Üç ayların ikincisi olan Şaban’ın 15’inci gecesi, Berat Gecesi’dir. Beraat kökünden isim olan berat; suçtan, günahtan kurtulma, masumluk belgesi demektir. Bu gece hakkında Hz. Peygamber’in şöyle buyurduğu rivayet edilir: “Yüce Allah, Şaban’ın orta gecesinde en yakın göğe iner, Kelb kabilesi koyunlarının tüylerinin sayısından daha çok kimseyi affeder” (et-Tâc: 2/93). “Ben kulumun benim hakkımdaki düşüncesi üzereyim, kulum beni bağışlayıcı bilirse ben onu bağışlarım” anlamındaki kudsi hadiste Allah’ın, kullarına olan yakınlığı, acıması, bağışlaması vurgulanır. Başka bir kutsal hadiste de Allah kullarına umut vermektedir: “Kulum bana bir karış yaklaşırsa ben ona iki kulaç yaklaşırım. Kulum bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim” (Buhari). İslâm, insanlara ümitsizlik değil ümit vermiştir. Yüce Allah kullarına buyurur: “Ey nefislerine karşı aşırı giden kullarım, Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir” (Zümer: 53).Demek ki kul, ne yapmış olursa olsun, hangi durumda bulunursa bulunsun Allah’tan ümit kesmemeli, Allah’a yönelmeli, O’ndan af ve mağfiret dilemelidir. Allah, kulu kendisine el açıp yalvardığı zaman onu bağışlamaktan utanacak kadar merhametli, affedici, bağışlayıcıdır. Allah’a bağlılık insana yaşama sevinci ve umudu verir, insanı güçlendirir. O’nun kullarına acıması belli gecelere özgü değil, her zaman için geçerlidir. Buhari ve Müslim’de Allah’ın, her gecenin üçte ikisi olunca en yakın göğe inip, “Yok mu mağfiret dileyen, bağışlayayım, yok mu dilekte bulunan kabul edeyim” ediği ifade edilmektedir. Bu mecazi söylem, Allah’ın rahmetinin seher vaktinde oluk oluk aktığını anlatır.Yüce Allah, “Sabreden, doğru olan, saygıyla ibadet eden, Allah için mal harcayan, seher vakitlerinde mağfiret dileyen” (Âl-i İmrân: 94/17) kullarını övmekte ve onlara, insanın hatırına dahi gelmeyen nimetler vereceğini müjdelemektedir: “Yanları yataklardan uzaklaşır (gece ibadete kalkarlar), korkarak ve umarak Rablerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıktan hayır için harcarlar” (Secde: 75/16).Canı mutlu kılan ancak tek Allah’a ibadettirMedet ummak yaratıktan cehalettir, hamakattirAllah’ın dünyamıza barış, gönlümüze feyiz ve huzur vermesi dileğimle...
SORU: Ayrıldığım karımla tekrar barışmak istiyorum. Onunla yeniden evlenebilmek için İslâm’a göre eşimin başka biriyle nikâhlanması gerekiyormuş. Sonra ondan boşanıp benimle evlenebilirmiş. Ama hülle evlilik olmazmış, evlendiği kişiyle karı koca hayatı yaşaması gerekiyormuş. Böyle bir şey doğru olabilir mi? (M. T.)CEVAP: Kuran’ın asıl amacı, kadının özgürlüğünü ve hakkını korumaktır. Çünkü eskiden bir kişi karısını boşuyor, bir süre sonra vazgeçiyor, yine boşuyor, yine vazgeçiyor. Bu durumda kadın ortada kalıyordu. İşte kadını bu durumdan kurtarmak için üç ayda tamamlanacak boşama sürecinden sonra artık erkeğin ona dönme, boşamadan vazgeçme hakkını kaldırmış, kadına özgürlük vermiştir. Kadın isterse gider, evlenir. Kadın, evlenmez, kendi rızasıyla yine eski kocasına dönmek isterse, bir sonraki ayette kadının velilerine, yani ailesine, buna engel olmamaları emredilmektedir. Sizin baskınızla değil, kadın kendi isteğiyle sizinle birleşmek istiyorsa, bence öyle hülleye falan gerek yok. Bu zaman, bin yıl önceki zaman değildir. Amaç kadının hakkını garanti altına almaktır. Benim kanaatime göre siz, eşinizin rızası olmak kaydıyla resmen evlenirsiniz. “Kadınları boşadığınız zaman, bekleme sürelerini bitirdiler mi ya onları iyilikle tutun ya da iyilikle bırakın. Haklarına tecavüz edip zarar vermek için onları (yanınızda) tutmayın. Kim bunu yaparsa kendine yazık etmiş olur. Allah’ın ayetlerini eğlence yerine koymayın... Kadınları boşadığınız zaman bekleme sürelerini bitirdiler mi, kendi aralarında güzelce anlaştıkları takdirde, (eski) kocalarıyla evlenmelerine engel olmayın. Bu, içinizden Allah’a ve ahiret gününe inanan kimseye verilen öğüttür. Bu, sizin için daha iyi ve daha temizdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz” (Bakara: 231-232).İşte bu ayetler, boşanmış karı kocanın kendi aralarında anlaştıkları takdirde onların evlenmelerine engel olunmamasını emrettiğine göre artık kadının başka bir kişiyle olmasının anlamı kalır mı? Kadının başka biriyle evlenmedikçe eski kocasına helal olmayacağını bildiren 230’uncu ayet, kadını kötü niyetle hükmü altında tutsak etmek isteyen kimselere engel olmak ve kadının hakkını korumak içindir. Ama iyi niyetle birbiriyle tekrar evlenmek isteyenlere engel olunmamasını emreden 232’nci ayet, 230’uncu ayetin amacını gayet açıkça ortaya koymaktadır. Kuran’ın amacı insanları Hak yolunda mutlu etmektir.
SORU: Hanefi mezhebindenim. Sizin ilmihal yorumlarınız her mezhep için geçerli mi? Yoksa mezheplerüstü müdür? (Musa Kayar)CEVAP: Yorumlarım başta Kuran’a, sonra Kuran’a uygun Peygamber sözlerine dayanır. Yorumlarımı insanlara değil, iki temel kaynağa dayandırırım. Benim için bu iki temel kaynaktan başka referans yoktur. Tabii bu büyük İslâm alimlerine saygısızlık veya onları dışlamak değildir. Kuran varken, hadis varken başka kaynak aramak bir İslâm uzmanı için zaten caiz değildir. Yeri geldikçe, gerektikçe elbette büyük imamların görüşlerine de başvururum. İmamı Azam’ın şu sözü prensibimdir: “Bir söz Allah’tan ve Elçisinden gelirse başla göz üzerine. Sahabilerden gelirse seçeriz. Çünkü onlar da kendi aralarında düşünce ayrılığına düşmüşler, seçim yapmışlardır. Ama daha sonraki nesilden gelirse onlar da adam biz de adamız.”*****Helal et furyası sürüyorSORU: Ben Amerika’da yaşayan bir öğrenciyim. Burada helal et bulmakta güçlük çekiyorum. Ne yapmalıyım? (Mehmet Yılmaz)CEVAP: Domuz eti, kendi kendine ölmüş hayvan eti, akıtılmış kan ve Allah’tan başka bir tanrı adına kesilmiş hayvan eti dışında bütün etler helaldir. Hıristiyan ve Yahudilerin kestikleri hayvan etleri de helaldir. Helal et aramaya kalkmayın, marketten domuz eti dışında etler alıp yiyebilirsiniz. Din, insanların işlerini güçleştirmez. Bu helal et furyasının, bazı çevrelerin aşırı görüşlerinden kaynaklandığı kanısındayım.*****Saç boyamak sünnettirGaziantep’ten okurum M. Yılmaz, erkekler için saç boyamanın ve saç ektirmenin dindeki yerini soruyor. Saç sakal boyamak sünnettir. Peygamberimiz de sakalını boyardı. Ancak boyanın, yaşa uygun düşmesi gerekir. 90 yaşındaki birinin saçını siyaha boyatması uygun düşmez. Bunun dini bir sakıncası yoktur, örfe bağlı bir şeydir. Saç ektirmenin de hiçbir sakıncası yoktur. Çünkü Kuran süslenmeyi, güzel görünmeyi teşvik etmiştir.*****İşte size bir şirk daha...SORU: Acaba ölen biriyle başka bir ölüye selam gönderilir mi? (Arman Deniz) CEVAP: Bu, batıl, İslâm’da asla yeri olmayan bir davranıştır. Ölen kişi, bir başka ölüye selam götürmez. Ölmüş babasını anan kimse, derhal onunla irtibat kurmuş olur. Kendisi görmez ama ölmüş olanın ruhu onu görür. Yazıklar olsun bu şirk davranışlarına!
Şevket Kayabaş’ın, “Kuran-ı Kerim, mealinden okunup bitirilince hatim sayılır mı?” sorusuna Diyanet İşleri Başkanlığı şu cevabı veriyor: “Kuran-ı Kerim hem lafzı hem de manası ile Kuran’dır. Bu itibarla Kuran-ı Kerim mealleri, Kuran hükmünde değildir. Yüce Rabbimizin öğüt ve buyruklarını öğrenmek maksadıyla Kuran-ı Kerim meali ve tefsirini okumak güzel ve sevaplı bir iş ise de bunları okumakla hatim indirilmiş olmaz.” Bu cevaptan tatmin olmayan Şevket Kayabaş, bize soruyor: “Anlamadan okuduğumda hatim indirilmiş sayılıyor da anlayarak okuduğumda neden sayılmıyor?” Okuruma cevabım şudur: Hatim indirmek ne farzdır, ne sünnettir. Önemli olan Kuran okumaktır. Kuran okumaktan maksat da anlamaktır. Mektup niçin gönderilir? Gönderilen kişinin anlaması için. Kuran da yüceler âleminden, insanlar okusunlar anlasınlar diye gönderilmiş bir Tanrı mektubudur. Anlamadıkları şeyi nasıl uygulayacaklar? Kuran’ın doğru meali de Kuran’dır. HER ŞEY NİYETE BAĞLIDIRLafız (kelime kalıpları), sadece anlamı taşıyıcı, ikinci derecede bir elemandır. Yani mealinden okumak da hatim sevabı getirir. Her şey kulun niyetine ve içtenliğine bağlıdır. Dinde doğaya, mantığa aykırı bir şey olmaz. Size verilen cevabın mantıklı bir yanı yoktur. “Kuran, hem lafzı, hem manasıyla Kuran’dır” şeklindeki tanım da ne Kuran’a, ne de Peygamber sözüne dayanır. Bu tanım, kelamcıların tanımıdır, Allah’ın ve Peygamber’in tanımı değil. İmamı Azam, manayı asıl Kuran olarak görür, lafzı yani söz kalıplarını da tali bir unsur kabul eder. Bu bakımdan Kuran’ın anlamına uygun düşen önceki ilahi kitabın ayetlerini de Kuran kabul eder. Gerekçesi A’lâ Suresi’ndeki şu beyandır: “18- Bu, elbette ilk sayfalarda da vardır: 19- İbrahim’in ve Musa’nın sayfalarında.” Burada Kuran ayetlerinin İbrahim ve Musa’nın sayfalarında var olduğu belirtilmektedir. İbrahim’in ve Musa’nın sayfaları, Tevrat’ın bölümleridir. Şimdi Tevrat’ta bulunan ayetler, eğer Kuran ayetlerine uyuyorsa onlar da Kuran’dır. Elbette Tevrat’ta bulunan Kuran’a uygun ayetler, Arapça değil, İbranicedir. Bundan çıkan sonuç, Kuran’ın mealinin, yani manasının Kuran olduğudur. Bu görüş, İmamı Azam’ın görüşüdür. Bakın 13 yüzyıl önce yaşamış Büyük İmam, meali Kuran sayıyor ama zamanla insanlar onun geniş görüşünden ne kadar gerilere düşüyorlar!
SORU: Şeytan insanın kalbine, beynine hükmeder mi? İnsanlara zarar verebilir mi? Üç aylık hamileyim. Aklıma kötü düşünceler geliyor. Bu durumun benim hassasiyetimden kaynaklandığını biliyorum ama aklımı yitirmekten korkuyorum. Ne yapmalıyım?CEVAP: Şeytanın, insanlara kötü düşünceler aşıladığı, insanı kötülüğe yönlendirmeye uğraştığı Kuran’ın açık beyanıdır. Ancak insan Allah’a sığınır, güçlü duygularla O’na sarılırsa şeytan ondan uzaklaşır. Araf Suresi’nin 200-201’inci ayetlerinde, “200- Ne zaman şeytandan bir kötü düşünce seni dürtüklerse, Allah’a sığın çünkü O, işitendir, bilendir. 201- Allah’tan korkanlar, kendilerine şeytandan gelen bir vesvese dokunduğu zaman düşünür, (gerçeği) görürler” buyurulmaktadır. Demek ki şeytan insanı kötülüğe doğru dürtükler, insanı kötülüğe itmeye çalışır ama iyi kullar Allah’a yalvarınca şeytan elini çeker. Peygamberimiz de şeytanın insanı etkilemeye çalıştığını fakat insan Allah’ı anınca şeytanın sindiğini bildirmiştir. Allah’a sığındıktan sonra sana hiçbir şey zarar veremez. Ayrıca şeytanın, senin karnındaki çocuğa zarar vereceğini düşünme. Kuran-ı Kerim, çocuğun, çok güvenli, sağlam bir yerde (karar-i mekin) bulunduğunu belirtir. Şeytanın dürtüsü fiziki bir zarar verme değil, sadece düşünceyi etkileme, yani vesvesedir. Allah’ı anınca da zaten şeytanın etkisi kalmaz. Size o yanlış, temelsiz söyleyenlerin tesirinde kalmayınız. Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmayınız. İyi biliniz ki Allah, her canın, her insanın üstüne birtakım manevi bekçiler görevlendirmiştir. Her insanın manevi korumaları vardır. “O (insa)nın önünden ve arkasından izleyen(melek)ler vardır, onu Allah’ın emrinden korurlar” (Ra’d: 11).Adem halifelik makamına yüceltilen “ilk” insandır“Adem ilk insan mı?” diye soran okuruma cevabımdır: Bu konuda “Soru ve Cevaplarla İslâm” adlı eserimde yeterince bilgi verilmiştir. İsterseniz “Kuran Ansiklopedisi” adlı eserimden, “İnsanın yaratılışı” maddesini okuyabilirsiniz. Kanaatime göre Adem, ilk insan değil, halifelik makamına yükseltilen ilk insandır. Hz. Muhammed’in ruhunun Adem doğmadan yaratıldığı tamamen uydurmadır. Bu konudaki hadislerin de hepsi hayal ürünüdür. İnsanın ruhu bedeniyle birlikte yaratılır. Bedenden önce ruhun yaratıldığına dair ne Kuran’da ne de sağlam hadiste bir delil ve işaret yoktur.
Fırat Üniversitesi öğretim elemanlarından S. Tuğcay Tayhani, Allah’ın isimlerinden Aziz’in yaratıklara verilmesi hakkında düşüncemi soruyor. Kendisine cevabım şudur: Gönderdiğiniz çeviri kiminse tutarsız ve yanlıştır. Gazali’nin eserinin orijinalini okumak gerekir. Ayrıca Allah’ın birçok ismi vardır. Bunların sadece biri Allah’a özgü isimdir, ötekiler sıfat bildiren isimlerdir. Allah, özel isim, diğerleri sıfat isimdir. Bu sıfat isimlerden kimi var ki sadece Allah’a verilir, kimi var ki yaratıklara da verilir. Mesela, “Rahim, çok merhametli, çok esirgeyen” demektir. Bu Allah’ın sıfatı olmakla beraber Hz. Peygamber için de kullanılmıştır. “O, inananlara karşı rahimdir” (Ahzâb Suresi). Tevbe Suresi’nin sonunda da Hz. Peygamber’in, inananlara rauf, rahim olduğu vurgulanır. Bunların ikisi de Allah’ın sıfatıdır. Alim (çok bilen) Allah’ın sıfatlarındandır. Ama yaratıklara da verilir. Yusuf Suresi’nde, “Her alimin üstünde bir alim vardır” buyurulmaktadır. Aziz de değerli, onurlu, yüce, galip anlamlarına gelir. Genelde Allah için kullanılan bir sıfat olmakla beraber yaratıklar hakkında sıradan bir sıfat olarak da kullanılır. Ente azîzun aleynâ: Sen bizim için değerlisin demektir. Hz. Peygamber hakkında da “azîzun aleyhi mâ anittum: Sizin güçlük çekmeniz ona ağır gelir” buyurulmaktadır. Yusuf Suresi’nde Yusuf için aziz sıfatı kullanılmıştır. Hasılı insanlar için de aziz sıfatı kullanılabilir.Muhtaçlara daima yardım elinizi uzatınSORU: Allah’a isyan eden kardeşime yardım ediyorum. Günah mı? (Umut Akın)CEVAP: Kardeşinizin hatası Allah ile kendisi arasındadır. Siz ona yardımınızı sürdürün. Kim olursa olsun muhtaç insanlara yardım edilir. Onların manevi durumları sorgulanmaz. Allah için verilen zayi olmaz. İşte ibret verici bir örnek: “Hz. İbrahim’e yaşlı bir yolcu gelir. Kendisini konuk etmesini ister. Hz. İbrahim ona, Müslüman olduğu takdirde kendisini konuk edeceğini söyler. Din değiştirmek istemeyen yaşlı adam yola koyulur. O sırada Yüce Allah İbrahim’e der ki: ‘Biz yetmiş yıldan beri ateşe tapmakta olan o adamı, bize tapma şartını koşmadan besledik. Sen ne olurdu bir gececik onu karşılıksız konuk etseydin.’ Hz. İbrahim, yaşlı adamın arkasından koşar, kendisini konuk edeceğini söyler. Adam da sebebini sorar. İbrahim, Rabbinin kendisini azarladığını söyleyince adam Müslüman olur.”
SORU: 1- Her yılın ocak-temmuz döneminde domatesten 8 milyar kazanıyorum. İlaç ve gübreyle mutfak harcamaları hariç ne kadar zekât vermeliyim? 2- Tarla, araba, ev gibi malların zekâtı bir kez mi verilir? Oranın yüzde kaçı verilir? 3- Her yılki kazancımın zekâtını o yıl mahsul sonu verebilir miyim? Üzerinden bir yıl geçmese ne olur? (Ramazan Kalkanlı)CEVAP: 1- Ekin veya meyvelerin zekâtı yüzde 10’dur. Ekin ve meyveler, yağmur veya ırmak suyuyla sulanıyorsa bir öşür yüzde 10, masraf yapılarak sulanıyorsa yüzde 5'tir. İslâm hukukuna göre zekât, bir devlet vergisidir. Bugün çiftçilerin devlete ödedikleri mahsul vergisi, zekât yerine geçer. Buna göre mahsul sahipleri eğer ürünlerinden vergi ödüyorlarsa ayrıca ürün zekâtı vermeleri gerekmez. Hayvanlar da böyledir. Vergileri ödenmiş olan mahsul ve hayvanlar için zekât vermek gerekmez. Ama vergi ödemiyorlarsa, açıklanan miktar üzerinden zekât vermeleri gerekir.2- İhtiyaç için alınan evin, arabanın zekâtı olmaz. Ticaret için olursa bunların gelirinin yüzde 2.5’i zekât olarak verilir. Aslında bunların zekâtı devlete verilen emlak vergisi, araba vergisidir. Başka da zekâtı yoktur. 3- Ürünlerin zekâtı, devşirildiği zaman verilir. Üzerinden bir yıl geçmesi beklenmez. Ürün devşirilmeden telef olursa zekât gerekmez.Allah kimseyi gücünün üstünde bir görevle yükümlü tutmazSORU: 1994 yılında eşimle birlikte hacca gitmeye karar verdik. İşlemler tamamlandığı halde bir trafik kazası geçirdiğim için gidemedik. Bazı kişiler niyet ettiğim için hac yapmış olduğumu söylüyorlar. Bu doğru mu? Şimdi 78 yaşındayım, sağlık sorunlarım var. Hacca gitmeye cesaret edemiyorum. Umre yapmak yeterli olur mu? (Hüseyin Özdenoğlu)CEVAP: Niyet ettiğin için size hac sevabı verilir ama hac görevini yapmış olmazsınız. Fırsat bulduğunuz zaman hacca gitmeniz gerekir. Eğer hac yapmak sağlığınız için ciddi bir risk oluşturuyorsa o takdirde sizin hacca gitme imkânınız yok demektir. Sizden hac görevi düşer. Hac, yola gitmeye gücü yeten kimselere farzdır. Siz yola gitme gücünde değilseniz, ki yaşınız ve sağlığınız buna elverişli değildir, o halde hac size farz değildir. Allah’ı zikretmeniz yeterlidir. Allah kimseyi gücünün üstünde bir görevle yükümlü tutmaz. Umre, nafile ibadettir. Kolay geliyorsa onu yapabilirsiniz.
SORU: Babam malının paylaşım şeklini vasiyet etti ama annem ve ben bu vasiyete razı olmadık. Babamın vefatından sonra kardeşler anlaşarak mirası bölüştük ve helalleştik. Ancak babamın vasiyetini yerine getirmediğimizden ötürü huzursuzum. Ne yapmam gerekir?CEVAP: Aslında babanız bu vasiyetinde hatalıdır. Çünkü vârislerin mirastan haklarını Kuran belirlemiştir. Siz meselenin dini hükmünü soruyorsanız durum şudur: Mirası Kuran’ın belirlediği biçimde paylaşacaksanız o zaman erkek kardeş, kız kardeşin iki katını alır. Erkek bir tane, kız iki tane ise mal dörde bölünür. İki hisseyi erkek kardeş alır. İki hisseyi de iki kız birer hisse olarak bölüşürler. Buna razı olmuyorsanız babanızın vasiyetine uymanız gerekir. Bunun sorumluluğu senin üzerindedir. Babanız size 1 dönüm, erkek kardeşinize 3.5 dönüm, öteki kız kardeşinize de 3 dönümlük sulanmaz tarlayı vasiyet etmiş. İşte öyle paylaşmanız gerekir.Sadece Allah’a sığınınSORU: 10 yıl evli kaldıktan sonra boşandım. Bir hoca arkadaşıma, bana eşimin ve ailesinin büyü yaptırdığını, bunu yok ettirmezsem kısmetimin kapanacağını söylemiş. Eski eşimin bu işlerle uğraştığını biliyorum. Benimle tekrar barışmak istediğinden bu yollara başvurabilirler. Ben daima Allah’a sığınırım. Ama bu büyü işi kafama takılmıyor desem yalan olur. Beni bu büyüler etkiler mi? Bozdurmak için bu hocalarla irtibata geçmelimiyim? (Lale Sürek)CEVAP: Allah’a sığındıktan sonra hiçbir şey size zarar vermez. Büyücü hocanın sana söylediği normal. Çünkü adam para kazanacak, nasıl kazanacak? Sizin gibileri bulup büyü yapıldığına inandıracak. Sonra da büyüyü bozmak için büyü yapacak, para alacak. Sadece Allah’a sığının, öyle şeylere inanmayın derim.Gönülden tövbe edinSORU: Gençlik yıllarımda kız arkadaşım hamile kalmıştı. Bebeği bir aylıkken aldırmak zorunda kaldık. Bazı arkadaşlarım bu yüzden asla cennete giremeyeceğimi söylüyorlar. Ne yapmam gerekiyor? (Ö. Ö.) CEVAP: Cennete kimin girip kimin girmeyeceğini Allah’tan başka kimse bilmez. Çünkü Kuran’da Allah’ın, tövbe eden her kulunu dilerse bağışlayacağı vurgulanmaktadır. Gönülden tövbe et, namazını kıl, Kuran’ın emirlerini tut, yasaklarından kaç. Allah’ın seni bağışladığına inanarak huzurlu yaşa. Aşırı düşüncelere kapılma. Bir daha da o yaptığına benzer şeyler yapma.