Kuyumcu elbette zararını telafi etme hakkına sahiptir

Benim kanaatime göre sizden altını peşin alıp parasını veresiye ödemek isteyenler zengin ticaret erbabı ise onlardan bir miktar fazlalık almak, haram riba hükmüne girmez...

Haberin Devamı

Dünden devam
Benim kanaatime göre sizden altını peşin alıp parasını veresiye ödemek isteyenler zengin ticaret erbabı ise onlardan bir miktar fazlalık almak, haram riba hükmüne girmez. Çünkü bu tür alımda o insan kârına kâr eklemekte, satan zarar etmektedir. Elbette satıcı, bu zararını telafi etme hakkına sahiptir, islâm'da zarar verme olmadığı gibi zarar görme de yoktur. Kuran, para satmaktan ibaret olan ribayı yasaklamıştır. Niçin yasaklamıştır? Fukaranın ezilmesini önlemek için. Para satmak, paranın ödünç verilip bir süre sonra fazlasıyla alınması demektir ki işte faiz denilen şey budur. Bunu kim yapar, yani kim ödünç para alır? İhtiyaç sahibi, yoksul.

Sizden altını alıp parasını sonradan ödeyen kimseler eğer bunu ihtiyaçlarından dolayı yapan yoksul kimseler ise onlardan herhangi bir fazlalık almak haramdır. Çünkü Kuran, "Eğer (borçlu) darlık içinde ise bir kolaylığa çıkıncaya kadar beklemek (lazımdır). Eğer bilirseniz (verdiğiniz borcu, eli darda olan borçluya) sadaka olarak bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır" (Bakara: 280) buyurmaktadır. Açıkça Kuran, ribayı yasaklamaktaki hikmetini belli etmektedir: Yoksulun ezilmesini önlemek. Ama kâr için bu tür işlemlere gidenlerden, teamüldeki uygulamanın haram olduğu kanısında değilim.

İkinci sorunuza gelince, "Her yüz yılda dini tazeleyen bir bilginin geleceği" mealindeki söz ayet değil, hadis olarak rivayet edilir. Bu hadisin sağlığı üzerinde kuşkular vardır. Çünkü rivayet, "Gaybı Allah'tan başka kimsenin bilmediğini" vurgulayan ayetlere aykırıdır. Ama İslâm âleminde genel kabul görmüş olan bu hadiste, her asırda İslâm'ı çağın şartlarına göre yorumlayan, dine taze bir soluk getiren derinlikli, öngörülü, sağduyulu alimlerin yetişeceği, bu taze soluklu yorumlarla İslâm'ın kıyamete dek tazeliğini koruyacağı müjdesi verilmektedir.

Muhammed Reşid Rıza'ya göre her çağda inancı tazeleyen ve sünnet yoluna canlılık kazandıran bir müceddid (veya müceddidler) yetişmiştir (Bkz. Tefsir: 7/143). Reşid Rıza, bu müstesna insanları, İslâm'ın kendisi gibi halk arasında garip kalmışlar (gureba) saymaktadır. Nitekim hadiste de, "Din garip olarak başladı ve garip olarak avdet edecektir. Gariplere ne mutlu" buyurulmuştur. Sünnetin muhafızları olarak ortaya çıkan Yenilikçiler, İslâm'ın saf değerlerini korumaya çalışmışlardır.

DİĞER YENİ YAZILAR