Yerli ağaç bize yetmiyor mu?

5 Ağustos 2006

30 Temmuz Pazar günü TRT2'de Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ile yapılan bir söyleşi yayınlandı. Gökçek, Ankara'da yapılan ve yapılayacağı tasarlanan projeleri anlatıyordu. Ankara'da da İstanbul'da da güzel şeylerin yapıldığı bir gerçek. Birkaç yıl içinde kentlerin silueti değişmeye başladı. Özellikle Başkent süratle modern bir kent oldu. Yollar açıldı, trafik İstanbul'a göre oldukça rahatladı. Bunlar güzel şeyler. Ama bana göre hoş olmayan bir şey vardı. Sayın Gökçek, Ankara'yı yeşillendirmek için yurt dışından ağaç ithal ettiklerini, her ağaca 380 Euro ödediklerini belirtti. Bunun taşınması, diğer masrafları sanıyorum 400 Euro'yu geçer.Hayret doğrusu, bir ağaç için bu kadar para yurt dışına gidiyor. Makine ithal edelim, teknoloji ithal edelim iyi de şu memlekette ağaç mı yok da yurt dışından ithal ediyoruz? Hem de milyonlarca euroya. Bizim ağaçların suyu mu çıktı? Bu fakir milletten toplanan vergiler nasıl böyle lüksler için yurt dışına çıkarılır? Bizim ağaçlarımız geç büyüyormuş. Varsın geç büyüsün, acelemiz ne? Şimdiye kadar ithal ağaçlar yoktu da Ankaralı yaşamıyor muydu? Bunlar günahtır, israftır. Hiçbir gerekçe bu israfı meşru kılamaz. İsraf haramdır. Hele fukaradan toplanan vergilerin böyle lükslere harcanması kanaatimce yanlıştır. Bizim ağaçlanmızı dikin, varsın geç büyüsünler. Bu işin acelesi yok ama karnı aç insanların acelesi var!Kıssadan hisse: Taşra valilerinden biri, Halife Ömer ibn Abdülaziz'e bazı gayrimüslimlerin, haraç ve cizye vergilerinden kurtulmak için Müslüman olduklarını, bu yüzden devletin gelirlerinin düşmeye başladığını yazıyor. Halife cevabında, "Allah, Hz. Muhammed'i vergi tahsildarı olarak değil, peygamber olarak gönderdi" diyor ve Müslüman olanların sözlerinin geçerli kabul edilmesini emrediyor.Babaya saygısızlık olmazSoru: Babam gençliğinde bizimle ilgilenmedi, annemizi de başka bir kadınla aldattı. Babamı sevemiyorum. Ne yapmam lazım?Cevap: Babanız hatalı olsa da sizin varlık sebebinizdir. Allah hakkından sonra ana baba hakkı gelir. Babaya saygısızlık etmek olmaz. Eğer Allah'ın rızasını kazanmak istiyorsan babanı kırma, halini sor, git elini öp. Allah seni mutlu eder. Hem ananı hem babanı memnun etmeye gayret et. Anne babasını memnun edenden Allah memnun olur.

Devamını Oku

Gönlünüz huzur içinde olur

4 Ağustos 2006

Soru: Ayda 1000 YTL maaş alan bir devlet memuruyum. Eşim de çalışıyor ve benim kadar maaş alıyor. Bir arabamız var. Ev için 9 yıllık borca girdik, ödüyoruz, ihtiyacımızdan çok fazla kıyafet ve eşyamız bulunuyor. Zekâtımı, yıllık gelirimden mi hesaplamalıyım yoksa artan paramdan mı? Para artmıyor ama gereksiz birçok yere harcıyorum. Her ay maaşımı aldığımda, içinden zekâtımı verebilir miyim? Bunun oranı ne olmalı? (Şahin Abacı)Cevap: Zekât, ihtiyaçtan fazla olup üzerinden bir yıl geçmiş olan paraya düşer. Sizin borcunuz var. Borcunuzun, harcamalarınızın üstünde birikmiş bir paranız yoksa size zekât düşmez. Ama siz vermeden rahat etmiyorsanız, ne güzel. Verdiğiniz gelirinizi eksiltmez, artırır. Ayrıca gönlünüzü huzura kavuşturur. Gerçek yoksullara yardım etmek ne kadar güzel bir duygudur. Zekâtta oran % 2.5'tur. Ama dediğim gibi bu oran aylık maaştan değil, üzerinden yıl geçmiş birikimden hesaplanır. Siz aylık gelirinizden verecekseniz oran hiç önemli değil, istediğiniz kadar verirsiniz. Verdiğiniz sadakadır.Talkın konuşması nedir?Soru: Defin işleminde herkesin kabir başından ayrılmasından sonra hocanın talkın konuşması başlar. Talkının anlamı nedir? Bu olay Müslümanlıkla mı başlamış yoksa önceki dinlerden mi bize intikal etmiş? (Ergun Vasvas)Cevap: Telkin sözcüğü, birine bir şey öğretmek, fikir ve öğüt vermek anlamlarına gelir. Türkçe'de talkın şekline giren bu sözcüğün, öğüt, öğretmek anlamına geldiği, "Başkasına verir talkını, kendisi yutar salkımı" şeklindeki atasözünden de anlaşılmaktadır. Kabir başında cenaze imamının talkını ise ölüye, sorgu meleklerine vereceği cevaplan ona anımsatmak, yani tabir caizse ölüye dışarıdan kopya vermektir. Bu şekildeki talkının, İslâmi bir kanıtı yoktur.Hz. Peygamber, ölünün ruhunun mağfireti için dua etmiştir ama uygulamadaki biçimde bir talkın söz konusu olmamıştır. Zaten Münker-Nekir sorgulaması da kesin bir dayanaktan yoksun olduğu gibi Kuran'ın açık beyanına aykırıdır. Talkının tarihini bilmiyorum, bildiğim Peygamberimizin böyle bir şey yapmadığıdır. Ölmüş olan kimse, imamdan mı öğrenecek de meleklere cevap verecek? Bunlar batıl şeylerdir. Ama hurafeler din yerine geçmiş. Doğrulan söyleyeni dışlıyorlar, zındıklıkla suçluyorlar. Çünkü bunda o uygulamayı yapanların da menfaati var. Her şey çıkar için helal oluyor.

Devamını Oku

Bu safsataları artık bırakalım

4 Ağustos 2006

Soru: İki aydır namaz kılmaya başladım Allah kabul etsin. Namazla ilgili herkesten ayrı ayrı şeyler duydum. Biri diyor ki: Önce borçlarının kazasını kıl daha sonra sünnetleri kılarsın." Bir diğeri diyor ki: "Sünnetleri de kılman şart. Peygamber efendimiz bize ahirette şefaat edecek." Bir başkası da diyor ki: "Hem farzını hem sünnetini hem de farzı kadar kazasını hep beraber kıl." Bu konuda beni aydınlatır mısınız? Arife günü mezarlığa gidildiğinde ruhlar hacda olurmuş ve sahibi mezarı ziyaret ediyor diye Hac ziyaretini tamamlamadan ruh geri dönermiş ve mağdur olurmuş. O yüzden arife günü mezar ziyareti yapılmazmış. Bana bu konuda da bilgi verir misiniz? (Rabia Sancak)Cevap: Kasten kılmadığınız namazların kazası yoktur. İşin doğrusu bile bile namaz kılmayan, oruç tutmayan sadece ismen Müslüman'dır, başka bir deyişle kültür Müslümanıdır. Siz iki aydan beri kültür Müslümanlığından, Kuran'ın anlattığı biçimde inancına göre yaşayan Müslüman olmuşsunuz. Eski durumunuza tövbe etmiş olmakla kusurlarınız, günahlarınız silinmiştir. Eski namazları kaza etmekle vakit geçirmeyin. Bundan sonra bir özür dolayısıyla kılamadığınız namaz olursa onları sırasıyla kılarsınız. Vakit namazını kılmadan önce onları kılarsınız, sonra vakit namazını kılarsınız. Peygamberimiz zamanında kasten kılmadığı namazları kaza eden biri yoktur. Böyle şeyleri düşünüp durmayın. Din dediğin Allah'a yönelmedir.Bir kez Allah dese aşk ile lisanDökülür cümle günah misl-i hazan.Arife günü ölmüşlerin ruhunun hacca gittiğini ilk defa duydum. Demek ne kadar bilmediğimiz şeyler varmış. Nedir bu safsatalar? Ölünün ruhu niçin hacca gitsin? Hac, namaz, ibadetler fiziksel varlıklar içindir. Ruhlar böyle şeylerle yükümlü değildir. Sonra ruh için mesafenin ne değeri var? Bir anda tüm dünyayı dolaşır. Kaldı ki siz kabre gidince hacdan geliyormuş, haca yarıda kalıyormuş. Ruh kabirde mi ki? Ruh bedenden çıktı, beden de zamanla çürüdü gitti. Kabri açsan hiçbir şey bulamazsın. Ya birkaç kemik kalmıştır veya tamamen topraktan ibarettir. Kabre gitmek, ahireti hatırlamak içindir. Yoksa kabre gitmesen de ölünün ruhuna dua etsen yeter. Ruh eğer serbest ise kendisine dua edenden haberdar olur. Evinde de ansan sana gelir. Onun için mekânda hapislik söz konusu değildir. Sen onu kabrin içinde sanıyorsan aklanıyorsun. İşte bu sanı şirktir. Bu tür şirklerden sakınmak gerekir.

Devamını Oku

Kuran'ın şekli değil manası önemlidir

2 Ağustos 2006

Soru: Gazetelerde çıkan Allah, Kuran, Hz Ömer hatta normal Ali, Mustafa, Osman, Cebrail gibi isimleri okunmayacak şekilde iyice karalıyorum ya da makasla kesiyorum. Çünkü bu gazeteleri yere ya da çöpe atıyor hatta ayak altına seriyoruz. Annem bu halimi kafasına takıyor. Benim yüzümden eve gazete almıyor. "Gazeteyi yazanlar bunu düşünmüyorlar mı" diyor? Sizce olması gereken nedir?Cevap: Siz o isimlerin yazılarına değil, kendilerine sevgi beslersiniz. Yazıyı, mürekkebi, kalemi, matbaayı, kağıdı biz ürettik. Kağıda yazdığımız şeyler bizim yazımız, bizim irademiz. Bunlar neden kutsal olsun? Kuran'ın şekli değil, manası kutsaldır. Onu okuyup uygulayacaksınız. İşte saygı bu. Yoksa Kuran'ın yazısına saygı bir çeşit eşyayı putlaştırma olur. Hz. Osman, resmi derleme dışındaki tüm Kuran nüshalarını yaktırdı. Günah mı işledi? Hayır. Doğru yaptı. Siz yazıya, şekillere takılıp kalmayın. Öyle karalama işinden de vazgeçin. Aksi takdirde bu düşünce bir psikolojik sorundan kaynaklanabilir.Vicdanınıza danışınSoru: İmam nikâhı yaptırdığım nişanlımla bir yıldır ayrıyız. Tüm ısrarlarıma rağmen nikâhı bozmuyor. Ne yapmam gerekiyor? Başkasıyla evlenmek istediğimde dini nikâhtan dolayı zina mı yapmış olurum? (E. Ç.)Cevap: Eğer nikâh velilerinizin izniyle olmuşsa geçerlidir. Erkek boşamadıkça kadın kocasından ayrılamaz. Ama gizli nikâh ise Hanefi mezhebine göre geçerlidir. Boşama erkeğe aittir. Veliden izinsiz yapılmış ise diğer mezheplere göre geçersiz, batıl nikâhtır. Özgür sayılırsınız. Ancak fiilen karı koca olmuşsanız durum değişir. Kendiniz düşünün, vicdanınıza göre karar verin.'Zekat vermelimiyim'Soru: Ev almak amacıyla 25.000 YTL para biriktirdim. Kirada oturuyorum. Mal ve altın varlığım yok. Zekât vermem gerekir mi? (B. A.)Cevap: Eviniz yoksa bir ev alacak kadar biriktirdiğiniz paraya zekât düşmez. Ama ondan fazlasının üzerinden bir yıl geçerse zekât düşer.Bir okur mektubu"Hocam, sizin gibi açık fikirli, entelektüel, çağdaş bir din alimimiz olduğu için ne mutlu bize. Sizi çok takdir ediyor, yazılarınızı iftiharla ve zevkle okuyorum. Bu milletin sizin gibi hocalara ihtiyacı var. İyi işler çıkarmaya devam edin, sağlıcakla kalın. Yalçın Dinçsoy"

Devamını Oku

Peygambere atılan iftiralar

1 Ağustos 2006

Soru: Bir ateist, Yahudi Benü Mustalik kavminin yaşadığı yer, Müslümanlarca fethedildiğinde Resulullah'ın, "kadın ve çocuklarla birlikte tümünün öldürülmesi" emrini verdiğini söyledi. Bir başka savaşta ise esir alınan kadınlar için yine Peygamber tarafından "azil" ruhsatı verildiğini ve Hz. Osman'ın halifeliği sırasında dinden dönenlerin ateş çukurlarına atıldıklarını iddia etti. İşin aslı nedir? (Erdoğan Özsarı)Cevap: Bu ateistten aktardığınız sözler, onun kendi sözü değildir. Bunları vaktiyle şimdi Allah'ın huzuruna gitmiş olan Turan Dursun denilen kişi, "Din Bu" adıyla çıkardığı üç ciltlik kitapta ortaya atmıştı. Biz bu kitaba cevap olarak yazdığımız "Gerçek Din Bu" adlı kitabımızda bu kişinin olaylan nasıl çarpıttığını, nasıl uydurduğunu ispatlamıştık. Benu Mustalik (Mustalik Oğulları) Yahudi değil, öz beöz Arap kabilesidir. Onların öldürülmesi söz konusu değildir.Çarpıtılarak anlatılan olay Benu Kurayza (Kurayza Oğulları) ile ilgilidir. Bu Yahudi kabilesi, Müslümanlarla ittifak yapmıştı. Ama onlar ittifakı bozdu. Birleşik Arap ordusuyla birlik olup Müslümanları yok etmeye kalktılar ancak başaramadılar. Bunun üzerine Peygamber, Kurayza Oğulları'nı kuşattı. Peygamber, Kurayzalılara bir hakem seçmelerini, onun vereceği hükme her iki tarafın da razı olacağını belirtti. Onlar da Şad ibn Muaz'ı hakem seçtiler. Şad, Yahudilere kendi kitaplarında bulunan bir ayetin hükmünü verdi. O da şuydu: "Kuşatılan bir kent karşı koymuş, savaşmış ise o kentin erkekleri öldürülür, kadınları ve köleleri esir edilir." Peygamber'in 400-700 kişiyi idam ettirdiği aktarılırsa da bu sayıda abartı vardır.Hz. Peygamber savaşta gençlere müt'a yapmalarını önermiştir. Müt'a, geçici evlenmektir. Ama bu, esir alınan kadınlarla değil, bunu meslek edinen kadınlarla olmuştur. Hz. Osman zamanında dinden dönenlerin hendeklere doldurulup yakıldığı ise yalanın en rezillerinden biridir. Çünkü Hz. Osman zamanında dinden dönme olayı olmadı, Ebubekir zamanında oldu. Bu aslında dinden dönme de değildi, zekât vergisini vermeyerek devlete baş kaldırma olayıydı ki bu bir çeşit terör sayılır. Hz. Ebubekir, bunları yola getirmiş ve adamlar vergilerini ödemeye razı olmuşlardır. Ama yakma söz konusu olmamıştır, olamaz da. Bunların hepsi yalandır. Peygamberimiz, "Kimseye ateşle (yakarak) işkence etmeyiniz, Allah'tan başka hiç kimse yakarak cezalandırma hakkına sahip değildir" buyurmuştur.

Devamını Oku

Allah herkesin niyetini bilir

1 Ağustos 2006

Soru: Bazı kimseler sizin açıklamalarınıza inanmıyorlar ama biz inanıyoruz. Bunu bilmenizi istedim. (Burçin Erbaş)Cevap: Teşekkür ederim kardeşim. Sözünü ettiğiniz kişilerin benim açıklamalarıma inanmamalarını bana niye yazıyorsunuz ki, ben o tür insanlara hitap etmiyorum zaten. Onlara değer de vermiyorum. Değer verseydim, onların hoşuna gidecek hurafeleri anlatırdım. Onlar da beni göklere çıkarırlardı. Ben sadece "Allah'ın istediği nedir", onları anlatmaya çalışıyorum. Eğer bu ülkede 10 kişi bizi istemiyorsa buna karşılık da 40 kişi istiyor. Herkesi memnun etmek mümkün değil. İmamı Azam'ı bile zehirlediler, hapishanede öldürdüler. Onların bu saldırısı imamı Azam'ın değerini düşürdü mü, yoksa büyüttü mü?Doğru bildiklerini söyleyenler, kendi zamanlarında takdir görmeseler dahi sonradan değerlenirler. İnsanlar hiç takdir etmeseler bile Allah, kimin samimi olduğunu ve ne niyet taşıdığını biliyor. Kimi kişilerin bana inanıp inanmamalan önemli değil. Ben yetmiş yaşımdan sonra kimseden beğeni beklemiyorum. Herkes bana saldırsa da yine bildiğimden şaşmam. Namık Kemal'in ünlü şiirini biraz kendi durumuma uyarlayarak derim ki:Yobaz her türlü bühtân-ı şedidin toplasın gelsin, Dönersem kahpeyim Hak din yolunda bir azimetten.Oruç tutmakta zorlanan fidye verirSoru: Görevim nedeniyle oruç tutamıyorum. Ancak fakirlere veya çocuk yuvasına fidye veriyorum. Bu yaptığım doğru mu?Cevap: Bakara Suresi'nin 182. ayetinde "Oruca (güç) dayananların fidye vermesi, bir yoksulu doyurması lazımdır"buyurmaktadır. Buna göre siz göreviniz veya herhangi bir nedenle oruç tutmakta zorlanıyorsanız her gün yerine fidye verirsiniz. Fidyenin fakirlere verilmesi gerekir. Çocuk Esirgeme Kurumu'na vermek elbette güzeldir. Eğer yemek zorunda iseniz, gizlide yiyin ki başkaları bundan cüret almasın. Bu davranış Ramazan'a da saygının gereğidir. Bu soru bana Neyzen Tevfik'in şiirini anımsattı:Muhabbetin kalplerde sütlimanlık ya Resulallah,Ağır geldi fakire Müslümanlık ya Resulallah!

Devamını Oku

Sıfatlar Allah'ın zatında mevcuttur

31 Temmuz 2006

Soru: "Allah'ın sıfatları, zatının aynı da gayrı da değildir" ne anlama geliyor? Mutezile sıfatları niçin inkâr etmiştir?Cevap: Bu tür tartışmalar Kuran'dan veya hadislerden kaynaklanmış sorunlar değildir. Kelamcılar, Yunan'dan çevrilen felsefeyi, İslâm inancını tartışma alanına çekmiş ve böyle sorunlar ortaya çıkarmışlardır. Bu tür tartışmaların boş ve yararsız şeyler olduğuna inanıyorum. Sorunun özüne gelince, Allah'ın Kuran'da anılmış sıfatlan vardır: Alîm: bilen, habîr: haber alan, hayy: diri, canlı, muhyî: hayat veren, mumît: öldüren, halik: yaratan, mubdi: yoktan var eden gibi... Allah kadim(öncesiz)dir. Bu sıfatlar da Allah'ın kendisi gibi öncesiz olursa iki öncesiz varlık yani bir Allah'ın zatı, bir de sıfatlan olmak üzere iki öncesiz anlaşılır. Oysa öncesiz olan yalnız Allah'ın zatıdır.Peki sıfatları öncesiz değilse sonradan mı var olmuştur? Yani Allah, önce alim değildi, sonra mı alim oldu, önce kadir değildi sonra mı kadir oldu? Bu da Allah'ın zatında değişim meydana geldiği anlamına gelir. Bu da uygun değildir. Öyle ise Allah'ın sıfatları zatının aynı değildir ama gayrı da değildir. Sıfatların ayrı bir anlamı var ama bunlar sonradan oluşmuş şeyler değildir. Allah'ın zatının ayrılmaz parçasıdır. Allah'ın zatında mevcuttur. Bu tür şeylerle uğraşmanın bir yararı yoktur.Güneş deyince ışığından ayrı düşünülemez ama ışık güneşin kendisi değil, bir özelliği, sıfatıdır. Mutezilenin sıfatları inkâr gerekçesi, biraz önce söylediğim sebebe dayanır. Eğer biz sıfatları da zatı gibi öncesiz kabul edersek o zaman kadim (yani öncesiz varlık olan Allah) çoğalmış olur. Bu ise tevhide aykırıdır. İşte sorunuzun basit yanıtı budur. Ama konu hakkında ayrıntıya girmek, bu köşenin boyutunu çok aşar.Zekât özellikle fakir olan kimselere verilirSoru: Okullara yardım anlamında yapılan bağışlar zekât yerine geçer mi? (M. B.)Cevap: Zekât fakirlere verilir. Okullara malzeme almak için yapılan bağış zekât yerine geçmez. Ayrıca zekât gönül rızasıyla verilir. İstemeyerek verilen şey de zekât olmaz.

Devamını Oku

"İşte asıl ziyana uğrayanlar"

30 Temmuz 2006

Soru: İki surede, "Kıyamet günü hem kendilerini hem ailelerini perişan ederler" deniyor. Bunun anlamı nedir? (Gülçin Fırat)Cevap: İşaret ettiğiniz ayetler, Zümer ve Şura surelerinde bulunmaktadır. Her iki yerde de zalim, kibirli insanların cehenneme sunuluş ve cezalandırılış biçimi canlandırılmaktadır: "Siz de O'ndan başka dilediğinize kulluk edin. De ki: Ziyana uğrayanlar kıyamet günü hem kendilerini hem de ailelerini ziyan edenlerdir. Dikkat edin, işte bu apaçık bir ziyandır" (Zümer: 15).Allah'tan başkasına tapanlar, kıyamet gününde yalnız kendilerini değil, aynı zamanda ailelerini de kaybederler. Çünkü aileleri Mümin iseler, yolları başka olduğu için onlarla beraber olmazlar. Eğer kâfir iseler, onların da şirkte kalarak cehenneme girmelerine sebep olur ve öylece kendilerini mahvettikleri gibi ailelerini de mahvederler. İşte asıl ziyan budur. Burada verilen mesaj, suçlu, kötü ahlaklı, inançsız insanların kendi canlarını felakete sürükledikleri gibi yönlendirdikleri ailelerinin de mahvına sebep olacaklarıdır. Aynı şey, Şura Suresi'nde, cennette bulunan Müminlerin dilinden anlatılıyor."Azap içindedirler""İnananlar ateşe sürülen zalimlere bakıp birbirlerine, işte asıl ziyana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini hem ailelerini ziyan edenlerdir. Bakın, gerçekten zalimler sürekli bir azap içindedirler' derler" (Şura: 45). Suçlular ateşe sunulurlar. Dünyadaki kibirleri kırılır, hakaret altında ezilirler. Cehennemden korktukları yahut yaptıklarından utandıkları için başlarını kaldırıp bakmaya cesaret edemez de göz ucuyla bakarlar. Onların bu durumunu gören Müminler, "İşte asıl ziyana uğrayanlar, kıyamette hem kendi canlarını hem de ailelerini ziyan eden kimselerdir" derler.Şahnenin sonunda zalimlerin mutlaka sürekli azap içinde olacakları ve Allah'tan başka onlara yardım edecek veliler (koruyucular) bulunmayacağı, Allah'ın, sapıklıkları içinde terk ettiği kimselerin doğru yolu bulamayacakları vurgulanır. Onlar Allah'ın gösterdiği yola gelmedikten sonra artık onları kim yola getirebilir? Çünkü O'nun gösterdiği yoldan başka doğru yol yoktur. Başka yolların hepsi sapıktır, çıkmazdır. Tek doğru yol, Allah'ın gösterdiği yoldur. O'nun yoluna girmeyenler, başka doğru yol bulamazlar ve cehenneme varır, azaptan kurtulamazlar.

Devamını Oku