Öncel Öziçer

Öncel Öziçer

oncelozi@gmail.com

Sapık çok kanun yok

10 Ocak 2015

Dün Ayşe Arman’ın köşesindeki sapık boyacı hikayesini okudunuz mu bilmiyorum.Ben okudum ve yine tüylerim ürperdi.En çok korktuğum şeylerden biri.Manyağın biri çıkar, size kafayı takar, sonra ayıkla pirincin taşını.Bu ülke kanunlarında ısrarla kadını ve çocuğu korumaya yönelik düzenlemeler yapılmadıkça biz bu hikayeleri daha çok duyarız.Bu konuda yıllardır çile çeken bir arkadaşım var.Onun da belki 10 senedir peşinde bir sapık dolaşıyor.Adım adım takip ediyor, sokaklarda pat diye önüne çıkıyor, sosyal medyada taciz ediyor, adına hesaplar açıp sağa sola abuk sabuk mesajlar atıyor, bazen aşkını ilan ediyor, bazen hakaret, küfür...Neler denemedi ki kurtulmak için...Ailesine duyurdu olmadı.. Savcılığa verdi olmadı, gözünü korkuttu olmadı...Kızcağız evlendi, barklandı ama o ruh hastası hâlâ peşinde adım adım...Böyle felaketler kendi başımıza gelmeden sadece ah vah edip, sonra unutuyoruz.Ama artık sözlü ve internet ortamındaki tacizlerin sert yaptırımları olmalı...Bu konuda sesimizi duyurmaya çalışmalıyız.Gerçi bu ülkede cinsel saldırı ve tecavüz suçluları bile yargılanma sürecinde salıveriliyor ve hak ettiği cezayı almıyor ya!Özellikle hükümet kanadında giderek yaygınlaşan kadını ev kapatma söylemlerini güçlendirmek için bu suçların cezalarının giderek hafifletileceğinden bile korkar olduk artık.- Bak işte evden çıkarsan başına bunlar gelir...- Çalışmaya kalkar kocanın dizinin dibinden ayrılırsan seni sapıklar bulur.- Evlenip çoluğa çocuğa karışmak yerine okumayı, çalışmayı tercih edersen seni kanun bile koruyamaz...Diye diye neredeyse prangayı vuracaklar kadının ayak bileğine...Hey Yarabbim! Sene olmuş uzay yolu bizim şu korkularımıza, endişelerimize, konuştuğumuz mevzulara bak...Yazık, vallahi yazık!BEYAZ’A TAZE KANÇok uzun zamandır Beyaz Show’u izlemiyordum.Aman ne izleyeceğim Allah aşkına, paranın icadından beri o program yayında...Beyazıt Öztürk aynı, format aynı, telefon bağlantıları aynı, dekor aynı... Aynı oğlu aynı!Beğenmediğimden, sevmediğimden, küçümsediğimden değil.. Sadece tek düzeliğinden...Yetti gari... derken geçtiğimiz cuma gecesi Candan Erçetin’li atışma bölümüne denk geldim ve çok güldüm, çok eğlendim.Bu iş nasıl başladı, başında çok şey mi kaçırdım bilmiyorum ama Candan Erçetin ve ‘kızların’ cevabında çok eğlendim, Demet Akbağ’ın ‘çüş!’üne çok güldüm.Kaçıranlar için; Google efendiye sorun size göstersin...Sadece bu düellonun devamı için önümüzdeki hafta Beyaz Show’u kaçırmam herhalde...Programa kan gelmiş, renk gelmiş.Darısı Okan Bayülgen’in ‘sadece ben konuşurum, ne söylediğim önemli değil, saçmalarım yine de sözü kimseye kaptırmam, çünkü ben King’im King!’ konseptli tatsız programlarının başına...Okan’ın makinedeki kalp ritmi ne zamandır düz çizgide ‘dıııııııt!’ diyor çünkü...DÖVMEDİKLERİ KALDIEcnebi memleketlerden birinde kamera şakası gibi bir şey yapılmış.Adamın biri bankamatikte işlem yapıyor, ama parasını almıyor orada bırakıyor.Arkasından gelen kişi o parayı cebe mi indirecek, yoksa o kişinin peşinden koşup ‘Beyefendi paranızı unuttunuz’mu diyecek ona bakılıyor.Sadece bir kişi kulağının üzerine yatıp parayı cebe indiriyor.Diğerleri hayırlı insan evladı olarak adama arkasından sesleniyor.Bunu bizim ülkede yapsak sonuç ne olur acaba?Ben kendi başıma geleni anlatayım.Önümde bir baba kız makinenin başında epey bir debelendiler, beni ağaç ettiler ve en sonunda ayrıldılar.Aceleleri de vardı herhalde, hızla uzaklaştılar ve ben bir anda onların geri gelen kartı ve parasıyla baş başa kaldım.Dönüp seslendim, duymadılar. Cadde kalabalık, trafik var, koşa koşa karşıya geçtiler.Ben parayı aldım, kartı aldım peşlerinden attım kendimi yolun ortasına “Heyyy, birader, evladım, huoop!” diye bağırdım ve sonunda sesimi duyurdum.‘Ne var?’ diye döndüler, dedim ‘Kardeşim bu ne acele ve dalgınlık? Bak paranız da kartınız da makinede kaldı.’İyi insan ve örnek bir vatandaş olduğum için bir gülümseme, bir teşekkürü de beklemedim değil hani...Ama yüzüme bile bakmadılar. “Haa höö” gibi bir sesler çıkardı baba, döndü kızını azarladı bir de ama bana kışt köpeğim bile diyen olmadı, döndüler arkalarını gittiler. Bir zoruma gitti!Kabayız kaba.. Nezaketten, görgüden nasibimizi almamışız. Teşekkürden ise hiç anlamayız.Bu da öyle bir anımdı işte!Yeri geldi de, içimde kalmasın dedim.

Devamını Oku

Birader bu ne soğuk?

8 Ocak 2015

Bunca yıllık insanım ben böyle soğuk görmedim. Bugünkü edebi eserime mübalağa sanatını konuşturarak girmek değil maksadım... Gerçekten görmedim.Arkadaş bu işte bir yanlışlık var, ben memleketin en batı ucunda ikamet etmekteyim en batı!Buralarda kış bilemedin bir kaç gün üşütür ama geneli ‘bugün rüzgar yok, acaba denize mi girsek?’tir.İzmir’de 12 ay yemeğini sokakta yersin...Çeşme’de 12 ay ‘yerse’ denize girebilirsin...Serip de havlunu güneşlenemezsin belki ama suya bir batıp çıkmadığımız ay yoktur hani.Güneşsiz geçen günlerimiz de...Bu yüzden kış aylarında yaptığım güneşsiz şehir seyahatlerimden dönerken yolcu ve mürettebatı dahil tüm uçak ısırılma tehlikesi atlatıyor.O derece sıkılma, bunalma, depresif haller...Şimdi de öyleyim bak...Tam 10 gündür hiç kesintisiz tilkiye bakır çıkarttıran soğuklar var. Azalacağına giderek daha da artıyor.Günlerdir sadece zorunlu haller dışında evden burnumu çıkaramıyorum.Karlı kara ikliminin soğuğu belki derece olarak daha düşüktür ama karsız, fırtınalı, deniz soğuğu gerçekten insanın iflahını kesiyor.Mesela bu yazıyı yazdığım şu dakikalar Alaçatı -5... Ama hissedilen -13...10 gündür, evi barkı olmayan için, evi olup yakacak odunu bulamayanlar için, sokaktaki canlar için içimiz dağlandı.Kendi çapımızda bir şeyler yapmaya çalışıyoruz tabii ama nereye kadar?Allah’tan hafta sonundan itibaren normal insan derecelerine çıkacak hava.Ama bu sefer de bizi başka tehlikeler bekliyor olacak. Hastalık gibi...Gerçi aradaki ısı farkı o kadar çok ki hastalıktan başka bir takım mutasyonlara uğramamız da mümkün.Mesela Pazar günü Alaçatı +17 derece gösteriyor... Aradaki yaklaşık 20 ile 30 derecelik farktan sonra artık kadınlar erkek, erkekler çam, kuşlar taş olup başımıza mı yağar, hep birlikte göreceğiz.Aman tek derdimiz bu olsun... diyebilmeyi çok isterdim.Bu coğrafyada ne dert biter, ne dertli... Hiç girmeyelim oralara...Önemli olan yaşananlara kader deyip, boyun eğmemeli.Soğuğu bağlı TV zehirlenmesiBu soğuk yüzünden yaşadığım ev hapsinden sonra artık ellerim kendiliğinden kumandaya dönüşecek diye korkuyorum. Fakat iyi oldu, yeni eğlenceler keşfettim.Mesela İlker Ayrık’ın sunduğu ‘Ben Bilmem Eşim Bilir’ isimli yarışma hakkında hiç izlemeden ön yargıyla neler atıp tutmuşum.En hafifi ‘bu yarışmaya katılanda da, izleyende de akıl yok herhalde’ idi mesela.Ay çok özür diliyorum, nasıl komik, nasıl matrak bir program imiş meğer.İlker Ayrık dünya şekeri ve sanki bu yarışmayı sunmak için yaratılmış.“Artık Türk dizilerini izleyemiyorum, daralıyorum” diye hiçbirine şöyle bile bakmazken yeni başlayan Poyraz Karayel de fena değildi doğrusu. Gündüz ekranı ise tam şenlik... Evlilik programları düelloda...Seda Sayan-Uğur Arslan ortaklığı enteresan olmuş. Seda adeta eline ilk kez mikrofon almış yeni mezun çömez bir stajyer heyecanında. Ki bu amatör ruh heyecanlarını severim ben. İşine duyduğun saygının ifadesidir.Fakat tabii yine içinde ne kadar ‘Antepli’ geçen türkü varsa programda ardı ardına çalıyor. Ama yo yoo iş arkadaşı onlar ya amaan siz de! İçiniz fesat...Bir de doldurmuşlar ajanslardan ve eski programlardan toplama insanları, umarım yeni bir hezimete daha uğramaz Kadırgalı...Neyse, öyle işte... ‘Soğuğa bağlı TV zehirlenmesi’ geçiriyorum bu ara ama eğleniyorum da...EYVALLAH DEMEDİÜnlü teknik direktör Ersun Yanal’ın eşi Şenay Yanal ‘kocam beni genç bir kızla aldatıyor’ gerekçesiyle boşanma davası açtı.20 milyon tazminat, 150 bin lira da aylık nafaka talebiyle...O tercih edilenler hep genç olur zaten malum... Genci bırakıp yaşlısına kaçan bir tek Prens Charles vardı.Parayı bulan genç sevgili yapar, bu artık en bilindik yazısız kural.Ama bazıları gibi buna eyvallah etmeyip, boşanma davasını açan Şenay Hanım’ı yürekten kutluyorum. Çünkü artık iş öyle bir hal aldı ki bir adam eğer hele de paralı bir şeyse, hem karısı hem sevgilileri olmasını gayet doğal karşılamaya başladık.Çok eşlilik gelirse böyle böyle gelecek bu memlekete.

Devamını Oku

Tarzlar ve kafalar tartışılmaz

6 Ocak 2015

Sibel Can’ın oğlu Engincan’ın parka altına çıplak bacaklı fotoğrafı gazetelerin yeni baskıları internete düştüğü anda sosyal medyanın en çok konuşulanları arasındaydı.Saat 02:00 gibi hemen hemen tüm haber siteleri ve gazeteler yenilenmiş oluyor.Biz gece kuşları tüm haberleri sabahçılardan önce öğrenip, üzerine tartışıp konuyu kapatıyoruz bile...Siz sabah uyanıp o haberi gördüğünüzde bizim için eskimiş oluyor yani...O fotoğrafı da gecenin bir yarısı görür görmez ilk yorumum “Evladım bu ne?” oldu.Beyaz çorapları ve ayakkabılarından spordan aceleyle çıkılmış olduğu belliydi ama bu kar kış kıyamette görüntü biraz komikti.Engincan erkek modasını çok yakından takip eden ve öncü olarak uygulayan bir genç.Bu yüzden daha önce giydiği kısa dar paçalı pantolonu ve işlemeli ayakkabılarıyla da günlerce konuşulmuştu.Şimdi bakın, ünlülerin hemen hepsinin paçaları ‘az sonra dereye ineceğim’ kıvamında.Gözümüz alıştı artık tuhaf karşılamıyoruz.Yok ya uyduruyorum, bana hâlâ çok tuhaf ve komik geliyor aslında o paçalar. Ama herkes istediğini giyer tabii kime ne?Engincan da ünlü bir annenin evladı olmanın acısını belli ki böyle çekecek.Artık ne giyerse giysin konuşulacak.Gerçi spor mpor, o altı kaval üstü şişhane fotoğraf da konuşulmayacak gibi değildi yahu...Neyse bizim gibi o da yazılanlara gülsün geçsin, kafaya takmasın.Hatta üstüne gitsin, bugün de slip mayo altına ugg giyip sokağa öyle çıksın. Asena Erkin’le karşılaşırlarsa otursunlar bir de kahve içsinler. Malum Erkin de -5 derece demez, mini eteğinin altına asla çorap giymez... Tıpkı Çağla Şıkel, Pınar Altuğ gibi...Aman ne yapalım canım insanların böbreklerinin derdi bize mi düştü?‘Bizim gibi olmayana’ alaycı gözle bakmaktan vazgeçelim.AYRILIĞIN DA GÜZELİ...Çağla Şikel-Emre Altuğ’un ayrılık kararı almalarına kimse şaşırmadı sanırım.Uzun süredir beklenen bir haberdi.Hatta yılbaşı tatilinde Emre Altuğ Alaçatı’da idi.Arkadaş grubumuzla beraber eğlendik, makara yaptık.Hiç sormadım bile Çağla nerede diye... Keyfini kaçırmak istemedim...Beraberliklerin başlaması ne kadar doğalsa bitmesi de öyle.Önemli olan ayrılık sonrası çirkinleşmemek, kanka olunmasa da özel günlerde açıp bir sesini duymak, arada nasılsın diye sormak... İşte bunlar hep insanlık, hep medeniyet...Ben Çağla ve Emre’nin örnek bir ayrılık sergileyeceklerine eminim.Ne birbirlerinin arkasından konuşacaklar ne de kanlı bıçaklı düşman gibi davranacaklar.Olması gerektiği gibi, insan gibi, örnek bir boşanma yaşayacaklar.Darısı tüm nefreti sevgisinden büyük olanların başına...İYİ Kİ DOĞDUN BKM!Eve her kargo geldiğinde bende bir sevinç, fok balığı misali bir el çırpma isteği!Bir minik tanıtım broşürü de olsa, katılamayacağım bir galanın davetiyesi de olsa kargocuları karşımda her gördüğümde mutlu oluyorum.Düşün artık bu kadar minik heyecanlarla bile yetinen nasıl bir eziksem!Neyse, ama bugün gelen kargoya gerçekten çok sevindim.BKM’nin 20 Yıl 25 Film konseptli arşivi çıktı kutudan...İçlerinde iki tane, vizyondayken bir türlü gidip izleyemediğim film de var üstelik!Sevgili Yılmaz Erdoğan ve Necati Akpınar’la tam 19 yıl önce tanışmıştık. Özellikle canım Necati ile dostluğumuza hiç ara vermedik.Yani tanışmamız BKM’nin ilk yıllarından... Heyecanlarını, salonun o ilk toparlanma halini çok iyi hatırlıyorum.O günlerdeki heyecanları, tutkuları bu 25 filmin ve sayısız gösterinin habercisiydi zaten.Ama yine de onlar adına çok duygulandım. Helal olsun size!Harika bir arşiv... Sonraki 20 yılın arşivini de görmeden ölmem umarım. Haydi nice 20 senelere, tüm ekibe rastgele!

Devamını Oku

Nazar etme senin de olsun

3 Ocak 2015

Geldik uzuuun bir yılbaşı tatilinin sonuna...Ve gelelim bu tatilin sosyal medya üzerinden en çok konuşulan ismine...Tabii ki Kıvanç Tatlıtuğ...Instagram’da paylaştığı fotoğraflar hem erkek hem de kadın hayranlarının fabrika ayarlarıyla oynadı doğrusu.Erkekler isyan etti: “Yeter be Allah’sız adam, koyma artık şu fotoğrafları. Ezdin geçtin bütün havamızı” dediler. Hatta işi abartıp “Adamın kolyesi bile benden yakışıklı lan!” diye hayıflananlar oldu.Kızlarsa methiyelerini düzdü, aşklarını haykırdı.Taa ki o fotoğrafa kadar...Sevgilisi Başak Dizer’le birlikte olan o siyah-beyaz fotoğrafa yani...Aman Allah’ım ne yorumlar ne yorumlar...Kızlar çok bozuldu bu işe... Adeta ayrıldıkları adamı yeni sevgilisiyle görmüş gibi deliye döndüler, kıskançlık krizine girdiler.En çok da “Hiç yakışmıyorsunuz, umarım en kısa zamanda ayrılırsınız” dediler.Ardından baktım sevgili Başak’ın kendi sayfasındaki fotoğraflara da adeta bir siber saldırı yapılmış.Hakaret içerenleri bir yana koyuyorum tabii ama bazıları gerçekten çok eğlenceli ve yaratıcı yorumlardı.Eh adam bu kadar yakışıklı, kadın da bu kadar güzel olursa tabii ki kem gözler de, dedikodular da peşlerini bırakmaz.Ama benim bu arkadaşlara bir tavsiyem olacak.Kıskanmak, fesatlanmak, kötü sözler ve nazarlarla olaya kafa göz dalmak yerine o fotoğrafa baktıklarında sadece mutlu ve aşık bir çift görebilseler keşke.“Ne güzel görünüyorlar, umarım benim de böyle bir sevgilim olur” diyebilseler.Hep ne diyoruz, ağzından çıkana çok dikkat edeceksin.Sözcükler senin kalbinin yansıması. Sonra o yansıma aynen sana geri dönecek.Fesatlık yerine özenmek gerek.“Benim niye yok” diye isyan etmek yerine de “En kısa zamanda benim de olsun” diye niyet etmek.Hem insanların özel hayatına bu kadar burun sokulmaz. Tercihleri böyle sert yorumlarla sorgulanmaz.Ayıp evladım, yapmayın böyle aaa!BÜYÜK SAVAŞÇI!!!Son zamanlarda yaptığı tuhaf açıklamalarla arkasından “Yazık, herhalde akli melekelerini yitirdi” şeklinde yorumlar yapılan Niran Ünsal bir darbe de kızından yedi.Kızı Hande, ünlü şarkıcı için “Onun beyin ölümü gerçekleşmiş” dedi.Bir annenin evladından bu sözleri duyması çok acı olmadı.Ama tabii asıl söyleyene değil söyletene de bakacaksın.Benim bu ‘Niran Ünsal ve tuhaf açıklamaları’ konusunda en çok merak ettiğim şey bu kadar çok cephede savaş açmasının kendisini yorup yormadığı...Yahu bir insan kendi evladı, kendi kardeşleri yani kanı canı dahil hemen herkese öfke ve nefret kusabilir mi? Kusarsa da bu en çok kendisini yıpratmaz mı?Bu ne şiddet, bu ne hiddet? Hayır, ne istediğini, ne demeye çalıştığını da tam anlayamıyoruz ki?Tutturmuş bir subliminal mesaj... Çizgi filminden, klibine kadar şeytani dış mihraklar bizim bilinç altımızı ince ince oya gibi işliyormuş yani.Vallahi ben eşek kadar kadınım hâlâ çizgi film izlemeye bayılırım.Eh bu zamana kadar da ne kimseyi kestim doğradım, ne çaldım çırptım ne de ahlak dışı bir hayat yaşadım. Gerçi ona göre memleketin yarısı ahlak dışı yaşıyor anladığım kadarıyla.Kendi aile üyeleri de dahil... Hem kızıyor hem üzülüyor onlar için.Ama aslında bizler de onun için çok üzülüyoruz.Biraz sakinleşse... Nefret duyguları yerine içindeki sevgiyi beslese keşke...Twitter’dan gaz verenlerin oyununa gelmese...Onu böyle her cephede öfke içinde savaşırken görünce ben yoruluyorum, o nasıl dayanıyor gerçekten hiç ama hiç anlamıyorum.Ebru altın kafeste mi?Kulağımıza gelen bazı dedikodular Ebru Gündeş’in tape olaylarından sonra neden hâlâ evliliğini sürdürdüğünü biraz açıklıyor gibi.İşin altındı, saatti, bavuldu, siyasi tarafını demiyorum.Hani Reza Zarrab’ın “en güzellerini bana ayır” dediği o tapeler...Söylenilenlere göre Ebru o saat o dakika ayrılmaya kalkmış ama gel gör ki kocası çocuğunu alıp bir daha ona göstermemekle tehdit etmiş. O büyük skandaldan sağ salim çıkınca “Gücümü görüyorsun, çocuğunu bir daha asla göremezsin” deyince, Gündeş el mecbur kırmış bacağını oturmuş yerine. Tabii dediğim gibi bunlar iddia.Ama sağlam yerlerden gelen iddialar...Doğrusu bana inandırıcı da geldi.Çünkü hiçbir kadının gururu böyle bir konuşmayı öğrendikten sonra evliliğine hiçbir şey olmamış gibi devam etmesine izin vermez.Eğer bunlar doğruysa ‘Ebru altın kafeste yaşıyor’ diyebiliriz.Ve hem onun hem de çocuğunun adına üzülmeye devam ederiz.

Devamını Oku

Size ne be kardeşim!

1 Ocak 2015

Demet Akalın’ı kızdırdılar. Ben Bilmem Eşim Bilir isimli yarışma programına katılıp kocası Okan Kurt’la büyük ödül arabanın sahibi olunca çok bilenler ekibi başladı söylenmeye. Akalın’ın sosyal medya hesaplarına arabayı bağışlamayıp kendine aldığı için hakarete varan yorumlar yazdılar. Demet de özetle “Kime ne hayır yapacağımı size soracak değilim, hem siz benim kesilen ayağımla dalga geçtiniz” diye bir karşı cevapla hayranlarına sitemlerini iletti.Bir konuda haklı, bir konuda haksız. Haksız, çünkü o ayak fotoğrafı meselesi gerçekten çok lüzumsuzdu. O kötü görüntüyü kamuya açarsan alacağın tepkilere de katlanacaksın o zaman. Özgüvense özgüven madem...Haklı, çünkü gerçekten sosyal medyanın akıl vermeye pek meraklı ukala ve küstah kesimi bazen çok can sıkıcı olabiliyor. Ellerinde bir kızılcık sopası kimin ne açığını yakalasak da biraz hırpalasak diye bekliyorlar. Hiçbirini ciddiye almamak, cevap bile vermemek lazım aslında. Ama işte Akalın’ın da yaptığı gibi insan bazen dayanamıyor.Kardeşim gerçekten size ne? İnsanların yapacağı hayır işlerine de mi karışacaksınız artık? Arabayı kazanmışlar, ister tepe tepe kullanırlar, ister satıp parasını kendi keyifleri için çatır çatır yerler, size ne? Ayrıca pintilikle suçladığınız insan gerçekten bu hayır hasenad işlerine düşkün biri. O arabayı vermez ama yarın öbür gün arabanın iki misli yardımı gerekli gördüğü zaman gerekli gördüğü kişiye yapar.Yani gerçekten ben bu sosyal medya faşizminden artık çok ama çok sıkıldım. Klavye delikanlılığı bile değil artık bu... Zevzeklik, küstahlık, çene suyuna çorba... Kafalarında irinli düşünceler, dillerinde bir dolu zırva.AĞZINDAN ÇIKANI KALBİN DUYSUN“Dilin zekatı hayır konuşmaktır” sözünü pek severim. Gerçekten de boğazın dokuz düğümünden geçen o sözler çok önemli. Kelimeleriniz sizden çıkıyor ama emin olun aynı şekilde size geri de dönüyor. O yüzden mesela, ‘bela okuma, döner dolaşır iş sana patlar’ derler ya... Kafasından tersi bile geçse, dilinden hep iyi niyetler, iyi dilekler geçirmeli insan. Ruhunu diliyle terbiye etmeli. Bakın size çok yakın zamanda başıma gelen benim için çok enteresan bir olayı anlatayım.Birkaç hafta önce canımı çok sıkan, kıran, üzen, inciten bir haber aldım. Hem çok kırıldım hem de çok sinirlendim. Ben sinirlenince oturup incelmiş ses tonuyla ciyak ciyak ağlayanlardanım. Baktım evde ağlamak kesmiyor, atladım arabaya indim sahile. Nasıl da yağmur yağıyor, göz gözü görmüyor. Gittim denizin kenarına ve sesli olarak bağıra çağıra şunları dedim: “Denizin bereketi üzerime olsun. Bereket kapıları üzerime açılsın, Allah’ım beni kimseye muhtaç etme ve kimsenin hakkımı yemesine izin verme.” O kadar içten söyledim ki bunları... Eve geldim, telefonum çaldı ve ilk sürpriz haberi öyle aldım. ‘Yukarıdan’ bu kadar çabuk yanıt alacağımı doğrusu beklemiyordum. Ardından birkaç gün sonra ikinci sürpriz ve beni çok mutlu eden telefon geldi. Benim o günkü sıkıntılarımı bitiren, aydınlığa çıkaran iki beklenmedik şahane haber! Yeni yıla bereketli, neşeli, sorunsuz, depresyonsuz, mutlu ve en önemlisi gelecekten umutlu girmemi sağlayan iki sürpriz haber. Yaa işte böyle, dilinizden çıkanlara çok ama çok dikkat edin. Çünkü gerçekten iyisi de kötüsü de dönüp dolaşıp yine sizin başınıza geliyor. Size sizden hayır var. Aman kalbinizi bozmayın!ALAÇATI’YI SOĞUK VURDUBu sene Alaçatı sokak şenlikleri yapılamadı çünkü fırtına, soğuk, yağmur yüzündenbelediye buna izin vermedi. Sokak partileri, konserler iptal edildi. Günlerdir o geceyi bekleyen, hazırlıklarını yapan işletmelerin durumu acıklıydı doğrusu. Normalde 31 Aralık gecesi değil yürümek, nefes alacak yer olmazdı sokaklarda. Bu yıl ıssız ve hüzünlüydü o dar sokaklar. Bizim gibi yılbaşı akşamını evinde geçirmek isteyenler için hava hoştu da esnafa gerçekten yazık oldu.

Devamını Oku

Kim kimi taklit etti mevzusu

31 Aralık 2014

Şöhret görgüsüzlüğü denen bir şey var. Ya da hazımsızlığı diyelim.Bu rahatsızlığın ilk belirtisi her normal insan gibi bir ağzı, iki gözü, iki kulağı olan diğer şöhretleri, “Aaa bak benim gibi bir ağzı, iki gözü, iki kulağı var. Resmen beni taklit ediyor” diye itham etmesi! Herkes onlara hayran, herkes onların tarzının, işinin peşinde... Böyle hissederek mutlu oluyorlarsa olsunlar tabii ama aynı zamanda kendilerini tuhaf hallere soktuklarını da bilsinler.Mesela Songül Karlı üç beş hayranının gazına gelip “Asıl Seda Sayan beni taklit ediyor, Uğur Arslan da sayemde 7 yıl ekmek yedi” demeyi bıraksın.O program Songül Karlı’ya ‘rağmen’ 7 yıl sürdü çünkü.Bahsi geçen Su Gibi programı gerçekten çok eğlenceli bir programdı.O stüdyoda herkes o saçma konuları ciddi ciddi tartışırken işin şov kısmının tek farkında olan isim Uğur Arslan idi ve hem olayları, hem kişileri öyle zarif ve öyle çaktırmadan ti’ye alırdı ki gerçekten kendisi de gizli gizli çok eğlenirdi. Songül Karlı ise göğüs ileride, kalça dışarıda, göbek içeride pozisyonunu bozmamak için kendini kasar, işin eğlencesini hep ıskalardı. Diyeceksiniz ki Uğur Arslan’ın yaptığı da ayıpmış, program konuklarıyla inceden dalgasını geçermiş...Eh vallahi koca aramak için ekrana çıkan kadınların, yürümekte zorlanırken hâlâ genç kadın peşinde koşan adamların olmayan gururunu da ben düşünemeyeceğim doğrusu!Şimdi aynı programda Uğur Arslan’ın partneri Songül Karlı yerine Seda Sayan olacakmış.Bence şahane ikili olurlar. O program da çok seyredilir. Seda Sayan özellikle bu sezon saçmalaya saçmalaya sonunda doğruyu buldu galiba... Ha tabii yine her lafının arasına sevgilisinin ismini kaktırmaya ve durup durup aynı türküyü 88 kere söylemeye kalkmazsa...Umarım son hezimetlerinden gerekli dersi almıştır.Bir adam için onca yıllık kariyeri, itibarı, aslan gibi bir ismi çöpe atmaya değmeyeceğini yani...Seda Sayan’ın yanında her zaman dedikodusunu yaptığımız, yanına yakıştırmadığımız birileri olmuştu ama bu seferki gerçekten olacak iş değil!Seviyoruz seni Seda Sayan, bu laflarımız o yüzden sadece sitem, amaç bağcı dövmek değil!ANT SEKBAN’A NE OLDU?Gariplikler ülkemizin bu yıl yaşanan son ‘tuhaf, gerçekten çok tuhaf’ olayı İstanbul Çekmeköy’de yaşandı. 17 yaşındaki Ant Sekban okuldan evine giderken bir anda ortadan kayboldu.Ailesi, arkadaşları, olayı basına ve sosyal medyaya duyurunca da bu garip olaydan herkesin haberi oldu. Olay garipti çünkü çocuğun ne evden kaçması ne de kaçırılması için geçerli bir sebep yoktu.Ya da en azından ailenin verdiği bilgiler bu yöndeydi.Bunları düşününce hepimizde Ant’tan çok daha vahim bir haber geleceği korkusu yaşandı ama çok şükür o kötü senaryolar gerçekleşmedi. Ant ailesini arayıp ‘buradayım gelin beni alın’ dedi. İlk açıklamaya göre kaçırılmıştı. Sonra kaçıranlar onu serbest bıraktı.Ardından ‘yok öyle değil, işin içinde başka şeyler var’dı!Hatta bir ara aileden olduklarını iddia eden birileri Twitter’a “Yeğenimiz kitlelerin sokağa dökülmesi için kullanılacaktı ama çok şükür oyunları bozuldu” diye yazdı.Hatta trol hesap mı bilinmez başka bir hesaptan da “Ant işi gezicilerin son fiyaskosuydu” denilerek bizden koca bir ‘çüş artık’ı hak etti!Velhasıl kelam yılın son CSI dosyası da “Eee ne oldu yani şimdi?” sorusuyla bitti.GEL, ÖPÜCEM!Haydi bakalım cingılbellls cingılbellls!.. Kendi adıma şöyle söyleyeyim ben kapıdaki yeni bir yıldan ilk kez bu kadar ümitliyim.Kendimi sislerin ve belirsizliğin arasından güneşe çıkmaya hazır sersem tavuk gibi hissediyorum. Çünkü bu yıl beni biraz zorlamıştı. Sersemlik ve yorgunluk o yüzden. Ama kendimden de, her b.ku kafama takmaktan da, hayatımda dram yoksa ‘olsun’ diye uğraşmaktan da çok sıkıldım.Yazılmış kaderi değiştiremem belki ama gidişat üzerinde minik oynamalar yapabilirim.“Güç bende artıkkkk” diye kılıcımı şuursuzca sağa sola sallayasım var. Memleketin bütün astrologlarını dinleyip Aslan burcu ile ilgili olumlu yorumları okumamın da bunda etkisi var elbet.Ay nasıl da yaramaz şimdi bana böyle büyük laflar etmek!Sen bak şimdi ne kadar fiziksel ve duygusal sakarlık varsa başıma gelmesin bu yıl!Amaaan gelirse de gelsin...Ben niyet ettim niyet eyledim, bu sene çok çalışmaya, çok eğlenmeye, çok gülmeye, çok hayırlara aracı olmaya...Gerisi Allah kerim!“İyi seneler Türkiye!” der, hepinizi o güzel yanacıklarınızdan öperim.

Devamını Oku

Benimkilerden de çirkin

27 Aralık 2014

Bu hafta magazin gündeminde Demet Akalın’ın ağzımıza dayadığı ayakları vardı.Yılın son haftası bunu konuşmak nasipmiş demek ki!Ama gerçekten konuşulmayacak gibi değildi.“Ayağıma cam battı” notuyla Instagram’a iliştirdiği sağ ayağı tövbeler olsun ama gerçekten o kadar kötü görünüyordu ki, beğenemeyip hor gördüğüm kendi ayaklarımı eğilip öpesim geldi de, göbeğim müsaade etmedi.Bilekler de aynı ben. Diz altından bileğe kadar odunsu bir görüntüm vardır benim de.Nasıl özenirim incecik bilekli zarif kadınlara. Kadın dediğin o işte!Ben bir ayakkabı mağazasına gittiğimde satıcının yardım etmesini asla istemem.Çünkü, ya o bilekten bağlı stilettonun bağı bileğimin yarısında biter ya da yandan fermuarlı çizmenin fermuarını kapatabilmem için baldırlarımı çizmenin içine elimle tıkıştırmam gerekir.Utanç içinde terk ettiğim çok mağaza vardır.Demet Akalın’ın o çatlak topuklu, kalın bilekli ayakları da pek gereksiz bir fotoğraftı gerçekten.Akalın bu konudaki açıklamasını “İnsanlar sürekli fotoşoplu fotoğraflarını koyuyorlar. Bense buna karşıyım, neysem o” şeklinde yaptı.Hani bunu duyan da kendisinin hiçbir fotoğrafında bu zamana kadar rötuş yapılmadığını zanneder.Ayrıca akıllı telefonlar sayesinde artık hepimizin yüzü gözü açıldı oh ne güzel!O minik dijital dokunuşlar sayesinde biraz bakımla insana benzeyebileceğini keşfedip, gerçek hayatta da kendini bakıma vuran insan sayısı arttı.Çevremde kadını, erkeği üstüne, başına, cildine, kaşına daha bir dikkat eder oldu.Estetik kaygı hayatın her alanında gözetilse keşke.Ben bayılıyorum Instagram sörflerime...İçim açılıyor, güzel insanlar, güzel sofralar, eğlenceli ortamlar...Zaten memleket kaynayan kazan, ekonomik durum bildiğin heyelan...Arada bize nefes aldıracak küçük hava kanallarından biri bu uygulamalar.İşte ben o uygulamayı açtığımda kimsenin buruşuk poğaçasını gözümüze sokmasını istemiyorum doğrusu.Hele bunu ünlü biri yapıyorsa bu kendine güven, doğallık falan değil, bildiğin saygısızlık.Gerçek hayatta da kimse kimsenin burnuna çatlak topuğunu dayamıyorsa sosyal medyada da yapmamalı.Aman neyse işte, yeter bu kadar ayak mevzu.HAYBEYE LİSTELER KUŞAĞIYeni yılda yapılacaklar listesi yaptınız mı?Hiç yapmayın...Nasıl olsa hiçbirini uygulamayacaksınız.Bırakın, hayatı gelişine yaşayın gidin işte.Yapılacak demeyelim ama benim bir beklentiler listem var doğrusu...- Beş yıldır uçlarından bile aldırmadığım halde hala aynı boyda duran, hatta giderek kısalan saçlarıma tıp biliminin bir çare bulmasını istiyorum.- Para denilen şeyin ele geçer geçmez bitirilmesi gerekmediğini, bir kısmının yastık altına atılması gerektiğini öğrenmek istiyorum.- Yemek yemekten bu kadar keyif almamak hatta fotosentezle yaşamımı sürdürmeyi başarmak istiyorum.- Bir üst maddeyle bağlantılı olarak bana ana şefkati görmüş kimsesiz gibi sarılıp kalan kilolarımdan artık kurtulmak istiyorum.- Ölümsüzlüğe değil ama yaşlanmaya bir çare bulunsun artık, yetti kozmetiklere verdiğimiz para aaa, diyorum!- Kendimi herkesten daha fazla yerme, dövme, hırpalama huyumu klozete atıp sifonu çekmek istiyorum. Çünkü maşallah kendimi cezalandırma konusunda Allah’a hiç iş bırakmıyorum!- Hayvancıklara eziyet edenlerin tez zamanda başlarına aynılarının gelmesini istiyorum. Elleri kırılasıcalar...- Hırsızı, uğursuzu, çocuklara göz dikenleri, ağacı sadece yakacak odun zannedenleri, doğanın önünde saygıyla eğilmeyen kibirli beton severleri Allah’a havale ediyor, memleketimin günün birinde gerçek barışa ve huzura ulaşmasını diliyorum.

Devamını Oku

Ayşe’yle Cem olmuş gibi

25 Aralık 2014

Mahallenin haminninesi edasıyla ilk bakışta Cem Yılmaz-Ayşe Hatun Önal beraberliğini pek uygun görmemiştim!Haberi ilk okuduğumda bildiğin ‘cık cık’ladım... “Olmuş musunuz yani şimdi siz?” deyip bu ikiliye kısa bir ömür biçtim.Bunu tek yapan da ben değilim biliyorum. Genel olarak insanları birbirine uygun görüp görmeme işgüzarlığını yani... Mesela aynı dönem başlayan Ozan Güven-Meryem Uzerli ilişkisi yine ilişki ombudsmanı, bendeniz için okeydi... Ama Cem ve Ayşe Hatun birbirleri için pek uygun değillerdi sanki...Ama aradan çok değil birkaç gün geçtikten sonra fikrim tamamen değişti. Çünkü dikkat ederseniz basına yansıyan her karede gülen, birlikte eğlenen bir çift görüntüsü sergiliyorlar. Oysa biz Cem’in yanında soğuk çiçeklerin olmasına alıştık hep. Yüzü gülmeyen, dünyadaki her varlıktan adeta tiksinirmiş gibi bakan, yüzü hep asık, zamanda bir yerde donmuş kağıt bebekler... Bir ara adamı da delirttiler.Cem Yılmaz da neredeyse b.kuyla kavga eden biri haline gelmişti. Ve o haller ona hiç yakışmıyordu. Şimdi bakıyorum da yüzü hep gülüyor. Mutlu ilişkilerin tek sırrı bu zaten bence. Birlikte eğlenebilmek... Geçen gün ekranda kim söylemişti? Eşini gösterip “Biz bununla ota mota her şeye güleriz” demişti de bayılmıştım.Yanındayken içinizi sıkıntı basan insanlarla beraber olmayın. Yüzünüzü güldürmeyen, espri yaptığınızda ‘Sen şimdi bana küfür mü ettin?’ diyen, şaka kaldıramayan, eğlenceli hobileri olmayan insanlarda ısrarcı olmayın. Evde baş başayken bile makara yapabileceğiniz, insanları seçin. Neşe giren eve, kavga, gürültü, ayrılık girmez, bunu unutmayın. Bu yazı daha fazla boy boylayıp, soy soylamaya dönüşmeden en iyisi burada bitsin. Siz durumu anladınız zaten...Eyyy kadınlar!Beraber oldukları adamın tarzını tarz, fikrini fikir, siyasi görüşünü görüş, tuttuğu takımı kendi takımı yapan kadınlar var. Ve onlar çok iticiler. Ezik misiniz ablacığım siz? Kendi aklınız fikriniz, beğenileriniz, bir hayat felsefeniz yok mu?Kimin eşeğine binerseniz onun türküsünü tutturuyorsunuz. Mesela sana söylüyorum Eyyyy Tuğçe Kazaz... Gelinim sen anla, Niran Ünsal... Aslında sen de üzerine alınabilirsin Gülben Ergen... Her kocada, her sevgilide ayrı bir yaşam tarzı, düşünce biçimi... İnsan hayatı boyunca hep arayış içinde olmalı, tamam , buna canı gönülden katılıyorum.İyiyi, doğruyu, güzeli aramak için hep daha çok araştırmalı, kendini geliştirmeli. Sabit bir noktada kalmalı. Hele ki inançlı, kesinlikle olmalı... Ama işte sadece kocaya göre şekil değiştirip, bir de üzerine yarım yamalak bilgilerle ahkam kesince, saygın ve doğruyu bulan değil komik olunuyor.Eşi veya sevgilisi fanatik taraftar olunca maç günleri adama yaranacağım diye içine kahveden Himmet abi kaçmış kadınlar da öyle... Ofsaytı bilmez, sözde fanatiği olduğu takımın kalecisinin ismini bilmez ama maç günü kocişiyle omuz omuza hakeme saydırır, yakası açılmadık küfürleri sağa sola savurur.Yapmayınız, etmeyiniz. Eşleriniz sizin yan yana beraber yürüyeceğiniz hayat arkadaşlarınız. İçine girip şeklini alacağınız su kapları değil... Hem sonra bu kap olmadı, öbürü dar geldi, diğeri su sızdırdı deyip yeni şekiller almak çok yorucu değil mi yahu?

Devamını Oku