Soru: Namaza yeni başladım. Fakat iş yerinde kılmayı uygun bulmadığım için 5 vaktin farzlarını yatsı namazından sonra kılıyorum. a- Acaba iş yerinde namaz kılmayı uygun bulmamam bir mazeret mi? b- Beş vakit namazın farzlarını yatsıdan sonra kılmam günah mı? Eğer günahsa hiç kılmamak daha mı iyi olur? c- O günün farzlarını mı yoksa geçmişte kılmadığım farzları mı kaza etmem uygundur? Geçmişin veya içinde bulunduğum günün farzlarını kaza ederken nasıl niyet etmeliyim? d- Namazların farzların kılmak, insanı sadece günahtan mı kurtarır yoksa sevap da kazanılır mı? e- Sünnetleri kılmaktansa geçmişte borçlanılan farzları kılmak daha mı uygun olur?Cevap: a- İş yerinde namaz kılmayı uygun bulmaman mazeret değil, günahtır. Allah'ın emri insanların değerlendirmesinden önce gelir. b- Beş vakit namazın farzlarını yatsıdan sonra kılmak günah değil, büyük yanlıştır. Gün içinde kılamadığın namazları yatsı vakti kılacaksan sırayla kılmalısın. Yani önce sabah, sonra öğle, ikindi, akşam, yatsı namazları kılınmalıdır. Peygamberimizin uygulaması böyledir. c- Geçmişte kasten kılmadığın namazların kazası yoktur. Onlar için tövbe etmelisin. Bu kaza, bu sünnet diye ayrıştırmak önemli değil. Namaz Allah ile iletişim kurmak demektir.d- Farzlar yükümlü namazlardır. Sünnetler yükümlülük getirmez. Kılarsan sevabın artar, kılmazsan günahı yoktur. Ama farzı kılmazsan günahkâr olursun. c- Namaza yeni başlayan kimse, tövbe ettiği için Allah onun geçmişteki hatalarını siler. Peygamberimiz döneminde kasten kılınmamış namazların kazası diye bir uygulama olmamıştır. Sünnet yerine geçmişlerin kazası, bazı insanların kafalarından çıkardıkları hayallerdir, uydurmalardır. İşin doğrusu budur.Hisse senetlerimin tutarı için zekât vermeli miyim?Soru: Bir miktar hisse senedim var. Senelik kâr paylarıyla geçinmeye çalışıyorum. Başka gelirim yok. Aldığım kâr paylarının yüzde 2,5 kadarını her sene zekât olarak dağıtıyorum. Hisse senetlerimin tutan üzerinden de zekât vermeli miyim? (Erkan M. Zengin)Cevap: Hisse senetlerinin geliri garantili ve elde ettiğiniz para tüm ihtiyaçlarınızdan fazla olarak 2500 YTL tutarında ise bunun 40'ta 1'ini zekât olarak vereceksiniz. Zekâtın farz olması için ihtiyaç fazlası malın bir yıl elde bulunması gerekir. Senenin başında ve sonunda bu kadar ihtiyaç fazlası paranız varsa bunun zekâtını veriniz.
Soru: Bir televizyon programında, Ramazan'dan sonra Şevval ayında 6 gün oruç tutanın, bir yıl tutmuş gibi sevap alacağı belirtildi. Ayrıca kadınların âdet hallerinde, bu orucu da kaza etmek zorunda oldukları ve onların da bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba erişecekleri ifade edildi. Bu doğru mu? Bir takvim yaprağında şunu okumuştum: "Şihabüddin-i Sühreverdi Hazretleri buyuruyor ki: Her kim bu duayı aşure günü 3 kez okursa ölümden emin kılınır. Zira o sene ölüm mukadder olan kimseye, bu duayı bir vesileyle okumak nasip olmaz." Tabii burada duayı yazmama gerek yok. Böyle bir şey mümkün mü?Cevap: Kuran'da kadınların âdet halinde oruç tutamayacakları hakkında bir hüküm yok. O maalesef bazı din uzmanlarının çürük ve çelişkili rivayetlere dayandırdıkları yargılarıdır. Bu yargılarda Tevrat'tan esinler egemen olmuştur. Kadın âdet halinde namazını kılmakla yükümlüdür. Oruca dayanabiliyorsa tutar, dayanamıyorsa hasta hükmünde olduğu için tutmaz, sonra kaza eder. Nafile orucun kazası yoktur. Ancak başlayıp da bozduğu orucun kazası olur. Diğer sorunuza gelince, ne Söhreverdi, ne de herhangi bir kimse Allah'ın kaderini bilir. Allah'ın verdiği ömür artmaz, eksilmez. Öyle oruç tutmakla, dua etmekle kişinin ömrü değişmez. Bunlar Kuran'a ters şeylerdir.'Toprağı bol olsun' sözü gayrimüslimler içindirSoru: "Toprağı bol olsun" cümlesi tam olarak ne anlama geliyor. (Maral Şahbaz)Cevap: İyi insanlara kabir genişler, daha doğrusu onlar cennet gibi geniş bir alanda yaşarlar. Kötü eylem ve ahlak sahipleriyle inançsız olanlar cezalandırılacaklardır. Bu cezalardan biri de konulduğu kabrin ona dar gelmesi, onu sıkıştırmasıdır. Yani o kimse kendisinin konulduğu yerde sıkıştırıldığını hisseder, bundan azap çeker. İşte "toprağı bol olsun" sözü, kabri geniş olsun, toprak onu sıkıştırmasın demektir. Bu söz, Müslümanlar için değil, gayrimüslimler için kullanılır. Maalesef geleneksel terimleri bilmeyen bazı kültürlü (!) kimseler de ölen bir Müslüman için "toprağı bol olsun" tabirini kullanırlar. Bu yanlıştır. Ölen Müslümanlar için "Allah rahmet eylesin", gayrimüslimler için de "toprağı bol olsun" denilir.
Soru: Kuran'daki yeminler neye, kimler tarafından ve neyi inandırmak için edilmiştir? Bu ifadeler gerçekten Allah'a mı aittir?Cevap: Ayetlerin incelenmesinden Kuran'da ağırlığı olan, değer verilen olaylara yemin edildiği anlaşılır. Bunlar kalem, yazı, yazı araçları, Hz. Muhammed, Kuran, karanlık gece, aydınlık gündüz, akıp gidenler, dönüp saklananlar, sırtını dönmekte olan gece, soluyan sabah, erkek ve dişiyi yaratan güç, tan yeri ağarması, on gece, çift ve tek, koşup düşmanın ortasına dalan akıncı atlar, kayan yıldız, güneş, arz, arzı yuvarlatan güç, yükseltilen gök, kaynatılan deniz, nefsi yaratan kudret, burçlu gök, haber verilen gün, o gün tanıklık eden ve tanıklık edilen, tin, zeytun, tür, tûr-i sina, beled-i emin, kıyamet günü, nefs-i levvame, birbiri ardınca gönderilenler, estikçe esenler, yaydıkça yayanlar, ayıranlar, öğüt bırakanlar, esip bulutlan taşıyanlar, yağmur yüklü bulutlar, süzülüp giden gemiler veya gezegenler, işleri taksim edip düzenleyenler, dönüşlü gök, ince deri üzerine yazdırılan kitap, dalıp çekenler, soyup alanlar, işleri düzenleyenler ve beyt-i mamur.Arap edebiyat üslubuSöze güç vermek için vurgulanması, dikkat çekilmesi istenen bir şeye, bir kavram üzerine ant içmek Arap edebiyat üslubunun gereğidir. Kuran, Arap edebiyatının doruğu olan bir üslupla gelmiştir. Bu üslubun gereklerini kullanması doğaldır. Kuran, direkt olarak Allah'ın sözü değil, Allah'ın vahyi, meleğin sözüdür. Allah'ın sözü denmesi, asıl anlam itibariyledir. Allah, melek Cebrail'i, insan elçisi olan Hz. Muhammed'e birtakım buyruklarını, birtakım gerçekleri duyurmakla görevlendirmiştir. Melek, Hakk'tan aldığı buyrukları, duyurmakla görevli olduğu ilahi manaları, insan konuşma kalıplarına dökerek insan elçiye (Hz. Muhammed'e) vermiştir.İşte Kuran, mana itibariyle Allah'ın kelamı, fakat söz kalıpları (lafız) itibariyle meleğin kavlidir (sözüdür). "O, değerli bir elçinin (Cebrail'in) sözüdür" (Teakvîr Suresi: 19). Bu bakımdan ilahi manaları insan konuşma kalıplarına dökerek veren melek elçi, Kuran'ı, Arap edebiyat üslubuna göre vermiştir. Bu yemin kipleri de direkt olarak Allah'a ait değil, meleğe aittir. Melek bazı sözlere güç vermek, dikkat çekmek için yemin üslubunu kullanmıştır. Üstüne yemin edilen tin, zeytun da sanıldığı gibi bilinen meyveler değil, vahye sahne olmuş, peygamberlerin vahye mahzar olduğu bölgelerdir.
Müslümanlığı seven ama baş örtüsü takanlara müthiş kızan, üniversite öğrencisi kızımız E. Ö.'nün uzun mektubunda, bunalım hali kendini göstermektedir. Müslümanlığı bazen sevdiğini, bazen sevmediğini bazen de Müslümanlığa karşı müthiş bir öfke duyduğunu, gördüğü bir rüyadan korkup etkilendiğini yazan kızımız, "Delirmek üzereyim. Ne olur bana bir yol gösterin" diyor.Kızım, İslâm'a ve Müslümanlara kızmakla kendin çok şey kaybedersin. Sana bu tür davranıştan hayır gelmez. Aklını başına al, insanlara kızma, onlara karşı hoşgörülü ol. Dinin emirlerini yapamasan da saygılı ol. İntihar da çözüm değil. Hiç kimse kendisini ıslah etmeden, ruhunu temizlemeden cennete giremez. Senin ruhun nefretlerle, kinle, öfkeyle doluyken nasıl temizlenmiş olur? Ruhu temizleme yöntemi ibadettir, Allah sevgisidir. Namazdır, oruçtur. Bunları sev. Hinden geldiğince yap. İnsanlan sev, sevecen ol. O zaman rahat edersin.İlerisini görememenin cezasını millet ödüyorİstanbul'da Üsküdar Bağlarbaşı'ndan Zeynep Kamil'e doğru giden caddenin adı Nuhkuyusu'dur. Burada büyük değişiklikler oldu. Alt geçit yapıldı, asfalt birkaç yerinden yırtıldı, yamandı, yamalı yerlerde çökmeler oldu, yeniden yamandı, sonra yeniden asfaltlandı. Ayrıca bu caddenin hastaneye gidiş yönünün sağındaki kaldırım taşları, bundan 6-7 veya en çok bir yıl önce söküldü, yeni taşlar döşendi. Simdi tekrar o taşları söktüler.Öğrendiğime göre Çin'den ithal edilen yapay mermerler döşediler. Nedir kardeşim bu? Siz 7-8 ay önce yenilediğiniz kaldırımı neden tekrar söküp başka taşlar döşüyorsunuz? Eğer o taşlar iyi değilse, niçin döşediniz, bu taşlan döşeseydiniz ya! Doğrusu benim bu işlere hiç aklım ermedi. Kim bilir belki bir iki yıl sonra bu kaldıranlar yeniden sökülür, bu kez altına bilmem neyin kablosu döşenir. 7-8 ay sonrasını görememenin cezası millete ödetiliyor. Aklımın erdiği bir şey var. O da İsrafın haram olduğudur.Gerçek Müslüman asla yalan söylemezSoru: Yalan söylediği kesinlikle bilinen bir imamın arkasında namaz kılınır mı?Cevap: Kasten yalan söyleyen bir kimse gerçek Müslüman sayılmaz, öyle birinin arkasında namaz kılınmaz. Müslüman yalan söylemez.
Soru: Mutasavvıflara göre, Allah ile kulu arasında bazısı zulmetten, bazısı nurdan 70 bin perde var. Yedi makamdan her birine 10 bin perde düşüyor. Müridin bir üst makama geçebilmesi için 10 bin perdeyi aşması gerekiyor. Halvetiyye tarikatında müridin her gün tek başına okuduğu zikirler, dualar ve virdler mevcuttur. Bunlar, haftanın günlerine göre değişiyor. 70 bin perde meselesi ve kademeli olarak perde aşımına Kuran-ı Kerim nasıl bakıyor? (Fatih Erden)Cevap: Allah ile kul arasında 70 bin perde olduğu tasavvuf çevrelerinde dolaşan önyargılardan ibarettir. Kuran'a uymaz. Çünkü Kuran, Allah'ın, insana kendi şah damarından daha yakın olduğunu vurguluyor. Ayrıca Peygamber Efendimize hitaben buyuruluyor ki:"Kullarım sana benden sorarlarsa, bilsinler ki ben yakınım. Dua edenin duasını kabul ederim. Bana yalvarsınlar, bana inansınlar ki doğru yolu bulmuş olalar." Hiç kimse Allah'ı göremez. Bunlar temelsiz sözlerdir. Böyle sözlerle bu milleti çok uyuttular, çok kimseyi yoldan çıkarıp insanlara kul yaptılar. Bunlar çıkar yol değildir, İslâm'ın aydınlık yüzünü Kuran-ı Kerim'den öğrenin.Tespih namazı cemaatle kılınır mı?Soru: Bir hadiste Peygamberimiz, amcasına tespih namazını tarif etmiştir. Ancak ifadede bu namazın kişi olarak yahut cemaatle kılınacağı belirtilmiyor. Cemaatle kılmak caiz mi? (Bayram Çapar)Cevap: Peygamberimiz farz olmayan bir namazı cemaatle kıldırmamıştır, teravihi de kıldırmamıştır. Peygamberimizin kıldırdığı namaz gerekli yani farz namazdır. Ama artık Peygamber yok. Herhangi bir nafile namaz, cemaatle kılınırsa farz olmaz. Nitekim teravih de kılınıyor ama kimse ona farz demiyor. Çünkü Peygamber kıldırmadı. Tespih namazı öyle kuvvetli bir namaz değil ama olsa olsa nafile bir namazdır. Nafile namazların cemaatle kılınmasında bir sakınca yoktur. Çünkü Peygamberimizin "kılınmaz" diye bir hükmü yoktur. Ama cemaatle tespih namazını sürekli âdet haline getirmek dine bidat sokmak olur, doğru olmaz.
Soru: Geçen günkü bir yazınızda, gerek olağanüstü gerekse normal zamanlarda namazların cem edilebileceğini belirtmiştiniz. Ancak ben cem etmenin ne şekilde ve nasıl niyet edilerek yapılacağını bilmiyorum. Bu konuda beni aydınlatır mısınız? (İlhan Kısacık)Cevap: Niyet, hangi namazı kılacağını içinden geçirmek, buna karar vermektir. Söze değil, kalpten geçen düşünceye niyet denilir. Cem (birleştirme) olayı genelde öğleyle ikindi ve akşamla yatsı namazları için söz konusudur. Öğleyle ikindiyi iki şekilde cem etmek mümkündür: Öğlenin vakti içinde, öğleyle ikindiyi birlikte kılmayı içinden geçirip kamet getirerek önce öğleyi kılarsınız. Ardından bir kamet daha getirip ikindiyi kılarsınız. Buna takdim (öne çekme) cemi denilir. Öğlenin vakti çıkıp ikindi vakti girdikten sonra cem edecekseniz yine bir kamet getirip önce öğleyi, sonra bir kamet daha getirip ikindiyi kılarsınız.Buna da tehir (erteleme) cemi denilir. Aynı şey hem takdim hem tehir cemi olarak akşamla yatsı namazı için de uygulanabilir. Fakat sabahla akşam veya yatsıyla sabah namazı cem edilmez. Peygamberimizin böyle bir uygulaması yoktur. Yalnız Peygamberimiz Hendek Savaşı'nda vakit namazlarını kılamamış, gece olunca sırasıyla namazları cem ederek kıldırmıştır. Esas olan beş vakit namazı, vakitleri içinde kılmaktır. Ama yolculuk, acele işi olmak, önemli bir toplantı gibi sebeplerle iki vakit birleştirilerek kılınabilir. İslâm'da zorluk yoktur.Dinin amacı barıştırSoru: Ateistken İslâm'a dönüş eğilimi gösteren araştırmacı bir kardeşimiz, Peygamberimizi sevmiyor. Peygamber'i sevmeyen bir insana karşı nasıl bir yol izlemeliyim ki hem kendi inancıma zarar vermeyeyim hem de o kardeşimin imanlı bir Müslüman olması yönünde çaba harcayayım? (Sedat Buğur)Cevap: İslâm'a dönüş eğilimi göstermiş olan o arkadaşınızı bırakmayın. Siz ona yavaş yavaş doğruları anlatabilirsiniz. Ona Peygamberimizin hayatını sağlam kaynaklara dayandırarak açıklarsanız durum değişir. Hiç yola gelmese bile onunla ilişkiyi kesmeniz doğru olmaz. Hepimiz insanız. Kuran'a göre kişi, küfür içinde bulunan anne babasına bile din işlerinde değil, fakat dünya işlerinde itaat etmelidir. Yani herkesle iyi geçinmek, barışık olmak İslâm'ın prensibidir. Sizin gibi inanmıyor diye ona düşman olmak dünya barışına hizmet etmez. Çünkü dinin amacı dünyada barışı oturtmaktır.
Dünden devamBenim kanaatime göre sizden altını peşin alıp parasını veresiye ödemek isteyenler zengin ticaret erbabı ise onlardan bir miktar fazlalık almak, haram riba hükmüne girmez. Çünkü bu tür alımda o insan kârına kâr eklemekte, satan zarar etmektedir. Elbette satıcı, bu zararını telafi etme hakkına sahiptir, islâm'da zarar verme olmadığı gibi zarar görme de yoktur. Kuran, para satmaktan ibaret olan ribayı yasaklamıştır. Niçin yasaklamıştır? Fukaranın ezilmesini önlemek için. Para satmak, paranın ödünç verilip bir süre sonra fazlasıyla alınması demektir ki işte faiz denilen şey budur. Bunu kim yapar, yani kim ödünç para alır? İhtiyaç sahibi, yoksul.Sizden altını alıp parasını sonradan ödeyen kimseler eğer bunu ihtiyaçlarından dolayı yapan yoksul kimseler ise onlardan herhangi bir fazlalık almak haramdır. Çünkü Kuran, "Eğer (borçlu) darlık içinde ise bir kolaylığa çıkıncaya kadar beklemek (lazımdır). Eğer bilirseniz (verdiğiniz borcu, eli darda olan borçluya) sadaka olarak bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır" (Bakara: 280) buyurmaktadır. Açıkça Kuran, ribayı yasaklamaktaki hikmetini belli etmektedir: Yoksulun ezilmesini önlemek. Ama kâr için bu tür işlemlere gidenlerden, teamüldeki uygulamanın haram olduğu kanısında değilim.İkinci sorunuza gelince, "Her yüz yılda dini tazeleyen bir bilginin geleceği" mealindeki söz ayet değil, hadis olarak rivayet edilir. Bu hadisin sağlığı üzerinde kuşkular vardır. Çünkü rivayet, "Gaybı Allah'tan başka kimsenin bilmediğini" vurgulayan ayetlere aykırıdır. Ama İslâm âleminde genel kabul görmüş olan bu hadiste, her asırda İslâm'ı çağın şartlarına göre yorumlayan, dine taze bir soluk getiren derinlikli, öngörülü, sağduyulu alimlerin yetişeceği, bu taze soluklu yorumlarla İslâm'ın kıyamete dek tazeliğini koruyacağı müjdesi verilmektedir.Muhammed Reşid Rıza'ya göre her çağda inancı tazeleyen ve sünnet yoluna canlılık kazandıran bir müceddid (veya müceddidler) yetişmiştir (Bkz. Tefsir: 7/143). Reşid Rıza, bu müstesna insanları, İslâm'ın kendisi gibi halk arasında garip kalmışlar (gureba) saymaktadır. Nitekim hadiste de, "Din garip olarak başladı ve garip olarak avdet edecektir. Gariplere ne mutlu" buyurulmuştur. Sünnetin muhafızları olarak ortaya çıkan Yenilikçiler, İslâm'ın saf değerlerini korumaya çalışmışlardır.
Soru: Ben bir kuyumcuyum. Her ayarda işlenmemiş ham altin, hurda ve külçeyi isteğe göre düşük veya yüksek ayarlı altınla değiştirip aradaki farkı alıyor veya ödüyorum. Bazı müşterilerimiz, bir veya birkaç kiloyu alıp hesabını birkaç gün sonra hurda altınla öderler. Bu tür gecikmeli ödemelerde her gün için bir kilo altında binde yarım gram teamül gereği "kira ücreti", diğer adıyla "gecikme farkı" alınır. Sermayesi ancak birkaç kilo altın alabilecek kadar olan bizler, elimizdeki mevcudumuzu gün içinde çevirmekle 7 veya 8 gram kazanç sağlarız. Sermayemizin birkaç kilosunu oraya buraya, sonra ödenmek üzere vadeli verirsek tıkanıp kalıyoruz. Rant düşüyor. Hocam bu yaptığımız uygulama dinen caiz midir? Bir diğer sorum da şu: "Her yüz senede bir müçtehit gelir, dinimizi yeniler." Bu ayet midir? (Şakir Ünal Yücetürk)Cevap: Altını altınla veresiye değiştirirken meydana gelen fazlalık, ticaret gibi görünse de faizdir. Konuyu ayrıntısıyla ele alalım: Hadiste ifade buyurulduğuna göre altı maddenin, kendi cinsiyle değiştirilmesinde alınacak fazlalık riba(faiz)dır. Bunlar altın, gümüş, buğday, arpa, hurma, tuzdur (Müslim, Müsâkat, b. 15; Tirmizi, Buyu 23). Çeşitli hadislerde bu sayılan malların kaliteleri değişik de olsa yine aynı cinsten şeylerin birbiriyle değiştirilmesinde alınacak fazlalık ribadır. Fakat Abdullah ibn Abbas, peşin olunca aynı cinsten iki malın değiştirilmesinde fazlalığın riba olmayacağı kanaatindedir. Ona göre riba, veresiye değiştirmelerde olur. Bir hadiste Hz. Peygamber, "Riba ancak borçtadır" buyurmuştur (Darimi, Buyu, 42).Bir şeyi kendi cinsiyle değiştirmek yaygın bir işlem değildir. Ancak birinde, ötekine göre kalite farkı veya daha fazla yarar bulunduğu takdirde değiştirme işlemi yapılır ki o zaman da İbn Abbas'ın görüşünün daha isabetli olduğu anlaşılır. Kuran'ın gayesi, tefeciliğin önüne geçmektir. Kalite farkından dolayı aynı cinsten şeylerin değiştirilmesinde bir fazlalık olması doğaldır. Mesela on gram külçe altınla, on gram işlenmiş yüzük veya bilezik aynı cins ve miktardadır, ikisi de altındır ama bunların değerleri aynı değildir, işlenmiş altında kuyumcunun emeği vardır. Buna rağmen bu alışverişe hile karışma ihtimali bulunduğundan dört mezhep de aynı cins şeylerin değiştirilmesinde fazlalığı riba saymıştır. Sizin anlattığınız uygulama dört mezhep ulemasına göre haram sayılır. Tabii bu haram hükmü, Kuran'a değil, değişik varyantlı rivayetlere dayanır. Bu sorunun cevabına yarınki yazımda devam edeceğim.