Referandum sonucu istifa gerekli mi?

2 Ağustos 2003

Cumhurbaşkanı herhangi bir yasanın kabulü konusunda referandum yapılmasını isterse ve sonuç onun değil de iktidarın istediği şekilde çıkarsa istifa etmesi şart mıdır?Dün Meclis'te kabul edilen bir yasayı veto eden Cumhurbaşkanına (veya küçük harfle -herhangi bir-cumhurbaşkanına) tepki gösterilmesinin yanlış, haksız ve yersiz olduğunu yazmıştım. Sezer'in orman arazilerinin satışına izin veren, "orman vasfını yitirmiş" bahanesiyle ormanların, hazine arazilerinin talanını yasallaştıran kanuna karşı çıkmaktaki haklılığını vurgulayan yazı "Bir defa için daha affedilse ne olur mantığı ne zamana kadar sürecek, eğer referanduma gidilmeyecekse hiç değilse ek ceza getirilsin" soru ve önerisiyle bitiyordu.Ek ceza fikrini beğenen bir çok telefon aldım. Hak etmeyenlere ek vergi bu kadar kolay çıkıyorsa hak edenlere ek ceza da çıkabilir düşüncesi arayanların hepsine makul bir çözüm olarak görünmüş."En azından bir yaptırım. Gelecekteki benzer adımlar için caydırıcı neden olabilir" diye düşünüyorlar. Oy kaybetme riskini göze alarak bunu düşünebilir mi dersiniz iktidar partisi? Malum, ne de olsa diğer tarafta da ülkenin en güzel ormanlarının talan edilmesine, bizzat siyasetçilerin, belediyelerin bunu korkusuzca başlatmasına, çocuklarının mirası toprakların çöle dönüşmesine karşı çıkan, çevre bilincine sahip büyük bir kitle var. Onların oyu söz konusu.Turistsiz İstanbulUçaktan İstanbul'a hiç baktınız mı? Ne içler acısı bir taş yığını görüntüsüdür o... Şimdi haberleri okuyoruz: "İstanbul turistsiz". Paris'e 1 yılda gelen turist 3.5 milyar euro, Londara'ya 2 milyar dolar bırakırken İstanbul'da bu rakam sadece 50 milyon dolar. Kontrolsüzce büyüyen, en güzel köşesinde, Boğaz'ında bile dev apartmanlardan oluşmuş siteler yükselen, tarihi yapılarını tek tek ihtiraslara kurban eden, havaalanı yolunda çirkin binalardan geçilmeyen "dünya şaheseri bir şehrin" geldiği nokta. Bırakın çölleşme tehlikesini bir yana şehirlerimiz hızla elden gidiyor. Çoğu gitti bile... Bu durumda, Cumhurbaşkanı referandum istiyor diye ona "Sonuç istediği gibi çıkmazsa istifası gerekir" denebilir mi?Bana göre ve herhalde birçok vatandaşa göre denemez. Cumhurbaşkanı toplumu, gelecek kuşakları bire bir ilgilendiren, çölde yaşama zorunluluğuyla karşı karşıya bırakan bir konuda tercihi halka bırakıyor. Aynı zamanda yanlış seçim sistemini bir türlü değiştirmeye yanaşmayan siyasetçiler yüzünden halkın çoğunun iradesinin temsil edilmediği bir Meclis kararını...Sezer baskı altında bırakılmamalı!Sezer'in eviZafer Çoksever isimli okurumuz benim Sabah Gazetesi'nde yazdığım günlerde Cumhurbaşkanı Sezer'in aldığı evle ilgili yazdığım bir yazıyı hatırlatmış. Onun memur maaşıyla bu evi nasıl aldığını sorguladığımı söylerken "O zamanki gazetenizin ana politikasına uygun olarak...""Eski patronunuzun DGM yerine Ağır Cezada yargılanmasına ilişkin düzenlemeyi reddedince..." gibi önyargılı nedenler ileri sürmeyi de unutmamış. "Vatan'a geçince Sezer'in değerini anladınız demek" diyor. Ve kendine göre taşı gediğine oturtuyor. Oysa gerçekte çok yanılıyor. Cumartesi günü Sezer'le ilgili yazımın başında onu da eleştirdiğimi bazı örnekleriyle kendim söylemiştim zaten. Beni uzun yıllardır izleyen okurlarım gazete değiştirmekle çizgimin değişmeyeceğini, ayrıca bugün bîr konuda takdir belirttiğim kişiye yarın gerekirse eleştiri getireceğimi gayet iyi bilirler. Aynı soruyu bugün de sorabilirdim. Devlet yönetmeye talip olan, zirvede yer alan insanlar mal varlıklarının hesabını kuruş kuruş vermekle yükümlüdürler. Bu ayrı bir konu.Yazılarımın patronlara göre şekillenmeyeceği de apayrı bir konu. Okur, güven duyduğu yazarını seçerken bunları bilir. Bu arada hâlâ "Sabah'tan ayrılmakta neden geç kaldığımızı" imâ yollu soran bazı okurlar çıkıyor, ona da cevap vermiş olayım.Köşe yazarları çalışırken bir yandan da patronlarının bankasında olup bitenleri inceliyor mu sanıyor bu okurlarımız acaba?Öyle sanıyorlarsa çok yanılıyorlar.VATAN yazarları en doğru olara, en doğru zamanlamayla yapmıştır. Daha önce yapsalardı "arkadan vurdukları", "en zor günde terk ettikleri" söylenecekti.Bizim vicdanımız rahat. Hiçbir dönemde patron düşünerek yazı yazmadık. Yazdığım her yazının altina bugün de imzamı atarım.Bilmem anlatabildim mi?Şehrin göbeğinde doğa cennetiHani açık hava sinemasını çok severim diye ballandıra ballandıra çocukluk anılarımı anlatmıştım ve 'görmediğim film yok ki gideyim'demiştim ya, gittim sonunda. Görmediğim bir film vardı geçenlerde onu yakaladım; Charlie'nin Melekleri.Filmi fazla övemeyeceğim. Melekler'i sahici meleklerle kanştırıp fazlaca uçurmuşlar, Bond filmlerini bile sollamış. Macera, aksiyon filân olmaktan çıkıp tam komediye dönüşmüş. Ama... Ama yine de Parkorman'ın açık hava sinemasında (ses daha kolay duyulsun diye tam da açık değil) keyifle izledim. Oturacak yer bulmak zor, yüzlerce kişi minderini kapıp koşmuş.Olay sadece sinema değil. Şehrin göbeğine bir tatil merkezi kurmuşlar. Parkorman'ı daha önce görmüştüm ama çok değişmiş. Ortada 1600 m2 bir havuz (İstanbul'un en büyük havuzu imiş), bu alanda aquagym, aerobic, step, beachvolley ve her tür spor faaliyeti. Restoranında mantıdan kebap ve pizzaya bin çeşit (yok artik) yiyecek... Pazar günleri açık büfe kahvaltı, Cumartesileri mangal. Havuz alanındaki Pine Club'da Cuma akşamları danslı Latin Geceleri, Cumartesi akşamları Napolitenler. Benim gittiğim gece havuz başında muhteşem bir düğün yapılmaktaydı.PartykidsSiz eğlenirken çocuklarınızı da eğlendirmek istiyorsanız eğitimli bakıcılar nezaretinde "Partykids"de bırakabiliyorsunuz. Aklınıza gelen tüm oyuncaklar, aktiviteler, dans... The North Shield İngiliz Pub'ı, daha çok sayıda restoran ve barı ile şehir içinde yeşil bir şehir gibi Parkorman...Hepsini anlatmaya kalksam bu köşe yermez, ben en iyisi size telefon ve adresini vereyim, kendiniz görün. Gözlerinize inanamayacaksınız.Tel: (0212) 328 20 00 Adres: Büyükdere Cad. Maslak (www.parkorman.com.tr)

Devamını Oku

Temiz toplumun böylesi!

1 Ağustos 2003

Ya o da olmasaydı? Ya kanunsuz kanunların karşısında kale gibi duran bir cumhurbaşkanımız da olmasaydı? Neler olurdu Türkiye'de düşünebiliyor musunuz?Onun hatalarını da yazdık zamanında. Başbakan'ın aklına eseni yapmasının sakıncaları gibi Cumhurbaşkanı'nın korumalarını almadan çarşıya pazara gitmesinin, şeref locasında koltuk taşımasının, kırmızı ışıkta durmasının sakıncalarını da yazdık. Bu görevlerde popülizme yer olmadığını kurallara uyulmasının gerekliliğini hatırlattık. Hatta daha güleryüzlü olmasının halka moral vereceğini bile.Cumhurbaşkanı Sezer tenkitlere kulak tıkayan bir devlet adamı değil, bunları göz önüne aldı ve çok daha dikkatli devam etti görevine...Sezer'in tehlikeli bulduğu yasaları veto etmesine (başta Başbakan olmak üzere) karşı çıkan, vetoları hükümetle bir çekişme gibi yorumlayanlar var. Bu sadece çok yanlış bir tepki değil aynı zamanda haksız ve yersiz bir tepki. İktidar toplumun çoğunluğunu rahatsız eden yasaları "Meclis çoğunluğu bizde, istediğimizi yaparız" diyerek çıkarıyor. Bunun "demokrasinin getirdiği bir hak" olduğunu ileri sürerek herkesin susmasını istiyor da demokrasinin Cumhurbaşkanı'na verdiği haklara neden saygı göstermiyor? Vetolarından dolayı Sezer'e kızanlar neden aynı saygıyı göstermiyorlar?"Orman niteliğini yitirmiş arazi" mazeretinin arkasına saklanarak mevcut ormanları (kızılağaç ve kestane ağaçlan örneğini) bile çekinmeden "orman niteliği" dışına çıkarabilen bir hükümetin önünde hiçbir engel olmamalı mı?Toplum karar versin!Düşünün, 1974'ten bu yana 3 milyon 924 bin dönüm alan orman arazisi olmaktan çıkarılmış. Yakılan, kesilen ve üzerine kaçak evler yapılan tüm alanlar... Çıkarılmış ve çıkarılmaya devam ediliyor. O da yetmiyor Karadeniz'in güzelim ormanlarına el atılıyor. Sıra Bodrum, Marmaris, Gökova'ya da gelecek.Bugün için "Haydi bir defalık daha izin verelim" denirse yarın aynı eylemler nasıl önlenecek?Orman arazilerine yapılanlar gecekondu da değil, üç beş katlı villalar, belediye binaları var. Bu villalara sahip bakanlar var. Cumhurbaşkanı'nın çok haklı olarak vurguladığı gibi, neden ödüllendirilsin bu bile bile diğer vatandaşların hakkına tecavüz eden insanlar?Bir defalık affedileceklerse, yasalara karşı geldikleri için ağır bir ek ceza ile ödesinler ev paralarını. Ek vergi oluyorsa, ek ceza da olabilir.Ya da referandum yapılsın. Türkiye "temiz toplum, temiz yönetim" istiyorsa kararlılığını ortaya koysun. Çünkü...Bir yandan kanunsuzluğu ödüllendirerek "temiz toplum" isteyene gülerler ancak!Ömer Kara'nın parasını verin!Cem Uzan İmar Bankası off-shore' zedelerine paralarını ödüyor" dediler, parasını alan birkaç kişiyi basına gösterdiler, Ömer Kara da Adana'dan kalktı geldi.Geldi de ne oldu, beş kuruş alamadan geri döndü zavallı adamcağız. Çocuğu bütün kemikleri kırık, hastanede yatıyor. Kendisi sırtındaki rahatsızlıktan dolayı iki büklüm vaziyette. Kırk derece sıcakta otobüsle 24 saat yolculuk yapıyor, İstanbul'da kalacak yeri yok. Ve kendisini "bize duygu sömürüsü yapma" sözleriyle aşağılayarak, "15 gün, her gün buraya geleceksin. Taksit taksit veririz" diyorlar. O da kızını bu kadar süre bırakamayacağı için aynı gün geri dönüyor (Oysa Ömer Kara'ya Cem Uzan'ın bu parayı hemen ödeyeceği, kendisini uçakla getirip götürecekleri söylenmişti.) Tavşanoğlu İnşaat'ın Ortaklar Caddesi'ndeki adresini aldım, telefonunu buldurdum ama 4 hat vermişler, dördü de açılmıyor.Şimdi, madem parayı onlar veriyor, Tavşanoğlu firması yetkililerinden rica ediyorum;Bu felaket üzerine bir de aile boyu felâket yaşayan vegazete manşetlerine geçen Ömer Kara'nın parasını tek seferde gönderin. Topu topu 12.5 milyar TL. için, evlâdını kurtarmaya çalışan bir babaya işkence yapmayın. Lütfen!Nurcan Kara'nın İş Bankası Çukurova Univ. Şubesi'ndeki hesap numarası: 60100444911.Sevgili okurlarım; ne kadar asil ve vicdanlı olduğunuzu bir kez daha gösterdiniz. Nurcan Kara'nın hesabında bir hafta içinde 1 milyar 200 milyon TL'ye yakın para birikti gönderdiklerinizle. Babası parasını alsa da bu ekstra gelir, okumayı hayatından çok isteyen bir genç kıza ayrı bir ümit ve kaynak olacak. Ben de elimden geldiği kadar ayrıca katkıda bulundum. Hepsi helâl olsun. İnşallah iyi değerlendirir de başarılı bir insan kazanırız.Hepinize sonsuz teşekkürler ve sevgiler.

Devamını Oku

Görülmemiş bir yanlış!

31 Temmuz 2003

Maaşallah öyle bir hükümetimiz var ki artık hiç "kılıf" sıkıntısı çekilmeyecek gibi görünüyor memlekette.Belediye Başkanlığı döneminden gelen ve önlerine dikilecek sorunlar mı var; acele bir yasa çıkarılır sorun ortadan kalkar.Bakan beylerin kaçak villaları, Hazine'ye ait orman alanlarında arazileri mi var; şıpın işi bir yasa çıkarılır mesele hallediliverir. Devlet garantili Hazine bonoları, el konan bankalardaki mevduat hesapları mı ödenemiyor; Başbakan çıkar "Bize mi sordunuz paranızı yatırırken" der, problem bitiverir.Kaynak sıkıntısı mı çekiyor yeni iktidar, ek vergiler ne güne duruyor? Söyleyiniz millet ne için vardır?Hükümetin milletvekili aynı oylamada iki kez oy mu kullanır; Meclis Başkanı bizzat avukatlığı üstlenir ve "Hata olmuş, kasıt aramayın" der. Afedersiniz Türkiye demokratik bir yönetime geçmiş miydi, yoksa hâlâ Osmanlı Padişahlığı döneminde miyiz, biraz karıştırır oldum ben son zamanlarda... Demek ki demokrasi çoğunluğun baskısı anlamına da geliyor. Meclis'te (üstelik hatalı bir seçim sistemiyle, aslında çoğunluğun oyunu almadan) yeterli koltuk sayısını ele geçiren parti topluma istediği hapı gırtlağına basa basa yutturabiliyor. Kimsenin gıkı çıkamıyor, çıkanlan da zaten takmıyor.Bazen merak ediyorum, nerede bu ülkenin sivil toplum kuruluşları? Bu kadar hukuk dışı oyunun oynandığı, toplumun alenen enayi yerine konduğu ve resmen zorla, baskıyla istenen sonuçların alındığı bir dönemde sesleri sedalan çıkmayacaksa ne zaman çıkacak acaba?AKP milletvekili Zeynep Karahan Uslu, aynı oylamada iki kez oy kullanmasını önemsememiş. "Bir ara dışarı çıkmıştım, başka oylamaya geçildi sandım" demiş. Ohh, ne kolay açıklama. Karşısında da 70 milyon çocuk var zaten inanacak. Üstelik inanmasalar kim takar? Yargıya gitsinler isterlerse... Hanımların, beylerin dokunulmazlığı var; hesap vermezler. Eh, bir de Arınç gibi güvenilir biri kefil olunca... Daha ne istiyonuuz?Böyle bir yanlış görülmemiştir ve başka bir ülkede asla kabul edilmez. Birçok batı ülkesinde bu tür hataların cezası vardır. Ülke yöneten insanlar böyle hata yapamazlar.Bülent Arınç bir yandan olayı açığa çıkardığı için Hürriyet Gazetesi'ne teşekkür ederken, diğer yanda "Kasıt aramayın, aceleden hata olmuş" diyor. Hangi sözü samimi? Ve milletvekilinin ne acelesi var? Bu sorulan cevaplaması gerekiyor. Aksi takdirde kimseyi ciddiyetine inandıramaz.Düşene gülünür mü?Ben düşecek olsam kızlarım kesin gülerlerdi, hiç şüphem yok. Hele küçük kızım Yasemin'i kimse tutamaz. Düşünce kafamı patlatacak olsam dayanamaz güler o... Ama tabiî ki ben gülmem. Çoğumuz ciddi, tehlikeli düşüşlere gülmeyiz.Başbakan Tayyip Erdoğan'ın geçirdiği kazaya da hepimiz üzüldük, geçmiş olsun.Düşmesine değil ama düştükten sonra yazılanlara ve söylenenlere çok güldüm ben. Ne yapayım ki bunu engellemek benim de elimden gelmiyor. Trajikomik bir durum mutiaka her olayımızda var.Yani hale bakar mısınız, düşmekte olan Erdoğan doğal olarak, herkesin yapacağı gibi dizginlere yapışmış, gazete şöyle diyor; "Bir rodeocu gibi dizginlere yapışan..."TV'de izledik, attan düşüyor, korumalar koşup kaldırıyor. Resimlerin altındaki yazılar şöyle: "Sportmen olmasa kurtulamazdı...""Sportmen bir yapıya sahip Başbakan..."Yağcılığın da bir sının vardır. Aslmda bir tek özelliği var Başbakan'ın; kemikleri sağlam. Yere düştüğünde kolu, kalçası kırılabilirdi. Kırıksız kurtuldu.Kendisinin sözleri de komik doğrusu: "Damdan düştük hayat bir başka tanıdık. Attan düşünce daha bir başka tanıdık" demiş, iyi ki Nasreddin Hoca gibi "Ben zaten orada inecektim" dememiş. Neyse şaka bir tarafa ucuz atlattı gerçekten. Hele o atan arka ayağı? Aman aman!Bu arada... Demirel ve Özal'ın korumaları çok haklı. Siyasiler, hele bu kadar önemli görevdekiler canının istediği şekilde hareket etmemeli. Korumalar "Diğer ülkelerde isteseler de program dışına çıkamazlar. Güvenlik görevlilerini dinlemek zorundadırlar" diyor. Bizimkiler neden böyle gösteriş meraklısı ve başına buyruktur bilinmez. Başbakan gerçekten bir zarar görseydi ne denecekti o zaman; "Türkiye Başbakanı ne şehittir ne gazi..." mi?

Devamını Oku

Devlet bankacılık sistemini eliyle çökertiyor!

31 Temmuz 2003

Bize hep devlet "Yasama, Yürütme ve Yargı"dan oluşmuştur diye öğretildi değil mi? Bu Yürütme denen organ da hükümetin ta kendisidir. İktidarda olduğu sürece ülke sorunları onun sorunlarıdır. Çözmekle, çare bulmakla o mükelleftir. Ama bu temel kural şu andaki hükümet için geçerli değil.Halk kan ağlarken onlar 7000 kişilik padişah düğünleriyle, orman arazilerini talan ettirecek, kaçak yapılaşmayı iyice azdıracak yasalar için Meclis'te adam aramakla meşguller.Hazine bonosu alarak veya bankalarda hesap açarak parasını güvenceye almak isteyen vatandaşa bu bankalara el konup da paralarının ne olduğundan şüpheye düştüklerinde ise dönüp;"Bize mi sordular paralarını o bankaya yatırırken" diye sorabiliyorlar.Pes doğrusu, hükümetin bu kadar pişkinini şimdiye kadar Türkiye de görmemişti. Adama sormazlar mı "Kardeşim siz nasıl hükümetsiniz, nasıl bir Meclis'siniz ki bu bankaları ve özellikle devletin hazine bonolarının satışını, güvenliğini zamanında denetletmiyorsunuz?""Nasıl bir hükümetsiniz ki yüzde yüz devlet güvencesinde denilen mevduat hesaplarının ve Hazine bonolarının sorumluluğundan kendinizi sıyırıverip seyirci durumuna geçebiliyor, bir de üstüne vatandaşa hesap sorabiliyorsunuz?"Bunun bir yaptırımı, bir cezası olmayacak mı? Ceza çekenler her zaman, her daim sadece devletine inanma gafletine düsen vatandaş mı olacak?Vatandaş VATAN'ın kapısındaİmar Bankası'nda mevduat hesabı olan veya hazine bonosu alan ve şu anda da paralarının akibeti hakkında hiçbir şey bilmeyen yüzlerce vatandaş dün Vatan'ın kapısına geldiler. Gazetelerinin haklarını korumasını, seslerini devlete duyurmasını istiyorlardı.Onları görünce "Hangi devlete?" diye düşündüm hemen. Kendi paçasını kurtarmaktan, kendi bakanlarının kaçak arazilerine, evlerine kılıf aramaktan başını kaşıyamayan bir devlete mi? Sonra şikayetlerini dinlemek üzere 4 mağduru odama davet ettim.Bir ağızdan "Şu anda bütün mevduat sahipleri telaş içinde bankalardan paralarını çekiyorlar" diyen vatandaşların yüreği öyle yanıktı ki...Onlar kendilerini enflasyona karşı korumak ve aynı zamanda tek gelecek güvenceleri olan yatırımlarına iki üç kuruş eklemek için paralarını bankaya yatıran dar gelirli insanlardı.Mağdurlar ne diyor?Neredeyse ağlayarak anlatıyorlardı.Adapazarı'ndan İsmail Yörükoğlu "Çoluk çocuğumun rızkı bu. Devlete teslim ettim. Şimdi ise sanki suçlu gibi dolaşıyorum" diyor ve öfkeyle ilâve ediyordu;"Tayyip Erdoğan devlete güvendiğimiz için bize kızıyor. O sadece kendini, oğlunun düğününü düşünüyor. Bu nasıl Müslümanlık anlayışı?Selma Şahin "Babam kalp hastası. Ben hastayım. Tek gelirimiz bu, kiralarımızı ödeyeceğiz. Paralarımızı hiç değilse başka bir bankaya aktaranlar, nerede olduğunu bilelim" derken...Müberra Çağlayan "Buradaki insanların cebinde 1 milyon liraları yok. 70-80 yaşında nineler banka kapılarında ağlıyor. Yazık değil mi bize, bu ne işkencedir?" diye soruyordu.Ahmet Tunç Çambel işsiz olduğunu ve bankadaki parasından başka birikimi bulunmadığını anlatıyordu. Ve hepsi bir ağızdan;"Biz çocuklarımızı ABD'de okutamıyoruz. Kaçacak başka yerimiz de yok. Bu ülkenin sağlık sistemi, bankacılık sistemi, ekonomisi çökmüş, onlar düğün peşinde. Ne olacak bu milletin hali?" diyorlardı.Devletle bir ilgisi olmayan(!) seyirci bir hükümet için bir şey ifade ediyor mu bunlar acaba?Zeynep Uslu istifa etmeli!Çok ciddi bir olay bu, şakaya gelir tarafı yok. Başka bir ülkede olsa kıyamet kopar, milletvekilinin kesinlikle, o an istifası istenirdi. Ve bunu kendi genel başkanı yapardı. Bizde gazeteler "espri gibi" verdiler.AKP'nin pek de ciddi görünen ve çabuk sinirlenen (birlikte katıldığımız bir Kanal 7 programından izlenimimdir) milletvekili Zeynep Karahan Uslu aynı oylamada 15 dakika arayla iki kez oy kullanmış ve bu kameralar tarafından fotoğraflarla belgelenmiş. Sonra da ortaya çıkmış zaten.Hanımefendi ne diyecekler şimdi?"Ay, şaşırmışım vallahi" mi?Yapılan resmen, açıkça bir suçtur. Ayrıca Türkiye'yi yöneten bir partinin milletvekili tarafından işlendiği için daha da önemli bir suçtur. Ve hesabının sorulması gerekir.Dokunulmazlıklar bunun için kaldırılmalı işte!Kaldırılmadığına göre Tayyip Erdoğan'ın gerekeni yapmasını bekliyoruz.Çok önemli bir sorun daha var: Oylamalarda bu tür hileler yapılıyorsa diğer oylamaların gerçeği yansıttığına nasıl inanacağız?

Devamını Oku

Her şey içinde turizmi!

29 Temmuz 2003

Dediler ki "Turizm basında ihmal ediliyor. Çok sorunlar var..."Dediler ki "Buralara gelip görmeniz lâzım. Turizm yakından inceleme ister..." Sonra "Hele şu 'her şey dahil' olayı mutlaka yazılmalı" dediler."Kim dedi" diye sormayın, ilgililer işte.. Ben de kalktım iki üç günlüğüne Antalya'ya "IC Hotels Green Palace"a geldim. Bir kere burayı size anlatmalıyım çünkü hayatımda bu kadar kusursuz bir otel görmedim, inanın geldiğimden beri kusur aramaktan kilo verdim ve bulamadım. İlk kez oluyor bu. Anında kusur bulmakta üstüme yoktur biliyorsunuz. Son bir ay içinde gördüğüm iki otel bu özelliği taşıyor; Kaz Dağlarında Öngen Oteli ve Antalya'da IC Otel, onun için de gururla anlatacağım onları size.Ama önce şu "Her şey dahil" olayı... Her yaz hemen hemen, ne zaman turizm ve otellerimizi yazsam bu konuyu gündeme getiririm. Turizmcilerin çoğu şikâyetçidir ama nedense değiştirme cesaretini de bir türlü gösteremezler. Düşünün şimdi... Öyle bir yemek ve içki bolluğu ki Uzakdoğulu turistler bile fil gibi şişiyorlar. Antalya'daki otellerin çoğunu biliyorum, hele bu otel tam bir cennet bu filler için. Önce kuş sütü eksik büfelerde kahvaltı ediyorlar. Tabaklar üç beş kez doldurulup mideye indiriliyor. Bir saat geçmeden tekrar acıkıyorlar ve ordular halinde hamburger, salata, döner, lokma vs. olan restoranlara sonra da öğlen büfesine hücum.Biraz denize girip midede şöyle bir yer açaraktan gözleme çadırına geçiyorlar. Gelsin tepe tepe gözlemeler, ayranlar. Sahildeki büfelerden galon galon içkilerini de içerken saat 7 oluyor ve akşam büfeleri ile Çin, Japon, İtalyan, balık restoranları açılıyor. Bu da yetmiyor gece geç saatte ayrı büfeler var. Ee patlayın artık, bu kadarı fazla. Ama patlamıyorlar. Yürüyen ya da yuvarlanan dubalar gibi göbekler yerde sürünerek geziniyorlar ailece.Oteller sürekli ful olduğunda yine de bu şartlar altında kâr etmeleri mümkün oluyormuş. Ama genel olarak turizm gelirini, kârını düşündüğünüzde ve dolmayan otelleri işin içine kattığınızda hiç de doğru bir uygulama değil. Ayrıca turizmciler "Eskiden gelen turistin cebinde hiç değilse bir 500 dolar olurdu, onu harcardı. Şimdi yanlarına 50 dolar bile almıyorlar. Yani sadece turizme değil ekonomiye zararı dokunuyor" diyorlar. Turist, oteldeki bu yemeği, eğlenceyi bırakıp ne çevreyi görüyor, ne müzeye ne de hediyelik eşya mağazalarına gidiyor.Sırf turlara cazibe unsuru oluşturmak için hatalı bir uygulama durdurulamıyor.Hayat turistler için öyle kolay ve bizim için öyle zor ki. Yakında evlerini bırakıp yaşamlarını ailece bizim otellerde sürdürmeye karar verirlerse şaşmayacağım.Uzakdoğu mu, Antalya mı?IC Hotels Green Palace'ın kapısından girer girmez dikkatimi çeken ilk şeydi olağanüstü güzellikteki Rus kızları. Lobinin çeşitli köşelerine dağılmış, en az bir buçuk metre uzunluğunda bacakları, minicik şortları, sarı veya siyah uzun saçlarıyla Matrix filminden fırlamış veya bir başka gezegenden gelmiş gibi duruyorlardı.Biraz zaman geçip de otelin diğer köşelerini ve bu kızların Türk alışkanlıklarını da benimseme halini gördüğümde "gidici" değil "kalıcı" olma niyetlerinden ciddi ciddi şüpheye düştüm.Ben Uzakdoğu'ya hiç gitmedim, oradaki tatil cennetlerini, Hint Okyanusu'ndaki takım adaları görmedim ama filmlerden, dergilerden gördüğüm kadarıyla Antalya'ya taşınmış durumdalar. Antalya Kundu'daki IC Hotels Green Palace açılalı daha üç ay olmuş ve Ruslar orayı bizden çook önce keşfedip yerleşmişler bile. Ağızlarının tadını nasıl da biliyorlar.Yüz dönüm arazi ve dünyanın en güzel kumsallarından biri üzerine kurulmuş bir cennet burası. Eksiksiz, kusursuz bir cennet.Palmiye ve muz ağaçlan altında her zevke göre havuzlar. Kimi sessiz, kimi neşeli, hareketli, çocuklar için aynca oyunlu, kaydıraklı. Otelde değil evde kalmak istiyorsanız Bali ve Göl villaları. Bin beş yüz odalık otelde 24 saat oda servisi...Bana yemek beğendirmek zordur, benim bile çok lezzetli bulduğum ve çeşitlerine, zenginliğine hayret ettiğim açık büfeler. Kafeler, sahil restoranları...Ve gördüğüm katıksız en güzel, en güler yüzlü servis. Çok sayıda garson müşterilerin ağzından çıkanı anında gerçekleştiriyor. Bu uygulamayı nasıl başarmışlar anlamak mümkün değil. Demek ki olabiliyormuş isteyince.İçinde aletli spor salonu, isterseniz genç kızların sizi köpükler ve keselerle yıkadıktan muhteşem bir Osmanlı hamamı, masaj, sauna, jakuzi bölümlerinin bulunduğu Sağlık Merkezi ve SPA'sını ise görmek lâzım. Anlatmakla olacak gibi değil. Hele Balili kadınların sahilde kenarları, sadece tüllerle kapatılan odalarda özel yağlarla yaptıkları Bali masajı? Bunu yaşadığınızda "Hiç bilmediğim ne güzel duygular, ne keyifler varmış" diyorsunuz. Bambaşka bir olay.IC Hotels zincirinin sahibi Murat Çeçen devletin ve yerel belediyenin turizmcilere, tesis sahiplerine kolaylık gösterip yardımcı olmak yerine her türlü zorluğu çıkardığını, yollan bile kendilerinin yaptırdığını anlatırken Malezya Turizm Bakanı'nın teklifini söylemeyi unutmuyor. Benzer tesislerle turizmden büyük gelir sağlayan bu ülkenin bakanı, IC Hotels Green Palace'ı görünce sahiplerini Malezya'ya davet etmiş ve aynı tesisi orada kurmalarını istemiş. Bu proje yakında başlayacakmış.Rus kızlarını bir başka yazıda anlatacağım. Daha bitmedi.Ama imkânınız varsa havaalanına da yakın olan bu oteli mutlaka görün. Sahildeki ful otellerin başında geliyor, rezervasyon şart onu da söyleyeyim.Tel: 0242- 431 21 21 www.ichotels.com.tr

Devamını Oku

Asker teklifini biraz abartmıyor muyuz?

28 Temmuz 2003

Muz ağaçlan arasında ciddi siyasi konuları düşünmek biraz zor aslında... Ben de bu durumdayım ayıptır söylemesi. Ayıptır diyorum çünkü muz ağaçlarını göremeyenler kızacaklar şimdi biliyorum, iyi de iki gün öncesine, Antalya'ya gelinceye kadar ben de onlarla aynı durumdaydım. Ayrıca kızmalarına da gerek yok, dediğim gibi kısa bir turizm gözlemesi, pardon gözlemlemesi yapıyorum. Vazife yani anlayacağınız. Bırakın da vazifenin zevkli kısmını da biraz tadalım. Masa başında 12 ay kök salıyoruz nasılsa (Bu arada ıspanaklı, patatesli gözlemeler bir harika...)Gelelim ıspanağın faydalarına. Zihni açıyor, olayları doğru görmenize yarıyor. Tavsiye ederim. Özellikle Abdullah Gül ve Tayyip Bey'e önereceğim, biraz uçtular gibi geliyor da muz ağaçlarının altından bakınca... TV'de yan gözle Abdullah Gül'ün CNN'deki konuşmasını izliyorum. Her zamanki sakin haliyle ballandıra ballandıra, gururla anlatıyor:"Geniş bir işbirliğine hazır gördüm ABD'yi. Gerçekten arzu ediyorlar bizimle işbirliği yapmayı."Programı sunanların "asker gönderme" konusundaki ısrarlı sorularına cevap yetiştiriyor:"Hep soruyorlardı 'masaya oturmayacak mıyız, Irak'taki olayın dışında mı kalacağız' diye. İşte davet edildik (daha ne istiyonuuuz? Bunu ben ilâve ettim. R.M.) Şimdi de emin değiliz."Gül burada tatiı tatiı konuşuyor, Amerika'ya gidip Türk halkını, orduyu ve CHP'yi onlara şikâyet ediyor yazılanlardan, haberlerden anladığımız kadanyla."Bu Türk halkında bir ABD düşmanlığı gözlemliyorum. Fena bir şey bu. Nasyonal sosyalizm gibimsi bir şey. Oysa biz AKP olarak sizi seviyoruz. Hele bu CHP ve ordu yok mu? Asıl tehlike onlar..." Ben mi konuşmaları böyle anlıyorum, gerçekten bunu mu diyor? Neyse en azından yakın bir şeyler..Başbakan Tayyip Erdoğan da "Bizden asker istediler. Demek ki yönetimimiz başarılı" demişti birkaç gün önce. O da şunu demek istiyor: "Tezkere olayında bizi suçladılar ama bakın doğru politika izledik ve nerelere geldik."Bu söylenenlerin hiçbiri doğru değil. (Ispanağın faydaları...) Önce Türk halkının Amerika düşmanlığına bakalım. ABD'nin izlediği dünya, özellikle Ortadoğu politikası sadece Türk halkında değil, Avrupa'nın ve dünya ülkelerinin, üstelik kendi halkının çoğunluğunda öfke yarattı. Bunun milliyetçilik tehlikesiyle ne ilgisi var? Amerikan halkının tepkilerini yakından izlediğinizde onların ABD yönetimine bizden çok daha kızgın olduklarını görüyorsunuz.Bush'un "kitle imha silâhları" konusunda delil gösteremeyişi onu o kadar berbat bir duruma getirdi ki ABD'li senatörler bunun başkanlıktan indirilmesi için yeterli bir neden olduğunu yüzüne söylemekteler.Beyaz Saray'da panik!Başkan'in "Irak'ta doğru politika izlediğine ve duruma hakim olabileceğine dair inanç"hızla inişe geçerken halk arasında bu başansızlık diğer politikalarına da, hatta tümüyle başkanlığına da güvensizlik olarak değerlendirilmeye başlandı.Güvenenlerin oranı yüzde 47'ye inerken şüphesi olanlar yüzde 41'e çıkti.En önemlisi ise Bush yönetiminin toplumu "kasten" Irak'ta nükleer silâh olduğu yönünde yanılttığına inanılmasıydı. Halkın yüzde 41'i bu soruya "Evet kasten yanılttılar" cevabını verdi. Bunun yanında bir de Amerikan toplumunun yüzde 42'sinin Irak'ta ABD askerlerine saldırıların devam edeceğine inanması. (Bir süre sonra biteceğine inananlar sadece yüzde 27)Ve Bush, halkını susturabilecek, tekrar güven yaratabilecek tek bir çözüm bulunduğunu biliyor. Bu çözüm Irak'a başka ülkelerin de asker göndermesi ve ABD'li askerlerin hayatının korunması. (Bu istek de anketlere verilen cevaplarla ortaya çıkıyor.)Yani burada asıl sorun Irak'ta düzenin sağlanması değil Bush'un ve Amerikan askerinin paçayı kurtarması...N'oldu küstahlığa?Sanıyorum bunun da Türk yönetiminin başarılı olmasıyla filan bir ilgisi yoktur, varsa bilmem. Sonuç olarak bizim de gerçekleri görmemiz, Türk askerinin en tehlikeli bölgeye gideceğini bilmemiz, bizim de askerlerimizin güvenliğini azami derecede düşünmemiz lâzım.Savaş sonrası kasılmaya başlayan ve Türkiye'ye küstahlığa başlayan ABD'nin, hiç istemese de Türk askerine ihtiyaç duyacak duruma gelmesi iyi. Bu fırsat akıllıca değerlendirilir ve Türk askeri "Müslüman bir komşu ülkenin, barışın sağlanması için orada bulunan askeri" imajı ile gönderilirse belki o zaman gelecekteki ilişkiler ve çıkarlarımız açısından yararlı olabilir.Ama bunu yaparken yine de bizim başlatmadığımız, başlama nedeni şiddetle tartışılan ve hâlâ devam etmekte olan bir savaşa asker gönderdiğimiz unutulmamalı.Bu bir gurur meselesi değil, aksine maddi ve manevi zararları ince hesapla düşünülmesi gereken bir mesele.Biraz ıspanak almaz mıydınız?Bale festivaliGeçenlerde Bodrum Antik Tiyatrosu restorasyonunun tamamlanıp etkinliklere açıldığını yazmıştım. Bugün Bodrum Kalesi'ndeki bir faaliyeti duyurmak istiyorum sanatsever okurlara. Ağustos'ta Bodrum'da tatil geçirecek olup da gündüz deniz, gece yemek ve eğlence dışında bir sosyal ve sanatsal aktiviteye katılmak isteyenler Kale'de bale izleyebilirler.17-31 Ağustos tarihleri arasında Bodrum Uluslararası Bale Festivali'nin birincisi Bodrum Kalesi'nde başlıyor. Türkiye uluslararası sanat ve kültür festivallerinde son yıllarda büyük başarı kazanıyor ve ön plâna çıkıyor.Turizm açısından da çok önemli bir katkı.İmkânınız varsa kaçırmayın bence.

Devamını Oku

Çekin şu parmağı gözümüzden!

25 Temmuz 2003

Her fotoğrafında parmağını bööyle gözümüze doğru uzatıyor Maliye Bakanı: "Düzgün davranmayanın gözünü çıkarırım der gibi... Önceleri ona ben de inanmıştım, diğerlerinden hiçbir farkı olmadığını kendi ağzıyla anlattığı güne kadar.Son olarak ek "Motorlu Taşıtlar Vergisi"ni iptal eden Anayasa Mahkemesi Karan için konuşurken yine bir eliyle midesini sıvazlıyor diğer elinin işaret parmağını sallıyordu bize doğru:"Kimse dava açmasın. O karara rağmen herkesten söke söke alacağız paraları."Biraz açalım konuyu, Bakan bey diyor ki "Bu ülkenin dürüst, vergisini veren ve her hükümetin aklına estikçe getirip -birilerinin sürekli boşalttığı- hazineyi doldurmaya çalıştığı vergileri de itiraz etmeden ödeyen vatandaşlarını sağacağız." Diyor ki "Araban mı var, evin mi var cezalandırılacaksın. Son kuruşuna kadar bize vereceksin."Hükümete girdiği ilk günlerde "Partililer, milletvekilleri istekte bulunmasın. Kimseye ayrıcalık yok" türü konuşmalarıyla kendi partisinden olmayanların bile güvenini kazanan, "Bu farklı bir bakan olacak galiba" dedirten Maliye Bakanı devlete ait orman arazisi üzerindeki 50 dönüm arsası ile kısa sürede farklı olmadığını gösterdi.Parmağını gözümüze uzatarak "Herkes verecek. Kimse dava filân açmasın" diye vergi baskısı yaparken diğer taraftan satın aldığı orman arazisini soranlara:"Tapusu, imar izni filân yok ama aldım ve geri de vermeyeceğim" diyor.Yani onun yasalara uyma mecburiyeti yok ama siz, biz, hepimiz uymak zorundayız.Aynen AKP Hükümeti'nin geçmiş dönem siyasetçilerine hesap sorup onların yargılanmasını isterken kendi üyelerini dokunulmazlık zırhının arkasına saklaması ve yeni yasalar çıkararak korumaya çalışması gibi. Bu "hesap" denen şey zaman aşımına uğramazsa ancak milletvekillikleri düştükten sonra sorulabiliyor. "Böyle davranırsak bize kim inanır" diye de düşünmüyorlar. Neyse ki Meclis'te sağduyu sahibi milletvekilleri de var. Çıkarılmaya çalışılan yasalar sonuna kadar tartışılmalı ve kanunsuzluğa geçit verilmemeli.İmar Bankası paraları kime veriyor?Sevgili okurlarım, aslan okurlarımın gönderdiği para 500 milyona ulaştı iki günde. Üstelik Nazif Metin Sönmez isimli okurumun yazdığına göre 10 milyon TL'lik havale için İş Bankası nın 9 milyon 500 bin TL. havale masrafı almasına rağmen. Bu nasıl bir rezalettir anlamıyorum, anlayan varsa beri gelsin. Dünyanın hiçbir yerinde görülmüş müdür gönderdiğin para kadar havale masrafı? İş Bankası'nı bu özel başandan(!) dolayı kutlarız. Eğer bunu yapmasalardı şüphesiz en az 1 milyar TL. toplanmış olacaktı okurlarımızdan.Baba Ömer Kara Star Gazetesi'nden kendisine geldiklerini ve İmar Bankası'ndan para alabilmesi için gerekirse onu İstanbul'a götüreceklerini söylediklerini ama sonra kimselerin görünmediğini anlattı. Nurcan topukları, bacakları ve beli kırık olarak yatıyor. Bir sürü komplikasyonlar çıkmış. İlaç ve diğer ihtiyaçlar nedeniyle babası başından ayrılamıyor. Beş parası kalmadığı için şu anda tek geliri bu kampanya.Kendisine gelen Star ve Kanal D muhabirlerine de "Vatan'dan başka elimizden tutan olmadı. İmar Bankası'nın sesi çıkmadı" demiş zaten... Şimdi ben soruyorum; Star Gazetesi sürekli olarak off-shore'zedelere para dağıttıklarını ilân edip, ellerinde banknotlarıyla çarşaf çarşaf fotoğraflarını yayınlıyor. Peki o bunu yapıyor da sahipleri üniversite umudunu yitirdiği için ölmek isteyen Nurcan'ı ve babasını neden hatırlamıyor? Kızının başucundan ayrılamayan Ömer Kara'ya parasını (hiç değilse yansını) göndermek bu kadar mı zor?Ben bazı meslektaşlanmızın "Onlar da paralarını güvenli bankalara yatırsalardı" görüşüne katılmıyorum. Başka hiçbir geliri olmayanlar için gelecek üç kuruş fazla para bile çok önemlidir. Hamal bir babanın oğlu olan Ömer Kara nereden bilebilirdi başına bunların geleceğini? Daha önce güvenli olduğu sanılan bankalara da BDDK'nın el koyduğunu görmedik mi?Sevgili okurlar, Nurcan Kara için açılan kampanyaya katılın. Okumaya ölümü düşünecek kadar istekli bir genç kıza yardım edin. Bugüne kadar o koca holdinglerin hiç birinden ses çıkmadı (Türkan ve Sakıp Sabancı Türkiye'de olsalar mutlaka yardım eli uzatırlardı.) Hiç değilse siz unutmayın bir deniz yıldızını kurumaktan kurtarıyorsunuz; "Onun için çok şey fark ediyor". Şu ana kadar yardım gönderen iyi kalpli okurlarıma sonsuz teşekkürler. Hesap no: Nurcan Kara. İş Bankası, Çukurova Üniv. Şubesi 60100444911.

Devamını Oku

Rezalet bir "alışveriş" teklifi!

22 Temmuz 2003

Ormanlarımız Türkiye'nin dört bir yanında yüreklerimiz gibi cayır cayır yanıyor. Çanakkale, Kırıkkale, İstanbul, Bursa, Aydın, İzmir'de de Bodrum ve Marmaris'in peşinden yangınlar çıktı. Aynı hafta içinde ve kaçak yapılara, orman arazilerine af çıkacağı beklenen zaman diliminde bunca ormanın yanması tesadüf olabilir mi?Sadece birkaç gün önce Çanakkale'nin Bayramiç ilçesinde ünlü PR. uzmanı Deniz Adanalı'yla karşılaştığımızda bana "Ne muhteşem ormanlar varmış burada" demişti. Hemen sözünü kesmiştim elimde olmayarak; Aman güzel demeyin, neye güzel desek başına bir şey geliyor. Keşke bu kez doğru çıkmasaydı sözüm, Bayramiç'te de orman yangını başladı ve kimbilir kaç hektar çam ormanı yandı.Yanan ormanların çoğu ülkenin gözbebeği bölgelerde. Site, ev yapılmasına izin verilmeyen alanlar içinde. Zaten şu anda Kaz Dağları'nın halini, o taş yığınlarının öbek öbek zirvelere tırmanışını görseniz içiniz sızlar. Kuşadası'nın durumu ortada işte. Ne orman dinlediler, ne inşaat yasağı ve bugün Kuşadası tartışmasız kaybedilmiş bir sahil beldesidir Türkiye'nin.Sıra Bodrum'da. Marmaris'te. Çanakkale'de. Foça'da. Vahşi, arsız, barbar sürüler gibi hücuma geçildi. Önce yakılacak, sonra izin çıkacak, yarım ağızla "yasak" bile dense o alanlar kullanılacak ve bir süre sonra yeni bir "af gelecek. Hükümetin kendi bakanlan bile "Devlet orrmanları koruyamıyor" derken bu akıl, mantık almaz gidişe susmak mümkün mü?AKP orman arazileri satışına çıkarmak istediği iznin Cumhurbaşkanı Sezer tarafından durdurulabileceği endişesiyle CHP'den yardım istiyor. Önce onlara, "Siz orman satışına destek verirseniz biz de dokunulmazlıkla ilgili düzenlemeyi Meclis'e getiririz" diyecekler. Zira Sezer "Orman vasfını yitirmiş arazilere getirilmek istenen satış ve inşaat izni"ni daha önce geri çevirmişti ve bu kez de önlemeye çalışacağı tahmin ediliyor.Hükümet şunu iyi bilmeli ki, "milletvekili dokunulmazlığı nın sınırlandırılması öyle pazarlığa filân bağlanacak bir konu değil. Avrupa Birliği'ne girmek için demokrasiyi, adaleti sağlayacak, evrensel normlara uyan yasaları çıkartmak nasıl bir zorunluluk ise, aynı nedenlerle tüm vatandaşları yargı karşısında eşit hale getiren "dokunulmazlıkların sınırlandırılması" da öyle zorunluluktur. Tercihe bağlı değildir yani. Pazarlık konusu yapılamaz.CHP'nin de bunu unutmaması ve ormanlarımızın cahil ve ihtiraslı ellerde yakılmasına neden olan yasaya geçit vermemesi gerekiyor.Bu berbat teklifi kabul etmesi sağduyulu çoğunluğun son ümidini de kaybetmesi demek olacak!Nurcan'ı okutalım!Dün aynı başlıkla yazdığım yazıda İmar Bankası offshore'zedesi olan aileden ve Nurcan'dan söz etmiştim. Haberini de hepiniz duydunuz zaten. Adanalı ailenin işçi babası Ömer Kara işten çıkarılırken verilen 12 milyar 500 TL. tazminatını bankaya yatırıp hepsini kaybettiğinde kendisi ve üniversiteye gitmek isteyen ama bu olayla tüm ümidini yitiren kızı Nurcan aynı saatlerde ölmek istemişlerdi.Baba son dakikada çocuklarını düşünerek vazgeçmiş ama Nurcan bir çatıdan atlayarak belini ve iki bacağını kırmıştı.Dün tekrar konuşarak hesap numarası aldığım Ömer Kara kendisinin sırtındaki rahatsızlıktan dolayı iki büklüm olduğunu, bu nedenle iş bulmakta çok güçlük çektiğini, Nurcan'ın ise kırılan topuklarının, bacaklarının ve belinin iyileşmesi için en az 3-4 aya ihtiyaç olduğunu söyledi.Umarım yatırıldığı hastane de onlara yüklü bir fatura çıkartmaz.Ben ilk yardımı bugün gönderiyorum. Sizler arasında da çok yardımsever, iyi kalpli okurlarım olduğunu daha önceki yardımlardan biliyorum. Her biriniz sadece 10 milyon TL. yatırsa Nurcan'cık için hiç değilse hastane yatağında bir umut, bir mutluluk kaynağı oluşabilir, iyi düşünün lütfen. Gerçekten yardıma muhtaç insanlara el uzatmanın ne mutluluk verici bir duygu olduğunu hatırlayarak.Hesap numarası: İş Bankası 60100444911 Adana, Çukurova Üniv. Şubesi

Devamını Oku