maili göndermek nezaketini (!) gösterdiler.Çok önemli özür"Değerli hocam, bizler ilmi çalışmalara son derece önem veren bir grubuz. Bundan dolayı internet, CD ve çeşitli vasıtalarla İslâm'ın tebliğine katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Bu araştırmalarımız neticesinde bir gün www.kuba.vakfi.com adlı bir siteyle karşılaştık ve burada size ait olan Kuran Ansiklopedisi adlı eserinizin 30 cildini, hazırlanmış bir şekilde bilgisayarımıza indirdik. Bu sitenin içerisinde size ait olduğu belirtilen bir mail adresi olduğunu gördüğümüzden dolayı sizden bu konuda bir izin talebinin olmayacağı kanaatine vardık ve izin almadan eserinizin bir kısmını İkra 3 adlı CD'mizde yayınladık. Bu hatamızdan dolayı sizden çok özür diliyoruz. CD çalışmasından zerre kadar ticari bir gaye gütmedik. İsteyen kardeşlerimize ücretsiz dağıtıyorduk. Sizin yüksek anlayışınıza güveniyoruz. İkra Çalışma Grubu, Mustafa Kara."Onlara cevabımSiz nasıl benim 40 yıllık emeğimi, sizin hayrınızmış gibi dağıtırsınız? Kuba Vakfı, benim kurduğum bir vakıftır. Bunun açılımı Kuran Bilimleri Araştırma Vakfı'dır. Kuba Vakfı'nın bir internet sitesi yoktur. Vakıf başkanı benim. Eserimi oradan aktarmış gibi göstermek için herhalde o uydurma siteyi de siz açtınız. Kimi kandırıyorsunuz? İslâm bu mu? Allah, sizin anlayışınızdaki dinden insanları korusun. Ne hakla benim eserimi şuraya buraya dağıtırsınız? Eğer dağıtmak gerekirse ben dağıtırım, sizin ne hakkınız var? Bu, insanın evini soymaktan daha ağır bir hırsızlıktır.Bu kadar göz nurunun hiç değeri yok mu? Bu dünyada çaldınız, Allah'ın huzurunda elim yakanızdadır. Allah hakkımı sizden alacaktır. Ben çalışıp üreteyim, başkaları çalsın, kendi ismini koyarak yayınlasın. Siz de kopyacılara yardım edin, onlara deyin ki: "Hoca yazdı, siz bunu hemen indirin, bir iki cümlesini değiştirin, kendi adınıza kitaplar yazın." Burada bu CD'leri alan din araştırmacılarına bir sözüm var. Kendilerine bu CD'yi peşkeş çeken adama sormak akıllarına gelmedi mi, "Arkadaş sen bu kitabı nereden, nasıl yürüttün?" diye. İşte bu ülkede yaşayan, üreten insanların kaderi. Bari yalan söylemeyin. Kuran'da yalancılar hakkında ne söyleniyor, onu hatırlatmaya gerek yok. Hoş zaten Kuran'a gönülden inanan böyle şeyleri yapmaz ya, hakka saygı gösterir. Allah sadıklarla beraberdir.Not: Benim adıma düzenlenen sahte internet adresi: suleymanates@mynet.com Aslında bu site kamuflaj bir sitedir, içinde bir şey yoktur. Benim de böyle bir mail adresim hiç olmadı. Bunun, sırf eserimin buradan alınmış süsü vermek için minareyi çalanlar tarafından hazırlanmış bir kılıf olduğu kanaatindeyim. Allah'ın, bana haksızlık yapanlarıdan hakkımı alacağına kesin imanım vardır.

Devamını Oku

Halkımızı ağaç dikmeye teşvik edelim

13 Haziran 2006

Dünden devamDin görevlisi arkadaşlarımın, halkı ağaç dikmeye teşvik etmelerini ve kendileri de bizzat ağaç dikerek ve ormanı koruyarak insanlara örnek olmalarını özellikle rica ederim. Ağaç ve orman için yazdığım bir manzumeyi de burada yinelemek istiyorum.AĞAÇ SEVGİSİYalvarırım dokunma, şu yemyeşil fidana Kahredersin azizim yerde yatan atana. Dünyamızın ziyneti bilirsin ki ağaçtır Ve bugün vatanımız ağaca çok muhtaçtır.Bakıyorsun gülüyor, al kırmızı sarı gül Ve inliyor başında aşkıyla yanan bülbül. Sarmaş dolaş çiçekler, burcu burcu kokular Servilerin içinden fışkırıp akan sular.Dallarda yapraklarda cıvıl cıvıl o kuşlar O neşeli ötüşler, o sevimli bakışlar. Zemin üzre döşenen yosun ve çayırları Acem seccadesidir ormanın bayırları.Şu ağacın dibinde bak bir aslan yatıyor Bu göl içinde akşam güneş üzgün batıyor. Gece olunca orman muhteşem kudret olur Ağaçlar yıldızlarla konuşur sohbet olur.Rüzgâr da yaprakları okşayarak fısıldar Her tarafta bakarsın ibadet huşuu var. Bilir misin dünyanın orman saçı kaşıdır Yer yüzünde Allah'ın silinmez nakısıdır.Orman vatanımızın muazzam servetidir Akıl sahiplerinin derin mahal-i ibretidir. Ormana bakanların gönlünden silinir pas, Ruh su gibi durulur, ne keder kalır ne yas.İnsanlar sonsuzluğun bahrine burda dalar Orman ufuklarında çok genişler hülyalar. Karanlık dimağlara boş ışıklar süzülür Bahçelerde bağlarda muammalar çözülür.Ormanın her yerinde bin bir mana okunur Hangi vicdan bilemem masumlara dokunur. Görmez misin onları nasıl metheder Kuran Pek letafet kazanır, Kuran dilinde orman.Resulullah ne diyor, şu sözleriyle bir bak, Dinle de iman ile ormana ol göz kulak: 'Kıyamet kopar görsen elinde de kir ağaç, Mümkünse dikmek için durmadan toprağı aç.'Yaş ağaç kesenlerin mutlak cehennem yeri Niyetin kesmek için Allah'tan kork, dön geri. Bunca ayet hadisler, veriyorlar tek haber Ağaca kıyanlardan yüz çevirir Peygamber.İçinizdeki güzelliği yansıtan bir rüyaSoru: Geçenlerde beni çok etkileyen şu rüyayı gördüm: "Bir meydandayım (bu meydanı Üsküdar olarak hatırlıyorum). Birden ben dahil bütün insanların sokaklarda secdeye varıyor. Okunması gereken duaları okuyorum ama namaz bitmeden herkes ayağa kalkıyor ve gökyüzüne bakıyor. Benim de bakmamı istiyorlar. Namazdan kalkıyorum ve gökyüzünün ikiye ayrıldığını ve Kabe'yi görüyorum. Çevresindekiler tavaf ediyorlar. Bu sırada Arapça dualar duyuyorum. Daha sonra gökyüzünde topraktan yapılmış kaleleri, buraların nasıl fethedildiklerini görüyorum. Ancak fetih yapanların yüzlerini göremiyorum. Onların Hz. Peygamberimiz ve adamları olduğunu söylüyorlar. Bu arada üzerimde beyaz şort ve atlet var. Üstümü çuval gibi parçalarla kapatmaya çalışıyorum. Daha sonra gökyüzü kapanıyor ve ben namaza kaldığım yerden devam ediyorum." Bu rüyayı perşembeyi cumaya bağlayan gece gördüm. Sizce bunun bir anlamı var mıdır? (S. P.)Cevap: Rüyanız, sizin içinizdeki sevgiyi, dine bağlılığınızı yansıtıyor. Gördüğünüz, safiyet kazanmış ruhların görebileceği vizyonlara benziyor. Bu safiyetinizi koruyabilmek için ibadetlerinize devam ediniz. Rüya, yorumlanacak bir rüya değil, bir manevi müşahededir. Allah'ın lütfudur. Allah'a şükredin ve secdeler eyleyin.

Devamını Oku

Ormanı kendi malınız gibi korumalısınız

13 Haziran 2006

Ağacın ve ormanın yalnız insanlara değil, tüm canlılara pek çok yararı vardır, işte bu yararlarından dolayı sevgili Peygamberimiz, "Kıyametin koptuğunu dahi görseniz, imkânınız varsa elinizdeki fidanı yere dikiniz" diye emretmiş, dünyayı onarmamızı, ağaçlandırmak suretiyle doğayı güzelleştirmemizi bizden istemiştir. Burada ağaç dikmeye, kanallar açıp su akıtmaya teşvik vardır. Ta ki dünya, son dakikasına kadar mamur (bayındır) kalsın. Nasıl senden öncekiler diktiler, sen onların diktiğinden faydalandınsa, sen de dik ki senden sonra gelecek kuşaklar da faydalansın.Keşşafta şöyle bir öykü anlatılır: Eski Fars kralları, halka zulmetmekle beraber su kanalları açmaya, ağaç dikmeye çok önem verirlerdi. Onların peygamberlerinden biri, bu padişahların neden böyle dünyayı onardıklarını Allah'tan sordu. Yüce Allah ona şöyle vahyetti: "Onlar ülkelerini imar ettiler ki, orada kullarım yaşasın."Şair şöyle demiş: Kendisinden istifade edilmeyen, dünyada bir eser bırakmayan kimseye adam denmez."Hzinemizi bitirecek"İran Şahı Kisra bir gün ava çıkmış, ihtiyar bir adamın zeytin ağacı diktiğini görmüş. Yanında durup sormuş:- İhtiyar, senin yaşın geçmiş. Bu zeytin ancak otuz yıl sonra meyve verir. O halde niçin dikiyorsun?İhtiyar cevap vermiş :- Şahım, bizden öncekiler diktiler, biz yedik. Biz de dikeriz ki bizden sonrakiler yesinler.Kisra "dih" demiş. Dih, "ver" demektir. Kral böyle söyleyince o kimseye bin dinar verilirmiş, ihtiyar demiş ki :- Şahım, zeytin ağacı otuz yılda meyve verir ama benim zeytinim dikildiği anda meyvesini verdi.Kisra yine "dih" demiş. Adama bin dinar daha verilmiş, ihtiyar:- Şahım, zeytin ağacı yılda bir kez meyve verir. Benimki bir anda iki kez meyve verdi.Kisra yine "dih" demiş. Adama yine bin dinar verilmiş. Bu arada seyis atla birlikte şahın yanına gelmiş ve "Gidelim şahım, yoksa bu adam hazinemizi tamamen tüketecek" demiş.Ağaçlara dokunmayınAziz kardeşlerim, bu hikâyeden ibret alınacak şeyler vardır. Bizden öncekiler bu yurdu bize kazandırdıkları zaman her taraf ormanlarla kaplıydı. Bugün bizim saldırımızdan kaçan ormanlar, dağların tepelerine çekilmiştir. Ormansız ülke fakirdir. Ormanın ağacını izinsiz olarak kesen, hele hele kasten yakan, bu memlekete çok büyük kötülük etmiş olur."Yaş kesen baş onmaz" demiş atalarımız. Masum ağaçlara dokunmayınız, ormanı kendi malınız gibi koruyunuz, hayvanlarınızı küçük ağaçların içine salmayınız. Bir ağaç ancak otuz kırk yılda yetişir. Ama bir keçi birkaç saniyede pek çok fidanı tahrip eder. Bir kıvılcım, bir izmarit yüzlerce hektar ormanı bir anda küle çevirir.Dikeceğiniz ağaçların çiçekleri, yapraklan Allah'ı tespih ederler. Onlar Allah'ı tespih ettikçe sizin de ruhunuz bundan faydalanır. Onların meyvesinden, gölgesinden Allah'ın yaratıkları istifade ettikçe, sizin amel defterinize sevap yazılır. Yukarıda geçen hadiste gördüğünüz gibi Peygamberimiz, dikilen ağaçların, insan için ta kıyamete dek sadaka olacağını haber vermiştir. Bir ağaç diken, kendisinden sonra Allah'a sürekli olarak ibadet eden bir varlık bırakmış olur. Kafası bunalan, fikri yorulan insanın, çalışmaktan bunalan köylünün, yürümekten halsiz düşen yolcunun rahat edeceği yer, bir ağaç gölgesidir. Böyle bir gölgelik bırakan için "Allah rahmet etsin" derler. Siz de böyle bir gölgelik bırakınız ki sizin de ruhunuza rahmet okusunlar.YARIN: Halkımızı ağaç dikmeye teşvik edelim

Devamını Oku

Ormanlarımıza sahip çıkalım

11 Haziran 2006

Yine yaz ve tatil zamanı geldi. İnsanlar yazlıklarına sağlıkla gitsin, sağlıkla dönsün. Ama bazı sürücüler, içtikleri sigarayı yanık vaziyette arabanın penceresinden dışarıya atıyor. Bir kere bu, yolda giden diğer insanlara saygısızlıktır. Sokakları kirletmektir. Ayrıca ağaçlı bölgelerde atılan bu yanık izmaritler orman yangınlarına neden oluyor. Piknikte mangal yakanlar, dikkat etmezlerse sıçrayan bir kıvılcım, 40-50 yılda yetişebilen ormanları birkaç saat içinde yok ediyor. Bu vesileyle 15 Nisan 1977 tarihli Diyanet gazetesinde yazmış olduğum başyazıyı gündeme taşımak istiyorum.Bahar geldi. Ağaçlar çiçek ve yaprak açtı. Güller de açmaya başlıyor. Tabiat yine yeşillendi. Ağaçların yemyeşil giysilere bürünmesi, doğaya bambaşka bir güzellik veriyor. Kuran-ı Kerim'de ağaç, bitki tasvirleri önemli bir yer tutar. Uçan kuşlar, yeşeren doğa, hal diliyle Allah'ın varlığını ve kudretini haykıran birer ayet kabul edilir. Sonbaharda yapraklarını döken ağaçların ilkbaharda yeni bir canlılığa kavuşması, öldükten sonra dirilmeye bir örnek gösterilir."... Yeri de kurumuş, ölmüş görürsün. Fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çifti bitirir" (Hac: 5). "Gökten bereketli bir su indirdik, onunla bahçeler ve biçilecek dane(li ekin)ler bitirdik. Birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları yetiştirdik, kullara rızık olması için. Ve o su ile ölü bir ülkeye can verdik. İşte çıkış da öyledir" (Kaf: 9-11).Doğayı gayet tatil bir dille canlandıran daha pek çok ayet var. Bunlar insanlara ağaç sevgisini, tabiat sevgisini aşılar. Peygamberimiz Hz. Muhammed de insanları ağaç dikmeye, ağacı korumaya teşvik etmiş ve "Bir Müslüman bir ağaç diker, ya da bir ekin eker de ondan insan, hayvan veya herhangi bir yaratık yerse o, kendisi için sadaka olur" buyurmuştur.Kişi beşikten mezara kadar ağaca muhtaçtır. Evimizin kapısı, penceresi, mobilyası ağaçtan yapılır. Ağaç yurdumuzun havasını temizler. Fabrika bacalarından, sobalardan, ocaklardan çıkan dumanlar temiz havayı kirletir. Ağaçlar ise kirlenen bu havayı alır, yapraklarındaki yeşil madde yardımıyla güneş ışığı karşısında klorofil özümlemesi yapar. Kendi bünyeleri için gerekli odun ve nişastayı temin eder. Oksijen açığa çıkar. • Devamı yarın

Devamını Oku