Madde ile mânâ arasındaki denge

30 Eylül 2006

SORU: Merhabalar hocam. Bir yanda dünya yaşamından uzak 24 saat ibadetle meşgul, dünyadan elini eteğini çekip ahirete hazırlandığını söyleyen bir kısım insan, bir yanda bu hayatın bir kere olduğunu ve onun tüm nimetlerinin yaşanması gerektiğini söyleyen bir kısım insan... Peki dinimiz bize tam olarak ne söylüyor? Hayatta insanın amaçları olması, bunlar için çalışması “dünyaya tapmak” mı demek, ya da dünyanın bize sunduklarından zevk almak Allah’ı unutmak mı demek? Onur Sargın CEVAP: Bazı âyetlerde ve hadislerde hırs, mal tutkusu kınanmaktadır ama bunların amacı, dünya varlıklarına dalıp âhiret sorumluluğunu düşünmeyen, dünya tutkusu gözlerini bürümüş, kendilerine mânâ âlemini, ruhsal hayatı unutturmuş olan kimselerin davranışlarının yanlışlığını anlatmaktır; yoksa dünya nimetini kınamak değildir. İnsan çalışıp kazanır, fakat onu hem kendisi yer, hem de başkalarına yedirir, Allah yoluna harcar. Servet bir amaç değil, bir araçtır. Aslında servetin kendisi kötü değildir. İnsan, servetini Allah yolunda kullanıp O’nun rızâsını kazanmağa çalışmalıdır. İnsanın, dünyâsı için âhiretini, âhireti için de dünyâsını unutmaması; her ikisine görevini yapması; ruhunun da, bedeninin de hakkını vermesi lâzımdır. “Allah’ın sana verdiği (servet) içinde âhiret yurdunu ara, dünyâdan da nasibini unutma” (Kasas: 49/77) âyetini prensip edinmelidir. Servet güzeldir ama insana Allah’ı unutturursa felâket olur. Onun için kişi, çalışıp kazanmalı, fakat kazandığını amaç değil, Allah’ın rızâsına ermeğe, mutlu yaşamağa araç yapmalıdır. Nefsine çıkar sağlamak için bozgunculuk yapmamalıdır. Allah bozguncuları sevmez.Peygamber’in sahabîleri de yeri geldikçe eğlenmişler, zamanın oyunlarını oynamışlar, müzik dinlemişlerdir. Hz. Peygamber güzel giyinmeyi sever, pejmürde biçimde dolanılmasından hoşlanmazdı. Bir adam saçı başı karışık peygamberin yanına gelince Peygamberimiz damı azarlamış, gidip yüzünü yıkayıp taranmasını, sonra gelmesini emretmiş, adam yıkanıp taranarak gelince: “Birinizin şeytan gibi saçı başı karışık gelmektense böyle güzel gelmesi daha iyi değil mi?” demiş. Ayrıca Kur’ân, Rabbinin verdiği nimeti söylemeyi, Rabbin lütuflarına şükretmeyi emreder. Hadise göre Allah, nimetini kulunun üstünde görmekten hoşlanır.

Devamını Oku

Ayrıntılar yarar sağlamaz

29 Eylül 2006

Soru: Saygıdeğer hocam! Allah’ın izniyle geçmişe sünger geçip tövbe edip namaza başladım ama sorularım var:1. Namazda oturduğumuzda rabbena ve rabbanefirli dualarını birahmetike ya eramerrahimin diye bitiriyorum, bu doğru mu yanlış mı?2. Jöleli başımı meshetmekle aldığım abdest geçerli olur mu? Cevap: “Bi rahmetike ya erhame’r-râhimîn” “ey merhametlilerin merhametlisi rahmetin yüzü hürmetine duâmı Kabul buyur!” demektir. Bunda bir sakınca yok ama her duayı bu form ile bitirmek Hz. Peygamber’e dayanan bir uygulama değildir. Jöle ile abdest sorununa gelince böyle ayrıntılarla uğraşmanın mânevi bir yararı yoktur. Kaldı ki değil jöle, başta bir örtü, takke, eşarp gibi bir giysi varsa onun üzerine de meshedilebilir. Ayaktaki çorap üzerine meshedildiği gibi. Kardeşim abdest al, kendini Allah’a ver, ibadetini yap. İbadette önemli olan içtenliktir, Allah’a bağlılıktır ve insanın sevecen, güzel ahlak sahibi olmasıdır. Alkolü içmek haramdır. Temizlik veya başka bir amaçla kullanmak değil. Namaz kıl da ayrıntıya bakma.Soru: 10 yıldır başörtüsü kullanıyorum. Yani diğer kendisini aydın olarak tanıtan insanlara göre türbanlı. Daha önceki iş yerinde başörtüme karışmadılar ama 9 aydır çalıştığım yerde başım açık hizmet veriyorum. Önceleri bu beni çok rahatsız ediyordu, işimi bile aksatır duruma gelmiştim. Şimdi alıştım fakat işten başörtümden dolayı değil ama çıkmak zorundayım.Görüşme yaptığım yerler başı açık istiyor. Ben ne yapmalıyım, çalışmaya ihtiyacım var. Ev, kira, iki çocuk, eşim asgari ücret alıyor. Bir de işin çevresel boyutu var. Kapandığımda neden kapandın, hocamı oldun diyenler oldu. Manevi boşluktayım. Şimdi bana huzur veriyor kapalı olmak. Kimsesizseniz dayanacak bir yakınınız yoksa eğer maneviyatınız çok zengin oluyor ama bunu anlamıyorlar. Allah sevgisi öyle güzel ki hocam. Cevap: Cevabı sizde, karar size aittir. Şahıslara göre din olmaz. Kendi vicdanına danış ona göre hareket et.

Devamını Oku

Kabul ve red Allah’a aittir

28 Eylül 2006

SORU: Sayın Hocam, ben bütün vakit namazlarımın farzlarını kılıyorum kabul olur mu? Günahı var mı? Berkalp DüzgünCEVAP: Farzlar insanların yapmakla yükümlü oldukları ibadetlerdir. Sünnet ise kişinin kendiliğinden, yaptığı artı ibadetlerdir. Sadece farzları kılmakla sorumluluktan kurtulursun. Sünnetleri kılmak artı sevap getirir. Kılmazsan günahı yoktur. Namazın kabul olup olmadığını ise yalnız Allah bilir. Bakarsın kılınan bir tek rekat kabul olunur da, binlerce huzursuz rekat reddolunur. Kabul ve red Allah’a aittir. Hiç kimse bu konuda karar veremez. Kimsenin ibadetin kabul edilmez diyorsa o kimse yanlış söylüyordur. SORU: Sayın hocam. Benim merak ettiğim şu. Namazda kalbime gelen düşüncelerden sorumlu olur muyum?CEVAP: Şeytan, namaz kılan kişinin kalbini başka şeylerle meşgul etmek için çeşitli yararsız, olumsuz düşünceler atar insanın içine. Onlara kafanı takma, ne düşünce gelirse gelsin her zaman onları kovmaya ve Allah’ı düşünmeye çalış. İstemeyerek kalbe gelen düşüncelerden ötürü insan sorumlu olmaz. SORU: Henüz 3 aylık hamileyken çocuğumun 7 yıl yaşayacağını gördüm rüyamda. Her şey normal giderken sünnet sırasında oğlumun, bir süre hayati fonksiyonlarını kaybettiğini, sonra nefes almaya başladığını, beyni hasar gördüğünden dilsiz kaldığını gördüm. Acaba rüyamda bana gerçekler mi gösterildi? F.Ü. CEVAP: Rüyalar gerçek de olabilir, başka anlamlara da gelebilir. Rüyaya göre iş yapılmaz. Ancak yavrunuzun hastalanması ve bazı fonksiyonlarını kaybetmiş olması, hem sizin için, hem de onun ruhu için bir sınavdır. Siz onu bebek görüyorsunuz ama kimbilir belki ruhu büyüktür ve böyle bir sınavdan geçmesi gerekmiştir. İnsanın dünyada çektikleri, manen olgunlaşmasına sebep olur. Moralinizi bozmayın. Elinizden gelen özeni gösterin. Allah ecrinizi verecektir.

Devamını Oku

Allah’a sığınana kimse zarar veremez

28 Eylül 2006

SORU: Sayın hocam benim merak ettiğim konu büyü konusudur. Halkımızın bir kanayan yarasıdır bence büyü. İstismara en açık konulardan da biridir. Bu konuda detaylı bir açıklama yapmanızı rica ediyorum. A. S. Ç.CEVAP: Büyü konusunu birkaç kez yazdım. 100 kere yazsam, fayda yok. Halkın içine büyü duygusu âdetâ içirilmiş, Ne söylersek söyleyelim insanlar nerede büyücü ve cinci duydular mı oraya koşarlar. Allah’a yönelen yok. Büyü vardır ama Allah’a sığınan insana büyü zarar vermez. Ayrıca her büyü diye yorumlanan şey de büyü değildir. “Allah’ın adı anıldıktan sonra hiçbir şey zarar veremez.” Yeter ki kul, hâfız en büyük koruyucu olan Allah’a sığınmayı bilsin.***** Namazda okunacak âyetlerSORU: Sayın hocam, namazı Allah’ı anmak, O’nu unutmamak ve daima aklımızda tutmak için kılıyoruz ve namazda Allah’ı övdüğümüz gibi O’ndan isteklerde de bulunuyoruz. Tıpkı Fatiha suresinde olduğu gibi. Ancak, birçok vatandaşımız ve çoğu zaman da camide hocalar Fatiha’dan sonra hiç de bu şekilde sure veya âyet okumuyorlar. Halbuki Kur’ân’da Allah’a övgü ve Allah’tan istekte bulunabileceğimiz o kadar çok sure ve âyetler var ki. Bu şekilde sure veya âyetler okunsa daha iyi olmaz mı? Hem de hocalar ve vatandaşlar mutlu olmazlar mı? CEVAP: Müzzemmil Suresi’nde: “Kur’ân’dan kolayınıza geleni okuyunuz” buyurulmaktadır. Kişi nereyi biliyorsa oradan okuyabilir. Hepsi Allah’ın kelâmıdır. Birbirine üstün tutulmaz. İnsan namazda Kur’ân’ın söz kalıplarından çok ruhunu düşünür, kendisini Allah’a verir ve Allah sevgisinde kendisini kaybetmeye çalışır. Gerçek namaz öyle kılınır. Sizin dediğiniz gibi seçmeler yapmak da herkesin işi değildir. Ayrıca bu davranış, sanki Kurân’ın bir kısmını dışlamak anlamına da gelebilir

Devamını Oku

İslam’da anne hakkı her şeyden önce gelir

27 Eylül 2006

SORU: Hocam, Hacettepe Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nden mezunum. Bir genci seviyorum ama annem kesinlikle evlenmemize izin vermiyor. Size danışmak istediğim şu, dinimizde anneler ve babalar kutsaldır, onların ahını almak istemiyorum. Bu işin onların rızasıyla gerçekleşmesini istiyorum. Lütfen bana yol gösterin. Anneme karşı nasıl bir tavır takınmalıyım? Tüm bu yaptıklarına rağmen Allah katında yine annem mi haklıdır? Çok üzülüyorum. Biliyorum ki babamın isteklerini yerine getirsem de o gün geldiğinde annem sorunlar çıkaracak ve mutluluğumu bozacak. Bu yüzden anneme karşı sevgi bile besleyemiyorum. Biliyorum çok büyük günah ama resmen düşmanımmış gibi hissediyorum annemi. Ona karşı nasıl davranmalıyım lütfen bir yol gösterin.CEVAP: Kızım, baban İlâhiyat mezunu olduğuna göre zaten sen de dindar bir muhitte yetişmişsin. İslâm’da anne hakkının her şeyden önce geldiğini bilirsin. Peygamberimize “Kiminle sohbet edeyim, kime iyilik edeyim” diye soran birine, üç kez “annenle” sonra “babanla!” buyurmuştur. Düşün bir kere. Sen yoktun. Annenin karnında oluştun. Annenin bir parçasısın. Varlığını ona borçlusun. Onun karnında 9 ay kaldın, onun kanını aldın, uykusunu çaldın. İki yıl seni emzirdi. Bir bebeği düşün, anne sahiplenmese bebeğin büyümesi mümkün mü? İşte sen annenin sahiplenmesi sonunda bugünkü durumuna geldin. Şimdi de seni büyüten, uykusunu senin için feda eden annene düşmanlık hissi besliyorsun ha? Anlaşılacak şey değil doğrusu!Sevdiğin genç iyi insan olabilir ama annenin hisleri de önemlidir. Ben sizin aranıza giremem. Ama daha dün gazetelerin verdiği haberden irkilmemek mümkün değil. Kız sevgilisiyle bir olup babasını, ablasını, annesini öldürüyor. Ne uğruna? Şehvet uğruna. Yazıklar olsun, o şehvet hisleri geçer. Ardından binlerce kez pişmanlık gelir. Bana göre annen istemiyorsa bırak! Açık açık konuş, ama annen istemiyorsa onun istemediğini yapma. Sevgili çoktur ama anne bir tanedir. Ve cennet annelerin ayakları altındadır.

Devamını Oku

Kötülükler er geç yapanların ayağına dolanır

25 Eylül 2006

SORU: Hocam merhabalar, yazılarınızı elimde geldiğince takip ediyorum. Size sorum, geçenlerde yaşadığımız dehşet verici bir haberle ilgili olacak. Antalya’da bir kadıncağıza yapılan korkunç işkenceler... Allah beni affeder umarım ama şunu sormamaktan alamıyorum kendimi. Büyük Allah niye böyle hayvandan aşağıdaki insanlara, o anda engel olmuyor? Mesela birden canını alabilir ya da vücudunu felç edebilir. Tabii bunun ilmi Allah’ın yanında gizlidir mutlaka ama ben bir de sizin yorumunuzu merak ettim. Bu konuyu gazetede işlemeseniz bile bana mail atarsanız çok memnun olurum. Saygılarımla... Tolga ÖztürkCEVAP: Allah zaman üstüdür, zamanı O yaratmıştır. Allah’ın yaptığı her şey dengelidir. Kötülükler, er geç yapanların ayağına dolanır. Ama bu dünyada, ama öbür dünyada... Hiç kimsenin yaptığı yanına kâr kalmaz. Fakat Allah aceleci değildir. Kimi kötülüğün hemen cezasını verir, kimini erteler, âhirette verir, kimini bir süre sonra verir. Takdir O’na aittir. Bize uzun, uzak gelen şey, O’nun için yakındır. Çünkü O’nun katında bütün zamanlar bir andan ibarettir. Sözünü ettiğiniz gaddarın cezasını zaten vermiştir ama biz görmüyoruz. Sen ne biliyorsun onun ruhunun ne azaplar içinde olduğunu? Biz işlerin iç yüzünü bilmiyoruz ki. Eğer her kötülüğün cezası hemen verilmiş olsa o zaman sınav olmaz, hiç kötülük yapılmaz. Çünkü kötülük yapan hemen cezasını çekeceğini bilir. Ama işte bu sınav değildir. Ruhun olgunlaşması için sınavdan geçmesi, fırsatları nasıl kullandığının ortaya çıkması gerekir. Belki o işkenceye maruz kalan kız da çok yanlış yaptı, Allah bu hayvanın eliyle onu cezalandırdı. Ne biliyoruz onun neler yapıp yapmadığını? Şairin dediği gibi:Hâşâ zulmetmez kuluna Hudâsı,Kulun çektiğidir kendi cezası!Sabret, olayları tarafsız izle bakalım neler olur, neler görülür ve olanların nasıl yerinde olduğu anlaşılır.

Devamını Oku

Âyet ve duâların anlamını okumak

24 Eylül 2006

SORU: Hocam, ben namaz kılmaya daha birkaç hafta önce başladım. Duaları da ezberlemeye çalışıyorum ama okuduklarımdan bir cümle bir şey anlamıyorum. İbadetlerin en önemlisi olan namazımda hiç anlamadığım duaları tekrar etmek bana inanılmaz mantıksız geliyor. Duaların Türkçe mealini okuyarak namaz kılmak çok daha mantıklı değil mi sizce de? Çünkü en azından bu durumda Allah’a neler söylediğimi biliyor olacağım. Üstelik daha da önemlisi hissederek ve anlayarak dua ediyor olacağım. Bu söylediklerimde doğru mu düşünüyorum yoksa yanlış mı? Beni aydınlatmanızı bekliyorum. Cem AkyıldızCEVAP: Sen hemen namaza başla. Duaların Arapça’sını biliyorsan onları oku, eğer bilmiyorsan Türkçe’sini de okuyabilirsin. Çünkü namaz, Allah’a duâ ve yalvarma, O’nunla iletişim kurma anlamına gelir. Duaların orijinalini okumak, Peygamber’e gelen Allah kelâmını aynı kalıplarla yinelemek demektir. Ama bunu yapamıyorsan bunların Türkçe’lerini de okuyabilirsin. Hiçbir şey bilmesen sadece “Subhanellahi velhamdü lillah: Allah’ın şanı yücedir, hamd O’na özgüdür” demen bile yeterli olacaktır. Sen yeter ki yaratıcıyla iletişimini sürdürmeye devam et.Gusül’de niyetSORU: Hocam iyi çalışmalar diliyorum. Benim şöyle bir sorum olacak size... Gusül abdesti alınırken edilen niyet nasıl edilmelidir ve bu niyette “Allah Rızası” için diye niyet olur mu? Çünkü gusül insanların kendi temizliği olarak düşünüyorum. Saygılar. İzzet AltunCEVAP: Sevsinler senin sorunu... Ne derin ve ne kadar anlamlı bir soru bu (!) Yahu önemli olan cünüplükten yıkanmadır. Banyoya bu amaçla girmek zaten başlı başına niyettir. Nedir böyle yok efendim nasıl niyet edilecekmiş, niyetin sözleri neymiş? Ne nasılı, banyoya yıkanmak niyetiyle girmek işte zaten niyetin kendisi. Niyet ne demek? Yapacağın işi içinden geçirmek. Bu, sözle ilgili değil, tamamen insanın içindeki düşünce ile ilgili bir şeydir.

Devamını Oku

Allah yerine, evliyadan yardım istemek şirktir

23 Eylül 2006

SORU: Sayın hocam, size Samsun Vezirköprü’den yazıyorum. Okuyan, dini görevlerini olduğunca yerine getirmeye çalışan biriyim. Sizin yorumlarınızın kendi akıl dünyama daha yakın geldiğini de söylemeden geçemeyeceğim. Sayın hocam, bir gazetede şöyle bir yazı okudum:“Evliyanın büyüklerinden Ebü’l Hasan-ı Harkani hazretleri, sefere çıkan talebelerine, ‘Sıkışınca benden yardım isteyin’ buyurdu. Yolda talebeler eşkıyaya yakalanınca, bu sözü unutup, kurtulmaları için doğrudan Allah-ü teâlâya dua ettiler, fakat kurtulamadılar. Bir talebe ‘Ya Ebe’l-Hasan, imdat!’ dedi. Sadece o talebe kurtuldu. Seferden dönünce hocalarına, ‘Biz Allah’tan yardım istediğimiz halde soyulduk. Fakat şu arkadaşımız, sizden yardım isteyince kurtuldu. Bunun hikmeti nedir?’ dediler. O da, ‘Allahü teâlâ günahkâr kimselerin duasını kabul etmez. Arkadaşınız, benden yardım isteyince, onun duasını Allahü teâlâ bana duyurdu. Ben de, ‘Ya Rabbi bu talebemi kurtar!’ dedim. Allahü teâlâ da kurtardı.” Şimdi sayın hocam, Allah bize şah damarımızdan daha yakınken duçar duruma düştüğümde ben Ebü’l-Hasan-i Harakanî talebesi değilim, kimi vesile kılıp o kişiden sıkıntımın giderilmesini isteyeyim?.. Süreyya YücelCEVAP: Bu söz şirkin en karanlık damgasını taşıyor. Bu tür şirklerden Allah’a sığınmak gerekir. Müşrikin boynuzları görünmez. Görünür bir boyası da yoktur. Şu yazdığınıza göre bu uydurma sözün sahibi, Arap müşriklerinden daha kötü bir durumdadır. Ebu’l-Hasan-i Harakanî, Allah’ın yardımıcısı mıdır ki Allah, kendisinin kabul etmediği bir duayı, Ebulhasan’a havale ediyor? Yani hâşâ, Ebulhasan ikinci bir tanrı mı? Ebulhasan da böyle sözler söylemekten münezzeh, zâhid, kâmil bir insandır. İnsanın şu fizik beden içinde Allah’ı görmesi, doğrudan Allah ile diyalog kurması mümkün değildir. Kur’ân: “Gözler O’nu idrak edemez” buyurmaktadır. Tasavvuf güzel ama dinin esaslarını bilmeyen insanların eliyle tasavvufa böyle abartılı, aslında şirkin en koyusu rengi olan düşünceler girmiştir.

Devamını Oku