Öncel Öziçer

Öncel Öziçer

oncelozi@gmail.com

Dansöze eğlenceli(!) taciz

17 Şubat 2015

İki yüzlüyüz, hiçbir konuda ayarımız, standartımız yok...Birine küfrederiz sonra gider aynısı biz yaparız.Kadına tacizi konuşurken, kadını erkek zulmünden korumaya çalışırken, yine kadını aşağılayan küfürlerle derdimizi anlatmaya çalışırız.Tam böyle acılı bir gündemin ortasında ünlü bir türkücünün oğlunun doğum günü fotoğrafları düşer önümüze...Doğum günü sahibi çocuk dansözün memesine para sokuştururken, dansözün dedesi yaşında bir oyuncu eskisi kadının boynuna salyalarını akıtırken...Al sana sırıta sırata, eğlene eğlene bir taciz gösterisi...“Ama o dansöz yani n’olcak kii?” dersen senin de “mini etek giyip tacize uğrayınca bas bas bağırmayacaksın” diyen o medya maymunundan bir farkın kalır mı?Ayarımız yok ayarımız...Bir futbol programında kadına taciz tartışılırken o medya maymununa “Özür dile Türk halkından!” diye ayar veren adam bir süre önce “Bir kadın istemezse tecavüze uğramaz” diyen adam değil mi? Sahi Ahmet Çakar, sen bu lafı nasıl edebildin?Haydi o densize zorla yarım yamalak özür dilettirdin...Peki sen bu ayıplı lafı ettiğin için, tüm tecavüz mağdurlarından ve yakınlarından ne zaman özür dileyeceksin?O sözü ettiğin için kendini nasıl savunacaksın?Yoksa aptala yatıp, yine ekranda bağırış çağırış tribünlere oynamaya devam mı edeceksin? Merak içindeyim...Ve de derin bir üzüntü...Bu ülke kadınları için, hiçbir zaman değişmeyecek zihniyetler için, ağzına Allah kitap kalkanını alan, aslında en büyük Allah’sız imansızların zulmüne uğrayacak daha çok hemcinsim olacağı için...Tecavüzcünün alacağı cezaya bilmem ne indirimleri uygulayan yasaların asla değişmeyeceğini bildiğim için...Ne yaparsak yapalım, ne söylersek söyleyelim erkek hegomonyasını, erkek salyaları bu toplumun kadınlarının üzerinden silinmeyeceği için...Çok umutsuzum be!Naklen taciz...Son günlerde daha da gözümüze batmaya başladı..Kanıksadığımız tacizler...Aslında her an her saniye nasıl büyük bir tehlike altında olduğumuzu fark ettik. Kapıdan dışarı adım attığımız andan itibaren trafikte, yürürken, alışveriş yaparken, bir yerde oturup çay kahve içerken, yemek yerken, iş yerinde...Eğitim, sosyal statü falan da engel değil, içi kokuşmuş olana... Doktorundan taciz gören de var, iş yerindeki patronundan da...Bak bu yazıyı yazarken bile tacize uğruyorum şu anda... Naklen!Evin karşısında inşaat var...Size bunları yazarken, hani hissedersin ya, kafamı bilgisayardan kaldırdım dışarı bir baktım... İki işçi, çalıştıkları binanın ikinci katında yan yana durmuşlar, birbirlerini dürte dürte sırıtarak evin içini kesiyorlar.Ne görüyorlarsa artık, bana bakıp sırıtıyorlar.Kalkıp panjurları kapatıyorum.Gündüz vakti evin içinde panjur kapalı oturmak zorundayım. Çünkü bakıyor öküz, utanmıyor.Yalnız yaşadığımı da anlıyorlar tabii... Eve gelen erkek arkadaşlarımı da görüyorlar falan ya, büyük ihtimal yolluyum onlara göre... Özgecan Aslan’ın hazin olayı gerçekleşmese, son günlerde bu konuyla yatıp kalkmasak belki bu kadar batmayacaktı bu yaptıkları...Şimdi çıkıp kalasla kovalayasım var ikisini de... Ama o da çözüm değil işte!Diyorum, ben bu konuda çok umutsuzum!

Devamını Oku

Soysuza indirim olmaz

14 Şubat 2015

Özgecan’ın haberi geldiğinde, her taciz, tecavüz haberinde olduğu gibi “Ah canım benim, o sırada neler hissetmiştir kim bilir” dedim, içim titreyerek... Her kadın bunu düşünmüştür eminim. Çünkü bu dünya üzerinde, hem de birden fazla, tacize uğramamış kadın yoktur, ne yazık ki! Çocukluktan itibaren o sapıklarla karşılaşıp duruyoruz biz... Sözle, elle, okulda, sokakta, pazarda, maçta, otobüste, minibüste her yerdeler... İşte o yüzden o sırada neler yaşanabileceğini, o korkunun nasıl bir his olduğunu az çok her kadın bilebilir.Ah Özgecik ah! İkisi baba oğul, o üç sapıkla minibüsün içinde yalnız kaldığında ve başına gelecekleri anladığında neler yaşadın kim bilir? Kızcağızın tek suçu son yolcu olmaktı... Bu ülkede bu kadar kolay yem olmak, bu aç köpeklere... (Köpeklerden özür dilerim, lafın gelişi...) “Türk insanının ahlak anlayışı, Türk insanının namus düşkünlüğü, yok efendim Türk insanının örf ve adeti, aile yapısı...” diye başlayan cümleler artık daha da midemizi bulandırıyor. Bu iki yüzlü, bu riyakar zihniyetle dolu ülkede yaşamak her gün daha da zul geliyor. Özgecan’ın başına gelenlere mi yanalım, ardından konuşan şerefsizlerin sözlerine mi? “Yapmıştır bir ....puluk” diyenlerin... “Aleviymiş o kız yaaa” diyerek ‘hak etmiş yani’ demek isteyenlerin, bitmez tükenmez acılar çekmesini istiyoruz mesela... Sonra aklımıza bu ülkeyi yöneten zihniyetin sözleri geliyor, iyice deliriyoruz:“Bir tane kız mıdır kadın mıdır bilmem... Anası tecavüze uğruyorsa neden çocuk ölsün, anası ölsün... Tecavüzcü, kürtaj yaptıran tecavüz kurbanından daha masumdur... Tecavüze uğrayan doğursun, gerekirse devlet bakar”Ardından adalet terazisinin sadece erkekten yana olan dengesini hatırlıyoruz, dengesine tüküreyim diyoruz isyanla:- Tecavüz edilirken yeteri kadar bağırmadığına kanaat getirildiyse...- Öyle üzerinde mini etek falan varsa...- Gece vakti ıssız bir yerden geçiyorsan...- Sapığın eski sevgilin ise...- Bakire değilsen...Tecavüzcün indirim alıyor bu memlekette...Şimdi bir korkum var... O da , sapıklar mahkemede paçalarını kurtarmak için “Bizi tahrik etti, kendi istedi” gibi ifadeler kullanırlarsa, mahkemenin bu soysuzlara itibar edip cezada indirim yapması... Görmediğimiz şey değil çünkü bu... Özgecan’ın adını, anısını, ruhunu, bir de adalet kirletmez umarım... Bu ülkede, özellikle bir kadın olarak kendimi giderek daha korumasız, daha tehlikede ve daha yalnız hissediyorum. Bu arada bazılarınız kızlarınızı eve kapatmakla uğraşacağınıza, sapık erkek çocuklar yetiştirmemeye çalışın olur mu? O güzel yüzlü, tertemiz genç kız için ‘cennet mekan’ diliyorum.Kadın omzu pis mi?Özgecan’ın cenaze namazında imam törene katılan kadınlardan arka tarafa geçmelerini istedi, ancak kadınlar bu isteğe uymayıp namazı ön safta kılmakla kalmayıp bir de cenazeyi omuzladılar. Ben bu ayrımı hiçbir zaman anlamadım, anlamayacağım da... Niye kadın camide bile arka tarafa iteklenir ki?Benim orada canım gitmiş, ciğerim yanmış, canımın bir parçasını son yolculuğuna uğurlayacağım ama bunun için nerede duracağıma imam karar verecek... Beni tabutun başından uzaklaştıracak, sen geç arkaya diyecek... Niye? Ben pis miyim? Murdar mıyım? Sapık mıyım? Allah’ın gözündeki değerim erkekten daha mı aşağıda? Biz ailenin kadınları olarak, babamı kaybettiğimizde, camide bir an bile arkaya markaya geçmeyi düşünmedik... Zaten kimse de bizden böyle bir şey istemedi. İnsana sevdiğini de uğurlatmayacaklar neredeyse... Sadece kadınız diye...

Devamını Oku

Kahraman Nihat koptu gidiyor

12 Şubat 2015

Şu Nihat Doğan da olmasa bizi kim güldürecek?Allah da onu güldürsün.Yine eğlencelik bir TV programına değil de Kanuni’yle Viyana kapılarına dayanmaya gidiyor gibi bir havalar, bir pozlar, bir büyük laflar...Geçen sefer de giderken gözyaşları içinde memleketini bize emanet etmişti hatırlarsanız.Fakat özellikle şu Pascal Nouma konusunda pek fazla konuşmasa, ileri günlerde itibarı (kalan varsa) için faydalı olur. Diyor ki büyük kahraman Doğan, “İlk hedefim Pascal’ı göndermek. Geçen sefer de ben göndermiştim, yine ilk onu postalayacağım.”Zannedersin geçen yarışmada Pascal’ı yarıştı da yendi.Ayol adam bunu dövdü de ondan diskalifiye edilmedi mi?Ha yine “ben göndereceğim”den kastı “Yine tahrik edip dayağı yiyeceğim” ise, artık onu kendi mazoşizmi bilir, biz karışamayız.“Pascal’ın yerinde olsam benden korkardım” da demiş büyük kahramanus!Sen önce balıklardan korkmamayı öğren, bırak başkalarını korkutmak şöyle dursun...Bir su parkında, dize kadar suda diğer arkadaşlarıyla dururken birden vatoz balığını görüp “anneciğimmm!!” diye düz duvara tırmanmıştı hani..Umarım bu kez ‘adaya düşmeden’ önce bu korkusunu yenmek için tıbbi bir yardım almıştır.Neyse, her hal ve şartta Nihat Doğan bu tür bir yarışma için ideal isim.Nasıl olsa madara olmak ona dokunmuyor, bize de işte böyle bol bol mavrasını döndürmek kalıyor.Buz dağının ucu...Magazin dünyasında son günlere Sacit Aslan damgasını vurdu.Önce İzzet Çapa röportajı daha sonra Mesut Yar’ın programında söyledikleri...Sacit Aslan’ı tanıyan ve hatta onunla çalışma şansı yakalayan biri olarak bu okuduklarınızın ve duyduklarınızın buz dağının küçücük bir ucu olduğunu söyleyebilirim.Kimseye müdanası, eyvallahı olmayan bir adam O...Her ne kadar renkli görünse de aslında çok kanlı bir dünyanın içinde doğup büyümüş. Bizim hayran olduğumuz, çok farklı yerlere koyduğumuz isimlerin gerçek yüzlerini, nerelerden nerelere geldiklerini bildiği için yaldızlı vitrinler onu ilgilendirmiyor.Haddini aşanlara, geldiği yeri unutanlara bu yüzden tahammül edemiyor.O dünyayı kıyısından köşesinden biraz tanıyor olduğumu zannederken, O’nun anlattığı bazı şeyleri duyunca gerçekten bir süre şaşkınlıktan ağzımı kapatamıyorum.Diyorum ki “Abi yazayım mı bu anlattıklarını?”Her söylediğinin tamamen arkasında durduğu için “Yaz tabii...” diyor ama vallahi ne yalan söyleyeyim ben cesaret edemiyorum.Türkiye’nin bir gazino masasından yönetildiği dönemin en yakın şahidi olarak, Necef Uğurlu’nun kaleme alacağı kitabını da gerçekten sabırsızlıkla bekliyorum.Ve böyle bir reyting makinesi adama neden hala doğru düzgün bir televizyon programı yapan çıkmadığını anlamıyorum.Uçur sevgiliniBana bakın, şu reklamların cazibesine kapılıp da gidip yarın sevgilinize tencere, tava, ütü almaya kalkmayın.Size söylüyorum erkek tarafı...Kadına ev eşyasından romantik hediye olmaz.İhtiyacı varsa o küçük ev aletlerine, herhangi bir gün alır verirsiniz. Ama 14 Şubat’ta, doğum günlerinde, yıl dönümlerinde kadına beyaz eşyacıdan hediye alınmaz.Ve bana sorarsanız özel günler için en güzel hediye de adım adım planlanmış bir seyahat programıdır. Şöyle egzotik bir yerlere... Tabii bunun için bu sene geç kaldıysanız, eh n’apalım artık seneye hala bir sevgiliniz olursa, mesela el ele göz göze Fas’a uçarsınız...Ay hadi inşallah! (Yazar son cümleyi kendisi için kurdu.)

Devamını Oku

İpekçi ve hayal dünyası

10 Şubat 2015

Cemil İpekçi her verdiği röportajda hayatının bazı detaylarını başka şekilde anlatıyor.En son televizyonda Nazlı Ilıcak’a yine farklı bir senaryo anlattı.Aslında yıllardır sevgilisi diye yazılan Bekir Coşar paravanmış, asıl sevgilisi başkaymış, 30 yıl beraber olduğu o kişi geçen sene rahmetli olmuş.İnsan 30 yıldır beraber olduğu tek aşkının ölüm tarihini bilmez mi? İpekçi bilmiyor 12 ya da 13 kasımdı diyor.Şu Bekir Coşar meselesini inkar etmesinin, ‘Biz sadece çok iyi arkadaşız, bizimki, asıl ilişkimi gizlemek için uydurulmuş paravan bir beraberlikti’ demesinin sebeplerini aslında anlayabiliyorum.Şimdi Bekir, karısı, çocukları ve Cemil maaile birlikte yaşadıkları için ‘Kardeşim bu ne genişlik?’ sorularını önlemek için böyle söylüyorlar sanırım.Yoksa gazete arşivleri orada duruyor.Bu üçlü çok hararetli günler geçirmişti.Bekir’in karısı “Cemil kocamı kaçırdı, zorla alıkoydu” diye şikayetçi bile olmuştu.Şimdi hep beraber yaşıyorlar, çocukları İpekçi’ye dede diyor vs.Ben bu konuda daha önce de duyduğum rahatsızlığı yazdığımda beni homofobik olmakla suçlayanlar olmuştu.Kim ne derse desin... Yine söylüyorum, beni yetişkinlerin kendi aralarında yaşadıkları ilişki hiç ilgilendirmiyor.Gönül rızası varsa dört duvar arasında yaşananlar sadece o ikiliyi, üçlüyü artık her neyse, ilgilendirir.Ama işin içinde çocuklar olunca ve ben de çocuklara hiç kıyamayınca kulakları dikiyorum.Bir çocuğun annesi, babası ve babasının sevgilisiyle aynı evde yaşamasının o çocuğun ruh sağlığına hiç bir etkisinin olmayacağını kimse söylemesin bana...Bunu artık o üçlü de anladı ve o yüzden geçmişi inkar edip, paravan ilişkiydi hikayesini uydurmayı tercih ettiler ama işte ne yazık ki artık internet denilen bir şey var!Yapılan haberler, verilen röportajlar, söylenen sözler orada aynen duruyor.Geçmişi inkar etmek, silmek, yok saymak artık eskisi gibi kolay olmuyor.O ne özgüven o!Ben izlemiyorum ama Ulan İstanbul’un sevilen bir dizi olduğunu biliyorum.Şimdi Kanal D’nin bu sezon en çok izlenilen dizisi izleyiciyle internet üzerinden buluşacak.Hem de bölüm başına belli bir ücret ödeyerek.Vallahi tebrik ederim, bu özgüven peri kızında yoktur herhalde.Bu dahiyane projenin gerçekten tutacağını düşünebildiler demek.Hürriyet’in okurlarına yaptığı faşizan uygulamayı, zoraki üye olmayı şimdi dizi sektörüne de taşıyacaklar demek ki.Hürriyet’i internet üzerinden okumak uzun süredir tam bir işkence...Yazarları okuyacaksan mecburen üye olacaksın...Diyelim ki oldun... Zannetme ki o şifreyi sadece bir kez gireceksin.Arada tekrar tekrar sana yeni giriş yaptıracak o sistem.Genel olarak haberleri okumak ise tam bir azap!Sürekli dönen haber akışında, oradan buradan fırlayan reklamlardan fırsat bulup bir haberi tıklayıp okumak için, panayırlardaki köstebek yakalama oyununda önceden antrenman yapmak zorundasın.Gazete olarak okuruyla dalga geçmeleri yetmedi şimdi dizilerini de parayla izletecekler.Dizilerde sanırsın bana bir Game of Thrones, bir Lost, bir Breaking Bad!

Devamını Oku

İşleri güçleri martaval!

7 Şubat 2015

Biraz geç oldu ama sosyal medya şeytanlarını ciddiye almayı bıraktım artık. Herkese de tavsiye ederim. Amatörlük zamanımda ne etkilenir, ne sinirlenirdim. Ciddiye alıyordum o içi irinli insanların yazdıklarını. Şimdi yarım yamalak okuyorum, bakıyorum nefret kusuyor hemen blokluyorum oluyor bitiyor. O ruh hastaları genelde ünlülerin fan kulüp üyeleri oluyor. Takım tutar gibi tuttukları insanlara en ufak bir eleştiriye tahammül edemeyip başlıyorlar köpükler saçmaya... Tahmini olarak yaşları 13-20 arası... Hem çocuklar hem rahatsızlar... O sevdikleri ünlüyü de sorsan, neden sevdiğini doğru düzgün anlatamaz.Deli değneğine tutunur gibi, bir oyuncuya, bir şarkıcıya, hatta bir diziye, tutunuyorlar ve hayatlarının merkezine onu alıyorlar. Kendi hayatları o kadar boş ki çünkü... Kendilerini tek güçlü hissettikleri yer klavye başı... Normal yaşamlarında ezilen, horlanan, ciddiye alınmayan, yok sayılan taraf iken, ekranın arkasında gizlenip sağa sola hakaretler, küfürler yağdırırken dünyanın hakimi gibi hissediyorlar. Hele bir de o kişi sinirine hakim olamayıp karşılık verirse, yüzlerine tükürürsen Yarabbi şükür deyip eşe dosta (eğer öyle birileri varsa) hava atıyorlar.Bu tuzağa düşmemek, öfkeyi kontrol etmek gerek ama işte insanız, çatlama noktamız var. Tufaya en çok düşenlerden biri Cem Yılmaz... O hiç dayanamıyor. Geçen gün de Demet Akalın dayanamadı. Çocuğunun fotoğrafını paylaşmamasıyla ilgili abuk sabuk laflar eden bir takipçisine verdi veriştirdi. Meğer bir iki fotoğraf paylaştıktan sonra küçük bebeciğinde iyi huylu bir tümör tespit edilmiş ve tedavi olmuş Hira’cık... Ama ondan sonra bunu nazara bağlayıp bir daha fotoğraf paylaşmama kararı almışlar. Bunu, Demet’in o öfkeli yanıtından sonra öğrendik. Hem çok üzüldüm hem de sonucun temiz çıkmasına çok sevindim. Büyük geçmiş olsun, kim bilir neler yaşadılar o dönemde. Çok zor... Tekrar tekrar geçmiş olsun... Sanal ortamda ne övgüleri çok ciddiye almak ne de hakaretlere sinirlenmek beyhude enerji kaybı. En güzeli içine dönmek, işini iyi yaptığından emin olup, bildiğin yolda dosdoğru yürümek. Gerisi lafügüzaf! Ya da ‘onların’ anlayacağı dilde söylersek; “Martaval okumayın ulen!”Hülya aynı HülyaYerli yapım dizileri artık hiç izleyemiyorum. Tahammülüm yok o ağır akan mevzulara. En son Poyraz Karayel biraz heyecanlandırır gibi olmuştu ama o da iki bölüm sonra donup kalan konusuyla bıktırdı. Arada komik diyalogları falan vardı halbuki, eğlenceliydi ama onu da bıraktım. Yine yabancı yapımlara döndüm. En son The Tunnel’i bitirdim. Ondan önce Utopia... Arka arkaya iki İngiliz yapımı... İkisini de tavsiye ederim, izleyin.Cuma akşamı The Tunnel’in finalini yaptıktan sonra bakayım dedim bizim kanallarda neler olup bitiyor. TV8’de Hülya Avşar’ın programının sonuna denk geldim. Esra Erol’a “Kusura bakma sorularımla seni utandırdıysam” diyordu. Dedim yine konuşulsun diye sivri laflar etmiş bu belli... Nitekim ertesi gün programın o bölümü internete düşmüştü. Esra Erol’a “Kocanla hâlâ ateşli bir seks hayatınız varsa bunu nasıl başarıyorsun?” gibi bir soru soruyor. Erol da ne diyeceğini bilemiyor “Kartların hepsini aynı anda açmamak lazım” gibi bir şeyler söylüyor.Hülya’nın cevap “Bunu nasıl yapıyorsun peki? Ben ilk geceden ne var ne yoksa açıyorum sabaha bir şey kalmıyor” oluyor. Yani ne diyelim ki? Hülya aynı Hülya işte. Konuşulsun diye kendini düşürmeyeceği durum yok. İyi bak konuştuk, aferin ona... Büyük başarı, cesaret çünkü, böyle avam ortamlar yaratmak!

Devamını Oku

Püskevitli pastaya fit idik

5 Şubat 2015

Demet Akalın-Okan Kurt çifti kızları Hira’ya bir doğum günü partisi düzenledi ki, peh peh peh! Bebecik daha bir yaşını doldurduğu için bu partiden hiçbir şey anlamayacağı gibi ileri yaşlarına anı olarak da taşıyamayacak. Ama zaten bu partiler çocuklar için yapılmıyor. Anne-baba gösterişi üzerine kurulu organizasyonlar. Bize garip geliyor tabii... Böyle görkemli partileri hiç görmedik ki biz! Çocukluk ve gençlik anılarımda bir tane bile ailemin böyle özenip bana bir parti hazırladığını bilmem. Düşünürken bile komik geliyor aslında. Annem, babam ve benim için ponponlu, şekerli, kafaya tüy dikmeli, havai fişekli parti! Biz bildiğin ezik ezik büyüdük öyle.Annem en fazla püskevitten bir pasta yapmıştır bir iki kez o kadar. Şimdiki çocuklar çok şanslı. Aileleri onlara birer mucize gözüyle bakıyor ve el üstünde tutuluyorlar. Bunun nedeni insanların evlenecek doğru düzgün insanı zar zor bulmaları ve doğurganlık oranının giderek düşmesi olabilir mi acaba? Tedavisiz doğuranlar parmakla gösterilir oldu artık. Eskiden öyle miymiş? 18’ine geldiğinde zaten görücüler kapıda kuyruk olurmuş ve kadın da erkek de öyle pek seçici davranmazmış. Aileler de ince eleyip sık dokumazmış; makul bir işi varsa kızı ver gitsin... Sonra arka arkaya gelsin gebelikler... Böyle kolay ulaşılan çocukların doğum günleri de işte püskevitli pastalarla geçiştiriliyordu demek. Şimdi baby shower’lar, yok efendim ilk diş partisi, ilk “bab-ba” dedi yemeği, ilk yaşı, ilk “tay tay durdu” şenlikleri vs... Eskiden böyle şeyler var mıydı? Doğan büyüyordu! Biz de işte öyle çok ucuza büyümüş çok... Hoyrat bir eğitim anlayışı, yasaklar, cezalar ve minimum şımartmalarla...Şimdi doğmak, şimdi çocuk olmak varmış anasını satayım!Kan çıkmazsa reyting yokEvlilik programları ve tarz yarışmaları reyting alıyor, izleyenler oraya katılanlarla makara yapıyor, eğleniyor, sanki çok ciddi bir iş yapılıyormuş gibi gösterilip aslında bilumum şaklabanlığa prim veriliyor... Ama bu iş artık giderek çığrından çıkmaya başladı. Gerekli önlem alınmaz, katılımcılara bir çeki düzen verilmezse bir kepazeliğin olmasına ramak kaldı söyleyelim. Tarz yarışmalarındaki kızlara demişler ki ‘Ağzınızın ayarı olmasın, birbirinize frensiz dalın, reytingi kapın!’... Bunu bir programda bizzat sunucu Ebru Akel kendisi ağzından kaçırdı zaten: “Size fütursuz olun, istediğinizi söylemekten çekinmeyin dedik ama bu kadar da değil” dedi. Geçen gün TV8’deki versiyonda bir yarışmacı kadın da yanındakine “Şimdi elimin tersiyle ağzının ortasına bir tane geçireceğim göreceksin” diyerek elini havaya kaldırdı. Tam rakibini Medyum Keto gibi yere indirecekti ki kalktı yayını terk etti de o nezih ortam kana bulanmadı! Show TV’deki evlilik programında da önceki gün iki adam bir gelin adayı için birbirine girdi... Bildiğin sokak kavgası yani... Gülüyoruz mülüyoruz ama gerçekten bu iş çığrından çıktı. Hamam kavgasına az kaldı.

Devamını Oku

24 saat enerji topları

3 Şubat 2015

Sosyal medya hesaplarında bazı yaşam koçlarını, yoga-pilates hocalarını, diyetisyenleri, estetisyenleri, estetik cerrahları vs. takip etmeyi seviyorum.Hem olanı, biteni, yenilikleri öğrenmek hem de günlük motivasyon için...Ama bu isimlerden bazıları işi abartınca benim tadım kaçıyor ve takibi bırakıyorum.Bir insan 365 gün 24 saat kendini mutlu, dinamik, enerjik, pozitif hissedemez ki!Ama kendi yöntemlerini uygulayınca böyle olunabileceğini savunanlar bu zorlama çabalarıyla bana hiç inandırıcı gelmiyorlar.O isimden de, önerilerinden de hemen uzaklaşıyorum.Samimi bulmuyorum...Bir bakıyorsun abla 7X24 spor yapıyor, gülüyor, coşuyor, hopluyor, zıplıyor... Sürekli manik halinde bir hasta gibi...Yahu ben bunun nesine inanayım?Oysa samimi olsa, arada “Bugün de böyle” deyip melankolisini paylaşsa... Sonra tekrar ‘hayata döndüğünde’ ve formülü verdiğinde çok daha inandırıcı olacak...Bir insan sabah gözümü açar açmaz soluğu pilates topunun üzerinde alabilir mi?Alırsa bunda bir sakatlık yok mudur?Ya da canı hep mi brokoli suyu, kuşkonmaz haşlaması ister?Hiç mi tereyağlı İskender’’e kaymaz o gönül?Android değilsen arada ipin ucunu kaçırırsın... İşte samimiyetinden şüphe edilmemesi için arada bunu da paylaşmalısın...“Pazar sadeliği” deyip full makyaj, ışıldaklı hallerini koyma mesela ki seni takip eden paylaştıklarını içselleştirebilsin...Bu da benim bütün “çok bilenlere” naçizane önerim...Tuhaf görüntüEngin Altan Düzyatan ve eşi Neslişah Alkoçlar bir kafeye gidiyorlar.Her zaman önünde gazeteci ordusunun olduğu mekana daha doğrusu...Doğal olarak muhabir arkadaşlar küçük bir röportaj istiyor. Engin Altan tam ağzını açacak, eşi elinden çekip buna müsaade etmiyor ve “Oturalım!” diyor.Oturuyorlar.Anlatılanlara göre koca bu durumdan mahcup oluyor, kem küm ediyor vs.Bu ilişkinin başından beri ortaya çıkan bir algı var. Erkek tarafı iç güveysi geldiği evde kadın ve ailesi ne isterse onu yapıyor! Tabii ki böyle bir durum yoktur ve eminim genç oyuncu bu durumdan son derece rahatsızdır.Belki de yazılanı, çizileni, konuşulanı takmıyordur diyeceğim ama zannetmiyorum.Burada artık dikkat etmesi gereken eş Neslişah...Kocasını artık çekiştirmesin orada burada...Otur, kalk, gel, git deyip alemin ağzına malzeme vermesin.Hoş da durmuyor ayrıca...Gel gidelim uzaklaraEğer içinizde ‘Sevgililer Günü’ne hala önem veren varsa ki eminim var, hediye seçimi için bir yardımım olsun isterim. Bütçeniz kısıtlı da olsa hava yolu şirketlerinin ileri tarihli ucuz biletlerinden faydalanabilirsiniz. Sevgiliniz burun kıvırıp derse ki “Biz Şubat’tayız, bu biletler Ekim’e”...O zaman da edebinizi bozmadan diyeceksiniz ki “Sen hep yanımda olacaksın ya aşkım, ondan bu telaşsızlığım”...Yani ilişkinize uzun bir ömür biçtiğinizin de göstergesi olacak bu armağan...Ayrıca farklı bir coğrafyaya seyahat planından daha heyecan verici ne olabilir ki bu dünyada?Ha baktınız bu hediyeden hiç keyif almadı, heyecanlanmadı... Zaten o insandan kimseye hayır gelmez, yol yakınken yanlıştan dönersiniz.Bir bilen konuşuyor dinleyin siz beni! ;)

Devamını Oku

Daha önce nasıl düşünemedik?

31 Ocak 2015

Her 10 kadından 4’ünün şiddet mağduru olduğu bir ülkede, bir milletvekili çıktı ve bunu ciddi ciddi önerebildi...“En ufak kavgada karakola, mahkemeye başvurup olayı büyütmeyin, kendi aranızda halledin” dedi...Mevcut kıytırık yasaların bile gözü dönmüş dayakçı adamları durduramadığı, kadın sığınma evlerinin talepten kapasite yetersizliği çektiği bir ülkede...Kadına yönelik şiddeti önlemek için Meclis’te kurulan komisyonda konuşan AK Partili İsmet Uçma panik butonuyla ilgili konuşurken “Butonları biz örnek aile ve insanlardan oluşturabiliriz. Mahallenin namusu diye bir şey geliştirebiliriz” derken vallahi çok ciddiydi...Bunun dünyaya örnek olacağını bile umduğunu ifade etti.Namus bekçileri seçilecek mahallede...Neye gör kime göreyse artık...Kocam beni dövdüğünde gidip o bekçiye şikayet edeceğim.O da gelip kocamın kulağını falan bükecek herhalde ne bileyim.Şiddet mağduru kadınlar da boşu boşuna(!) yargıyı meşgul etmemiş olacaklar.Canlı panik butonu olacak o kişiler.“Örnek ailelerden” seçilecekler.Örnek aile kriterleri ne olacak acaba?Yani bu öneriyi yorumlamaya çalışayım diyorum ama neresinden tutsam elimde kalıyor.Kadının, devletin zaten korumakta aciz kaldığı can güvenliğini tamamen hiçe saymaya yönelik, hafsala almaz bir öneri...Komisyonu kurdunuz, düşündünüz taşındınız ve bula bula bunu buldunuz değil mi?Bravo!Bereketli olsun!..Ata Demirer’in en sevdiğim tiplemesi idi veteriner Niyazi Gül.Demirer şimdi bu karakteri İzmir’de çekimleri süren filmde izleyiciyle buluşturmaya hazırlanıyor.Sezonun en merakla beklediğim filmlerinden biri olacak bu.“Niyazi Gül Dört Nala”...Fakat filmi bazı aksilikler zorluyor.Bir kere hiç hesaba katılmayan bir şey oldu, İzmir tarihinin en yağışlı ve en soğuk kışını yaşadı, yaşıyor.Yağmur yüzünden çekimler sürekli ertelendi.Bir de hazırlık aşamasında oyuncu bulma konusunda bazı sıkıntılar olmuş. Çünkü bitmek bilmez dizi furyası ortalıkta oyuncu bırakmamış.Ben de diyorum bu kadar oyuncu kursu, okulu biraz ihtiyaç fazlası değil miydi? Değilmiş...Hatta oyuncu fabrikası lazım artık bu ülkeye...Şu yağmur engeli filmin gişesine bereket olarak yansır diyelim ve Niyazi artık bize at hayvanını mı, kedi hayvanını mı anlatacak, merakla bekleyelim...Pişkin kadınBen bu kadından çok sıkıldım artık...Ne muhafazakar bir yapım var, ne de ahlak bekçiliğine soyunmaya niyetim.Ama benim kadar özgürlükçü ve hatta geniş bile sayılabilecek insanı dahi rahatsız edecek kadar gemi azıya aldı bu kadın.Arsızlığının haddi hududu yok, bunu anlamış bulunuyoruz.Bu ve benzerleri hem görüntü hem ruh kirliliği yaratıyorlar toplumda.O kadar taşkın bir ruh ki, ne kadar açarsa, ne kadar gösterirse, illegal ilişkisini ne kadar gözümüze gözümüze sokarsa soksun, yok, yetmiyor...Utanma duygusu gelişmemiş. Pişkin... Daha, daha, daha açmak, göstermek, yüzümüze dayamak istiyor.Kocasına hiç değinmiyorum.Asıl onursuz, sefil o zaten...Ben sadece çocuklarına acıyorum...Neyinize gerekti sizin çocuk yapmak? Gördüğünüz, ilgilendiğiniz var mı o da ayrı konu...Gece gündüz sokakta yarı çıplak gezen bir anne, kifayetsiz bir baba...Yazık be o çocuğa...

Devamını Oku