Her şey içinde turizmi!

Dediler ki "Turizm basında ihmal ediliyor. Çok sorunlar var..." Dediler ki "Buralara gelip görmeniz lâzım. Turizm yakından inceleme ister..." Sonra "Hele şu 'her şey dahil' olayı mutlaka yazılmalı" dediler

Haberin Devamı

Dediler ki "Turizm basında ihmal ediliyor. Çok sorunlar var..."

Dediler ki "Buralara gelip görmeniz lâzım. Turizm yakından inceleme ister..." Sonra "Hele şu 'her şey dahil' olayı mutlaka yazılmalı" dediler.

"Kim dedi" diye sormayın, ilgililer işte.. Ben de kalktım iki üç günlüğüne Antalya'ya "IC Hotels Green Palace"a geldim. Bir kere burayı size anlatmalıyım çünkü hayatımda bu kadar kusursuz bir otel görmedim, inanın geldiğimden beri kusur aramaktan kilo verdim ve bulamadım. İlk kez oluyor bu. Anında kusur bulmakta üstüme yoktur biliyorsunuz. Son bir ay içinde gördüğüm iki otel bu özelliği taşıyor; Kaz Dağlarında Öngen Oteli ve Antalya'da IC Otel, onun için de gururla anlatacağım onları size.

Ama önce şu "Her şey dahil" olayı... Her yaz hemen hemen, ne zaman turizm ve otellerimizi yazsam bu konuyu gündeme getiririm. Turizmcilerin çoğu şikâyetçidir ama nedense değiştirme cesaretini de bir türlü gösteremezler. Düşünün şimdi... Öyle bir yemek ve içki bolluğu ki Uzakdoğulu turistler bile fil gibi şişiyorlar. Antalya'daki otellerin çoğunu biliyorum, hele bu otel tam bir cennet bu filler için. Önce kuş sütü eksik büfelerde kahvaltı ediyorlar. Tabaklar üç beş kez doldurulup mideye indiriliyor. Bir saat geçmeden tekrar acıkıyorlar ve ordular halinde hamburger, salata, döner, lokma vs. olan restoranlara sonra da öğlen büfesine hücum.

Biraz denize girip midede şöyle bir yer açaraktan gözleme çadırına geçiyorlar. Gelsin tepe tepe gözlemeler, ayranlar. Sahildeki büfelerden galon galon içkilerini de içerken saat 7 oluyor ve akşam büfeleri ile Çin, Japon, İtalyan, balık restoranları açılıyor. Bu da yetmiyor gece geç saatte ayrı büfeler var. Ee patlayın artık, bu kadarı fazla. Ama patlamıyorlar. Yürüyen ya da yuvarlanan dubalar gibi göbekler yerde sürünerek geziniyorlar ailece.

Oteller sürekli ful olduğunda yine de bu şartlar altında kâr etmeleri mümkün oluyormuş. Ama genel olarak turizm gelirini, kârını düşündüğünüzde ve dolmayan otelleri işin içine kattığınızda hiç de doğru bir uygulama değil. Ayrıca turizmciler "Eskiden gelen turistin cebinde hiç değilse bir 500 dolar olurdu, onu harcardı. Şimdi yanlarına 50 dolar bile almıyorlar. Yani sadece turizme değil ekonomiye zararı dokunuyor" diyorlar. Turist, oteldeki bu yemeği, eğlenceyi bırakıp ne çevreyi görüyor, ne müzeye ne de hediyelik eşya mağazalarına gidiyor.

Sırf turlara cazibe unsuru oluşturmak için hatalı bir uygulama durdurulamıyor.

Hayat turistler için öyle kolay ve bizim için öyle zor ki. Yakında evlerini bırakıp yaşamlarını ailece bizim otellerde sürdürmeye karar verirlerse şaşmayacağım.


Uzakdoğu mu, Antalya mı?
IC Hotels Green Palace'ın kapısından girer girmez dikkatimi çeken ilk şeydi olağanüstü güzellikteki Rus kızları. Lobinin çeşitli köşelerine dağılmış, en az bir buçuk metre uzunluğunda bacakları, minicik şortları, sarı veya siyah uzun saçlarıyla Matrix filminden fırlamış veya bir başka gezegenden gelmiş gibi duruyorlardı.

Biraz zaman geçip de otelin diğer köşelerini ve bu kızların Türk alışkanlıklarını da benimseme halini gördüğümde "gidici" değil "kalıcı" olma niyetlerinden ciddi ciddi şüpheye düştüm.

Ben Uzakdoğu'ya hiç gitmedim, oradaki tatil cennetlerini, Hint Okyanusu'ndaki takım adaları görmedim ama filmlerden, dergilerden gördüğüm kadarıyla Antalya'ya taşınmış durumdalar. Antalya Kundu'daki IC Hotels Green Palace açılalı daha üç ay olmuş ve Ruslar orayı bizden çook önce keşfedip yerleşmişler bile. Ağızlarının tadını nasıl da biliyorlar.

Yüz dönüm arazi ve dünyanın en güzel kumsallarından biri üzerine kurulmuş bir cennet burası. Eksiksiz, kusursuz bir cennet.

Palmiye ve muz ağaçlan altında her zevke göre havuzlar. Kimi sessiz, kimi neşeli, hareketli, çocuklar için aynca oyunlu, kaydıraklı. Otelde değil evde kalmak istiyorsanız Bali ve Göl villaları. Bin beş yüz odalık otelde 24 saat oda servisi...

Bana yemek beğendirmek zordur, benim bile çok lezzetli bulduğum ve çeşitlerine, zenginliğine hayret ettiğim açık büfeler. Kafeler, sahil restoranları...

Ve gördüğüm katıksız en güzel, en güler yüzlü servis. Çok sayıda garson müşterilerin ağzından çıkanı anında gerçekleştiriyor. Bu uygulamayı nasıl başarmışlar anlamak mümkün değil. Demek ki olabiliyormuş isteyince.

İçinde aletli spor salonu, isterseniz genç kızların sizi köpükler ve keselerle yıkadıktan muhteşem bir Osmanlı hamamı, masaj, sauna, jakuzi bölümlerinin bulunduğu Sağlık Merkezi ve SPA'sını ise görmek lâzım. Anlatmakla olacak gibi değil. Hele Balili kadınların sahilde kenarları, sadece tüllerle kapatılan odalarda özel yağlarla yaptıkları Bali masajı? Bunu yaşadığınızda "Hiç bilmediğim ne güzel duygular, ne keyifler varmış" diyorsunuz. Bambaşka bir olay.

IC Hotels zincirinin sahibi Murat Çeçen devletin ve yerel belediyenin turizmcilere, tesis sahiplerine kolaylık gösterip yardımcı olmak yerine her türlü zorluğu çıkardığını, yollan bile kendilerinin yaptırdığını anlatırken Malezya Turizm Bakanı'nın teklifini söylemeyi unutmuyor. Benzer tesislerle turizmden büyük gelir sağlayan bu ülkenin bakanı, IC Hotels Green Palace'ı görünce sahiplerini Malezya'ya davet etmiş ve aynı tesisi orada kurmalarını istemiş. Bu proje yakında başlayacakmış.

Rus kızlarını bir başka yazıda anlatacağım. Daha bitmedi.

Ama imkânınız varsa havaalanına da yakın olan bu oteli mutlaka görün. Sahildeki ful otellerin başında geliyor, rezervasyon şart onu da söyleyeyim.
Tel: 0242- 431 21 21 www.ichotels.com.tr

DİĞER YENİ YAZILAR