Hz. Muhammed insanlığın umudu ve huzuru oldu

14 Eylül 2006

Papa 16. Benedikt, vatanı Almanya’nın Bavyera Eyaleti’nin Regensburg kentinde üniversite öğrencilerine hitaben yaptığı konuşmada, İslâm’la şiddeti bağdaştıran açıklamalar yaptı. Şiddet savaşı olarak algıladığı cihadın mantık dışı olduğunu belirterek, “Şiddet, ne Tanrı’nın ne de doğanın ruhuna uygundur” dedi. 14. yüzyılda Bizans İmparatoru II. Manuel Paleologus’un, “Bana Hz. Muhammed’in ne yenilik getirdiğini gösterin. Sadece şeytani ve insanlık dışı şeyler bulursunuz. Dinini kılıçla yayma emri vermek gibi...” sözlerinden alıntı yaparak bunları benimsediğini gösterdi. Yazık ki yazık! İnanmıyor olabilir ama hiç değilse 1.5 milyar Müslümanın Barış Peygamberi’ne saygı göstermesi, insanları incitmemesi gerekirdi. Bundan önceki Papa VI. Jan Paul daha insaflıydı. Anımsadığım kadarıyla tarihte ilke defa Müslümanların da cennete gidebilecekleri yolunda Vatikan Konsili’nden bir fetva çıkarmıştı. Benedikt ise göreve başladıktan sonra Türklere karşı soğukluğunu belli etti ve Türklerin AB’ye girmesine karşı olduğunu belirtti.Biz her peygambere olduğu gibi Hz. Musa’ya da, Hz. İsa’ya da onların mesajlarına da inanır ve saygı besleriz. Ama Hz. Muhammed’in ne yenilik getirdiği, her üç peygamberin mesajına bakınca gayet iyi anlaşılır. Musa’nın kitabında ne denli kavmiyetçilik yapıldığı ortadadır. Sanki Allah, tüm dünyayı İsrailoğulları’na köle yaratmıştır. Bu husus bazen açıkça bazen satır aralarından Tevrat’ta okunmaktadır. Hz. İsa ise zaten bir şeriat yani yasal sistem getirmemiş, Musa kitabına tabi olduğunu söylemiştir. Elbette İsa’nın insanları sevgiye, maneviyata, gösterişten uzak durmaya yönelten söylemleri asırlarca ümit ve teselli kaynağı olmuştur ama bu mesaj doğrudan kendi ağzından yazılmış değildir. Havariler, onun vefatından sonra ondan duydukları sözleri yazmışlardır. Herkes anımsayabildiklerini yazmış, böylece zamanla meydana gelen yüzlerce İncil’in sadece dördü sahih kabul edilmiştir. İlk İncil, İsa’nın konuştuğu Aramca değil, onun vefatından en az yarım yüz yıl sonra Latince yazılmıştır. Bir de Hz. Muhammed’in mesajına bakınız: Gelen vahiyler, vahiy sürecinin hemen ardından yazılmış ve Hz. Muhammed’in hayatında bütün vahiy parçaları yazıya geçirilmiştir. Bu mesaj yıllar boyunca insanlığın umudu, huzuru olmuştur. 1400 yıldır insanlar onun getirdiği mesajdan ilham alarak bilim dalları geliştirmişlerdir.YARIN: Din kılıçla yayılmadı

Devamını Oku

Emriniz altındaki insanlara iyilik edin

13 Eylül 2006

SORU: Patronun işçisine hak etmediği halde hakaret etmesi, bağırması doğru bir hareket mi? Müminlikle ve Allah’a teslimiyetle bağdaşır mı? CEVAP: “Allah’a kulluk edin, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya, akrabaya, öksüzlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, ellerinizin (emrinizin) altında bulunanlara iyilik edin. Allah, kurumlu, böbürlenen insanları sevmez” (Nisâ: 98/36). Kişinin emri altında çalıştırdığı işçilere, hizmetçilere iyi, şefkatli davranması Kuran’ın emridir. Peygamberimiz de, “Emriniz altında bulunan hizmetliler, işçiler sizin kardeşlerinizdir. Allah onları sizin emriniz altına vermiştir. Yediklerinizden onlara da yediriniz, giydiklerinizden onlara da giydiriniz. Onlara ağır işler teklif etmeyiniz. Eğer ederseniz onlara yardım ediniz” (Buhari, İman: b. 22; Müslim, Eyman: b. 10) buyurmuştur. Peygamberimiz, ayrıca ölüm hastalığında dahi hizmetçilere, zayıflara iyilik edilmesini tavsiye etmiş, “Namaza dikkat ediniz! Namaza dikkat ediniz! Elinizin altında bulunanlar hususunda Allah’tan korkunuz” (Ebu Davud, Edeb: 124) buyurmuştur.*****PEYGAMBERİN ÖĞÜTLERİİbn Mace ve İmam Ahmed ibn Hanbel’in rivayet ettikleri bir hadise göre kişinin kendi nefsine, çocuğuna, karısına ve hizmetçisine yedirdikleri, kendisi için sadaka olur. Allah’ın Elçisi, hizmetçi yemek getirdiği zaman onu sofraya oturtup beraber yemek yemeyi tavsiye etmiş, sofrada oturtamayacaksa, yemeğin sıcaklığını ve tadını hissetmiş olan hizmetçinin yemekte gözünün kalmaması için hiç değilse ona bir iki lokma vermeyi öğütlemiştir. Allah Elçisi’nin diğer öğütleri de şöyledir: “Üç şey var ki kimde bulunsa Allah onu korur ve cennetine sokar: Zayıfa acımak, anaya babaya şefkat, merhamet, emri altında bulunanlara iyilik” (Tirmizi, Kıyamet: 48).Toplumun özellikle zayıf, ezilen insanlarına iyilik etmeyi, şefkat ve merhamet göstermeyi buyuran daha pek çok hadis-i şerif vardır. Her insanın onuru vardır, değeri vardır. İnsanın, ne başka bir insanı ne de herhangi bir Tanrı yaratığını ezmeye hakkı yoktur. İnsan davranışını, kendisini karşıdakinin yerine koyarak düzenlemelidir. Acaba karşısındakine yaptığı hakaret, haksızlık kendisine yapılsa buna dayanabilir mi veya razı olur mu? Eğer kendisi razı olmayacak, dayanamayacaksa başkasına da yapmamalıdır. Şunu iyi bilmelidir ki yaratıkların gerisinde Hak vardır. Sallanan haksızlık kılıcı, Hakka değer, döner haksızı perişan eder.

Devamını Oku

Müslümanlığın ön koşulu tevhiddir

12 Eylül 2006

SORU: 1- Bir bayanın saçını kapatması Müslüman olmanın ön şartı mıdır? 2- Önceden başı kapalı olan bir bayan, evlendikten sonra kocasının isteğiyle başını açabilir mi? 3- Namaz sonlarındaki ayetelkürsi duasını ezberleyemedim. Onun yerine ne okumalıyım? (Önder Otlu) CEVAP: Ahzâb Suresi’nin 59. ayeti: “Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve inananların kadınlarına söyle: (Dışarı çıktıkları zaman) örtülerini üstlerine salsınlar, onların tanınıp incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” Nur Suresi’nin 31. ayeti: “İnanan kadınlara da söyle: Bazı bakışlarını kıssınlar, ırzlarını korusunlar. Süslerini göstermesinler. Ancak kendiliğinden görünenler hariç. Himâr(baş örtüsü)larını (göğüs) yırtmaçlarının üstüne koysunlar. Süslerini kimseye göstermesinler. Yalnız kocalarına, (aile bireyleri sayılıyor) gösterebilirler.” Himâr kelimesini örtü diye anlamak isteyenler vardır ama burada kasıt baş örtüsüdür. Yoksa giysi zaten örtüdür. BÜYÜK GÜNAHA GİRERLERBu iki ayette kadının, başını örtmesi emredilmektedir. Ama Müslümanlığın ön koşulu değildir. Müslümanlığın ön koşulu tevhiddir. Allah’ın birliğini ve Hz. Muhammed’in peygamberliğini kabul eden kimse muvahhid ve Müslüman’dır. Kuran’ın emirlerini uygulamak gerekir. Uygulamayan hatalıdır ama Kuran’ı inkâr etmedikçe dinden çıkmaz. Baş örtüsü takmak bir Kuran emrini uygulamaktır. Bunu herhangi bir sebeple uygulamayan, böyle bir emrin olduğunu inkâr etmedikçe yine Müslüman’dır, “Kuran’da baş örtüsü diye bir şey yoktur. Baş örtüsü erkeklerin baskısı sonucu kadınlara dayatılmaktadır. Böyle bir din hükmü olamaz” gibi laflar eden açıkça Kuran’ın buyruğunu reddetmiş ve büyük günaha girmiş olur. 2- Hiç kimsenin emri, Allah’ın emrinin üstüne çıkamaz. Kocanın emri Allah’ın emrine tercih edilemez. Bu tıpkı namaz kılan kadının, kocası istemiyor diye namazı terk etmesine benzer. Bir kocanın, karısının inancına göre yaşamasına engel olması, ne dinle, ne medeniyetle, ne de insan onuruyla bağdaşır şey değildir. 3- Ayetelkürsi dua değil, ayettir. Namazın sonunda ayetelkürsi okumak gerekli değildir. Bilirseniz okursunuz, bilmezseniz sadece 33’er kere “subhanellah”, “elhamdü lillah”, “Allahü ekber” dersiniz. Bu kadarı yeterlidir. Ayetelkürsiyi ezbere bilmiyorsanız, namazın sonunda yanınıza alacağınız bir Kuran mealini açıp ayetelkürsinin manasını okursunuz. Böyle okuya okuya bir gün ayeti ezberlemiş olursunuz.aq

Devamını Oku

Kelime-i tevhit her dönemde İslâm’ın temeli olmuştur

11 Eylül 2006

SORU: 1- Bir tarikat şeyhinin, “evde farz namaz kılan erkeklerin sehiv secdesi yapmaları gerekir” diye konuşması oldu. Bu doğru mu? 2- Bir hoca “lailahe illallah” diyenin Müslüman olamayacağını, mutlaka “la ilahe illallah Muhammedün resulullah” demesi gerektiğini söyledi. Sizin yorumunuz nedir?CEVAP: 1- Şeyhin konuşması yanlıştır. Sehv (yanılma) secdesi, namazda yanılmadan ileri gelir. Namazda yanılmamış olan kimse niçin sehiv secdesi yapsın? Kaldı ki din erkeğe farklı kadına farklı mı ki namazı evde kılan erkeğin yanılma secdesi yapması gerekiyor da kadının yapması gerekmiyor? Bunlar dayanaksız, tutarsız, mantıksız sözlerdir. 2- Hoca dediğiniz kişinin sözü, Kuran ve hadise uymaz. Kuran, Muhammed Suresi’nde “Fa’lem ennehû lâilâhe illâllah: Bil ki Allah’tan başka tanrı yoktur” buyurmaktadır. Hz. Peygamber de, “Lailahe illallah diyen cennete girer” buyurmuştur. Ayrıca Kuran, Hz. Muhammed’den önceki peygamberlerin ve onlara inananların hep Müslüman olduklarını (Bakara: 132-133, 136; Araf: 126; Yunus: 72, 84), havarilerin de Müslüman olduklarını (Maide: 111), Firavun’un dahi boğulma sırasında gerçeği anlayıp Müslüman olduğunu (Yunus: 90) vurgulamaktadır. “ALLAH’TAN BAŞKA TANRI YOKTUR”Bu insanlar Hz. Muhammed’den yıllar önce yaşamış olduklarına göre, onların Müslümanlığı sadece “Lailahe illallah: Allah’tan başka tanrı yoktur” tevhit sözüne dayanıyordu. Buna kelime-i tevhit denilir. Kelime-i tevhidin, “Lailahe illallah, Muhammedün Resulullah” şeklinde olduğunu söyleyenler vardır ama yanlıştır. Çünkü kelime-i tevhit, Allah’ın bir olduğunu vurgulayan söz demektir. Bazı tarikatlarda belli sayıda kelime-i tevhit zikri çekilir. Kadiri tarikatının zikri kelime-i tevhiddir ama dediğim gibi Kuran’da olduğu şekliyle “Lailahe illallah, lailahe illallah” şeklinde zikrederler. Kelime-i tevhit, ilk peygamberden son peygambere kadar her dönemde İslâm’ın şartı, temeli olmuştur. Her Peygamber’in misyonu kelime-i tevhit olan “Lailahe illallah”ı gönüllere yerleştirmektir. Ama ikinci cümle her peygamber dönemine göre değişir. Son peygamber döneminde “Muhammedün Resulullah”, İsa döneminde “İsa Resulullah”, Musa döneminde “Musa Resulullah” olmuştur.

Devamını Oku

Şirkin kuyusuna düşenlere uyarılar

10 Eylül 2006

SORU: Beykoz’dan Anadolu Kavağı’na giderken bir kabir var. Kapı girişinde de Hz. Yuşa ibaresi bulunuyor. Bu mezar 12 metre uzunluğunda. Bu kabri her gün yüzlerce kişi ziyaret diyor. Kimisi Kuran okuyor, kimisi dua ediyor, kimisi de dilek tutuyor. Hz. Yuşa diye isimlendirilen zat İstanbul’a hiç gelmemiş. Peygamber Musa’nın ölümünden sonra hizmetçisi Nun oğlu Yeşua (Hz. Yuşa), Musa’nın misyonunu devam ettirmek için görevlendirilmiş. Hz. Yuşa’nın (Yeşu) 110 yaşında öldüğü ve o zamanki İsrail topraklarında Timnat Seraht’a gömüldüğü bildirilmektedir (Kitab-ı Mukaddes Yeşu Bab: 24 Sahife 241). Bu konuda beni objektif olarak aydınlatır mısınız? (Hidayet Sözen)CEVAP: Sizin gayet güzel tetkik ettiğiniz gibi Hz. Musa’nın yetiştirdiği Hz. Yuşa veya Nun oğlu Yeşu, Filistin’de yaşamış, İstanbul’a da gelmemiştir. Ama insanlar kabirlere çok meraklı. Putataparlık öyle yüreklere kök salmış ki bu düşünceyi söküp atmak çok zor. Ben o kabri hiç görmedim ama sizin de yazdığınız gibi kabrin 12 metre uzunluğunda olduğunu söylüyorlar. Bu boyda insan olur mu? Daha heybetli görünsün, o yolla daha çok ziyaretçi çeksin diye öyle yapmışlar. Tabii bundan çıkar sağlıyorlar. Bizim saf insanlarımız da aslında içi boş olan veya Yuşa ile hiç ilgisi bulunmayan bir kabri ziyaret edip Allah’tan isteyecekleri şeyi o kabirden istemekte, böylece sözde ibadet ederken şirkin kuyusuna düşmektedirler. Peygamberimiz bu durumu görseydi, derhal o kabri söküp atardı. Çünkü o büyük Peygamber, nice böyle yatırları yıktırmış, yerle bir etmiştir. Ne diyelim Allah doğru yolu göstersin onlara!“Ruhül-Kudüs” kutsal ruh demektirSORU: Ruhül-Kudüs, Cebrail midir yoksa meleklerin hocası olan ayrı bir melek midir? Bazı meallerde Ruhül-Kudüs geçen yerlerde aynı bırakılmış,bazılarında Cebrail olarak çevrilmiş. (Metin Ezer)CEVAP: Ruhül-Kudüs, kutsal ruh demektir. Cebrail’in bir sıfatıdır. Kuran’ı indiren Cebrail’i, bazı yerlerde Kuran, Ruhül-Kudüs olarak anar. Cebrail, meleklerin en büyüğüdür. Meleklerin hocalığı falan ise uydurma şeylerdir. Meleklerin hocası yoktur. O âlemde okul yok ki hoca olsun. Yüceler âlemini biz bilemeyiz.

Devamını Oku

İnsanın varoluş amacı nedir?

9 Eylül 2006

SORU: 1- İnsanın varoluş amacını din nasıl tanımlıyor? İnsan niçin getirildi dünyaya? 2- Düşünmek insanı diğer varlıklardan yüce kılan bir özellik olarak tanımlanıyor ama düşünce insanı en berbat, en sıkıntılı, en kötü duruma sokan bir özellik aynı zamanda. İnsanın sorgulamasına, mutsuzlaşmasına da neden olabiliyor. Nasıl yorumlarsınız? (Psikolog Meltem Akhan)CEVAP: 1- Kuran’a göre aklın en üstün düzeyiyle donatılmış olan insan, Allah’ı tanımak ve O’nun iradesini uygulamak için yaratılmıştır. Zariyat Suresi’nde, “Ben, cinleri ve insanları bana ibadet etmeleri için yarattım” (Zâriyat 56) buyurulmuştur. Abdullah ibn Abbas, bu ayetteki “bana ibadet etmeleri” sözünü, “beni tanımaları” şeklinde açıklamıştır. Büyük İslâm mutasavvıfı Muhyiddin ibn Arabi’nin talebesi Sadreddin-i Koınevi’ye göre yaratılışın amacı, Allah’ın isim ve sıfatlarının ortaya çıkması, tanınmasıdır. Allah yaratıcıdır. Yarattığı bir şey olmadıktan sonra yaratıcılığının bir değeri olmaz. Allah biçim verendir, biçim verdiği bir şey yoksa bu sıfatının bir anlamı olmaz. Allah besleyicidir, beslediği varlıklar yoksa besleyiciliğinin ne değeri kalır? Yaratıksız, yaratıcı olmaz. Kendinizi düşünün. Sizin asıl varlığınız “Ben” dediğiniz değişmez kişiliğinizdir. Organlarınız o “Ben”in dışa açılımıdır. Organlar olmasa da içsel “Ben”iniz vardır. Ama onun varlığı ancak bedenle, bedenin organlarıyla ortaya çıkar. “Ben”in dışa açılımı olan beden organları, zamanla değişir. Yaratıklar olmasa da Allah’ın zatı vardır. Zaten Peygamberimiz, “Allah varken bir şey yoktu. O yine ezelde olduğu gibidir” sözüyle bu gerçeği anlatmıştır. “Başlangıç ondandır, dönüş de O’nadır.” 2- Düşünce insanı diğer canlılardan ayıran ve insanı sorumluluk düzeyine yükselten üstün bir özelliktir. Sorumluluk insanı hem mutlu, hem de mutsuz eder. Düşünce olmasa mutluluk veya mutsuzluk söz konusu olmaz. Gece olmasa gündüzün değeri olmaz. Düşünce mutsuzluğu algılıyor, düşünce yüzünden insan mutsuz da olabiliyor diye kimse düşünce yetisinden yoksun kalmak istemez. Elbet mutsuzluk da olacak ki mutluluğun değeri bilinsin. Çirkinlik olmasa güzellik bilinmez, gece olmasa gündüzün aydınlığı fark edilmez, açlık olmasa yemeğin tadı anlaşılmaz. Dünyamız şartlarında her şey karşıtlı olarak yaratılmıştır. Filozofların dediği gibi “Evrende var olandan daha mükemmeli olamaz.” Öyle ise en büyük mutluluk, O’na kulluktur. İnsanı yücelten o tüm güzelliklerin kaynağı olanı sevmektir. Sevmenin en ileri derecesi ibadettir (tapmaktır). Düşünce, ayrı ayrı şekillerden çok, bütün şekilleri var eden o yaratıcıyı sevmeyi gerektirir.

Devamını Oku

İntihar hiçbir sorunu çözmez

8 Eylül 2006

F. S. adlı öğretmenden bir e-mail geldi. Batman’da görev yapan 28 yaşındaki F. S., hayata küsmüş, kimseye güveni kalmamış. Babasını da kaybedince iyice bunalıma girmiş. Bir öğretmen bayanla arkadaş olmuş, nişanlanmışlar, evlilik palanları yapıyorlarmış. F: S.’nin bütün sırlarını paylaştığı, ticaretle uğraşan bir arkadaşının işleri iyi giderken birden kötüleşmeye başlamış. Borçlanmış, buları ödeyemeyince ağlayarak F. S’den bankadan kredi çekip kendisine ödünç vermesini istemiş. F. S. de arkadaşlık hatırına öyle yapmış. Ama bankanın taksitlerini ödeyemeyen arkadaşı kaçmış, işyeri de haczedilmiş. Bankaya borcunu ödeyemediği için maaşına haciz konan F. S. diyor ki:“Araştırınca her şeyi öğrendim. Meğer bu arkadaş dediğim kişi benim gibi başka kişilere de borçlanmış. Borçları içinden çıkılamaz hale gelince tefecilerden borç almış. Onu da ödeyemeyince Batman’ı terk etmiş. Bu sıkıntı anında kurtuluş olarak bahis oynamaya başladım. Ama işler daha da karıştı. Borçlar biteceğine artmaya başladı. Banka haricinde birkaç esnaf daha hacze verdi beni ve günün birinde nişanlım bu olayı bir şekilde duydu. SIKINTIYI ÇEKEN RUHTURBen onun hayatında en güvendiğim kişiydim. Beni bıraktı. Şimdi yapayalnızım hayatta. Artık hiçbir beklentim kalmadı. Ve uzun zamandır düşündüğüm intiharı gerçekleştirmeyi artık bu dünyayı terk etmeyi düşünürken içinde bulunduğum bu durumu insanlarla paylaşmak istedim. Paylaşayım ki birine güvenirken bir daha düşünsünler. Dost bildiği birisi bile insanın başına neler getirebilir, öğrensinler dedim. Bu maili sizin gibi başka yazarlara da yolluyorum. Eğer içinizden birisi bu yazdıklarımı köşesinde yayınlarsa lütfen isim vermesin. Çünkü büyük ihtimalle ben o zamana kadar bu dünyada olmayacağım. Bari arkada kalanlar okuduğunda üzülmesinler.” CEVAP: Yazdıklarınıza göre siz insanlara inanan dürüst bir kişisiniz. Başınıza gelen bu olay sizi üzmüş ama intihar çözüm değildir. Çünkü intihar dertlerden kurtulmak için yapılır. Ama inançlı bir insan bilir ki bedensel yaşamın bitmesiyle hayat bitmiyor. Ruh ölümsüzdür. Sıkıntıları çeken de beden değil, ruhtur. Siz beden yaşamınıza son verseniz bile bu sıkıntılarınız ruhunuzda aynen devam edecek hatta Allah’ın kaderine karşı gelmekle daha büyük sıkıntı içine gireceksiniz. Bu olay sizin için bir sınavdır. Sabredin, zaman gelir bunları aşarsınız, Allah size başka taraflardan imkânlar verir.

Devamını Oku

Kimler zengin kimler fakirdir?

7 Eylül 2006

SORU: Kimlere fukara denir? Çalışabilecek güçte olup da çalışmayan, iş bile aramayan bir kişiye fidye verilebilir mi? (Hüseyin Arslan) CEVAP: Fukara, fakirin çoğuludur. Zekât verme durumunda bulunmayan kimse fakirdir. Yani tüm ihtiyaçlarından, temel gereksinimlerinden başka yaklaşık 2500 YTL birikimi olmayan fakirdir. Bu kadar birikimi olup da bu para kendisinde bir yıl kalan, yani bir yıl boyunca böyle bir birikime sahip bulunan kimse zengindir, onun zekât vermesi gerekir. Ev, otomobil, meslek aletleri ve ev eşyası mobilya, kap kacak gibi şeyler hep temel ihtiyaçtır. Bunlara sahip olan zengin sayılmaz. Fakirliğin de dereceleri vardır. Normal idaresini yapabilen ama birikimi olmayan kimse zengin değil fakat başkasına da muhtaç değildir. Bir de yoksulluğun kendisini bitkin hale getirdiği, hareketsiz bıraktığı, gerçekten ekmeğe muhtaç yoksullar da vardır ki bunlara miskin denilir. Zenginlik sınırı altında bulunanlara fidye ve zekât verilebilir ama asıl bu yardımların, cidden yoksul olan miskinlere verilmesi daha makbuldür.Organ bağışı hakkında...SORU: Ogan bağışında beyin ölümü gerçekleştikten sonra organların alındığı söyleniyor. Yani daha insan yaşarken kalbi durmadan organlarının alınması gerekiyor. Beyin ölümünden sonra bitkisel hayat dediğimiz yaşamın ne kadar süreceğini Allah bilir. Ölmeden birinin organlarının alınmasına karar vermek caiz mi? CEVAP: İnsan, bilinciyle insandır. Beyin ölmüşse, o kimse ölmüş demektir. Beyni ölen kişinin bedenindeki canlılık, birkaç dakika veya saniye sonra biter. Kesilen hayvanın hücrelerinde de canlılık görülür. Şimdi o hayvan yaşıyor mu? Benim kanaatime göre beyin ölümü gerçekleşen kişi, eğer kendisi veya ailesi muvafakat ediyorsa organları nakledilebilir.Bu hurafelere kanmayınSORU: Bir hoca vaazında, namazda okunan et-tehiyyatü duasının ilk cümlesinin Peygamberimiz tarafından Allah’a, ikinci cümlesinin Allah tarafından Peygamberimize, üçüncü cümlesinin yine Peygamberimiz tarafından söylendiğini belirtti. Bu konuşmaları duyan Cebrail’in de kelime-i şahadet getirdiğini anlattı. Bu söylenenlere söylenenlere hiç aklım yatmadı. Sizin görüşleriniz nelerdir? (Aydın Ezel) CEVAP: Bunların hepsi uydurma, safsata şeylerdir. Maalesef birçok yerde bu millete hep böyle hurafeler aşılanmaktadır.

Devamını Oku