Soru: Bir gazetede, Hazreti Muhammed'in mezarının hacda bile gösterilmediğini, dua etmeye gidenlere, orada bulunan görevlilerin müdahale ettiğini yazıyordu. İnsanların tapınmasını önlemek için Hz. Muhammed'in resminin olmamasını anlıyorum. Acaba aynı mantık bunda da mı geçerli? Bir de Sakak Şerif'in kaçırılıp DNA testine tabi tutulması durumunda ne gibi sorunlar ortaya çıkabilir?Cevap: Suudiler, taştan topraktan medet ummayı şirk kabul ederler. Hz. Peygamber'den bir şey istemek, dilekte bulunmak da şirktir. Ama Peygamber'in kendisine rahmet dilemek güzeldir. Hacılar, demir parmaklıklara ellerini sürdükleri için polis engelliyor. Yoksa Peygamber'in karşısına geçip saygı göstermeye kimse sesini çıkarmaz. Sakal-ı Şerif ziyareti İslâm'ın tevhit inancına aykırı görünmektedir. Sakal-ı Şerif'in de gerçekten Peygamber'in sakalı olduğu da kuşkuludur. Fakat ne olursa olsun, insanlar onu Peygamber'in sakalı biliyor ve o niyetle sevgi, saygı gösteriyorlar. Kutsallaşan Sakal-ı Şerifi DNA testine tabi tutmasını doğru bulmam. Bu tür testlerden yanlış sonuçlar çıkabilir. Bu girişimler batıldır. Kutsala dokunmamak gerekir. İnsanların inancını sarsmaya kimsenin hakkı yoktur.Kuran hiçbir eşyaya kutsallık vermemiştirSoru: 17 yaşındaki yeğenim, üzerinde "dua" yazılı kolyesini sürekli taktığında manevi bir huzur duyuyor. Kendisinin, "özelliği olan bu kolye boynumdayken lavaboya gittiğimde günah işlemiş olur muyum? Yoksa kolyeyi çıkartmalı mıyım?" sorusunu yanıtlayamadım. (Prof. Dr. A. Kevser Aydın)Cevap: Yeğeninizin kolyesini çıkarmasına gerek yok. Kolye dediğiniz şey insanların yaptığı bir maden ve yine insanların yazdığı dini bir yazı. Bizzat Allah'ın eliyle yapılmış olan bedenle lavaboya gitmekte sakınca yok da insan eliyle yapılan şeyle gitmekte mi sakınca var? Bu tür değerlendirmelerin dinde yeri yoktur. Ne Kuran-ı Kerim, ne de Peygamberimiz herhangi bir eşyaya kutsallık vermemiştir. Kuran'a ve ayetlere elbet saygımız var ama nesneye değil, ruhuna, emirlerine saygılı olacağız. Emrini nehyini tutacağız, Müslüman gibi Müslüman olacağız. Bu ne demek biliyor musunuz? Melekler gibi birer insan olmak demek.
Soru: 25 yaşında bir genç kızım. Namaza yeni başladım. Ancak namaz kitabına bakarak kılıyorum. Bazı yerlerde bu şekilde kıldığım namazın geçerli olmadığını, daha önce kılınmayan namazların muhakkak kaza edilmesi gerektiğini okuyunca açıkça söylemem gerekirse hevesim kırıldı. Onca yılın kazasını nasıl kılarım? Sabah namazına ezanla birlikte kalkamıyorum. Sonra kazasını kılsam kabul olur mu?Cevap: Peygamberimizin, "Kolaylaştırın, güçleştirmeyin, müjdeleyin ürkütmeyin" buyurmasına karşın, sanki dini zorlaştırıp mümkün olduğunca çok insanı cehenneme gönderme görevini üstlenmiş kişilerin sözlerine bakmayınız. Bu tip insanlar için bakın şair ne demiş:Fazl-ı Hak yok mu ki hep dûzah ileHalkı itizara giriştin vaiz?Doldurup ibadullahı nâr-i cehîmeSonra sen Adne sıvıştın vaiz.Manası: Allah'ın lütfü, keremi yok mu ki sen sürekli cehennem azabıyla insanları korkutup duruyorsun? Allah'ın kullarını cehenneme doldurduktan sonra sen gizlice cennetin en yüksek makamı olan Adn'e kaçıyorsun!Namaz manevi temizliktirPeygamberimiz döneminde yıllarca kılınmamış namazların kazası diye bir şey söz konusu olmamıştır. Namaz manevi bir temizlenmedir. Nasıl eskiden yapılmamış temizlenmelerin kazası olmazsa manevi temizlik olan namazın da kazası olmaz. Kılarsan temizlenirsin, kılmazsan ruh halin öyle kalır. Tevbe ile namaza başlayıp da bir kez aşk ile "Allah" dersen, bütün günahların güz yaprağı gibi dökülür, manen arınırsın. Siz namazınıza devam edin.Gönülden, içtenlikle kılınan namazlar kabul olunur. Kimin namazının kabul olup olmayacağını da yalnız Allah bilir. Mantık ve bilgi yoksunu insanların yorumları, dini güçleştirdi ve birçok kişiyi dinden soğuttu. Siz onlara bakmayın, Allah size sizden yakındır. Kıldığınız namazdan, yaptığınız ibadetten zevk alıyor, huzur duduyorsanız bu demektir ki Allah sizin namazını kabul etmiştir. Huzursuz yapılan ibadetten hayır çıkmaz.Sabah namazını ezanla kılamadığınız takdirde uyanınca kılarsınız. Peygamberimiz de bazen yorgunluk dolayısıyla güneşten sonra uyanmış ve namazını kılmıştır.
Soru: Dinde her hangi bir tarikata veya mezhebe girme konusunda hüküm var mı? Namazda rükûa ve secdeye varmadan önce elleri omuz hizasına kaldırmak doğru mu? Bazıları farz namazından sonra dua edip ellerini ters çeviriyor. İslâm'da öyle bir şey var mı? Yoksa bu bidat mı? (Elnur Halilov)Cevap: Tarikatlar, Hz. Peygamber'den üç dört asır sonra doğmuştur. Öyle ise dinde nasıl bir tarikata veya mezhebe girme şartı olsun? Elleri omuz hizasına kaldırmak sünnet, hatta vaciptir. Ama tekbir almak farzdır, namazın bir rüknüdür. Dua ederken elleri ters çevirmek yağmur duasında yapılır.Arsanın zekâtı ödenen vergisidirSoru: Kirada oturuyorum ancak küçük de olsa bir arsam var. Acaba bu arsanın değerinin kırkta biri kadarını zekât vermem gerekiyor mu? (Özgür Aslan)Cevap: Arsanın zekâtı, devlete ödediğiniz emlak vergisidir. Ayrıca işletilen toprağın kendisine değil, ürününe zekât düşer. Bunların zekâtı öşür'dür (1/10). Bunu da devlet alır. Yani devlete verilen ürün vergisi zekâttır. Arsa, bina gibi emlağın zekâtı olmaz. Şayet bunlar ticaret içinse ödenen emlak vergisi zekât yerine geçer. Boş toprağın zekâtı yoktur.Adak orucu vaciptirSoru: 5 yıl önce adadığım 30 günlük orucun ancak 10 gününü tuttum. Sağlığım açısından bir engelim yok. Fakat kendimde Ramazan ayı dışında oruç tutacak iradeyi bulamıyorum. Ramazan orucunu adak orucu niyetiyle tutabilir miyim? Bu olmazsa 20 günlük orucuma karşılık bir fakire sadaka versem adağımı tamamlamış olur muyum?Cevap: Ramazan orucu, adak orucu yerine geçmez, ayrıca Ramazan'da başka bir oruç tutulmaz. Adak orucu vacip, Ramazan orucu farzdır. Adak, Ramazan'dan önemli olamaz. Ancak siz adak orucunu tutamayacak durumda iseniz, oruç yerine fakire her gün için bir fidye olmak üzere 20 fidye, kanaatime göre 200 YTL verirsiniz.Allah'ın şanı yücedirSoru: "Subhanallahi ve bihamdihi subhanallahil-azim"in anlamı nedir? (N. Karlıova)Cevap: Tespihin anlamı şudur: "Şanı yüce Allah'ı övgü ile tespih ederim, O'nun ululuğunu anarım. Ulu Allah'ın şanı yücedir."
Soru: Gazetelerde bir ilahiyatçı profesörün, "organ bağışı caiz değildir" diye fetva vermiş olduğunu okudum. Bu konuda bir yazı yazarsanız on binlerce böbrek hastasının yüreğini soğutur, duasını alırsınız. (Ender Özmen)Cevap: Arşivime baktım, 5 Nisan 2003, 19 Mayıs 2003 ve 24 Ekim 2005 tarihlerinde bu konuyu yazmışım. Bunlardan birinde, "Organ bağışının dinimiz açısından herhangi bir sakıncası var mı? Gözlerimi bağışladığımda ahirette gözlerim, kendi gözlerim olarak mı kalacak?" şeklindeki soru üzerine şu cevabı vermişim: Organ bağışının sakıncası yok, tam tersine sevabı vardır. Kuran bir canı kurtaranın, bütün insanları kurtarmış gibi değerli bir iş yapmış olacağını vurgulamaktadır. Ahiretteki göz, bu dünyadaki göz olmayacak. Bu dünyada bağışladığın göz, sonunda çürüyecek. Bağışlamasan senin toprağa giren cesedinle birlikte çürüyecek. Bağışlasan, o bağışladığın kişi öldüğü zaman onun cesediyle birlikte çürüyecek. Ama insanın benliği, ruhudur. Ruh ölmez. Ölen bedendir. Beden öldüğünde ruh, kafesinden kurtulmuş gibi serbest kalır. Ruh gözü vardır. Ona basiret denilir. İnsan bedeninden ayrıldıktan sonra artık bu bedensel, fiziksel göze, organlara ihtiyacı kalmaz. Onun çok daha güzel, yoğunluksuz, şeffaf organları, gözü kulağı vardır. Cenabı Hak bir ayette: "Bize geldikleri gün ne güzel işitir, ne güzel görürler. Ama o zalimler, bugün apaçık sapıklık içindedirler" (Meryem: 38) buyurmaktadır. Asıl gerçekleri gören göz ahiret gözü, yani ruh gözüdür.Bir başka soruya verdiğim cevap şöyle: Bazı hocaların televizyon ekranına çıkıp organ naklinin, kan vermenin caiz olmadığını söylemeleri ve bu kişisel görüşlerini Kuran ayetlerine dayandırmalan cidden gariptir. Bu tür konuşmalar, toplum sağlığına olumsuz etki yapar. Organ nakli niçin caiz olmasın? Kişi kendi evladı yahut bir yakını için böbreğinden birini verir. Bazı evlatlar da baba veya annelerini yaşatmak için karaciğerinden parça veriyorlar. O sayede karaciğer nakli yapılmış olan kişi yaşıyor. Kişi, ölümü halinde organlarını bağışlayabilir. Beden kendi bedenidir. Allah'ın ona lütfettiği bir varlıktır. Ölümü halinde zaten toprak olacak bazı organlarını bağışlayabilir. Nasıl malını bağışlıyorsa organını da bağışlar. İnsanda beyin ölümü gerçekleşince organ nakli yapılır. Ayetleri tevil ederek bunun caiz olmadığını söylemek, kendi kendine din hükmü koymaktır.
Bana gelen bir maili sizlerle paylaşmak istiyorum: Yabancı bir ülkenin kralı, dönemin Osmanlı padişahına kıymetli mücevherlerle süslü bir sandık hediye gönderiyor. Sandık açılıyor. İçinden çeşit çeşit değerli taşlar, kıymetli atlaslar, kadife kumaşlar çıkıyor. Bu arada etrafa pis bir koku yayılıyor. Herkes burnunu tıkıyor, sandığın en altındaki bohçanın içinden insan pisliği çıkıyor. Padişah hemen emir veriyor: "Herkes iyi düşünsün. Buna ince bir şekilde cevap vermemiz gerekiyor." Sonunda çözümü de kendisi buluyor.Padişah, değerli mücevher ve kumaşlarla süslü bir sandık hazırlatıyor. İçine gül kokulu en nadide lokumlardan bir kutu koyduruyor. Kutunun içine de üzerinde bir cümlelik yazı olan kağıdı iliştiriyor. Ve sandık gönderiliyor. Kral sandığı açıyor. Etrafa güzel bir koku yayılıyor. Kral, sandığın dibinde gördüğü kutuyu açınca lokumları görüyor. Önce Osmanlı elçisine sonra da orada bulunan kendi adamlarına ikram ediyor. Bu sırada kral, lokum kutunun altındaki kağıdı görüyor ve açıp okuyor: "Herkes yediğinden ikram eder."Aşırıya kaçmayınSoru: Parfüm sıkmak orucu bozar mı?Cevap: Oruçluyken parfüm kullanmanızın bir sakıncası olmadığı gibi güzelleşmek amacına yönelik normal makyajınızın da zararı yoktur. Hoca taslakları, hayvanların doğasını bozucu davranışları yapanların lanetleneceklerini bildiren ayeti, insanların güzelleşmek için yaptıkları makyaja yükleyerek yanılmaktadırlar. Makyaj kadının ihtiyacıdır. Allah sevgisi gönlünüzde olsun, aşırıya kaçmadan istediğiniz gibi makyaj yapabilirsiniz. Sünnet operasyonu da bir çeşit estetik eylemdir ama İslâm'ın olmazsa olmazlarından biri halini almıştır.Allah'a bağlanınSoru: İnsanlar neden medyumlara ve büyüye bu kadar önem veriyor?Cevap: Geleceği, gizliyi Allah'tan başka kimse bilmez. Medyuma da inanma, büyücüye de... Kuran'a göre yaşa yeter. Allah'a sığındıktan sonra hiçbir şey zarar vermez. İnsanlar nedendir bilmem, hep bu büyü, medyum işlerine merak sardılar. Nedir bunlar, tanrı mı? Neden bunlara değer veriyorsunuz? Bu konularda geniş bilgi için "Soru ve Cevaplarla İslâm" adlı üç ciltlik kitabımı okuyabilirsiniz. Orada bunlarla ilgili daha önce gelmiş soruların yanıtlarını bulacaksınız. İşin özü Allah'a bağlanmak ve O'nun kaderine teslim olmaktır.
Soru: Çevremdeki bazı kişiler tuvalete ya da başka bir yere tükürmenin günah sayılacağını söylüyor. Bunun sebebi de tükürüğün nimet olmasıymış. Bu doğru mu?Cevap: Bu tür sözler ve düşünceler saçmadır. Nimet olmayan ne var ki? İdrar da nimettir. Çünkü idrar olmasa insanın yaşaması mümkün değildir. Dışkı da bir bakıma nimettir çünkü dışkı olmasa insan zehirlenip ölür. Her canlının tüm fonksiyonları nimettir. Nefes alma ve verme nimettir. Nefesle bedene oksijen gider, nefes vermeyle zehirler dışarı atılır. En büyük nimet nefes alıp vermedir. Kanuni, bir nefes alıp vermenin en büyük devlet ve nimet olduğunu vurgulamıştır.Nefes alıp verme nimet diye tuvalete gitmeyelim mi? İnsanlar kendi kendilerine din hükmü koyamazlar. Dinde tükürüğün tuvalete atılmayacağı diye bir hüküm yok. Zaten buğdaya, diğer besin maddelerine dinde kutsallık değeri verilmemiştir. Bu değerler bizim geleneklerimizden kaynaklanır, dinden değil. Dinde günah olan eylemler belirtilmiştir. Nedir onlar? Zina etmek, içki içmek, domuz eti yemek, dedikodu yapmak, kıskançlık vs... Bunun dışında bir günah yoktur. Var diyen dine iftira etmiş olur. Hele o kişinin kendi kendine hüküm çıkarması da dine en büyük iftiralardan biridir."Aldığım tazminatın zekâtı olur mu?"Soru: 5 yıl önce bir iş kazası nedeniyle sağ elimin 3 parmağı koptu. Mahkeme bana 35.000 YTL tazminat verilmesine karar verdi. Ancak yasal faizleriyle birlikte 105.000 YTL aldım. Bu para helal mi? Zekâtı olur mu?Cevap: Bu para helaldir. Aldığınız miktar, sizin zorunlu ihtiyaçlarınızdan fazla ise ve üzerinden bir yıl geçtiği halde hâlâ para elinizde duruyorsa o zaman bunun 40'ta birini zekât olarak vermelisiniz.Bir okur mektubu"Sayın Hocam, sizi gazetedeki yazılarınızdan takip ediyorum. Dinimiz hakkındaki yorumlarınız ve bilginiz önünde saygıyla eğiliyorum. Ben, sizin yazılarınızı okumadan önce İslâmiyet ve ibadetle ilgili kendimce size benzer düşüncelerim vardı. Sizin yazılarınızı okudukça hem kendi düşüncelerimin doğru olduğunu anladım hem de yorumlarınızla dinimiz hakkında bilgimi arttırdım. Size çok teşekkür ederim. Saygılarımla... Ali Saklamaz/İzmir."
Soru: Okuduğum Türkçe çeviride, Bakara suresi 230. ayette, içerik olarak şunu yazıyor: "Erkek kadını boşarsa artık bundan sonra başka bir eşle nikâhlanıncaya kadar ilk erkeğe helal olmaz." Bundan anlaşılan erkekle kadın boşandıktan sonra kadın başka biriyle nikâhlanırsa daha sonra ilk erkeğe helal olur. Şimdi boşanıp da bir veya iki yıl sonra tekrar pişman olup evlenen insanlar biliyorum. Bunlar birbirlerine helal değil mi? Eğer doğruysa sadece şekil olarak nikâh yapmak yeterli mi yoksa gerçekten başka biriyle kan koca olmaları mı gerekiyor? (Hüseyin Onsal)Cevap: Kocasından kesin olarak ayrılmış olan kadın, bir başka erkekle evlenip ondan boşanmadıkça ilk kocasına helal olmaz. Bunun nedeni, ikide birde karısını boşayıp bir süre sonra dönen, ona ne kocalık yapan ne de özgürce hareket etme fırsatı veren erkekleri bundan alıkoymaktır. Erkek ancak iki kez boşama hakkına sahiptir. Her boşamada üç ay içinde karısına dönebilir. Ama üç ay geçtikten sonra artık kesin ayrılık olur. Kadının rızası olmadan dönemez. Amaç belli. Kadının özgürlüğünün daha fazla kısıtlanmaması.Benim kanaatime göre boşanmış olan eşler, karşılıklı rıza ile birbirlerine dönebilirler. Gerçi bunu fıkıh kitapları kabul etmiyor ama ben Bakara Suresi'nin 232. ayetinden bu hakkın verildiği kanaatini ediniyorum. Çünkü ayet kadının velilerine hitaben şöyle buyuruyor: "Kadınları boşadığınız zaman bekleme sürelerini bitirdiler mi, kendi aralarında güzelce anlaştıkları takdirde (eski) kocalarıyla evlenmelerine engel olmayın. Bu, içinizden Allah'a ve ahiret gününe inanan kimseye verilen öğüttür. Bu, sizin için daha iyi ve daha temizdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz." Kuran'ın amacı, aile düzenini sağlamak, karşılıklı olarak hakları korumaktır, insanların işini zorlaştırmak değildir.Namazda verilen selamın anlamıSoru: Namaz bitiminde neden selam veriyoruz? Verilen selamın, namazın sona ermesinden başka bir anlamı var mı?Cevap: Namazı bitirirken sağımızda bulunan meleklere, cemaate, herkese ve solumuzda bulunan tüm varlıklara selam verilerek onlara esenlik dilenir. Yüce Allah'a hamd ile namaza başlar ve herkese esenlik dileyerek namazdan çıkarız.
Soru: Kuran'da birçok ayette Hz. Musa ve Hz. isa'dan söz edilirken namaz bahsinin geçtiğini gördüm. Hatta yanlış hatırlamıyorsam bu peygamberlerin namaz kıldıkları söyleniyordu. Namaz, Peygamberimize Miraç'ta hediye edildi diye biliyordum. Gerçekten islâmiyet'ten önce de namaz var mıydı? Varsa neden Yahudilik ve Hıristiyanlık'ta bu ibadet günümüze kadar gelmedi?Cevap: Meryem Suresi'nin 31'inci ayetinde Hz.İsa'nın henüz çocukken şöyle dediği anlatılmaktadır: "Beni bulunduğum her yerde yararlı kıldı. Sağ olduğum sürece bana namaz kılmayı, zekât vermeyi emretti." Hz.İbrahim de, "Rabbim beni namazını kılar yap" diye dua etmiştir. Bunlar Kuran ile sabit şeylerdir. Namaz bütün ilahi dinlerde vardır. İslâm'dan önce Araplar'da da vardı. Maun Suresi'nde huzursuz, gafletle namaz kılan, gösterişçi cahiliyye Araplarının davranışları kınanmaktadır.RİVAYET DOĞRU DEĞİLNamazın Miraç'ta hediye edildiği sözü doğru değildir. Maalesef İslâm'ın, kendisinden önceki kültürle ilgisini tamamen kesmek için bu tür rivayetler üretilmiş ve sağlam dediğimiz kitaplara da girmiştir. Ama Kuran ile karşılaştırıldığında bu rivayetlerin çürüklüğü ortaya çıkar.Namaz, İslâm'ın başından beri vardır. Hatta İslâm'dan önceki dönemlere kadar uzanır. Halbuki bu Miraç rivayetinde, Bakara Suresi'nin son iki ayetinin de Miraç'ta doğrudan vahiyle Hz. Muhammed'e verildiği anlatılır. Bakara Suresi'nin tamamı Medine'de inmiştir, hiçbir ayeti Mekke'de inmemiştir. Öyle ise Bakara Suresi'nin son ayetlerinin Miraç'ta verildiği rivayeti de doğru değildir.DEĞİŞİMLERE UĞRADIYahudilik'te ve Hristiyanlık'ta namazın olmadığı sanısı da doğru değildir. Yahudilerde günde beş vakit namaz vardır. Tabii şeklinin biraz farklı olması önemli değil, önemli olan Allah'ı anmak üzere bir ibadetin yapılmasıdır. Hristiyanlık'ta da namaz vardı. Bochum'da tanıştığım dindar bir Hristiyan'a sordum, her gün üç vakit ibadet yaptıklarını söyledi. Ancak Hristiyanlık çeşitli mezheplerle hayli değişimlere uğradı. Pazar günkü toplu ayin onlarda önemlidir. Güney Anadolu ve Suriye'de bulunan Süryanilerde aynen bizde olduğu gibi beş vakit, hatta yedi vakit ibadet vardır.