‘Kırma insan kalbini yapacak ustası yok’

29 Ağustos 2006

SORU: Birisi benim kalbimi kırdığı zaman Allah korkusuyla karşı tarafa benzer bir davranışla mukabele etmiyorum, edemiyorum. Acaba bunu yapmakla kendime zarar mı veriyorum? Kötü söz ve davranışa aynı şekilde mukabele etmek mi gerekir? Dinimizce hangi ahlak davranışı daha uygundur? (Nil Özge)CEVAP: Siz tam Kuran’ın dediği biçimde hareket ediyorsunuz. Kuran, olgun müminlerin, kötülüğe iyilikle mukabele ettiklerini, kötülüğü güzel sözle savdıklarını belirtiyor: “Sen en güzeliyle sav. Bir de bakarsın ki senin düşmanın, sıcak bir dost oluvermiş.” Bu konuda bir de hadis veya Hz. Ali’ye ait bir söz var: “Sevdiğini ölçülü sev, bir gün düşmanın olabilir. Sevmediğine karşı da ölçülü davran, sınırı aşma, bir gün dostun olabilir.” İnsanları incitmek, alay etmek kötü bir şeydir. Kuran; kaşıyla, gözüyle, sözleriyle insanları kıranlara, “yazıklar olsun” demektedir. “Kırma insan kalbini, yapacak ustası yok.” Hz. Mevlana, gönül kırmamayı öğütler ve bir kırık gönlü onarmanın, yüz bin kez hac yapmaktan daha değerli olduğunu belirtir.*****KAN PARASI ÖLEN KİŞİNİN AİLESİNİN HAKKIDIRSORU: Geçen yıl Ramazan ayı içerisinde çok sevdiğim eniştem kendi hatası olmadığı halde trafik kazası sonucu vefat etti. Açılan davalardan sonra eniştemin aracına vuran sürücüden bir miktar tazminata hak kazandık. Kamuoyunda kan parası denilen bu paranın hak sahibi olan ablam ve çocukları tarafından alınmasına yasalar müsaade ediyor. Karşı tarafın ödeme yapmaya razı olduklarını kendilerinden öğrendik. Ama bizim içimize sinmiyor. Bu para dinimizde tarif edilmiş midir? Hak ve helal midir? (Adem Eskici)CEVAP: Trafik kazaları sonucu ölümler, İslâm hukukunda hatayla adam öldürme kısmına girer. Bu durumda ölüme sebep olan sürücü, ölenin birinci dereceden yakınlarına diyet yani kan parası öder. Bu kan parası 100 deve parasıdır. Her deve en az 3 bin YTL etse, diyet miktarı 100 x 3.000 = 300.000 YTL eder. İşte bu para ölenin ailesinin hakkıdır, helaldir.

Devamını Oku

Neden farzdan önce nafile kılınır?

28 Ağustos 2006

SORU: Herhangi bir vakit, ezan okunduktan sonra üzerimize farz olan vaktin namazını kılmadan önce nafile kılınmasının hükmü nedir? Öncelikle farz olan namaz niye kılınmıyor da nafile kılınıyor?CEVAP: Bu tip soruların cevabını birçok kEz verdim. Ama varak-ı mihri vefayı kim okur, kim dinler! Farz, sünnet, nafile Peygamberimizden sonra yapılmış değerlendirmelerdir. Peygamberimiz, önce kendi evinde tek başına namaz kılar, sonra odasından mescide çıkar, toplanan cemaate namaz kıldırırdı. İşte evinde veya kendi başına kıldıklarına nafile veya sünnet, cemaatle kıldırdıklarına farz denilmiştir. Peygamberimiz, cemaat namazlarından önce de sonra da kendi başına namaz kılmıştır. İşte onun âdetine uyarak ümmet de böyle nafileler kılmaktadır. Bunları kılma zorunluluğu yoktur. Kılmayan günah işlemiş olmaz. Kılanın sevabı fazla olur. Camiye gelen, cemaat oluşuncaya dek boş boş oturacağına kalkıp nafile namaz kılar. Yahut Kuran okur, meal okur. Zikreder. Akşam namazından önce de Peygamberimiz nafile kılmıştır. Akşam namazından önce nafile kılınmayacağı, Hanefi mezhebinin ağırlıklı görüşüdür. Diğer mezheplerde camiye gelen, önce iki rekât namaz kılar. Aslında bu namaz mescidi selamlama namazıdır. Önceki günden namazınız kalmışsa, hiçbir vaktin namazını kılmadan önce, önceki günden kalanları sırasıyla kılacaksınız. Sonra vaktin namazını kılacaksınız. İşin doğrusu, Peygamber döneminin uygulaması böyledir.Adem’in yaratıldığı cennetSORU: Adem, şeytan tarafından kandırılmasa dünyaya gönderilmeyip hep cennette mi kalacaktı? (Meltem Uzun)CEVAP: Adem’in yaratıldığı cennet, ahiret cenneti değil, dünya cenneti (bahçesi)dir. Yani ilk insanın rahatça yaşayabileceği güzel ormanlık bölgelerden biridir. Adem’in cennetten inmesi, ormanlıktan düzlüğe inip geçimini sağlamak için tarıma başlamasıdır. Çünkü Adem, ebediyyete ermek için yasak meyveye yaklaşmıştır. Eğer Adem ahiret cennetinde olsaydı orada ebedilik aramazdı. Çünkü orası ölümsüzlük yurdudur, orada zaten ebedilik vardır. Ebedilik aradığına göre demek ki Adem ebedi olmayan bu dünya cennetlerindeydi. Bu konu maalesef yıllarca yanlış yorumlanmış ve insanların kafasına önyargılar yerleşmiştir.

Devamını Oku

Akşemseddin’in 18 bölümlük eseri: Makâmât-ı Evliyâ

27 Ağustos 2006

Soru: Makâmât-ı Evliyâ adlı kitabı bir türlü bulamıyorum. Yazarı ise Akşemseddin (Muhammed ibn Hamza). Yardımcı olur musunuz? (Arif Akdoğan)Cevap: Bu kitap yazmadır. Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunur. Kitabın özetini İslâm Tasavvufu adlı eserimde şöyle vermiştim: Fatih Sultan Mehmet Han’ın hocası olan ve İstanbul’un fethinde büyük katkısı bulunan Akşemseddin unvanıyla bilinen Muhammed ibn Hamza, veliler hiyerarşisini anlatan Makâmât-ı Evliyâ adlı Türkçe eserinde özetle diyor ki: Bir gün ilimle uğraşırken uyku bastırdı. Gözlerime gaflet uykusunun bastırmasına üzüldüm ve “Allahım, bu gaflet uykusu neden gözlerimi aldı?” deyip ağladım. Tam bu sırada Hz. Peygamber, birkaç veliyle birlikte geldi ve bana, “Ey Hamza oğlu Muhammed, âşıksan sevgiline kavuş. Senin gözlerinden akan yaşı biz Allah Taala’ya sunduk. Bundan böyle seni beraat ettirdik (suçlarından kurtardık)” dedi. “BİNDE BİRİNİ YAZDIM”Yanında bulunan veliler, mahcup (utangaç) bir vaziyette dururken içlerinden uzun boylu birisi, “Ey Allah’ın Elçisi, Hamza oğlu Muhammed’e velilerin makamlarını gösteriniz” dedi. Allah’ın Elçisi, elini başımın üstüne koyar koymaz gözlerimden perdeler kalktı. Bu kitap içinde anlattığım makamları gördüm, hayran oldum, Peygamber Aleyhisselam’ın ayağına düştüm. Peygamber Aleyhisselam, üç kez, “Beni sıkıntıya sokma” diyerek eliyle başımı kaldırdı. O olaydan sonra hayli zaman kalp gözüm açık olarak dolaştım. Sonra normal akıl düzeyine geldim, bu kitabı yazdım. Burada yazdıklarımın tamamı, Levh-i Mahfuz’da gördüklerimdir. Gördüklerimden bir harf dahi fazla yazmış değilim. Hatta gördüklerimin tamamını dahi yazmadım. Ancak binde birini yazabildim. Çünkü Peygamber Aleyhisselam bana öyle makamlar gösterdi ki onları sözle anlatmak mümkün değildir. On sekiz bölüm üzere düzenlediğim bu kitaba Makâmât-ı Evliyâ (Velilerin Makamları) adını verdim. Bu kitabı takriben 40 yıl önce Nafi Erdoğan isimli bir ilahiyatçı Türkçe olarak yayına hazırlamıştı ama bastırıp bastırmadığını bilmiyorum.

Devamını Oku

Ölenin çocuklarının yapacağı bağış onun ruhunu şad eder

26 Ağustos 2006

Soru: 1- Altı gün oruçlarının dinimizdeki yeri nedir? 2- Vakti henüz gelmeyen namazları arka arkaya öğle vaktinin arkasından kılmak mümkün mü? 3- Rahmetli babamın vasiyeti üzerine onların adına bir dairemizi camiye, okula ya da topluma hizmette bulunan bir kuruma bağışlamak istiyoruz. Bunun ölen kişiye sevabı var mıdır? 4- Zekâtın 40’ta 1’ini hesaplarken malın değerine mi bakacağız yoksa malın yıllık kazancına mı? (Ayşe Yılmaz)Cevaplar: 1- Ramazan’dan sonra gelen Şevval ayında 6 gün oruç tutmak sünnettir. Bu orucu tutanın, Ramazan’la birlikte bütün yılı oruç tutmuş gibi sevap alacağı hadiste belirtilmiştir. Çünkü her iyiliğe 10 kat sevap verilir. 36 günlük oruç, 360 günlük oruç tutmaya denk gelmiş olur. 2- Yolculuk ve iş dolayısıyla iki namazı birlikte kılmak caizdir. Bunlar öğleyle ikindi, akşamla yatsı namazlarıdır. Ama beş vakti veya üç vakti birleştirerek kılmak ancak savaş gibi durumlarda olabilir. Vakit bulunca, kılınmayan namazlar sırasıyla kılınır. Ama durup dururken öğle, ikindi ve akşamı birlikte kılmak, Hz. Peygamber’in uygulaması değildir. Peygamber sadece bazen iki vakti (öğle-ikindi, akşam-yatsı) birlikte kılmıştır. 3- Ölen kişi için çocuklarının yapacağı bağış onun ruhunu şad eder. Hz. Peygamber buyurmuştur: “İnsan ölünce amelleri kesilir (eylem defteri kapanır). Ancak üç eylemin sevabı kesilmez: Kamunun yararlanacağı bir hayır, yararlı ilim yahut dua eden bir çocuk bırakan kimsenin ruhuna sürekli sevap gelir (yani ölen kişinin ruhu bu eylemlerinden ötürü sevap alır, sevinir, şad olur).” 4- Zekât, ticaret mallarının kazancı üzerinden değil, kendisi üzerinden verilir. Ama emlak ve akarın zekâtı yoktur. Onların zekâtı, gelirleri üzerinden verilir. Verilen emlak vergisi, gayrimenkulün zekâtı sayılır.Adağınızı yerine getirinSoru: Bir otomobil satın aldım. Adak adamıştım ancak bazı arkadaşlar böyle durumlarda kurban kesmemin daha iyi olacağını söylediler. Ne yapmalıyım? (Serdar Küçükoğul)Cevap: Otomobil veya herhangi bir şey alınca kurban kesmek diye bir şey yoktur dinimizde. Ama adak adamışsanız onu yerine getirmeniz gerekir. Ne adadıysanız onu yapacaksınız. Tabii adağın, dinde mevcut ibadet türlerinden birisi olmak kaydıyla. Namaz kılmak, sadaka vermek, kurban kesmek gibi...

Devamını Oku

Yüce Allah her mekânda vardır

25 Ağustos 2006

Soru: Sizin hazırladığınız dua kitabında Hz. Peygamber, Ebu Hüreyre yoluyla gelen bir hadislerinde diyor ki: “Bazı kimseler, namazda gözlerini göğe dikerek dua etmekten vazgeçsinler. Yoksa Allah onların gözlerini kör eder.” (Müslim, Nesai ve diğerleri). “(Ey Muhammed), biz senin yüzünün göğe doğru çevrilip durduğunu (gökten haber beklediğini) görüyoruz. (Merak etme) Elbette seni, hoşlanacağın bir kıbleye döndüreceğiz. (Bundan böyle) yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Nerede olursanız, yüzlerinizi o yöne çevirin. Kitap verilenler, bunun Rableri tarafından bir gerçek olduğunu bilirler. Allah onların yaptıklarından habersiz değildir.” Hz. Peygamber yüzünü göğe doğru çeviriyor. Neden dua ederken gözümüzü göğe dikmeyeceğiz? (Fatih Okudu)Cevap: Yazdığım hadis, gösterdiğim kaynaklarda vardır. Hadisin amacı, gökte sanılan Allah’a yalvarmak için göğe bakanları bu düşünceden vazgeçirmektir. Çünkü Kuran’a göre Allah gökte de yerde de her mekânda vardır. O’nun olmadığı bir yer mevcut değildir. Dua esnasında gözünü göğe diken, sanki Allah’ın gökte olduğunu ifade etmektedir. Bu ise yıldızlara tapanların davranışına benzediğinden bundan men edilmiştir. Ama Peygamber’in göğe bakması, gökten yani yüceler âleminden gelecek vahiy meleğini gözetmesi anlamındadır. Yoksa hâşâ Hz. Peygamber, Allah’ı gökte düşünmemiştir. Çünkü Kuran’da meleklerin, yüceler âleminde bulunduğu belirtilir. Vahiy meleği de oradan gelir. Gök, sadece yıldızlarla donatılmış uzay göğü değil, şu fizik âleminin üstünde bulunan ruhani yüceler âlemidir. Kuran’da sema (gök) sözcüğü yükseklik anlamında kullanılır. Aynı kökten sumuvv da yüksek demektir. Krallık makamı için de sumuvv el-melekî (royal highness) denilir.Bizler birer zerreyizSoru: Dine yöneldikten sonra bazı şeyleri sorgulamaya başladım. Bunalıma girdim. Yaşama sevincimi yitirdim. Ne yapmalıyım?Cevap: Evreni düşünün. Bu hücreler, bu beyin, akıl kendi kendine mi oldu? Eğer öyle demekle rahat ediyorsanız mesele yok. Ama vicdanınız bunu kabul etmiyorsa bir yaratan var. Onu sorgulamanın size yararı olmaz. O’na bağlanmak gerekir. Yoksa soruların ardı arkası kesilmez. Kuran, “O’nun yaptığından sorulmaz” buyuruyor. Sorsanız ne olur, siz nesiniz ki? Sadeve evrende bir zerre! Peki zerre kalkıp da küreyi sorgularsa ne elde eder? Hüsran! Allah’a teslim olun ki huzur bulasınız.

Devamını Oku

Oruç tutmakta güçlük çekenler fidye verebilir

24 Ağustos 2006

Soru: Yoğun iş seyahatlerimden dolayı geçen yıldan 90 gün oruç borcum var. Bu yılın başında kalp ameliyatı oldum. Bu durumda borcumu ödemem imkânsız gibi görülüyor. Ne yapmalıyım? Bir diğer sorum da şu: Hadis rivayetleri kesin din olur mu? (M. Özdemir)Cevap: Kuran’a göre oruç tutmakta zorlanan, dayanamayan değil, güçlük çeken kimse isterse oruç yerine fidye verebilir. Siz her gün için en az 5 YTL fukaraya verirseniz olur. Kuran dinine dönmezsek iflah olmayız. Bunun önünde en büyük engel de şartlanmış, önyargılı sözüm ona din adamlarıdır. Hadislerin büyük çoğunluğu katmalarla doludur. Kaynaktan bir karış olarak çıkan söz, kar topu gibi ağızdan ağza dolaşa dolaşan iki asır sonra iki kulaç olarak karşımıza çıkıyor. Bu katmaların ayıklanması için titiz bir çalışma gerekir. Hadisin sağlığının iki temel ölçütü olmalıdır. Birincisi içeriğinin Kuran’a uygunluğu, ikincisi rivayet eden kişilerin sağlamlığı ve kopuksuz olarak birbirine bağlanması.Namazınızı sandalyede oturarak kılabilirsinizSoru: Dizlerim ağrıdığı için namazı sandalyede oturarak kılıyorum. Secdeyi de önümdeki kanepeye başımı koyarak eda ediyorum. bunun bir sakıncası var mı? (Ayhan Uysal) Cevap: İslâm’da zorluk yoktur. Dizleriniz ağrıyorsa sizin için sandalyede oturarak kılmak daha rahat ise öyle kılabilirsiniz. Ancak önünüzdeki herhangi bir eşyaya secde etmeyin, biraz eğilerek rükûyu, biraz daha eğilmek suretiyle secdeyi yapın.Aşırılıklardan kaçınınSoru: Her gün 500’e yakın “la havle” okuyorum. Allah’a inancım çok farklılaştı. Rüyamda Kuran gördüm. İçimde sanki bana yardımcı olan, kalbimi titreten, ferahlık veren, acıtan, alarm veren bir mekanizma çalışmaya başladı. İlimle alakalı biriyim ama Allah’a kendimi hiç bu kadar yakın hissetmemiştim. Acaba akli melekelerim daha mı olgunlaştı? Hiç böyle bir yoğunluk yaşamamıştım. Allah’ın insana verdiği kudreti ve doğru kullanması gerektiğini şimdi çok iyi anladım. (Ömer Türk)Cevap: Allah sizi seviyor ki sizi kendisine yöneltmiş. Buna şükür için namazınızı kılınız, Kuran’ın buyruklarını yapınız, yasaklarından ve aşırılıklardan da kaçınınız. Selamet orta yoldadır.

Devamını Oku

‘Kız çocukları mirasın tamamını neden alamıyor?’

23 Ağustos 2006

Soru: Bir yazınızda, eğer ölenin sadece bir kız çocuğu varsa onun, mirasın yarısını alacağını, ikiden fazla kızı varsa kızların mirasın üçte ikisini, geri kalanı da ölenin erkek veya kız kardeşi yahut miras düşen akrabasının alacağını belirtmiştiniz. Neden erkek çocuğa mirasta fazla pay veriliyor? Kız tek çocuksa ya da sadece kız kardeşler varsa neden mirası yakın akrabayla paylaşmak zorundalar? Kız çocuğu ikinci planda mı tutuluyor? Kişi vefat etmeden vasiyet yoluyla mirasının tamamını kızlarına bırakabilir mi? Ya da kardeşler anlaşıp mirası eşit paylaşabilirler mi? (Bahar Oduncu) CEVAP: Bu tip soruları daha önce de yanıtlamıştım. Özeti şu: Kız çocuğu gelin olup gider, kocası ona bakmakla yükümlüdür. Ama kadın, kocasına değil. Erkeğe sorumluluğu gereği ona mirastan bir pay fazla vermek hakkaniyete uygundur. Ama buna rağmen kardeşler kendi aralarında anlaşır da mirası eşit paylaşmaya karar verirler, erkek kardeşler de buna razı olup haklarını helâl ederlerse bir sorun yoktur. Baba, isterse vasiyetle korunmasını istediği çocuğuna mirasının bir kısmını bırakabilir. Gerçi “Varise vasiyet olmaz” mealinde bir hadis rivayeti varsa da bu tek kişi haberi, Kuran’ın vasiyet hakkındaki genel hükmünü değiştiremez. Çünkü kişi malının sahibidir. Onda istediği gibi tasarruf hakkına sahiptir. İsterse malının tamamını çocuklarına değil de bir hayır kurumuna veya yabancı birine bırakabilir. Miras taksimi, dünya haklarıyla ilgili bir sorundur. İlgililer isterlerse kendi aralarında anlaşıp medeni kanuna göre mirası paylaşırlar. Ama Kuran’ın taksimine razı olanlar da çoktur. Sözümüz onlaradır.‘Bebekler melek gibidir’Soru: İki yaşında bir kız çocuğum var. Gece uyuduktan birkaç saat sonra çok yüksek sesle ağlayarak uyanıyor. İlk zamanlarda bir rahatsızlığı olduğunu düşündük ancak her türlü tıbbi tetkik ve doktor kontrolü temiz çıktı. Çocuğa bu durumlarda dua okuyoruz. Ayrıca başucunda Kuran ve cevşen bulunduruyoruz. Ancak bu durum devam ediyor. Büyük ihtimalle bir pedagogdan yardım almamız gerekecek. Bebeklerin melek kadar temiz oldukları ve geceleri rahatsız edildikleri büyüklerimiz anlatılıyor. Sizin bu gibi durumlar için önerilerinizi alırsak memnun olacağız. (Hakan Gökbakır) Cevap: Çocuğa içtenlikle, İhlas ile Felak ve Nas surelerini okuyun. Allah’a sığının. Allah çocuğunuzu korur. Ancak pedagoga değil de bir psikoloğa götürmeniz çok uygun olur.

Devamını Oku

Dünya ve ahiret cennetleri...

22 Ağustos 2006

Soru: Rahman Suresi, “Rabbinin makamından korkan kimseye iki cennet var” ve “İkisinden başka, iki cennet daha var” denmektedir. Burada anlatılmak istenen nedir? (İ. Öztürk)Cevap: Rahman Suresi’nin 46-78’inci ayetlerinde hitap hep tesniye (ikil) şeklinde cinlere ve insanlara yapıldığından, Rablerinden korkanlara iki cennet verileceği buyurulmaktadır. Bunlardan birinin cinlere, birinin de insanlara özgü cennet olması olasıdır. Sözün akışından bu anlaşılıyor. Razi’nin işaret ettiği bir ihtimale göre de bu cennetlerden birisi maddi, diğeri de ruhsal cennettir. Bir ihtimale göre ise bunlardan biri yapılan güzel işlerin karşılığı, öteki de fazlasıdır. Daha önce iki cennet canlandırıldıktan sonra onlardan ayrı olarak hemen aynı nimetlerin bulunduğu iki cennetin daha canlandırılması, birkaç biçimde açıklanmıştır:1- Dünyada müminlerin amelleri değişiktir. Herkes amelinin derecesine göre bir cennete girer. Bu cennetler, cennetin dereceleridir. Nitekim Vakıa Suresi’nin 7-39’uncu ayetlerinde, Hadid Suresi’nin 7-10’uncu ayetlerinde müminlerin derecelerinin farklılığına işaret edilmiştir.2- Zemahşeri’ye göre birinci cennet müminlerin kendilerine, ikinci cennet zürriyetlerine ve kendilerine tabi olanlara verilecektir.3- Başka bir tefsire göre ilk ayetlerdeki iki cennet, dünyada müminlerin ellerine geçirecekleri güzel topraklar, ikinci grup ayetlerdeki iki cennet ise ahirette girecekleri cennetlerdir.Son iki cennetin mudhâmmetân, naddâhatân, refrefin hudrin, abkariyyin hisân (yemyeşil, püsküren iki pınar, yeşil sergiler, yastıklar, güzel abkarî kumaşlar) gibi daha çarpıcı vasıflarla nitelendirilmiş olması, bunların, birinci iki cennetin ötesinde, daha yüksek vasıfta cennetler olduğunu ve bu cennetlerin, birinci iki cennetten daha sonra verileceğini hatıra getirir. Bundan ötürü birinci iki cennet ile müminlere dünyada verilecek cennet topraklar, bunların ötesindeki iki cennetle de ahiret cennetleri kastedilmiş olduğu kanısını benimsiyoruz.Çünkü bu ikinci iki cennetin yeşilliği mudhâmmetân (yemyeşil), suları naddâhatân (püsküren, fışkıran) gibi önceki cennetlerden daha güçlü vasıflarla nitelendirildiği gibi meyveleri daha detaylandırılmış (meyve, hurma ve nar), içlerinde çok güzel hayırlar (iyilikler, nimetler, mal ve refah) bulunduğu, müminlerin yaslanarak oturdukları sergilerin yüksek, yeşil ve abkari (harika), kendilerine verilen dilberlerin de çadırlarda kapalı, saklı olduğu belirtilmiştir. Bu vasıflar, son iki cennetin, ilk iki cennetin altında değil, onların ötesinde yani ahirette olduğunu gösterir. Gerçeği Allah bilir.

Devamını Oku