Kafalara çöreklenmiş hurafeleri temizlemek hiç de kolay değil

16 Ekim 2006

SORU: Sayın hocam size soru yöneltmeyeceğim çünkü soracaklarımın hemen hemen hepsini günlük yazılarınızda buluyorum. Sadece takvim yapraklarından bir şeyler okuyup da ömrünü ilme harcamış, yazdıkları eserlerden bir kütüphane oluşabilecek, ilminde ehliyet sahibi olup unvan hak eden değerlerimize dil uzatıp tenkit etmeye kalkışanlara diyecek söz bulamadığımı size iletmek istedim. (Zekeriya Müezzinoğlu) CEVAP: Teşekkür ederim Zekeriya Bey. Ne yapalım bizim kaderimiz böyle. Ziya Paşa’nın dediği gibi:“Bi baht olanın bağın bir katresi düşmezBaran yerine dürr-ü güher yağsa semadan.” Çoğunluk maalesef gerçekten yana değil, hurafeden yana. Kafalara çöreklenmiş hurafeleri temizlemek hiç de kolay değil. Halk, saçma sapan sözleri din sanıyor. Ben ne olursa olsun, dinimin gerçeklerini her türlü eleştiriye göğüs gererek anlatmaya kararlıyım. Bana maalesef dindar görünenler değil de dinle fazla ilgisi olmadığı sanılan insanlar yardımcı oluyorlar. Hakka yardım edene Allah yardım etsin.Kendi düşüncelerimizi din haline getirmeyelimSORU: İnsülin genelde domuzdan üretiliyor. Şeker hastası biri olarak domuzdan üretilmeyen insülin kullandığımdan nasıl emin olabilirim? (İnci Elboğa) CEVAP: Şeker hastası için insülin zorunlu ise neden üretilirse üretilsin, kullanmak caizdir. Çünkü zorunluluklar haramları ortadan kaldırır. Kuran, domuz etini yasaklamaktadır, domuzdan üretilen yan bir maddeyi değil. Buna karşın zorunlu durumlarda domuz etini yemek de caizdir. Çünkü Kuran, “Femenidturre ğayre bâğin velâ âdin felâ isme aleyh: Zorunlu durumda kalan kimse, sınırı aşmamak, başkasının hakkına tecavüz etmemek şartıyla bu haram şeylerden (leş, akıtılmış kan, domuz eti, ve Allah’tan başkası adına kesilmek suretiyle murdar olmuş hayvan etinden) yiyebilir” (Maide: 3) buyurmaktadır. Kendi dar düşüncelerimizi din haline getirip dini zorlaştırmanın bir anlamı yoktur.

Devamını Oku

Karanlıkta namaz kılmak günah mı?

15 Ekim 2006

SORU: Yatsı namazına 3-5 dakika kala elektrikler kesildi. Camide başka bir aydınlatma lambası da yoktu. Cami hocası, “karanlıkta namaz kılınmaz. Anlını koyduğun yeri görmeniz gerekir” diyerek ne ezan okudu, ne de namaz kıldırdı. Bu doğru mu? (Erdoğan Tunçay)CEVAP: İmamın yaptığı hatadır. Karanlıkta namaz kılmak, ibadete konsantre olmak bakımından daha makbuldür. Ancak karanlıkta namaz kılmanın sakıncalı olduğu durumlar bulunabilir. Peygamberimiz cephelerde de namaz kılar ve kıldırırdı. Karanlıkta namaz esnasında düşmanın ansızın saldırısı muhtemel olduğundan Kuran ihtiyatlı ve tedbirli olmayı emretmektedir. Ayrıca Peygamberimiz öyle seccadeler, halılar üzerinde değil, toprak zemin üzerinde namazını kılardı. Mescidine halılar serili değildi. Mescidin zemini topraktı. Secde yeri görülmezse belki farkına varılmadan orada bulunan akrep, yılan gibi zararlı bir hayvan insanı ısırabilir. İşte böyle bir ihtimalin olduğu durumlarda karanlıkta namaz kılmak hoş değildir. Ama bunun, namazın kendisiyle ilgisi yok, insanın güvenliğiyle ilgisi var. Bugün sergili camilerde ve evlerde karanlıkta namaz kılmanın hiçbir sakıncası yoktur, tam tersine bence karanlıkta namaz daha huzurlu ve makbul olur. Bundan dolayı eskiden ibadette dış dünyayla ilişki kesilsin diye camileri loş yaparlardı. Nitekim hacda Arafat’tan inip Müzdelife’ye gelen hacılar, akşamla yatsıyı, karanlığın çöktüğü yatsı vakti içinde birlikte kılarlar. Çölde, açık alanda elektrik mi var? Şimdi olsa bile Peygamber zamanında elektrik var mıydı? Karanlıkta namazın kılınmayacağına veya mekruh olduğuna dair bir delil yoktur.*****Bağışlarınız sadaka olurSORU: Düzenli olarak insani yardımda bulunan hayır kuruluşlarına bağışta bulunuyorum. Acaba sadaka niyetiyle yapmış olduğum bu bağışlarım kabul görür mü? (M. Kemal Ergin)CEVAP: Kızılay veya Çocuk Esirgeme Kurumu gibi yerlere yaptığınız bağışlar elbette sadaka olur.

Devamını Oku

Hayata ters düşen dini, toplum dışlar

14 Ekim 2006

SORU: Size yöneltilen sorulara bazen geleneksel fıkıh kitaplarının dışında hatta onlara karşı şekilde görüşler bildiriyorsunuz ve “ben bunu bu şekilde anlıyorum, kanımca doğrusu şu şekilde olmalı” gibisinden eklemeler yapıyorsunuz. Bildiğim kadarıyla yorum yapmak, klasik sünni fıkıh kitaplarında dört hak mezheple sınırlı kılınmış ve bunun dışındaki uygulamalar uygun görülmemiştir. Ancak siz faiz-riba, kadınların hayızlı namaz kılmaları, harem-selamlık oturma gibi konularda kendinize has yorumlar yapmaktasınız. Bana yeni bir açılım getirebilir misiniz? (Okan Gürlek)CEVAP: Benim yaptığım aslında yorum değil Kuran’ın yalın anlamının gösterdiği yoldur. Her kim Kuran’ı bütünüyle kavrayabilecek bilgi ve yeteneğe sahipse, Arapça’yı da bütün incelikleriyle biliyor ve Kuran ayetlerinin taşıdığı lafzi ve işari manaları anlayabiliyorsa bunun yanında Kuran ayetlerinin iniş nedenlerini, iniş tarihini biliyorsa Hz. Peygamber’in Kuran’ı uygulama biçimi de biliyor ve Kuran ile bağdaşan ve bağdaşmayan rivayetleri birbirinden ayırt edebiliyorsa elbette o da kendi çabaları, araştırmaları sonucunda varacağı düşünceyi söyleyebilir ve buna uyabilir. Bu yönteme ictihat denilir. Hak mezhep, batıl mezhep, sonraki devirlerde üretilen terimlerdir. Peygamber döneminde mezhep yoktu. Peygamber ve ashabının yaşam tarzı, gittiği yol, işte hak mezhep odur. Elbette bin yıl önceki insanların, kendi dönemlerindeki şartlara göre yaptıkları yorumlar bugün için geçerliliğini yitirmiştir. Bir diş doldurma meselesini ele alın, mesela hâlâ televizyonlarda diş doldurmak isteyenin Hanefi mezhebinden Şafii mezhebine geçmesi gerektiği şeklinde saçma düşünceleri söylemekten çekinmeyenler var. Ne Şafii, ne Hanefi mezhebi kardeşim? Bu mezhepler Peygamber zamanında var mıydı? Yahut Peygamberimiz, “bu mezheplere uyun” diye bir ferman mı vermişti? Öyle ise bu sözü din adına söyleyen insanın din anlayışı, saçmalığın kendisi değil midir? Din hayatla bağdaşır. Hayata ters düşen din, geride kalır, toplum onu dışlar. Kuran’a baktığımızda hayata ters düşen bir şey görmüyoruz. Çünkü o vahiydir. Söylediği sözler ve vurguladığı emirler her zaman insanlığın yararına olan genel esneklikte buyruklardır. İnsanlar yorumlarıyla bu geniş ve aydın yolu daraltıp hayli karartmışlardır. Çabamız, Kuran nurunun önündeki perdeleri kaldırmaktır.

Devamını Oku

TV’deki sahur programım neden kaldırıldı

13 Ekim 2006

Ramazanın 3’üncü günü Kanal D’den beni arayıp bir sahur programı yapmamı önerdiler. Ben de kabul ettim. 7 gün devam etti. Halkın haberi oldukça ilginin arttığı, programın olumlu etki yaptığını öğreniyordum. Ama 7 program sonunda Kanal D yönetimi, hangi düşünceyle bilemem, programı yayından kaldırdı. Bu, bir çeşit itibarımızla oynamak olduğu için üzüldüm. Çünkü bu yolla, Allah rızası için birikimlerimizi halkımızla paylaşma fırsatını yakalamıştım. Ama olmadı. Programın yayından kaldırılmasını büyük üzüntüyle karşıladıklarını bildiren yüzlerce izleyici e-mektubu almaya devam ediyorum. Onlara cevap olarak bir açıklama yapmayı gerekli gördüm. Bu konuda gelen pek çok mailden birini aşağıda yayınlıyorum. Ve izleyenlerime teşekkür ederken her işte bir hayır vardır diyorum. ***Saygıdeğer hocam, Kanal D’deki bilgilendirici dini konuşmanızdan mahrum olduk. Diğer programlarda “Din” yerine hikâye anlatanlar devam etmekte ve bu da gösteriyor ki, avama uydurma sesleniş maalesef pirim yapmaktadır. Elli seneden beri üzerinde düşündüğüm Kuran-ı Kerim, bana da anlattıklarınızı söylüyordu. Halkımızın da bunu bilmesini çok istedim ve çocuklarıma sizi dinlemesini söyledim. Ama olmadı. Mani olanlara hakkımızı helal edemiyoruz. Bu zamana kadar yanlış bulduğum programları çok ikaz ettim. Türkçe doğru kullanılmadığı gibi din adına söylenenler de çoğu zaman yanlış ve uydurmaydı. Bu programlardan cevap alamadığımdan da anlıyorum ki, yalan ve dolan pirim yapıyor. Dini gerçekleri doyurucu olarak anlatırken size mani olanları affedemiyoruz. Sevgili hocam, sıhhat, afiyet içinde ömrünüzün uzun, başarınızın daim olmasını Cenabı Allah’tan diler, saygılarımı sunarım. (Baykurt Güner / Bağlarbaşı 10.10.2006)

Devamını Oku

Üniversiteli bir okurumdan mektup var

12 Ekim 2006

İTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden Evrim Çelik’e hakkımdaki olumlu düşüncelerinden dolayı teşekkür ederken kendisinin isteği üzerine bana göndermiş olduğu mektubunu aynen yayınlıyorum: “Hocam sorularıma verdiğiniz cevaplar beni gerçekten çok memnun etti. Sayenizde yüce dinimiz İslâm’ın parlak yüzünü görebiliyoruz. O kadar saçma sapan fikirler, hurafeler, bilim, mantık ve de ahlak dışı inanışlar dinimize sokulmuş ki bazen insan, “Hz. Muhammed’in dünyayı aydınlattığı din bu mu?” demekten kendini alamıyor. Ama sayenizde birçok şeyin yanlış olduğunu öğreniyoruz. Bu fedakâr çabalarınıza rağmen size hakaret edenler, affedersiniz sizi “sapıklıkla” suçlayanlar da var. Ama şunu da belirteyim ki, benim gibi sizi ve yaptığınız değerli çalışmaları sonuna kadar büyük bir samimiyetle destekleyenlerin yanında o zavallılar denizde bir damla kadar kalır. İyi ki varsınız hocam. Dinimizi doğru öğrenmemizi sağladığınız için sizlere ne kadar teşekkür etsek azdır. Lütfen bu yazımı VATAN Gazetesi’ndeki köşenizde ve internet sitesinde yayınlayın. Sizden bunu özellikle rica ediyorum. Allah yardımcınız olsun sayın hocam. İki cihan saadeti dilerim sizlere. Saygılarımla.”Herkes kendi rızkı için çalışırSORU: Şu anda ücretle çalıştığım iş yerine benzer bir yer açmamda dinen sakınca var mı? (E. V.)CEVAP: Bu dünya yaşamı rekabet üzerine kurulmuştur. Rekabet, toplumun ilerlemesini sağlar. Bir ölçüde yararlıdır. Ama kıskançlık, haset günahtır. Siz normal işinizi yaparsınız. Kimsenin hakkına tecavüz etmezsiniz. Bir yere bir bakkal açılır, sonra başka bakkallar da açılır. Birinci bakkal, “Allah bunların belasını versin, nereden geldi de bana rakip oldular” deme hakkına sahip değildir. Herkes kendi rızkı için çalışır. Zaten bir işi yapan firma tek olursa hem pahalılık hem de kalite düşüklüğü olur. Kalite ve ucuzluk rekabetten doğar. Topluma yararlı şey günah değildir. İşine haram ve hile karıştırma. Senden istenen budur.

Devamını Oku

Kuran zinayı yasaklamıştır

11 Ekim 2006

SORU: Zinanın dinimizce de ne kadar günah olduğunu biliyorum. Hatta Kuran’da “zina yapmayın” diye değil, “zinaya yaklaşmayın” şeklinde buyurulmuştur ki, bu zinanın ne kadar kötü bir şey olduğunu gösteriyor. Yabancı kadınlara bakmanın “göz zinası”, onların elini sıkmanın “el zinası” olduğu yolunda bir hadis rivayeti okudum. Sizce bu yargı doğru mu? Günlük yaşantımızda gerek karşı cinsle gerekse kendi hemcinslerimizle veya birçok yabancıyla kimi zaman bakışmak kimi zaman da tokalaşmak zorunda kalıyoruz. Bu da mı zina oluyor? (Sevda Palandöken) CEVAP: Kuran zinayı yasaklamıştır. Zinanın ne olduğu bellidir. Kadınla erkeğin, nikâhsız cinsel ilişkiye girmesi zinadır. O hadislere sıkıştırılan el zinası, göz zinası deyimleri, insanların kendi abartılı düşünceleridir. Peygamberimiz, şehvet duygusuyla olan bakışlardan sakınılmasını emretmiştir. Ama insan, duygusuna hakim olur da temiz insan gözüyle bakarsa bunun ne sakıncası olabilir? Peygamberimizin zevceleri, taşradan gelen Müslümanlara Peygamberimizin ailevi yaşantısını bütün ayrıntılarıyla anlatmış oldukları gibi savaşlara da katılmışlar, sırtında yaralı taşımışlar, kadın sahabiler içinde hastabakıcılık yapanlar olmuştur. Bunlardan birinin adı Rüfeyde’dir. Maalesef son zamanlarda yapılan aşırı yorumlar İslâm’ı çok zor, âdeta kadın hayatını cendere içine sıkıştıran bir hale sokmuştur. Peygamberimiz, erkeklerden bey’at aldığı gibi kadınlardan da bey’at aldı. Yani kadınlar gelip Peygamber’in eline dokunarak emirlerine uyacakları konusunda ona söz verdiler. Aşırı düşünceler İslâm’a zarar verir. Kuran’da konulmuş olan kesin yasaklar dışında birtakım rivayetler ve aşırı yorumlarla dine haramlar sokmak, dinin dışlanmasına yol açar. Hiç kimsenin bunu yapmaya hakkı yoktur. “Bir şeyin tamamına ulaşılmazsa tamamı da bırakılmaz” diye bir kural vardır. Bu topluma Kuran’ın temel ahlak ilkelerini sevdirebilirsek ne mutlu bize. Yoksa zorlaştırırsak insanları dinden soğuturuz. Bunun vebali soğutanların boynunda kalır. Yabancı kadın, dini ayrı kadın anlamına gelmez. Ayrıca her hadis rivayeti de gerçek hadis değildir. Kadının kadına bakmasının bir sakıncası olamaz. Böyle şeyin mantığı yoktur. Dinimiz mantıksızlık dini değildir.

Devamını Oku

Dinin baş emri önce Allah’a iman sonra doğruluktur

10 Ekim 2006

SORU: Hollanda’da bir çok ev hanımı, belirli bir süre çalıştıktan sonra maaşlarının yüzde 70’i kadar hastalık aylığı almaya başlıyor. Bu hanımlar, “hastalıktan aldığımız maaş yetmiyor” diye Hastalık Dairesi’nden ve devletten habersiz başka işlerde çalışmaya devam ediyorlar. Yani iki yerden maaş alıyorlar. Bu durumu dinimize göre nedir? (Ayşe Coşkun)CEVAP: Yasal olmayan yollardan maaş almak haramdır. Hasta olmayanın “hastayım” demesi, kendisini hasta göstermesi yalancılıktır. Dinin baş emri, Allah’a imandan sonra doğruluktur. Namazımızın her rekâtında Allah’tan bizi doğru yola iletmesini dilerken nasıl olur da yalan söyleyerek maaş alırız? Hasta olmayana devlet para verir mi? Hayır. Hasta olmayan kişi, haksız olarak devletten para alıyorsa haram yiyor demektir. Bu tür davranışlar Avrupa’da göze batıyor ve Türkler aleyhine olumsuz imaj oluşturuyor. Kardeşim siz doğruluktan ayrılmayın. Varsın onlar yalanla beslensinler. Sen aza kanaat et, için rahat olsun, alnın dünyada da ahirette de açık olsun. Kuşkularla yaşama yerine aza kanaat edip huzurla yaşamak çok güzeldir. Burada hocamın doğruluk üzerine bana öğüdünü anımsatmak istiyorum:Sen usandırma eli, el de usandırmaz seni Hilekârlık etme kimse dolandırmaz seniMüstakim ol Hazret-i Allah utandırmaz seni.Hep geçer âlemde hiçbir halete yoktur sükûnİstikamet şerr-i a’dâdan seni eyler masûnHak eder ashâb-ı sıdkın hasmınî elbet zebûnMüstakim ol Hazret-i Allah utandırmaz seni.(Sen başkalarını usandırmazsan başkası da seni usandırmaz. Hile yapmazsan kimse seni dolandırmaz. Doğru ol, Allah seni utandırmaz. Dünyada ne varsa hep geçicidir, hiçbir şey kalıcı değildir. Doğruluk seni düşmanların şerrinden korur. Allah doğruların düşmanını perişan eder. Doğru ol, Allah seni utandırmaz.)Ayaklar mesih organıdırSORU: Ayakta sağlık problemi yoksa mesh edilemez mi? (Hüseyin Çağlayan)CEVAP: El ve yüz, yıkama organıdır. Bunlar mazeret hali dışında mutlaka yıkanır. Ama baş ve ayaklar mesih organıdır. Bunların kendi üzerine mesh edilir veya üstünde giysi varsa mesela başta sarık, eşarp, ayakta çorap varsa bu giysiler üzerine de mesh edilebilir.

Devamını Oku

Sırat Köprüsü gerçekten var mı yoksa hurafe mi?

9 Ekim 2006

SORU: Bir televizyon programında şöyle demiştiniz: “Kabre giren sadece cesettir. Oradakine sorgu sual olmaz. İnsan öldü mü ruhu bedenden ayrılır ve Allah’ın huzuruna götürülür. Kişi, ameli iyi ise cennete, kötü ise cehenneme atılır.” Eğer durum sizin dediğiniz gibiyse zaten cennete gitmiş bir insanın kıyamet gününde sura üflendiğinde tekrar dirilip o günleri görmesindeki çelişki nedir? O zaman neden Sırat Köprüsü var? Bize hep, “Sırat Köprüsü’nden geçenler cennete, düşenler cehenneme gider” diye öğrettiler. Kişi cennette ise neden bir de onun ruhuna Sırat’tan geçme yükümlülüğü konulmuştur? (Mustafa Karakuş) CEVAP: Sırat Köprüsü, kimi rivayette 3 bin yıl yokuş, 3 bin yıl düz, 3 bin yıl iniş olmak üzere 9 bin yıl mesafede bir yoldur. Sağında solunda cennet ve cehennem vardır. Cehennem zebanileri bir takım kancalarla insanları cehenneme düşürmeye çalışırlar. Kimi rivayette bu mesafe 15 bin, kimine göre 1000 yıldır. Bunların hiçbiri Kuran’da olmadığı gibi doğru düzgün bir hadiste de yoktur. HEPSİ BİRER SENARYOHep böyle çürük rivayetler, bu gibi hurafelerle doldurulmuştur. 50 yıl, bilemedin 100 yıl yaşamış bir insanın 15 bin yıl, kıldan ince kılıçtan keskin bir köprü yolun üstünde yürütülmesi, Allah’ın merhametiyle bağdaşır mı? Ben böyle hurafelere inanmıyorum. Bunlar maalesef sözüm ona din uzmanlarının zamanla yaptıkları, İslâm öncesi inançlardan, hatta Uzakdoğu inançlarından esinlenmiş senaryolardır. Ben size bunun kanıtlarını burada ayrıntıyla veremem. İsterseniz Kuran Ansiklopedisi adlı eserimin Sırat maddesine bakınız. Orada bunun nasıl sızdırma bir hurafe olduğunu göreceksiniz. İşte büyük ermişler bunu fark ettikleri için bununla alay etmişler. Bakın Yunus Emre ne demiş:Sırat kıldan incedür, kılıçtan hem keskincedür Varup anın üstünde evler yapasum gelür.Dibinde gayya vardur içi nar ile pürdürVaruben ol gölgelikte biraz yatasım gelir.Derviş Yunus bu sözü eğri büğrü söylemeSeni sigaya çeker bir molla Kasım gelür.Allah, bizi Molla Kasım’lardan korusun!

Devamını Oku