SORU: Hocam, dinimiz, kitabımızı tanımayan, üstelik kutsallarımıza hakaret eden bir kişiyi öldürmemizi emrediyor mu? M. S. CEVAP: Din durup dururken hiç kimseyi öldürmeyi emretmez, tersine yasaklar. Adam kendi düşüncesini söylüyor. Siz onu inanmaya zorlaymazsınız. Zaten inansa Müslüman olur. Bu sözü kendi dindaşları önünde söylemiş olması, elbette kabul edilemez ama bu, onun öldürme hakkını vermez. Suç varsa bunu mahkeme belirler, cezayı da mahkeme verir. Sizin düşünceniz bence terörizmi çağrıştırmaktadır. Şimdi siz Papa’yı öldürmeye kalksanız belki bu yüzden büyük cihan savaşı çıkar ve yüz binlerce Müslüman ölür. Bunun vebali de böyle aşırı fikirler taşıyanların omzunda kalır. Hem kardeşim onlar bizi davet etmiyorlar, biz onların peşinde koşuyoruz. Çeşitli İslâm ülkelerinde çalışıp ekmek parası kazanmak için Hıristiyan Avrupa’ya gidenler çok ama kaç Avrupalı İslâm ülkesine gidiyor çalışmak için? Bağnazlığın İslâm’a en büyük kötülük olduğu ve olacağı kanısındayım. Kur’ân diyor ki. “Siz onların, Allah’tan başka taptıklarına sövmeyin ki onlar da bilmeyerek Allah’a sövmesinler.”“Sen kendini en güzel biçimde savun, kötülüğe iyilikle cevap ver.” Biliyor musun Ka’b ibn Züheyr, Peygamber’in en yaman düşmanı idi. Onu yazdığı şiirlerinde ağır biçimde hicvederdi. Bir gün Medine’ye gelen Ka’b, kendisini tanımayan Peygamber’in huzuruna gitti ve kendisini takdim edip özür diledi. Ve onu öven ünlü Banet Suat kasidesini okudu. Peygamber, onu cezalandırmak şöyle dursun giydiği hırkayı çıkarıp Ka’b’a hediye etti. Topkapı Sarayı’ndaki Kutsal Emanetler bölümünde saklanan hırka, bu hırkadır. İşte Kötülüğe iyilik diye buna derler. Saldırgan davranış Kur’ân yolu değildir.Doğum mevlidiSORU: Hocam son zamanlarda doğum mevlidi yapıyorlar. Bir arkadaşın kızı 40 günlük oldu, mevlide gittik. Bebeğe yabancı filmlerdeki gibi beyaz, süslü bir elbise giydirmişler, herkesin kucağına veriyorlar. Bana vaftiz törenini çağrıştırdı. Oysa bizim çocuklarımıza sadece hoca gelip kulağına ezan okuyup isim koymuştu. Dinimizde böyle bir şey var mı? Berrin KarnasCevap: Mevlit bir ibadet değildir. Bid’attir. Doğum günü kutlaması diye bir şey de yoktur. Doğum günü mevlidi ise bid’attir. Ne yapalım halk, dinin aslından çok bid’atleri uygular oldu. Hangi birini sayalım ki?
SORU: Sayın hocam farz namazında elif lam mim suresini okumak gerekir mi? Sadece Fatiha suresi ile farz namazı kılınır mı? Tufan YoltayCEVAP: Elif lam mim suresi diye bir sure yoktur. Bakara Suresi var, Ali İmran suresi var, Yusuf Suresi var, Hicr Suresi var, Neml Suresi var. Bunlar hep Elif lam ile başlar. Bununla eğer bir surenin tamamını okumayı kastediyorsanız, neden olmasın. Fatiha’dan sonra bir âyet de okuyabilirsiniz, bir surenin tamamını da... Başka sure bilmeyen, sadece Fatiha ile namaz kılabilir. SORU: Çiftliğimde domuz yetiştirip satıyorum. Acaba günaha mı girmiş oluyorum? Gencay Keskin - Edirne CEVAP: Kuran, birkaç ayette şarap içmeyi, domuz eti yemeyi haram kılmıştır. Dinin hükmü budur. Domuz beslemek haram değil, etini yemek Müslümanlar’a haramdır. Ama siz beslediğiniz domuzu Müslümanlar’a değil de Hıristiyanlar’a satabilirsiniz. Çünkü onlar domuz etini haram kabul etmezler. İçkiyi de onlara satabilirsiniz. Bu maddeleri, Müslümanlar’a satmak haramdır. Ama siz özgürsünüz, ben sadece dinin hükmünü açıklıyorum. Tutup tutmamak size ait bir şeydir.Eşlerin ayrı kalması dini nikahı bozar mı?SORU: Hocam, dini nikâh yaptığımız arkadaşımla ilişkimiz bitti. Şimdi dini nikahımızın düşmesi için, imamın huzurunda şahitlerle mi nikahımızı düşürmemiz lazım, yoksa dışarıdan birilerinin söylediği gibi 5-6 ay görüşmezsek zaten otomatikman düşer mi? CEVAP: Ayrıldığınız andan itibaren her ay “benden boşsun” diyeceksin. Üç ay sonra kesin boşama olur. Kur’ân’a göre bu sözü iki şahit huzurunda söyleyeceksiniz veya bu sözünüzü bir iki kişiye aktaracaksınız. Üç ay sonra iş biter. Boşama sözünü kullanmadan sadece üç dört ay geçmekle kadın boş olmaz. Öyle olsa gurbete gidip orada aylarca kalanların nikâhlarının düşmesi gerekir. Yok öyle bir şey.
Hocam, ben 3 ay öncesine kadar inançsız bir kadındım. Bir dostum sayesinde İslamiyet’in, zannettiğim gibi olmadığını anladım ve o zamandan beri ibadetlerimi yapmaya çalışıyorum. Son 3 aydan önce yapmadığım ibadetlerden sorumlu olmadığımı düşünebilir miyim? Soru 1- Yukarıda anlattığım durum ışığında kaza kılmak zorunda mıyım? Yani sadece 3 aydır namaz kılıyorum. Cevap 1- Siz kabul etmenizden itibaren eylemli İslâm’a yükselmişsiniz ve ibadetlerle, dinin emirleriyle o zamandan itibaren yükümlüsünüz. Daha önceki hatâlarınız İslâm ile silinmiştir. Yani daha önce kılmadığınız namazları kaza etmeniz gerekmez. Soru 2- İşyerinde, bırakın namaz kılmayı bir tek abdest alan bile görmedim daha. Bu durumda benim burada namaz kılmaya kalkmam çok zor. Olay olur, yadırganır, dedikodusu yapılır, işveren izin vermez, uygun yer yok... gibi pek çok konu var rahatsız olduğum. Hatta işverene böyle bir taleple gitmem bile imkansız... Sabahı kılıyorum. Sonra eve gidince öğlen farz+ikindi farz+akşam farz+yatsı farz+yatsı sünnet+vitir kılıyorum. Hafta sonları bu sorunum yok. Ne yapmalıyım?Cevap 2- Anlattığınız şartlarda teyemmüm edip bulunduğunuz yerde sandalyede rüku ve sücudu biraz eğilmek suretiyle namazınızı kılabilirsiniz. Yahut öğle paydosunda gizli bir yerde önce 4 rekat öğle namazını, hemen ardından 4 rekat ikindi namazını kılarsınız. Bunu da yapamıyorsanız, eve döndüğünüzde sizin uygulamanız gibi öğle, ikindi, akşam ve yatsıyı birlikte kılabilirsiniz. İslâm’da asla güçlük yoktur. Soru 3- Duaları Latin harfleri ile yazılmış kitaplardan ezberledim. Doğru okuyup okuyamadığımı bilmiyorum. Ve Kur’ân okumayı öğrenmeyi çok istiyorum. Bu konuda bana öneriniz ne olur? Cevap 3- Duâları Latin harfleriyle yazılmış metinlerden okuyabilirsiniz. Hatâ yapsanız bile Allah, kasıtsız yapılan hataları affeder. Soru 4- Kurbanı şehir dışındaki akrabama vekâlet ve para vererek kesebilir miyim? Cevap 4- Kurbanınızı da istediğiniz yerde, istediğiniz kimseye vekâlet vererek kestirebilirsiniz. Hiçbir sakıncası yoktur.
Hocam, anlamını merak ettiğim duaların mealini bana açıklar mısınız?- Rabbiyesir vela tuassir Rabbi temmim bilhayır.- Rabbi zidnî ilmen ve fehmen ve elhıkni bissalihin.- Nur duası’nın meali-Karınca duasının meali.Arzu Sarıkahya-Yüksel SarıkahyaCevap: Rabbiyesir vela tuassir Rabbi temmim bil-hayır: Rabbim işimi kolaylaştır, güçleştirme, Rabbim bu işi hayırla tamamla!Rabbi zidnî ilmen ve fehmen ve elhıkni bissalihîn.Rabbim, ilmimi, anlayışımı artır, beni salihler (iyi insanlar) arasına kat! Demektir.Maalesef ben Nur Duası diye bir duâ bilmiyorum, onu da siz bildirin de öğreneyim. Eğer Nur âyetini kastediyorsanız, işte o âyetin manası: “Allâh, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nuru, içinde lamba bulunan bir kandile benzer. Lamba cam içerisindedir. Cam, sanki inciden bir yıldız. Ne doğuya ve ne batıya mensub olmayan mübârek bir zeytin ağacı(nın yağı)ndan yakılır. (Öyle mübârek bir ağaç) Ki, neredeyse ateş değmese de yağı ışık verir. Işığı parıl, parıldır. Allâh, dilediği kimseyi nuruna iletir. Allâh insanlara misaller verir. Allâh her şeyi bilir” (Nur Suresi: âyet 35): Bu âyet, temsîl yoluyla Allah’ın nûrunu anlatmaktadır. Müfessirlere göre nûr, eşyayı bize gösteren şeydir. Bütün varlıkları, yokluktan varlık alanına çıkarıp gözlerimizin önüne seren Allah’tır. Bu bakımdan O, göklerin ve yerin nûrudur. Bazı müfessirlere göre bu âyette Allah’ın, mü’minlerin kalblerine verdiği hidâyet nûru temsil yoluyla anlatılmaktadır. Bütün varlıklarda Allah’ın nûru görünmektedir. Gerçekten maddenin en küçük parçası atomun yapısı da bunu gösterir. Atom, negatif elektronlarla, pozitif elektrik yüklü protondan ve nötr durumundaki nötronlardan oluşur. Madde, enerjinin yoğunlaşmasından ibarettir. Enerji, ışığın kaynağıdır. Demek ki bütün eşya, Allah’ın nûrundan var olmuştur. Ancak nûr, Allah’ın bir adı olmakla beraber zâtı, yani kendisi değildir. Yani eşyâ Allah’ın bir nûr tecellîsidir, fakat hâşâ Allah’ın kendisi değildir. Bu âyetin bir temsîl olduğu da unutulmamalıdır. Bu en çok üzerinde durulmuş olan bir âyettir. Gazâlî bu âyet üzerine bir risâle yazmıştır ki bu risale, vaktiyle tarafımızdan Türkçe’ye çevrilmişti.Karınca duâsı ne âyete, ne de hadise dayanır. Öyle uydurmalarla uğraşmayın.
Merhaba hocam, ben Hollanda’da yaşayan bir bayanım, uzun yıllardır namaz kılıyorum. Önceden eşarp takmadığım için kendimi suçlu hissediyordum; iki sene önce beyin ameliyatı geçirdim, şimdi örtünüyorum ama içimde hep kuşku oluyor. İzole oldum eşarp taktığım için burada insanlar Müslümanlar’ı sevmiyorlar. Ben de kararsız kalıyorum. Kendimi bu durumdan nasıl kurtarırım? Kocam ört diye karışmıyor; kendimle mücadele içindeyim. 37 yaşındayım iyi bir Müslüman örtmeli midir? Yoksa örtünerek kendime eziyet mi ediyorum ve ameliyat dolayısıyla eşarp taktığımdan dolayı bastırdığım için de ağrılarım oluyor, dedikodu malzemesi olmak istemiyorum. Beni aydınlatırsanız sevinirim. Meral YılmazCevap: Müslümanlık eşarptan ibaret değildir. Eşarbın amacı, kadını erkeklerin sataşmasından korumaktır. O zamanlar eşarp toplumda hür kadınların simgesiydi. Ortadoğu kültürünün de bir parçasıydı. Müslümanlıktan önceki dinlerin de gereklerindendi. İncillerde Paulos’us Korintoslulara yazdığı mektupta kadının, saçlarını kocasından başkasına gösteremeyeceği, ya başını örtmesi veya saçlarını kökünden tıraş etmesi gerektiği bildirilmektedir. Rahibelerin giysisi bellidir. Başörtüsünün temel amacı, kadını kem bakışlardan ve sataşmalardan korumaktır. Ama gerçeği söylemek gerekirse bugünkü Batı toplumlarında başörtüsünün pek niteliği kalmamıştır. Artık kadına eşarp takmadığı için kimse sataşmaz. Başı örtmek Kur’ân’ın emridir ama Kur’ân bunun gerekçesini belirtmiştir: Sataşmayı önlemek. Bugün Avrupa toplumunda eşarp, tam tersine sataşmaya sebep oluyorsa artık 15 asır önceki koruyuculuk vasfı kalmamış demektir.Kısaca baş örtüsü takmak daha iyidir. Ama İslâm baş örtüsünden ibaret değildir. Bugün namazını kılan, dinin emirlerine göre yaşayan dürüst her inançlı kadın, Allah katında makbul bir Müslüman’dır. Kul sadece Allah’a karşı sorumludur, insanlara karşı değil.Namaz farzlarıSORU: Namazın sadece farzlarını kılmakla namaz görevimizi yerine getirmiş olur muyuz? CEVAP: Evet sadece farzları kılmakla namaz görevinizi yerine getirmiş olur, sorumluluktan kurtulursunuz ama sevabınız az olur. Az sevapla yetinirseniz neden olmasın?
SORU: 1- İnternetten müzik, MP3, film gibi şeyleri indirmek haram mı? SORU:2-- Helalleşme imkânımız olmadığı veya bir husumet dolayısıyla konuşamadığımız insanlarla ahirette nasıl bir hesaplaşma olur? CEVAP: 1- İnternetteki bir bilgi veya bir müzik için indirme olanağı verilmişse onu indirip dinlemede herhangi bir sakınca yoktur. Ama eseri yapanın izni olmadan internete verilmişse ki bunun örnekleri çoktur, o zaman onu internete koyanlar cezasından sorumludur. Aslında izinsiz internete verilen eserleri okuyanlar da sorumlu olurlar ama elma, armut, helal -haram gibi kavramlar artık birbirine karıştı gitti. 2- “Ahirette helalleşme nasıl olur?” sorunuza gelince, ahiret hallerini sadece Allah bilir. Kuran’da da insanlar ahirette şu şekilde helalleşecekler diye bir açıklama yoktur. Birbirini tutmaz rivayetlerle de inanç olmaz. Ben de Allah gecinden versin, henüz ahirete gitmediğime göre doğrusu sorunuza istediğiniz biçimde cevap veremiyorum. Ama naçiz kanaatime göre ahiret işleri dünya dizilerine benzemez. Orada her şey Allah’ın iradesine bağlıdır. Allah’ın iradesine geçmiş olan ruhlar da artık orada dünyada düşündükleri gibi düşünmezler. Buradaki düşmanlıklarını orada sürdürmezler çünkü iradeleri değişmiş olur. Allah nasıl isterse öyle düşünürler. Allah bağışlarsa hak sahipleri de bağışlar. Zayıf bir hadis vardır, belki o sizin sorunuza cevap olabilir: Hz. Peygamber bir sabah namazından sonra arkadaşlarına sordu:- Müflis (iflas eden) kimdir?- Zenginken parasını ziyan edip yoksul düşendir.- Asıl müflis odur ki, ahirete birçok ibadet, hayır ve hasenatle gelir. Ama başkalarına da kötülük etmiş, hak yemiştir. Hakkı yenen kimseler gelip yüce Allah’tan, bu adamdan hakkını almasını isterler.Yüce Allah da meleklerine emreder:- Bunun sevabından alıp ona verin.Böyle böyle adamın hiç sevabı kalmaz. Sonra başka hak sahibi gelir, yine hakkını ister. Bunun sevabı kalmadığı için ötekinin günahı alınıp bunun sırtına yüklenir ve adam cennetlikken cehenneme gönderilir.
Hz. Muhammed, hiç kimseyi din değiştirmeye zorlamamıştır. Çünkü Kuran bunu yasaklamıştır: “Dinde zorlama yoktur” (Bakara: 256). Açıkça görüldüğü üzere çevreyi kuşatmış olan putçular, Müslümanlara baskı yapıyor, korumasızları çeşitli işkencelerle eziyor, öldürüyorlardı. İşte ayet, vicdanlar üzerinde baskının kalkması için saldırganlara karşı savaşmayı ama düşman saldırıdan vazgeçtiği takdirde barış içinde yaşamayı öğütlemektedir. Kuran, vicdan özgürlüğü getirmiştir. Hz. Muhammed’in, insanlar üzerinde bir zorlayıcı değil; duyurucu, öğüt verici olduğunu belirtmiştir: (A’râf: 188, Ğâşiyeh: 21-22, Şûrâ: 48, Ra’d: 40, Ankebût: 18; Nûr: 54) gibi pek çok ayet, Peygamber’in görevinin insanları zorlayarak yola getirmek değil, gerçekleri duyurmak olduğunu vurgulamaktadır. Bunlar, din ve vicdan özgürlüğünün en güzel kanıtlarıdır. Nahl: 106’ncı ayetin tefsirinde bazı kimselerin, Müslüman olmuşken işkence karşısında sadece dille inkâr etmek zorunda kaldıkları rivayet edilir. Bu zorlananlar arasında Ammar, babası Yasir, annesi Sümeyye, Suheyb, Bilal, Habbab, Salim ve Hadrami’nin kölesi Cebr de vardı. Babası ve annesi işkenceyle öldürülmüş olan Ammar, diliyle inkâr etmek zorunda kalmış, böylece ölümden kurtulmuştu.PAPA’NIN YERSİZ BEYANI“Ammar inkâr etti” denilince Hz. Peygamber, “Hayır, Ammar, başından ta ayağına kadar imanla doludur. İman onun etine, kanına karışmıştır” demiş, ağlayarak yanına gelen Ammar’ın gözlerini silmiş ve “Ağlama, eğer sana kötülük etmeye kalkarlarsa onlara söylediğin sözleri yine söyle” buyurmuştur.Hal böyleyken Papa’nın, cihadı herkesi zorla dine sokmak için bir savaş olarak lanse etmesi insafla bağdaşır şey değildir. Acaba Papa’nın bu yersiz beyanının altında yatan niyet ne ola ki? Yoksa Türkiye’nin AB’ye üye olduğu takdirde küçümsenemeyecek ölçüde bir Müslüman nüfusun Avrupa’ya yerleşmesinden ötürü Hıristiyanlık adına bir endişe mi duyulmaktadır? Eğer sebep bu ise endişeye gerek yok. Türkiye üye olsa da olmasa da Avrupa’da 30 milyona yakın bir Müslüman nüfus vardır. Cami cemaati saldırgan olmaz. Camiden sadece barış yayılır, terör değil. Terörü yayanlar cami cemaati değil, yer altı örgütleridir.
Hz. Muhammed’in getirdiği mesajda, zorla din olamayacağı, hiç kimsenin zor kullanılarak İslâm’a sokulamayacağı vurgulanmaktadır. Papa, İslâm’daki cihad kavramını zorla insanları dine sokmak için herkese savaş açmak, haksız yere şuna buna saldırmak şeklinde anlamış. Maalesef son zamanlarda bazı aşırılar da cihadı böyle anlama eğilimindedir. Bu çok yanlıştır.Bir kere cihadı emreden ayet, iniş tarihi bakımından 42. sırayı alan Furkan Suresi’nde bulunmaktadır. Furkan Suresi, Mekke döneminin ortalarında inmiştir. Bu dönemde Müslümanlar, Mekke’de azınlık durumundaydılar. Savaşmak şöyle dursun kendileri ağır baskı altında yaşıyorlardı. Hatta Peygamber ve kendisine inananlar, Ebu Talip Vadisi denilen bir yerde kuşatma altında tutulmuşlar ve toplumdan izole edilmişler, üç yıl uygulanan ağır ambargo altında çok büyük sıkıntılar çekmişlerdi. İşte bu ağır şartlar içinde gelmiş olan ayet, Hz. Muhammed’in şahsında Müslümanlara moral vermektedir: “Kâfirlere boyun eğme ve bu Kuran ile onlara karşı büyük cihad et” (Furkan: 52). AYETİN SAVAŞLA İLGİSİ YOKAyette Hz. Muhammed’e, kâfirlerin baskılarına boyun eğmemesi, asla pes etmemesi, gerçekleri çeşitli örneklerle açık açık anlatan Kuran’a dayanarak vargücüyle insanları doğru yola götürmek için çaba harcaması emrediliyor. Cihad, çaba anlamına gelen cehd kökünden isim-fiildir. Aynı kökten türemiş olan ictihad kelimesi de bir problemi çözmek için vargücünü haracamak, müctehid de bu çabayı harcayan kimsedir. Bu ayetin savaşla ilgisi yoktur. Kuran’da savaşın karşılığı kıtâldir. Kuran’a göre kıtâl, ancak saldırgan düşmana karşı yapılır. Kimsenin dinini değiştirmek yahut toprağını elinden almak için kıtâl yapılmaz. Bu tür saldırı kesinlikle yasaktır. Kuran şöyle der: “Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın fakat haksız yere saldırmayın çünkü Allah, saldırganları sevmez” (Bakara: 190). İki ayet sonra, savaşın nedeni açıklanmaktadır: “Onlarla savaşın ki baskı ortadan kalksın, özgürce Allah’a tapılsın. Ama düşmanlar saldırılarına son verirlerse artık zalimlerden başkasına düşmanlık olmaz” (Bakara: 192).YARIN: Camiden sadece barış yayılır