Peygamberin, "İhtilaf ümmeti rahmetim: Ümmetimin ihtilafı rahmettir" dediği kaynaklarda vardır. Fakat bu rivayetin uydurma olduğu görüşü ağırlıklıdır. Zaten uydurmalığı, Kuran'a ters düşmesiyle anlaşılır. "Rabbin dileseydi, insanları bir tek ümmet yapardı. Ama ihtilaf edip durmaktadırlar. Yalnız Rabbinin acıdıkları (bu ihtilafın dışında kalmışlardır). Zaten (Allah) onlan bunun için yaratmıştır. Rabbinin, Andolsun, ben cehennemi hep cinlerden ve insanlardan bir kısmıyla dolduracağım' sözü tam yerine gelmiştir" (Hûd: 118-119).Ayette buyurulduğu üzere Allah dileseydi, insanların hepsini bir tek millet yapardı. Onlan bir tek düşünce ve inançta birleştirirdi. Fakat bunu dilemedi, insanlan serbest bıraktı. İnsanlar ayrılığa düştüler. Düşünce farklılıktan, inançlarda da ayrılığa sebep oldu. Yalnız Allah'ın acıdığı kimseler ayrılıktan uzak, dinin özüne sadık kaldılar. Tevhit çizgisinde kalıp birliği korudular. İnsanların ihtilafı (düşünce ayrılığı) doğaldır. Düşünce aynlığı, düşünsel gelişmeye, aydınlanmaya kalkınmaya yardım eder ama dinin özünde fikir ayrılığına düşmek bölücülüğe, çeşitli mezheplerin türemesine ve ileri boyutlara vardığında kavgalara neden olur. imam Fahreddin Razi, "İnsanların ihtilafı, birbirleriyle vuruşmalarına neden olmuştur. Kavga, savaş dinde ihtilaf yüzünden doğar" demiştir. Bölünmelere, kavgalara yol açtığı için dinde ihtilaf değil, birlik aranır.A'râf: 168-169, Meryem: 37, Zuhruf: 65. ayetlerde dinde ayrılığa düşenler kınanmakta, Müminun 51-56. ayetlerde de insanlar, peygamberlerin getirdiği tevhit çizgisinde birliğe çağrılmaktadır. Kuran, ihtilafı bu denli kınarken Hz. Peygamber'in, "Ümmetimin ihtilafı rahmettir" demesi Kuran'a uygun düşmez. Dördüncü Halife İmam Ali ile ona karşı çıkan Muaviye arasındaki ihtilafın, Müslümanlara rahmet değil acı getirdiği, hâlâ birçok Müslümanı yüreğinden yaralayan olaylara neden olduğu herkesçe bilinmektedir. Söz konusu rivayetin zayıf olduğunu belirtmiştik. Kaldı ki eğer gerçekten Peygamber sözü ise bundan kasıt, dinin özünde ayrılık değil, yeni olaylar karşısında fikir belirtme özgürlüğüdür.Müslümanlar arasında bölücülük yapmak, Müslümanların birliğini bozmak elbette doğru değildir. Fakat bu ayetler içtihat yapmaya engel değildir. Çünkü içtihat, Müslümanları bölmek için değil, hükmü açık olmayan sorunlarda, dinin hükmünü ortaya çıkarmak için yapılır. Kişisel kaprisle değil, kitap ve sünnetin özünden sapmamak şartıyla çaba harcanarak yapılan içtihat, ümmet için rahmettir.
Maalesef İslâm âlemi bir türlü kargaşadan, saldırıdan, zulümden kurtulamıyor. Bu günlerde İslâm coğrafyasının merkezi olan Ortadoğu'yu yine savaş ateşi sarmış durumda. İsrail saldırıyor. Bu saldırılar yüzlerce masum insanın, zavallı çocuğun canına mal oluyor. Lübnan'ın alt yapısı tamamen yıkıldı. Filistin'de bir noktaya kadar getirilmiş olan barış çabaları yok olup gitti. İsrail'in ölçüsüz saldırı iştahına en çok korumasız halk maruz kalıyor. Elbette şiddet, karşı şiddet doğurur. Saldırı terör doğurur.Nereye gidiyor insanlık, hür dünya neden bu insanlık dışı saldırılara bir türlü "dur" demiyor? Hep güçlü mü haklı olacak? Hep güçsüzlere mi yüklenilecek? Hani ya BM! Haksızlıkları önlemek için kurulmuştu? Nerede hak ve adalet?İsrail'in dengesiz gücü, İslâm âleminde özellikle Arap âleminde önüne geçilmez bir Yahudi düşmanlığını beslemektedir. Kuran'da ırk düşmanlığı yoktur. Din düşmanlığı da yoktur. Haksızlığa, saldırıya düşmanlık vardır. Kuran, ırk olarak Yahudileri kınamaz. Ama dini dünyaya alet eden çıkarcı, saldırgan insanları kınar. Bütün kitap ehlinin bir olmadığını, Musa'nın kavmi içinde de Hakk'a uyan, Hak ile adalet yapan bir topluluğun bulunduğunu ama çoklarının da yoldan çıktıklarını, yanlış işler yaptıklarını belirtir.Kuran'da örnek olarak anılan peygamberlerin büyük çoğunluğu Yahudi kökenlidir. İbrahim hem Yahudilerin hem Arapların atasıdır. İshak, Yakup Yahudilerin atasıdır. Eyyüb, Musa, Harun, Süleyman, Davud, Zekeriyya, Yahya, İsa vb. ve daha Kuran'da anılan birçok peygamber hep Yahudi kökenlidir. Kuran'da bu peygamberler anıldıktan sonra Hz. Peygamber'e onlann izinde gitmesi emredilmektedir. Lanetli ırk bu kadar peygamber yetiştirmez.Bu kadar peygamber yetiştirmiş olan İsrail milleti, şimdi niçin merhameti, adaleti bir kenara bırakıp bu kadar masumun kanına giriyor? Biz bunun sebebini, dinin ruhu olan merhamet ve adalet duygusundan uzaklaşıp dünya hırsına kapılmakta, dünyaya egemen olma tutkusunda buluyoruz. Ama ilahi adalet er geç yerini bulur. Zalimler akıttıkları masum kanları içinde bir gün boğulabilir.Zalimlere bir gün dedirir kudret-i Mevlâ Tallahi lekad âserekellahu aleynâ.
Ay Takvimi'ne göre Recep ayının ilk cuma gecesine Regaip Gecesi denilir. Regaip, arzu edilen şeyler demektir. Yüzyıllardan beri bu gece, Hz. Peygamber'in bazı özel lütuflara ve tecellilere erdiği kanaatiyle kutlanmaktadır. Ancak Kadir Gecesi hariç diğer gecelerin özel biçimde kutlanması, Hz. Peygamber'in uygulaması değildir. Kuran'ın tanıklığıyla Hz. Peygamber, her gecenin yansından çoğunu, yarısını veya en az üçte birini ibadetle geçirirdi ama yorulunca da uyur, ne dinde, ne de herhangi bir işte aşırılıktan hoşlanmazdı.Kandil gecelerinde ibadete daha çok yoğunlaşma gelenek halini almıştır. Bu münasebetle ibadetin ruhu olan tebettülden söz etmek istiyorum: Tebettül, ibadete yoğunlaşmak, dünya tutkusuyla ilgiyi kesmek demektir. "Rabbinin adını an ve tam anlamıyla O'na te-bettül et" (Müzzemmil: 9) ayetinde, Hz. Peygamber'in şahsında inanan kula, bütün gönlüyle Allah'a yönelmesi emredilmiştir.Çünkü "Kabul görecek, yarar sağlayacak dua, O'na yapılan duadır. O'ndan başkasına yönelmenin, yalvarmanın hiçbir yararı yoktur. O'ndan başkasına yalvaran kimse, ırmağın kıyısında ellerini suya uzatanın durumuna benzer. Susuz kimse, suya elini daldırmadıkça su, nasıl elini uzatanın ağzına varmazsa, Allah'tan başka şeylere yalvaran da yalvardıklarından bir hayır görmez" (Ra'd Suresi: 14).Halis ibadet, karşılık beklemeden yapılan kulluktur. İbn Kayyim'in dediği üzere ibadetten karşılık beklemek, kulu, ücret için çalışan ve ücretini alınca giden işçi durumuna düşürür. Ama ücret için değil, sırf efendisine hizmet için çalışan kul, isyana düşmedikçe efendisinin kapısından ayrılmaz. İnsan ruhu için en büyük şeref, Allah'a, zoraki değil, gönülden ve sevgiyle kulluk etmektir. Gerek bilgi, gerek zevk ve hal bakımından Allah'a gönülden, sevgiyle itaat eden kul, tebettül makamına ulaşmış olur (Medâricu's-sâlikîn: 2/29-32).İşte bu makama ulaşan insanlar, çevrelerine gazap, düşmanlık, öfke değil rahmet, şefkat ve ışık saçarlar. Ah! Her insan birazcık Allah korkusu ve ahiret ağırlıklı yaşasa dünyaya huzur gelir, barış gelir, kardeşlik gelir. Ama olmuyor, dünya tutkusu ağır basıyor ve kavgalar, savaşlar, rüşvetler, kayırmalar, hortumlamalar, organ ticaretleri, tecavüzler, ardı arkası kesilmez yolsuzluklar, arsızlıklar ve hırsızlıklar!
Bugün bütün İslâm âleminde üç aylar başlıyor. Ay'ın dünya çevresinde dolaşımına göre düzenlenmiş olan Ay Takvimi'nde aylar; Muharrem, Safer, Rebiulevvel, Rebiulahir, Cemaziyelevvel, Cemaziyelahir, Recep, Şaban, Ramazan, Şevval, Zülka'de ve Zülhicce adlarını taşır. Bunların dördü haram ayıdır. Haram, dokunulması yasak, kutsal demektir. Araplar, kentler arasında güvenlik içinde, serbestçe gidip gelebilmek için dört ayı haram kabul etmişlerdi. Bunlardan üçü art arda gelen Zülka'de, Zülhicce ve Muharrem aylarıydı.Bu aylarda bütün Arabistan'da her türlü saldın, yağma, talan ve savaş yasak kabul edilmiş olduğundan bu aylarda güvenlik içinde ticaret yapılır, herkes hacca gelip Kabe'yi ziyaret ederdi. Hz. Peygamber Veda Haccı'ndaki konuşmasında şöyle buyurdu: "Zaman döndü dolaştı ve Allah'ın, yeri göğü yarattığı sıradaki hali üzere geldi. Allah katında ayların sayısı on ikidir. Dördü haram aylarıdır. Üçü art arda gelir. Recep ise tektir. Cumada ile Şaban arasındadır."Tek olan haram ayı Recep, kendisinden sonraki iki ayla birlikte üç ayları oluşturur. Bu aylar kandil gecelerini barındırmaktadır. Recep'in ilk cuma gecesi Regaip Kandili, yine bu ayın 27. gecesi Miraç Kandili, Şaban'ın 15. gecesi Berat Kandili, Ramazan'ın 27. gecesi de Kadir Gecesi olarak kutlanır. Hz. Peygamber'in Recep ayında özellikle oruç tuttuğuna veya ondaki herhangi bir geceyi özel olarak ibadetle geçirip kutladığına dair hiçbir kanıt yoktur. Kuran'ın tanıklığıyla Hz. Peygamber her gecenin yarısından çoğunu, yarısını veya en ez üçte birini ibadetle geçirirdi ama yorulunca da uyur, ne dinde, ne de herhangi bir işte aşırılıktan hoşlanmazdı.Allah Elçisi, çok ibadetten yıpranmış olan Mucibe Bahili'yi tanıyamayıp ona kim olduğunu sormuş. Bahili, "Ey Allah'ın Elçisi, ben bir yıl önce sana gelmiş olan Bahilli'yim" demiş. Allah Elçisi, "Sen yakışıklıydın, ne oldu böyle?" diye sormuş. Bahili, "Ey Allah'ın Elçisi, senin yanından ayrıldığımdan beri, bir gün dışında hep oruç tutuyorum" diye cevaplamış. Allah'ın Elçisi, "Neden kendine işkence ettin? Ramazan'da ve her ay bir gün oruç tutsan yeter" buyurmuş. Bahili, daha fazlasını yapabileceğini söyleyince Allah'ın Elçisi, her ay iki gün, Bahili'nin artırma isteği üzerine her ay üç gün oruç tutmasını söylemiş. Bahili yine artırmasını isteyince Allah'ın Elçisi üç parmağıyla işaret edip üç kez, "Haram aylarında kâh oruç tut, kâh ye" diyerek haram aylarından her birinde üçer gün oruç tutmasını öğütlemiş. Allah bu kutsal aylar hürmetine dünyaya barış, İslâm âlemine huzur versin!
Soru: Bir kitapta namaz, oruç gibi ibadetleri yapmamanın, cehennem azabına sebep olmayacağı, bundan ötürü Allah'ın insanı cezalandırmayacağı ancak zina etmek, adam öldürmek gibi kul hakkına tecavüz edenlerin cehennem azabına çarpılacakları yazıyor. Doğru mu?Cevap: O kitabı kimin yazdığını bilmiyorum. Şayet bu iddia dediğiniz gibi ise Kuran'ın açık beyanına aykırı ve dini yok saymak anlamına gelir. Neyin insanı cennete, neyin cehenneme götüreceğini biz kendi aklımızla veya felsefemizle bilemeyiz. Bu konudaki hükmü ancak Kuran verebilir. Bakalım Kuran ne söylüyor? Namaz kılmak, Allah'ın, hemen her surede yinelenen en vurgulu emridir. Bu emre aykırı davranmak Allah'a isyandır. Allah'a isyan ise Kuran'a göre cezayı gerektir. Kanunu dinlemeyen nasıl cezalandınlırsa Hakk'ın buyruğunu dinlemeyen de manen cezalandırılır. Yüce Allah buyurur: "Kim Allah'a ve Elçisi'ne itaat ederse Allah onu, altından ırmaklar akan, içinde sürekli kalacaktan cennetlere sokar. İşte büyük başarı budur. Kim de Allah'a ve Elçisi'ne karşı gelir, O'nun sınırlarını aşarsa, Allah onu, sürekli kalacağı ateşe sokar. Onun için alçalücı bir azap vardır" (Nisa: 13-14).Ve cehenneme girmiş olanlara, soruluyor: "38- Her can, kazandığıyla (Allah katında) rehin alınmıştır. 39- Yalnız kitaplan sağdan verilenler hariç. 40- Onlar cennetler içinde soruyorlar, 41- Suçluların durumunu: 42- 'Sizi şu yakıcı ateşe ne sürükledi?' 43- (Onlar da) Dediler ki: Biz namaz kılanlardan olmadık. 44-Yoksula da yedirmezdik. 45- Boş şeylere dalanlarla birlikte dalardık. 46- Ceza gününü yalanlardık. 47- İşte böyleyken ölüm bize gelip çattı" (Müddessir Suresi: 38-47).Bu ayetlerde, önce her canın, dünyada yaptığı (kötü) işlerin tutsağı olduğu, (eylemlerinin manevi şekliyle) bağlanıp tutuklandığı belirtilir. Yalnız eylem tutanakları sağ tarafından verilmiş olanların tutuklanmayıp özgürce cennete gittikleri vurgulanır ve cennetliklerle cehennemlikler arasında temsili bir diyalog sahnelenir:Cennetlikler, cehennemde tutuklu bulunan suçlulara, "Sizi Sekar'a ne soktu? Ne yüzden bu tutuk evine girdiniz?" diye sorarlar. Suçlular da dünyada namaz kılmadıkları, yoksula yemek yedirmedikleri, batıl sözlerle vakit geçirdikleri, ölünceye kadar ahiret sorumluluğunu ve cezasını inkâr ettikleri için cehenneme girdiklerini söylerler.YARIN: İbadeti içtenlikle yapmak gerekir
Soru: "Hiçbir kent yoktur ki biz, kıyamet gününden önce onu yok edecek yahut ona şiddetli bir şekilde azap edecek olmayalım. Bu, kitapta yazılmıştır" (Isra Suresi: 58). Bu ayeti açıklar mısınız? (Yüksel Yılmaz)Cevap: Sözgelişinden bu ayetin, Hz. Muhammed'in davetini kabul etmeyen müşriklere bir uyarı olduğu anlaşılmaktadır. Yani kasıt, Peygamber davetine uymayan kentlerin sonunda helak edileceklerini anlatıp Hz. Muhammed'in isyankâr kavmini uyarmaktır. Onlara buyuruluyor ki: Eski uluslar, peygamberlerine karşı geldiklerinden ötürü cezalandırıldılar. Sizin bu kentiniz de onların sonucuna uğrar. Çünkü Allah, kıyametten önce her kenti, halkının günahı yüzünden ya helak edecek veya azaba uğratacaktır. Zaten genel olarak Kuran'da verilen mesaj da peygamberlerine karşı gelmiş olan kavimlerin bir şekilde azaba uğradıkları, belalara çarpıldıkları, yönündedir. Onun için bu ayetten, günahsız, masum insanların azaba uğratılacakları anlamını çıkarmak hata olur.Yalnız ayette iki şeyden söz edilir: Bir helak, bir de azap. Helak, elbette bütün dünya kentlerini kapsar. Bu, Allah'ın genel yasasıdır. Her fani yok olacaktır. Sadece Allah'ın zatı bakidir. Her insan, her fiziksel canlı helak olacağı gibi her kent de ne kadar mamur (şenlikli, bayındır) olursa olsun, sonunda yok olmaya mahkûmdur. Ama her yok olanın azaba uğraması gerekmez. Azaba çarpılacak olanlar, Allah'ın buyruğunu dinlemeyen, peygamberlerinin davetini engellemeye çalışan asilerdir. İşte bunlar yaptıklarının cezasını çekeceklerdir. Ama bu ceza kıtlık olabilir, yoksulluk olabilir, ansızın bir depremle helak olabilir, bağımsızlığını kaybedip başka ulusların esareti altında ezilmek olabilir, ahiret azabı olabilir. Her şey Allah'ın takdirine bağlıdır. Yine de belirtmeliyim ki ayetin asıl amacı, Peygamber'in çağrısını engellemeye kalkan putperest, dünya tutkunu insanlardır.Kuran ve hadisi bilenlerSoru: Bir mezhebe uymak zorunlu mudur? Bu, dinimizce caiz mi? (Murat Dağlı)Cevap: Kuran ve hadisi bilip bunlardan hüküm çıkaracak güçte ve bilgide olanların, herhangi bir mezhebe tabi olmaları caiz değildir. Mezhep, ümmi insanların, atadan dededen gördüklerini taklit etmesinden ibarettir. Esasen mezhep, dini konularda alimlerin yorumlarıdır. Dini aslından öğrenebilenin mezhebe ihtiyacı yoktur.
Soru: Hadis-i kutsi ayet yerine geçer mi yoksa ayet benzeri bir şey midir?Cevap: Hadis-i kutsi, kutsal hadis demektir. Hz. Peygamber'in kalbine doğan ilhamların, Peygamber tarafından anlatılmasına kutsi hadis denilir. Bunu, "Anlamı Allah'tan, söz kalıpları Hz. Muhammed'den olan hadis" diye tanımlarlar. Hz. Peygamber bazen ilahi iradeyi canlandırarak anlatmıştır. Vaizler de bunu çok yaparlar.Mesela: "Allah'ın huzuruna çıktığın zaman Allah sana, 'Kulum sana bu kadar nimet verdim, verdiğim bu nimetleri nasıl harcadın?' derse sen ne cevap vereceksin?" Allah böyle bir soru sormuş değildir ama vaiz, anlaşılması için olayı böyle bir canlandırma üslubuyla anlatır. Hadis-i kutsiler, genellikle "Allah dedi:..." şeklinde başlar. Kutsi hadisler ayet yerine geçmez. Çünkü bunların gerçekten peygamber tarafından söylendiğinde garanti yoktur. Rivayettir, rivayetler kesinlik belirtmez. Oysa Kuran sadece rivayet değil, yazıyla da gelmiştir. Ayrıca Kuran'ın sözleri de anlamı da meleğin vahyidir. Sözleri meleğin, anlamı ise Allah'ındır.Surelerin sırasıSoru: Namazda okuduğum surelerin doğru sırada olup olmadığından emin değilim. Bu sıralamanın doğrusunu beş vakit namaz ve cuma namazı dahil olmak üzere açıklar mısınız? (Hüsam Akın)Cevap: Beş vakit namazın nasıl kılınacağını soruyorsanız bu sütun bunu anlatmaya yeterli değildir. Herhangi bir namaz hocası veya ilmihal kitabından, VATAN Gazetesi tarafından yayınlanan dua kitabımızdan öğrenebilirsiniz. Namaz surelerinin sırası da orada vardır. Kısaca bu surelerin sırası şöyledir: Fatiha, Fîl, Kureyş, Maun, Kevser, Kâfirun, Nasr, Mesed, İhlâs, Felak, Nâs.Cüneyd-i BağdadiSoru: "Cüneyd-i Bağdadi ve son Mektupları" adında bir kitabınız var mı? Varsa nasıl temin edebilirim? (Yusuf Cunedioğlu)Cevap: "Cüneyd-i Bağdadi ve Mektupları" adıyla bir eserim var. Yeni Ufuklar Neşriyattan temin edebilirsiniz. Adres şöyle:Nuh Kuyusu Caddesi No: 365Bağlarbaşı/Üsküdar/İstanbulTel: 0216 492 66 12Faks: 0216 492 66 13
Soru: 1- Cuma namazında imam hutbeye çıkarken neden ezan okunur? Bu gerekli midir? 2- Hutbede imam neden minberin sonuna kadar çıkmaz? 3- Cuma Suresi 9'uncu ayetteki cuma namazının kılınmasıyla ilgili hüküm, görüldüğü üzere kadın erkek herkesi kapsıyor. Hal böyleyken kadınların cuma namazına gelmeleri erkeklere de olduğu kadar farz değil mi? (Okan Cihan Sırman)Cevap: 1- Cuma günü asıl ezan, imam hutbeye çıkarken okunan ezandır. Bu sünnettir. Namazdan önce minareden okunmakta olan birinci ezan, aslında Peygamberimiz zamanında okunmazdı. Hz. Osman zamanında uygulandı. Sebebi de insanların hutbeye yetişmelerini sağlamaktır.2- Bunun bir nedenini bilmiyorum. Ancak Peygamberimiz bugünkü gibi lüks minberlerde konuşmazdı. O, önce bir direğin yanında durup konuşma yapardı. Sonra cemaat çoğalınca kendisine üç basamaklı bir minber yapıldı. Üç basamak üstüne çıkmasının nedeni de geride kalan cemaatin kendisini görmesidir. Daha sonra gittikçe gelişen, çok basamaklı, sanatlı minberler yapıldı. Minberin üç basamağına çıkmak sünnet, bundan fazlasına çıkmak ise imamın takdirine bağlıdır. Cemaat kendisini nasıl daha iyi görecek ise o kadar çıkar. Bunun başkaca bir nedeni olduğunu sanmıyorum.3- Kuran-ı Kerim'in emirleri geneldir, erkek ve kadınları kapsar. Diğer namazlar nasıl erkek ve kadınlara farz ise cuma namazları da öyledir. Hz. Peygamber zamanında kadınlar da cumaya gelirlerdi ama zamanla kadınların camiye gelişleri kısıtlandı.Küfür orucu bozmaz ama sevabını götürürSoru: Bilerek küfür etmek Ramazan orucunu bozar mı? (Kayahan Şengül)Cevap: Küfür, orucu bozmaz ama sevabını giderir. Oruç tutanın yanına sadece açlığı ve susuzluğu kalır. Oruçlunun sözlerine dikkat etmesi, birisi kendisine kötü söz söylediği zaman "oruçluyum" deyip karşılık vermemesi uygundur. Peygamberimiz böyle tavsiye etmiştir.Abdest namaz içindirSoru: Her duada abdest almak zorunda mıyız? (Zeynep T. Aksu)Cevap: Ne dua etmek için ne de Kuran okumak için abdest almak gerekir. Abdest sadece namaz kılmak için şarttır.