Önyargıların karanlığında bocalayanlar

9 Ekim 2006

SORU: Bir yazınızda “Helal Allah’ın kitabında helal kıldığı şeyler, haram da Allah’ın kitabında haram kıldığı şeylerdir. Allah’ın kitabında bildirmediği şeyler affettiklerindendir. Kendinizi zorlamayınız. Müslümanların içinde suçu en büyük olan, bir helalin haram kılınmasına sebep olandır” diyorsunuz. Peki Kuran’da belirtilmediği halde Peygamberimizin uyguladığı bilinen sünnetine uymamak da haram yaratır mı? Bir başka yazınızda, “Allah’ın kitabında 3 vakit namaz ifade edilir” diyorsunuz. Peygamberimizin ise 5 vakit kıldırdığını ve buna dayanarak bize farz olanın 5 vakit olduğunu söylüyorsunuz. Bu durumda belirtilmeyen 2 namazı kılmazsak da farz olduğunu ifade ettiğiniz için günah işlemiş mi oluyoruz? Diğer 2 vakit namaz Kuran’da belirtilmediğine göre bu iki söyleminiz bir çelişki oluşturmuyor mu?CEVAP: Kuran, Hz. Muhammed’e indirilmiş, onu açıklama görevi de ona verilmiştir. Hz. Muhammed’in sözleri ve uygulamaları eğer yüzde yüz onunsa ve Kuran’la çelişmiyorsa, Kuran’ın açıklaması durumundadır. Hz. Peygamber, kendisine farz kılınan namazlardan ayrı olarak kendiliğinden de namaz kılmıştır. Bunlara sünnet denilir. Farzlar, ibadetlerin asgarisini gösterir. Sünnet ise kişinin isteğine kalmış, fazladan ibadetlerdir. Peygamberimiz, sünnetleri yalnız kılardı. Ancak öğle, ikindi ve yatsı namazlarını sürekli olarak cemaatle kıldırdığı ve onun bu uygulaması bize tevatüren geldiği için Kuran’da anılmasa da bunları kılmakla yükümlüyüz. Şunu da bilesiniz ki Peygamberimiz kıldığı namazlar için “Bu farzdır, bu sünnettir” dememiş. Onun cemaatle kıldıklarına sonradan farz, yalnız başına kıldıklarına da sünnet denmiştir. İyi niyetle ve öğrenmek amacıyla yazılarımı okuyunuz ki içiniz açılsın, aydınlansın, Kuran aydınlığında huzura eresiniz. Aksi takdirde feyiz alamazsınız, önyargıların karanlığında bocalayıp durursunuz. “Helal Allah’ın kitabında helal kıldığı şeyler, haram da Allah’ın kitabında haram kıldığı şeylerdir” ifadesi benim sözüm değil, Peygamberimizin hadisidir. Yani böyle söyleyen ben değilim, Peygamberimizdir. O, bu sözüyle dinin ne kadar kolay ve sade olduğunu anlatmak istemiştir. Din sadeydi. Sonradan kılı kırk yaran uzmanlar, kıyaslarla, spekülasyonlarla dini zorlaştırdılar.

Devamını Oku

Kuran-ı Kerim’de birbirine aykırı sözler yoktur

7 Ekim 2006

SORU: Sohbet esnasında bir arkadaşımız Kur’ân-ı Kerîm’in mealden okumanın bilgisi fazla olmayan insanlar için bazı sakıncaları olduğunu, mensuh (hükmü geçersiz) ayetler konusunu örnek vererek açıkladı. Ben de kendisine, mensuh ayetlerin hükümlerinin diğer ayetlerle ortadan kaldırılmasına karşın neden Kuran-ı Kerim’den çıkarılmadığı konusunu sordum. Fakat tatmin edici bir cevap alamadım. Bu konuda beni aydınlatırsanız memnun olurum. (İbrahim Sönmez)CEVAP: Kuran ayetleri arasında nasih, mensuh söz konusu değildir. Bunlar, Kuran’ı bütünüyle kavrayamamış insanların uydurmalarıdır. Ayet, Allah’ın vahyi demektir. Ancak birbirine aykırı sözler arasında nesih bulunur. Ve sadece emirlerde olur, haberlerde olmaz. Kuran, Allah’ın sözlerinin değişmeyeceğini, Kuran’da birbirine aykırı sözler bulunmadığını vurgulamaktadır. Kuran’da birbirine aykırı, tutarsız sözler bulunmadığı ve Allah’ın kelimelerinde de değişme olmayacağı (Kaf: 29), “Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku, O’nun sözlerini değiştirecek yoktur” (Kehf: 27) ayetiyle de Peygamber’e gelen vahiy sözlerinin değiştirilemeyeceği vurgulandığına göre Kuran’da nesih de yoktur. Size, “Kuran’da Nesih Meselesi” adlı eserimi okumanızı tavsiye ederim. En faydalı şey, doğru bir Kuran mealini düşüne düşüne okumaktır.Allah’ın emirlerine uyan kişi huzurlu olurSORU: Tövbeyi bozan Müslüman sayılır mı? (Aslı Kenet)CEVAP: Tövbesi olmayan hiçbir günah yoktur. Yeter ki kul günahından, hatasından içtenlikle tövbe etsin, bir daha aynı günahı işlemesin. Tövbe etmek, yapılan günaha pişman olup bir daha yapmamaya karar vermektir. Hemen tövbe edip namazını kıl. Yüz bin kez tövbeyi bozmuş olsan da yine inkâr etmedikçe dinden çıkmazsın. Kendini Müslüman sayıyorsan Müslümansın ama eylemlerin Müslümanlığa uymuyor. Onları bırak, Allah’ın emrine bak. Huzurlu olursun.

Devamını Oku

Cennet arınmış ruhların yeridir

6 Ekim 2006

SORU: Bozulan tövbenin tövbesi kabul edilir mi? Sizin yorumunuz nedir? CEVAP: Hadis-i şerife göre, Allah, can boğaza gelinceye dek kulunun tövbesini kabul eder. Hz. Mevlana’nın deyişiyle: “Yüz bin kez tövbeyi bozsan yine gel.” Ümitsizlik yok. Kul ne zaman Allah’a yönelse Allah onu boş ve umutsuz döndürmez. Ne güzel söylemiş Süleyman Çelebi: “Bir kez Allah dese aşk ile lisan, Dökülür cümle günah misl-i hazan.” Ancak günaha dalan kimse ya hiç tövbeye fırsat bulmadan, birden nefesinin gidebileceğini düşünmeli. Allah kulunu affeder ama kul kendi kendini kirletmiş ise tövbe suyuyla yıkanıp arınmamış ise azaptan kurtulması kolay olmaz. Çünkü kirli ruhu cennete bırakmazlar. Orası arınmış tertemiz ruhların yeridir.İntihar eylemi yasaktırBİR okurum intihar-ecel ilişkisinin ne olduğunu soruyor. Her ne suretle olursa olsun ölen kimse, dünyada kendisine verilen yaşam süresini doldurmuş demektir. Vurularak, trafik kazasında, depremde, yangında, her ne suretle olursa olsun ölen kişi, kendisine verilen süreyi doldurarak ölmüştür. Bu süre dolmadan ölmez. Nice kimse vardır ki, intihara teşebbüs eder ama süresi dolmadığı için ölmez. Boğaz köprüsünden kendisini atar fakat kurtulur. O zaman, “intihar etmek veya birisini öldürmek neden günahtır?” diye bir soru sorulmamalı. Çünkü intihar eylemi yasaktır. Yasaklanan eylemi yapmak günahtır. Bu eyleme teşebbüs eden günahkâr olur ama canını alan kendisi değil, Allah’ın görevlendirdiği güçlerdir. Ömür tamamlanmadan bu güçler can almazlar.Sabreden zafere ulaşırVEFAT eden annesinden sağken kendisine hiç şefkat görmediğini, hep azar işittiğini söyleyen bir bayan okurum benden öneriler beklediğini yazıyor. Sizin anlatımınıza göre anneniz hatalı davranmış olsa bile, onun hakkında kötü duygular beslemeniz doğru değildir. Artık ölmüştür. Sizin göreviniz onun hakkında iyi düşünmek ve ona hayır duada bulunmaktır. Böyle yaparsanız siz de rahat edersiniz. Allah her kulunu bir şekilde sınar. Zaten hayat baştan başa sınavdır. Sabreden zafere ulaşır. Doktorun verdiği ilaç acı da olsa şifa verir. Allah’ın takdirine razı olmaktan başka çare yoktur.

Devamını Oku

İslâm sağlığa zararlı bir hüküm getirmemiştir

5 Ekim 2006

SORU: 83 yaşındayım. Kroner kalp hastasıyım. Anjiyo oldum. Ancak daha sonra doktorlar ilaç tedavisini uygun gördüler. Orucumu bozmak istemiyorum. Kriz geldiği zaman dil altı ilacımı alıyorum. Bu ilacı kullandığım zaman orucum bozulur mu? Diğer ilaçlarımı iftarla sahur arasında kullanma imkânım var. (Latif Çıra)CEVAP: Sizin oruç tutmanız gerekmez. Her gün için bir fidye vermeniz yeterlidir. Dil altı ilacı, orucu bozmaz. Çünkü fıkıh kitaplarına göre oruçlu kimsenin, ağzına aldığı susam tanesi kadar bir şeyi çiğneyip yok etmesi ve boğazında tadını duyması, orucunu bozmaz. Buna göre kalp hastalarının dil atlına koydukları küçücük ilacın, kılcal damarlarca kendiliğinden emilmesi orucu bozmaz. Kılcal damarlarca emilen ilaç mideye değil, hücrelere, özellikle kalp damarlarına gider. Ancak ilacı yutmamak gerekir. Yutulduğu takdirde oruç bozulur. İslâm, insan sağlığına zararlı bir hüküm getirmemiştir.Oruç tutmaya karar veren niyet etmiş sayılırSORU: Yutulmayan, püskürtülü ağız spreyi orucu bozar mı? Oruç için her gece sahurda niyet etmek gerekiyor mu? CEVAP: Ağız spreyi yutulmadıkça orucu bozmaz ama mekruhtur. Çünkü oruçlunun ağız kokusu, Allah katında çok makbuldür. Bir hadiste, “Oruçlunun ağız kokusu, Allah katında mis kokusundan daha makbuldür” buyurulmaktadır. Yemek pişiren kadın, yemeğin tuz derecesini öğrenmek için diliyle yoklayıp tükürmesi mekruh olsa da orucu bozmaz. Büyük imamların çoğunluğu, delikçikler yoluyla vücuda giren ilaçların, oruç bozmayacağı kanısındadır. Orucu ancak boğaz yoluyla mideye giden besleyici maddeler bozar. Niyete gelince, içten verilen karar demektir. Dille söylemek gerekmez. Hatta bu bid’attir. İnsan Ramazan’ın başında tüm ayı oruç tutmaya karar verirse niyet etmiş olur. Her akşam ertesi gün oruç tutacağını bilen, düşünen kimse niyet etmiştir. Bunu sözle söylemesi gerekmez.

Devamını Oku

“İftar açmak” söylem olarak yanlıştır

4 Ekim 2006

SORU: “İftar açmak” sözünün yanlış olduğunu düşünüyorum. “iftar yapmak” veya “orucu açmak” tabiri daha doğru değil mi? (Dr. Salih Uğur Tanrıverdi)CEVAP: İftar, fatr, futur kökünden gelir. Fatr yarmak, açmak, başlamak demektir. Allah göklerin ve yerin fatırıdır yani bunları yokluktan ortaya çıkarandır. Orucunu bitirecek olanın ilk yemek yemesine iftar denilir. Arapça’da futur, sabah kahvaltısıdır. Bilindiği gibi sabah kahvaltısı günün ilk yemeğidir. Yeme eyleminin önünü açtığı için kahvaltıya futur denmiştir. Terim olarak iftar, oruçlunun orucunu açmasına denilir. İftar açmak tabiri “açmayı açmak” gibi anlamsız bir söylem olur. “İftar etmek” olur ama “iftar açmak” olmaz.Yüce Allah kimseye gücünün yetmediği bir şeyi buyurmazSORU: Bakara Suresi’nin 184. ayetinde oruca gücü yetmeyenlerin fidye verebilecekleri belirtilmektedir. “Oruca gücü yetmeyenler”in tarifini, diğer ayetleri kullanarak yapmanızı rica edebilir miyim? (Murat Karabasan)CEVAP: Ayette, “Oruca dayanamayanlar” değil, “oruç tutmakta zorlananlar, güçlükle dayananlar” ifadesi vardır. Dayanamayanlar sözü, yorumcuların yüklemesidir. Oruca dayanabilen fakat bu konuda güçlük çeken, zorlanan kimselere, oruç yerine fidye seçeneği getirilmiştir. Oruca hiç dayanamayanlar zaten tutmakla yükümlü değillerdir. Çünkü Allah, kimseye gücünün yetmediği bir şeyi buyurmaz.Burun spreyi orucu bozar mı?SORU: Burnumda alerjik bir sorun olduğu için oruçlu olmama rağmen sprey kullanmak zorunda kaldım. Acaba orucum bozulmuş mudur? (Perim Sen)CEVAP: Burun spreyi, burun damlası değildir. Şayet yutulmazsa orucu bozmayacağı kuşkuludur. İmam Şafii’ye göre kılcal damarlarla vücuda giren şeyler oruca zarar vermez. Asıl orucu bozan, normal boğaz yoluyla vücuda giren besin maddeleridir. Burun spreyi, kılcal damarlarla algılanan bir gaz şeklinde püskürtülen bir sıvıdır. Yara üzerine sürülen ilaç, kılcal damarlarla emilir ama orucu bozmaz. Göz damlası da orucu bozmaz. Burun mideye doğrudan açılan bir organ olduğundan, burna giren ilacın farkında olmadan mideye gidebilir.

Devamını Oku

İlahi dinlerin ruh birliği

3 Ekim 2006

Allah’a inanan insanların, dini anlayışı rotasından çıkaran aşırı yorumlarla mücadele etmek, içtenlikli dindarların görevidir. Çünkü bu tür yorumlar barışa değil, kavgaya, savaşa yol açar. Dinlerin amacı birdir. Hz. Peygamber’in hanımlarından Safiye, Yahudi idi. Cariyelerinden biri Reyhane isimli bir Yahudi, bir diğeri de Mariye isimli bir Hıristiyan’dı. Yani Hz. Peygamber, kendi ailesinde kitap ehlini barındırmıştı. Kuran, iyi niyetli Yahudileri kınamaz, tam tersine onları tevhit ehli görüp över ve bir zamanlar seçilmiş kavim olduklarını söyler (Fâtır: 32; Bakara: 47). Ama iyi niyetli olmayan, içten düşmanlık besleyen, dünya tutkunu olanları da kınar. Bu bir ırk düşmanlığı değildir. Çünkü her toplumda iyiler, tarafsızlar, hoşgörülüler yanında kötüler de vardır ve kötüler maalesef daha baskındır. İşte Kuran aynı Yahudi toplumundan iki karakteri anlatıyor:“YAPACAKLARI HİÇBİR İYİLİK İNKÂR EDİLMEYECEKTİR”“Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle emanet bıraksan, onu sana öder. Onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar versen, devamlı olarak başına dikilmeden onu sana ödemez. Onlar, ‘Ümmilere karşı bize bir sorumluluk yoktur’ dedikleri için böyle yapıyorlar ve Allah’a karşı bile bile yalan söylüyorlar” (Âl-i İmran: 75).“13- Ama hepsi bir değildir. Kitap ehli içinde, gece saatlerinde ayakta durup Allah’ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanan bir topluluk da vardır. 14- Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar, iyiliği emreder, kötülükten men ederler, hayır islerine koşarlar. İşte onlar iyilerdendir. 15- Yapacakları hiçbir iyilik inkâr edilmeyecektir. Şüphesiz Allah, (günahlardan) korunanları bilmektedir. 16- Nankörlere gelince, ne malları, ne de evlatları onlara, Allah’a karşı hiçbir yarar sağlamayacaktır. Onlar ateş halkıdır, onlar orada sürekli kalacaklardır” (Âl-i İmran: 113-114).İşte Kuran, kitap ehli kabul ettiği Yahudilerin iyi niyetli olanlarını böyle överken bazıları ise maalesef dar düşüncelerini Kuran’a yükleyerek dine iftira ediyor ve dini, insanları birbirine düşürme aracı haline getiriyorlar.

Devamını Oku

Dünya müminin zindanı mı?

2 Ekim 2006

Soru: Hocam asıl hayat ölümden sonraysa bu dünya bir zindan mı yoksa sınav mı?Cevap: Dünyayı zindan yapmanın bir anlamı yoktur. Kur’ân’a göre dünya nimetleri aslında inançsızdan çok inançlıya yakışır. Yani inançsızlar dünya nimetlerinden yararlanacaklar, inananlar da sadece cennet beklentisiyle dünyadan el etek çekmeyeceklerdir. Ağlamayana meme yok. Çalışan Allah’ın sevgilisidir. Çünkü “İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur. Ve insana çalışmasının karşılığı gösterilecektir” (Necm) buyurmaktadır.Soru: Kaldığımız şehirden başka şehre gitmek için otobüse bindim. İftar saati geldi. Ben kaldığımız şehirdeki iftar saatine göre mi yoksa gelmek üzere olduğum kentin iftar saatine göre mi orucumu açacağım? YasminCevap: Türkiye sınırları içinde yaptığınız yolculuklarda bulunduğunuz mahallin iftar saatine göre orucunuzu açarsınız. En ihtiyatlı olan budur. *****ALLAH’A BAŞ KALDIRMAYINSoru: Tutamadığım oruçları diğer aylarda tutabilir miyim? Pelin HırçınCevap: Sağlıklı olduğunuz halde bile bile, kasten oruç tutmamanız çok büyük bir günah, Allah’a baş kaldırmadır. Bunun kazası filan da yoktur. Öyle günler uzun, tutamıyorum; sonra Pazartesi, Perşembe günleri tutarım diye bir şey yok. O sizin kendi kuruntunuz. Hangi oruç kaza edilir, bilir misiniz? Başladığınız, fakat hastalık, yolculuk gibi bir nedenle bozduğunuz oruç sonradan kaza edilir. Bile bile tutulmayan orucun kazası yoktur. Onun için Allah’a gönülden tevbe etmek gerekir. Allah’a isyan (başkaldırma) sayılan bu eylemin sorumluluğundan kurtulmanın tek çaresi, gönülden tevbe edip bir daha böyle bir şey yapmamaktır.Ama oruç tutmakta gerçekten zorlanıyorsanız, kan şekeriniz yükseliyor, dengeniz bozuluyorsa o zaman siz oruç yerine fidye verebilirsiniz. Ben sizin için fidyeyi tavsiye ederim. Ama bundan sonra artık tutunuz.

Devamını Oku

Kurban Allah için kesilir

2 Ekim 2006

SORU: Sayın hocam bazı açılış merasimlerinde kurban kesiliyor. Bu tip törenlerde kurban kesmenin dinimizdeki yeri nedir? Saygılarımla. Ercan VelidedeoğluCEVAP: Kurban Allah için kesilir. Eti de fukaraya dağıtılır. Ziyafet çekmek için kurban kesilmez. Kesenler yerse ona kurban denmez. En az üçte birinin gerçekten yoksullara verilmesi gerekir. Bizde evin temeli atılırken de kurban kesmek adet olmuştur. Aşırıya kaçtığımız muhakkak olan bu iş gelenekleşmiş bir kere. Fukaraya yardım olduktan sonra sakıncası yok, sevabı var. Zaten dünyada her gün milyonlarca hayvan kesiliyor. Eh kurban olarak kesilmesi manen o hayvan için daha iyidir. Çünkü o, cennet hayvanlarından olur inancımıza göre.Ama şu parti liderleri gelince o adamlara kurban kesmek aklımın alamadığı bir şeydir. İşte sakıncalı budur. Bu adamlara kurban kesenler, zaman gelir bunların hapse atılmasını, hatta asılmasını isterler. Biz bunları yaşadık, gördük. Onun için bu tür kurbanlara adı kurban olsa da ben kurban demem. Bu şovdur, riyadır. Riya en büyük günahlardan biridir.Gerçek fakirlikFakİrliğin hakikati, dünya sevgisini içinden çıkarmak, malı kendisine mal etmemek; her şeyi laf ile değil, fakat gerçek anlamda Allah’ın; verenin ve alanın Allah olduğunu bilmek; O’nun lütfundan da kahrından da memnun olmak; dünyânın gitmesine üzülmemek, gelmesine de sevinmemek; kalbini dünya düşüncesiyle doldurup Allah’ı anmaktan alıkoymamak; “Ne varlığa sevinürem Ne yokluğa yerinürem Aşkın ile avunuram Bana seni gerek seni!” diyebilmektir. Önemli olan, kişinin, elindekiyle yetinip tamahkâr ve cimri olmamasıdır. Çünkü cimrilik ve tamah, Allah korusun bahtsızlığa sebep olur. Çünkü insan, hamurunda bulunan bu duyguya tabi olursa, dünyâ kendisinin de olsa doymaz. Peygamber (s.a.v.), insanın hamurunda bulunan bu duyguya işaret ederek: “İnsan oğlunun iki vadi dolu malı olsa, üçüncüsünü ister. İnsanın karnını ancak toprak doyurur” (Müslim, Zekât: 116, 119; Tirmizî, Menâkıb: 32) demiştir.

Devamını Oku