Din bir insanın vicdanının sesidir

27 Haziran 2006

Soru: Evde namaz kılarken Mesed (Tebbed) Suresi'ni okumuyorum. Ama geçen Ramazan ayında bir teravih namazında hoca bu sureyi 2 kez okudu. Allah'ı öven onca ayetler varken bu beddua suresini namazda okumak doğru mu? Namaz kılarken Fatiha Suresi'nden sonra bazı surelerin Türkçe'sini okuyorum. Bir din bilim adamı da televizyonda "namazda sureler Arapça okunmalıdır" demişti. Şimdiye kadar hep yanlış mı yaptım? (Mukaddes Çuha)Cevap: Camide hoca Mesed Suresi'ni, beddua ayeti diye düşünüp okumaz, Kuran'ın bir suresi diye okur. Siz istediğiniz ayeti veya sureyi okursunuz ama imamlar da halkın namaz sureleri diye bildiği kısa sureleri okurlar. Tebbet (Mesed) suresi de bunlar arasındadır. Gerçi o surenin iniş sebebi, Peygamberimizin amcası Ebu Leheb'dir ama artık kimse sureyiokurken onu düşünmez. Ayrıca Ebu Leheb, asıl adı değildir, Kuran tarafından ona verilen bir sıfattır. "Alevlenen, birden kızan" kişi demektir. Asıl adı Abdu'l-Uzzâ'dır. Bu sıfatta olan yani birden öfkeye kapılıp başkalarına saldıran, kötülük yapan, nefsinin tutsağı olanlar her zaman vardır. Ayrıca bu tip insanlar günümüz toplumunda fazlasıyla mevcuttur, işte bu tür saldırganlara fırsat verilmemesi Allah'tan istenmektedir.Bunda ne var? Gayet yerinde. Biz Kuran ayetlerini birbirinden ayırdetmeyiz. Diğer sorunuza gelince, bireysel olarak namaz kılarken Fatiha Suresi'nden sonra bazı surelerin Türkçe'sini okumanızda hiçbir sakınca yoktur. O televizyonlardaki hocalar ne derse desin. Onlar Kuran'ın veya Peygamber'in sözünü değil, insanların düşüncelerini din olarak yansıtıyorlar. Siz gönlünüze danışın. Din, vicdanınızın sesidir.Günah olan düşünce kirliliğidirSoru: Zinaya götüren sebepler, acaba zina kadar suç teşkil eder mi?Cevap: Zinaya götüren etkenler, zina kadar olmasa da günahtır, suçtur. Bir erkeğin, kendisine nikâh düşen bir kadınla veya kızla yalnız bulunması, eğer içinde şehvet düşüncesi, cinsellik duygusu uyandınrsa günahtır, yasaktır. Çünkü Kuran, "Zina etmeyin" demiyor, "zinaya yaklaşmayın" diyor. Bu söylem, zinaya yol açan etkenlerden uzak durmayı gerektirir. Peygamberimiz, "Bir adam bir kadınla yalnız bulunmasın, aksi takdirde üçüncüleri şeytan olur" buyurmuşlar, üçüncü bir kişinin bulunmasını öğütlemişlerdir. Kişinin kalbine, düşüncesine dikkat ermesi gerekir. Asıl günah olan, düşünce kirliliğidir. Çünkü düşünce bozulursa günah dürtüleri artarak kişiyi yanlışa, günaha sürükler.

Devamını Oku

Hadisin Kuran düşüncesine uyması gerekir

25 Haziran 2006

Soru: Son günlerde hadislerden kimilerinin uydurma olduğundan bahsediliyor. Bu doğru mu? "Kadını kötüleyen hadisler uydurmadır" deniliyor. Diyelim ki hoşumuza gitmeyen hadisler, "uydurmadır" diye ayıklandı. Peki hoşumuza gidenlerin "uydurma" olup olmadığını nasıl anlayacağız? (Erkan Özyürekli)Cevap: Mesele, bir hadisin bizim hoşumuza gidip gitmemesi değil, Kuran düşüncesine uyup uymadığı meselesidir. Kuran, temel yasadır. Hadisler ise yasanın yönetmeliği durumundadır. Yönetmelikler yasaya aykırı olmaz, yasayı açıklar. Öyle ise hadislerin de Kuran düşüncesine aykırı olmaması, Kuran'in yasaklarına yasaklar katmaması gerekir. Hadisin iki temel ölçütü vardır. Birinci temel ölçüt, Kuran'a uyması, Kuran'in helal kıldığını haram yapmamasıdır. Çünkü asıl din Kuran'in emirleridir.Kuran'ı Peygamberimiz, herkesi bağlayıcı olmak üzere yazdırmıştır. Ama hadislerin yazılmasına müsaade etmemiştir. Dört halife döneminde hadislerin yazılmasına izin verilmezdi. Daha sonraları hadis nakletme furyası başladı. İlk resmi derleme işi de Peygamberimizin vefatından 100 yıl sonra, Halife Ömer ibn Abdulaziz'in bir emriyle başladı. Ünlü hadis kitabı Sahîh-i Buharî'nin yazan Muhammed b. İsmail Buhârî, 204 tarihinde doğmuştur. Şimdi iki yüz yıl ağızdan ağıza aktarılan sözler acaba ne derece Peygamber'in ağzından çıktığı gibi korunabilmiştir? Akıl var, mantık var. Dün duyduğumuz bir sözü bugün aynen aktaramayız. Ya duyulan bir sözü yıllar sonra aktarmak istersek ne olur? Onun için hadis nakillerinin, değişmez yasa olan Kuran'a uyması gerekir.İkinci şart, hadisi nakleden kişilerin kopuksuz olarak ta Hz. Peygambere kadar varan bir zincirle birbirine bağlı olmalan aynca sözlerine güvenilir kişiler olmasıdır ki, buna senet denilir. Eğer bir hadis, bu iki vasfı taşıyorsa Kuran'dan sonra İslâm'ın ikinci kaynağı olur. Taşımıyorsa ona saygımız olsa da bağlayıcı din denemez. Çünkü o kadar kısıtlayıcı, insan doğasına, bilimsel gerçeklere aykırı sözler var ki hep Peygamber'in ağzına yakıştırılmıştır.Çeşitli olayların etkisiyle insanlar kendi görüşlerini savunabilmek için Kuran'da ayet bulamayınca hadis seçeneğinden yararlanma yoluna gitmişler, böylece dört halifeden sonra meydana gelen fitne olaylarında bir taraf, karşı tarafı suçlamak için onların sıfatlarına uyan nice sözler uydurup Peygamber'in hadisi diye göstermişlerdir. Kimileri de zamanlarındaki bazı ahlaki durumları beğenmeyince hemen bunların kıyamet alameti olduğuna dair hadisler üretmişlerdir. Böylece kocaman hadis literatürü ortaya çıkmıştır. Bunları yeniden Kuran düşüncesiyle karşılaştırılıp sağlamlarını çürüklerinden arındırmak gerekir.

Devamını Oku

Nafilelerin kazası olmaz

24 Haziran 2006

Soru: Bir din bilgini, kendisine yöneltilen, "Yatsı namazından sonra kılınan vitr namazı, farz namazı gibi midir? Yani vitri kılmadan yatsı namazı kılamaz mıyız? Yatsı namazımız kazaya kalmışsa vitri de kaza etmemiz mi gerekir?" şeklindeki soruya şöyle cevap vermişti: "Vitr namazı yatsı namazına bağlı bir namaz değildir. Başlı başına bir namazdır. Ebu Hanife'ye göre vaciptir. Yani mutlaka edası gerekir, farz hükmündedir. İmam Şafii'ye göre pekiştirilmiş sünnettir. Hanefilere göre ameli bakımdan (eylem olarak) farz hükmünde olduğundan kazası gerekir." Bana göre yanlış bilgi içeren bir cevap. Bildiğim kadarıyla Kuran'da namaz için üç vakit belirlenmiştir ve Peygamberimizin uygulaması uyarınca biz bu namazları (cem etmek ruhsatı saklı kalmak kaydıyla) 5 seferde kılıyoruz. Bir namaz ya farzdır ya değildir, "farz hükmünde" namaz ne demektir? En iyi ihtimalle vacip olan bir ibadetin farzlaştırılması bidat ve dinde zorlaştırma değil midir? Farz olan vakit namazlarının vakti geçtikten sonra kazası olur mu? Vitr namazı farz olmadığına göre sonuçta bir nafile namaz hükmünde değil midir? Eğer böyleyse kaza edilmesi ne demektir? (Oğul Sipahioğlu)Vitr namazı sünnettirCevap: Siz düşüncenizde isabetlisiniz ama sözünü ettiğiniz değerli hoca da kendi görüşünü söylememiş, mezhep adamlarının görüşlerini aktarmış, İmam-ı Azam'ın görüşünü esas almıştır. Gerçi İmamı Azam'ın görüşü de aslında tam öyle değildir. Doğrusu, farz olan yatsı namazıdır, ki bu da daha önce iki rekâtken (Kuran'a göre her namaz iki rekâttır) sonra Medine döneminde Peygamberimiz, kendi içtihadıyla kıldığı öğle, ikindi ve yatsı namazlarını dörde çıkarmıştır. Ama asıl farz olan üç vakit sabah, akşam ve gece namazları ikişer rekât olarak kalmıştır. Vitr ise diğer sünnetlerden biridir. Bir de kılınabilir, üç de, beş de... Tekli bir nafile namazdır. Nafilelerin kazası olmaz. Kasten kılınmamış namazların ise zaten kazası yoktur. Çünkü kasten namaz kılmamak çok büyük bir günahtır. Namaza başlayan, sanki yeni dine dönmüş gibi eski yaptıklarından sorumlu olmaz. Kasten kılınmayan namazların günahı ancak tevbeyle affolunur.

Devamını Oku

Bunlar da bilgi kapkaççıları

23 Haziran 2006

"37 yıllık hekimim. Şu anda Göztepe Eğitim Hastanesi'nde klinik şefi olarak bu ülkeme uzman yetiştiriyorum. Yaşadığınız müessif olay, oğlumun da başına geldi. 2003 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi'ni birincilikle bitiren oğlumla gurur duyuyorum. Üç ay uğraşarak mezuniyet tezini hazırladı ancak sınıf arkadaşlarından birisi, "tezini nasıl hazırladın" diyerek kayıtlı CD'sine bakıyor ve tezi kopyalıyor. Ertesi gün ciltletiyor ve kendi teziymiş gibi kürsü başkanına teslim ediyor. Oğlumun tezini vereceği tarihe 3 gün kala bu olay meydana geliyor. Oğlum sinir krizleri geçirdi. Daha sonra ben, annesi ve kendisi bilgisayarların başına geçerek kısa zamanda yeni bir tez yazmak zorunda kaldık. Tabii mükemmel olmadı. Bu tez yüzünden 3.92 olan not ortalaması maalesef 3.82'ye düştü ama yine de birincilikle mezun oldu. Tezi çalan kişi ise ancak bu sene mezun olabildi.Mezuniyet töreninde birinci olmasına rağmen, diploması bir yetkili tarafından kendisine verilmedi. Neyse daha sonra Amerika'ya burslu giden oğlum orada da birinci oldu. Bununu üzerine eğitim gördüğü üniversite yönetimi beni ve eşimi Amerika'ya davet etti. Diploma töreninde hazır bulunduk. Oğlum şu anda Amerika'da bir başka üniversitede doktorasına devam ediyor. Yine okuduğu bölümün birincisi. Ancak 3.5 yıldır Türkiye'ye gelmiyor. Onu ülkesine küstürenler Allah'ından bulsun. Üzülmeyiniz sayın hocam, Allah'ın indinde hiçbir suç cezasız kalmaz. Dr. Yavuz Eryılmaz."Cevap: Dr. Yavuz Bey'e, nazik mektupları için teşekkür ediyorum. Allah doğruların yardımcısıdır. Oğlunuzu tebrik ediyorum. Bu memleket maalesef hırsızlar ve kapkaççılar yurdu haline geldi. Bunların yaptıkları da bilgi kapkaççılığı. Buna benzer nice haksızlıklar oluyor. Sonra bakıyorsunuz beş para etmez bazı şarlatanlar bir yerlere geliyorlar. Çalışan, didinen, üreten, ülkeye katkı yapan insanlar kenarda köşede kalıyorlar. Çünkü onlar şarlatan değiller, doğruluktan ayrılmıyorlar. Kadirleri, değerleri bilinmeyince de bazıları kadirlerinin bilindiği yerlere gidiyor. Orada kabiliyetleri, potansiyelleri ortaya çıkıyor. Amerika'da da hırsızlar, fırsatçılar var ama sistem, haklıyı ortaya çıkanyor, başarıya hakkını veriyor. Ne güzel söylemiş şair:Marifet iltifata tabidir,Müşterisiz meta zayidir.

Devamını Oku

Kuran'da uzaya gitme girişimine işaret edilmiştir

22 Haziran 2006

Soru: Yüce Allah, bu sonsuz evreni yaratmadan önce buna benzer başka evrenler yaratmış olamaz mı? (Ekrem Özbay)Cevap: Allah zaman üstüdür, öncelik sonralık yaratıklara göredir. Allah'ı zaman içinde düşünürseniz hata edersiniz. Zamanı, mekânı O yaratmıştır. Öncelik sonralık zamanlı varlıklara özgüdür. Bizim görevimiz ruhumuzu tasfiye edip olgunlaştırmaktır. Böyle sorular insanı hiçbir yere götürmemiştir ve götürmez de... Şairin dediği gibi: İdrak-i meali bu küçük akla gerekmez Zira bu terazu o kadar sıkleti çekmez.Yüceleri kavramak, yücelere uzanmak bu küçük, kısıtlı aklın işi değildir. Çünkü bu terazi o kadar ağırlığı tartamaz. Bildiğiniz gibi uzay bize sonsuz gelir. Güneş sistemimiz, Samanyolu yıldız kümesinin orta halli bir üyesidir. Bu galakside bundan büyük ve küçük yüz milyarlarca güneş sistemi var. "Göğü sağlam yaptık, biz genişleticiyiz" (Zâriyat: 47) ayetinde uzayın genişliğine işaret edildiği gibi gittikçe genişlemekte olduğuna da işaret edilmektedir. Bilim adamlarının söylediğine göre de uzay cisimleri arasındaki mesafe artmakta yani uzay genişlemektedir.Bu da Kuran'ın bir mucizesidir. Hatta Kuran'da insanların uzaya gitmek için girişimlerde bulunacaklarına da işaret edilmiştir: "Ey cinler ve insanlar topluluğu, göklerin ve yerin bucaklarından geçip gitmeye gücünüz yeterse geçin gidin. Ancak kudretle geçebilirsiniz" (Rahman: 33).Bu ayetlerde dünya hayatından sonra Allah'ın huzurunda hesap vermek üzere duran günahkâr cinlerin ve insanların, o yüce Hakim'in azap kararından kaçıp kurtulamayacakları, göklerin ve yerin uzak noktalarına, derinliklerine de geçip gidemeyecekleri çünkü uzayın derinliklerine ancak kudretle gidileceği anlatılmaktadır. Ayetlerin ilk anlamı bu olsa da insanların da görünmez varlıklar gibi uzayın derinliklerine gitme girişiminde bulanacaklarına işaret edilmektedir.Göğün ve yerin derinliklerine hiç gidilemeyeceği değil ancak güçle, yetkiyle gidilebileceği belirtilmektedir. Saniyede yüz binlerce kilometre süratle hareket eden araçlar da yapılsa yine de insanın, güneş sistemimiz dışına çıkması kolay değildir. Öyle ise aczimizi bilip Yaratan'a teslim olmaktan ve O'nun gücüne hayran kalmaktan başka çaremiz yoktur.

Devamını Oku

"Hiç kimsenin dilediği zaman namaz kılmasına engel olmayın"

21 Haziran 2006

* Dünden devamAbbas oğlu Abdullah'a, Ömer oğlu Abdullah'a ve Abse oğlu Amr'a dayandırılan habere göre Peygamber, belirtilen zamanlarda namaz kılmamayı öğütlediği yahut bu zamanlarda namaz kılmaktan hoşlanmadığı anlatılırken başka bir rivayette ise ibadet için hiçbir zaman sınırlaması bulunmadığı vurgulanmaktadır. Nesai'nin rivayetine göre Hz. Peygamber, "Ey Abd-i Menâf Oğulları, hiç kimsenin, gece gündüz, dilediği zaman, Kabe'yi tavaf etmesine ve namaz kılmasına engel olmayınız" buyurmaktadır. Bu rivayet, bazı vakitlerde namaza kısıtlama getiren öteki rivayetlere aykırıdır. Ayrıca bu kerahet vakti hakkındaki rivayetler Kuran'a da aykırı-dır. Çünkü Kuran'da namaz için bir vakit sınırlaması getirilmemiş, tam tersine güneş doğarken, batarken, namaz kılınması, sabah akşam her zaman secdeye vararak Allah'ın anılması emredilmiştir."Gündüzün iki ucunda (sabah, akşam) namaz kıl" (Hûd: 114), "Rabbini, içinden, yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam an, gafillerden olma" (Araf: 205), "Göklerde ve yerde olanların hepsi, ister istemez Allah'a secde ederler. Gölgeleri de sabah akşam (uzanıp kısalarak O'na secde etmektedirler)" (Ra'd: 15), "(Allah'ın ışığı) yükseltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerdedir. Onların içinde sabah akşam O'nu tespih ederfşanının yüceliğini anar)lar" (Nur: 36).Bu ayetlerde güneş doğarken, batarken her zaman Allah'ın anıldığı belirtilmekte ve Allah'ı böyle ananlar övülmektedir. Rivayetlerde geçen "Güneş, şeytanın iki boynuzu arasında doğar, batar" söylemi bilimsel gerçeklere terstir. Gerçi bunu o zamanlarda şeytana tapıldığı şeklinde mecazi bir söylem olarak yorumlamışlardır ama doğrusu akıl ve gönül Peygamber'in böyle bir ifade kullandığını kabul etmiyor. Zira güneş ne doğar, ne de batar. Güneşin doğup batması, dünyanın, kendi çevresinde dönmesinden kaynaklanır. Ayrıca güneş, öyle şeytanın boynuzları arasına sığacak kadar küçük değildir.Anılan ayetlerin gösterdiği üzere Kuran'da namaz için bir sınırlama konulmaması gerçeğine aykın olduğu gibi ayrıca birbiriyle de çelişkili olan ve bir iki asır, ağızdan ağıza dolaştıktan sonra yazıya geçirilen iki üç kişiye dayandırılmış aktarımlarla din hükmü saptanamaz. Nitekim Hz. Ali, namazgahta, bayram namazından önce namaz kılan bazı kimseleri görünce: "Ben Allah'ın Elçisi'nin böyle yaptığını görmedim" buyurmuş; "Öyle ise niçin men etmiyorsun?" diyenlere, "Namaz kılmakta olan bir kulu men eden adamı gördün mü? (Alak: 10-11) tehdidi altına girmekten korkarım" demiştir (Râzî, Mefâtîh: 30/21).Namaz için kerahet vakti diye bir şey yoktur. Her zaman namaz kılınabilir. Hiç ibadet için kerahet vakti olur mu? "Falana veya filana benzememek için" gerekçesi ise anlamsızdır. Dünyada bu kadar din ve ibadet türü var. Pekâlâ Müslümanların kerahet vakti saymadıkları ibadet zamanlarında da ibadet eden başka din mensupları vardır. Öyleyse onlara benzememek için normal ibadetleri de mi bırakacağız? Hem Allah'a ibadet edenlere benzememek diye bir prensip de yoktur. Çünkü yüce Allah, Hz. Peygamber'e, kendinden önceki peygamberlerin izinde gitmesini emretmektedir (En'âm: 90).Gusülde amaç temizliktirSoru: İş kadınıyım. Aşın olmamak şartıyla diğer çalışanlar gibi bakımlı olmak zorundayım. Gusül abdesti alırken bone takmamda bir sakınca var mı?Cevap: Gusülde bütün vücuda suyun iletilmesi şarttır. Amaç temizliktir. Bütün İslâm geleneği ve din kitapları böyle yazar. Saçların kendisinin değil, altının yıkanması gerekir. Saçlarınızı hiç bozmadan elinizle saç köklerinize suyu ulaştırmanız yeterlidir. Bu gibi şeyler sizin kalbinizin sesine de bağlıdır. Gönlünüz nasıl emrediyorsa öyle yapınız. Peygamberimiz, kişiye önce kendi vicdanına sormasını emretmiştir.

Devamını Oku

Bazı vakitlerde namaza sınırlama getiren rivayetler Kuran'a aykırıdır

20 Haziran 2006

Soru: Güneş doğarken namaz kılmak mekruhtur diye biliyoruz. Bununu sebebinin de çok eski çağlarda insanların, yaşam üzerindeki olumlu etkisinden dolayı güneşi bir tanrı olarak algılamaları, o zaman bunun bir tabiat olayı olduğu bilinmediği için güneşin her doğuşu esnasında minnet duygularını ifade etmek için insanların güneşe tapınmaları olduğu söyleniyor. Böyle yanlış şeylerin meydana gelmemesi için de güneş doğarken namaz kılmanın mekruh olduğunu duymuştum. Eğer sebep bu ise Allah'ın birliğine, ahirete, meleklerine ve peygamberlerine inanan ve güneşin doğmasının bir tabiat olayı olduğunun bilincine varan münevver bir Müslüman'ın tam namaz kılarken güneşin doğması, batması ve buna benzer tabiat olaylarını da yanlış bir şekilde algılamasının mümkün olmayacağını düşünüyorum. Ben sabah namazımı kılarken "acaba güneş şu an doğmakta mı? Ya namaza durduktan sonra doğmaya başlarsa?" diye düşünüyorum. Yani bu konuda tereddütlerim oluyor. Bazen sabah namazı güneşin tam doğuşuna denk gelebiliyor. Burada önemli olan niyet mi? İslâmiyet'te pek çok şeyi bir mantıkla izah etmek mümkün olduğuna göre acaba yanlış mı düşünüyorum? (Erhan Merdioğlu)Abdullah İbn Ömer'e dayandırılan rivayetCevap: Sabah namazının ve ikindi namazının farzı kılındıktan sonra yani güneş doğarken, batarken, bir de öğle vakti güneşin tam ufkun ortasına geldiği zaman nafile namaz kılmanın mekruh olduğunu belirten bazı rivayetler vardır. Şeyh Alî Nâsıf, et-Tâ-cu'l-Câmi'u li'l-Usûl fî Ahâdîsi'r-Resul adlı eserinde bu rivayetleri toplamıştır. Abdullah İbn Abbas'a dayandırılan bir rivayete göre Hz. Peygamber, sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar, ikindi namazından sonra da güneş batıncaya kadar (nafile) namaz kılmaktan men etmiştir.Abdullah İbn Ömer'e dayandırılan bir rivayete göre de Peygamber şöyle demiştir: "Güneş doğarken, batarken namaz kılmaya çalışmayınız. Çünkü güneş, şeytanın iki boynuzu üzerine doğup batar." Bir başka rivayette de "Güneşin kaşı görününce, güneş yükselinceye dek namazı erteleyin, güneşin kaşı kaybolunca, tam batıncaya kadar namazı erteleyin" denilmektedir (Seyhan ve Nesâî). Amr ibn Abse ise şöyle demiş: "Ey Allah'ın Elçisi, dedim, gecenin hangi vaktinde namaz ve dua daha çok işitilir (kabul edilir)? Buyurdu ki: Gece ortasının sonları. O zaman, dilediğin kadar namaz kıl çünkü o vakitte kılınan namaz meşhuddur, mektuptur (melekler o namaza tanık olurlar, onu yazarlar, o namaz gerçekten kılınacak, kabul edilecek namazdır)."Namaz, yapılması gereken bir ibadettir"Sabah namazını kılıncaya dek ibadet et. Sabah namazından sonra güneş doğup bir iki mızrak boyu yükselinceye dek kıs (artık namaz kılma). Çünkü güneş şeytanın iki boynuzu arasından doğar. O zamanda kafirler güneşe taparlar. Ondan sonra dilediğin kadar namaz kıl, namaz meşhuddur, mektuptur. Nihayet mızrağın gölgesi kendisine eşit duruma (yani sağa sola sapmadan tam ortaya gelip kendisine yapışır hale) gelince kıs (o zaman namaz kılma). Çünkü o zaman cehennem iyice yakılıp işitilir, en sıcak hale getirilir. Ve kapıları da açılır.Güneş ufkun ortasından (sağa) kayınca yine dilediğin kadar namaz kıl, namaz yapılması gereken bir ibadettir, melekler ona tanık olur. Ta ikindinin farzını kılıncaya dek. Ondan sonra güneş batincaya kadar kılma. Zira güneş, şeytanın iki boynuzu arasına batar ve kafirler güneşe taparlar" (Müslim ve 4 Sünen). Bir başka rivayette de Hz. Peygamber, cuma günleri hariç diğer günlerde gündüzün tam ortasında namaz kılmaktan hoşlanmazdı. Çünkü o zaman cehennem iyice yakılıp kızdırılırmış. Görüldüğü üzere burada üç rivayet var. Biri Abbas oğlu Abdullah'a, öteki Ömer oğlu Abdullah'a, üçüncüsü de Abse oğlu Amr'a dayandırılmıştır. Yarın: "Hiç kimsenin dilediği zaman namaz kılmasına engel olmayın"

Devamını Oku

Manevi ilim yüce Allah'ın bir lütfudur

19 Haziran 2006

Soru: Halk çırasında çok sayıda bidatlar var. Siz Diyanet işleri Başkanı olduğunuz dönemde bununla ilgili bir çalışma yaptınız mı? Genelge yayınladınız mı? Yazılarınızda zaman zaman "Allah'la kul arasına girilmez" ifadesini kullanıyorsunuz. Aynı zamanda tasavvufun olduğunu yazıyorsunuz. Vahdet-i vücudun olduğunu teyit ediyorsunuz. Marifet ilmini öğrenmek için illa zahiri ilim tahsili yapan biri mi olmak lazım? Mesela bir fırıncı, bir çoban, bir demirci, bir işçi marifet ilmini bilemez mi? Bunu başkalarına öğretmesi, Allah'la kul arasına girmek mi olur? Vahdet-i vücutta Allah ve kuldan bahsetmek ikilik olmaz mı? Hocam siz, insanları aydınlatıyor, onların problemlerine çare oluyorsunuz. Bu durumda Allah'la kul arasına girmiş olmuyor musunuz? (Halis Aktaş)Cevap: Allah ile kul arasına girmek kimsenin haddi değil. Çünkü Allah, her kuluna kendi can damarından daha yakındır. Böyleyken ben nasıl Allah ile kul arasına girebilirim? Peygamber de Allah ile kul arasına girmez. O da diğer insanlar gibi Allah'ın kuludur. Allah değil, yardımcısı da değil. Allah'ın yardımcısı yoktur. Ben neyim? Ben öğrendiğim Kuran'in içeriğini insanlara öğretiyorum. Aracı değil, öğreticiyim. Mürşit de Allah ile kul arasında aracı değil, öğretendir. Aracı dediğin zaman işte o şirk olur. Aracı tanrılar yoktur. Vahdet-i vücut meselesi ise bir felsefedir.Manevi ilim, Allah'ın lütfudur. Çalışmayla elde edilecek bir şey olmadığı gibi zahiri ilimlerde yetişmiş olmak da bu ilmin verilmesinin şarti değildir. Ama mürşit olmak, başkalarını yetiştirmek için din ilimlerini bilmek gerekir. Din ilimlerini bilmeyen çoban, veli olabilir ama mürşid-i kâmil olmaz. Çünkü insanları doğruya yönlendirmek için dini kriterleri, ölçüleri bilmek gerekir. Onun için tasavvuf silsilesinde din ilimlerini iyi bilmeyen insanlara mürşitlik görevi verilmemiştir. Bu konuda Seri'nin, henüz çocuk olan Cüneyd'e söylediği şu söz çok önemlidir: "Allah seni bir mutasavvıf hadisçi değil, hadisçi bir mutasavvıf yapsın."Siz bana böyle itiraz soruları yöneltmek yerine önyargısız olarak yazılarımı okuyup özümserseniz hem feyziniz artar hem de İslâm'ı öğrenmiş olursunuz. Böyle itirazlar sizi hiçbir yere götürmez. Çünkü bunlar "ene"den gelir, yani ben duygusundan. Benlik gururdur, kibirdir. Sakın mürşitleri aracı kabul etmeyin, şirke girmiş olursunuz. Kendisini aracı gösteren insan da asla Peygamberimizin yolunda değildir. Çünkü bu, Peygamberimizin ömür boyu mücadele ettiği şirkin ta kendisidir. Düşüne düşüne Kuran'ı bir okuyun bakalım Arap müşriklerinin inancı neydi? Tasavvuf var ama şimdilerde bu, tam Arap müşriklerinin inancı ve uygulaması durumuna getirilmiştir. Böyle tasavvuftan Allah'a sığınırız. Biz Çüneyd'in, Şulemi'nin Gazali'nin tasavvufunu benimsiyoruz. Tevhit her şeyin başında gelir. Allah bizi tevhitten ayırmasın.Kalbinize sahip olunSoru: Düğünlerde kadınla erkeğin ele-le halay çekmeleri haram mı? Size böyle bir soruyu yöneltmek zorunda kaldım çünkü yaşadığım yerde bu durum bir problem haline geldi. Düğünlerde kadınlar ayrı, erkekler ayrı halay tutuyor. Güya kadınla erkek el ele halay tuttuklarından zina sayılıyormuş. Bu nasıl bir zihniyet? (Emin Tarfan)Cevap: Birbiriyle evlenmesi haram olan erkek ve kadının yani erkek-kız kardeş, ana-oğul gibi insanların elele halay çekmelerinde elbette bir sakınca yoktur. Bu ne sevaptır, ne günahtır, sadece mubahtır. Nikâh düşen erkekle kadının elele tutuşup halay çekmelerini zinayla eş tutmak aşırılıktır. Zina, belli olan eylemdir. Ayrıca kadınla erkeğin tokalaşmaları haram değildir. Çünkü Peygamberimiz birkaç kez erkeklerden bey'at aldığı gibi kadınlardan da bey'at almıştır. Bu, kadınla erkeğin toka yapmalarının caiz olduğunu gösterir. Elele tutuşup halay çekmek ayrı bir şeydir, işin özü, kişinin kalbine sahip olması gerekir. Duyguları bozacak eylemlerden uzak durmak en ihtiyatlı yoldur.

Devamını Oku