Manken Özge Ulusoy konuk olduğu İkinci Sayfa programında, evliliği ve çocuk sahibi olmayı kesinlikle düşünmediğini üstüne basa basa söyledi.Kendi kariyerine odaklanacakmış.Bir günde apar topar evlenmek için Çeşme’de bütün şartlarını zorlayan, ana-babasını karşısına almayı bile göze alan o değildi çünkü! Yani ün, şöhret ve onların getirileri için önce binbir emek sarf eden mankenlerin, hayırlı bir kısmet bulunca giydikleri şu prenses pelerini?! Demet Şener’dir mesela, onların piri! Ardından Ebru Şallı gelir, en ünlüleri...Evlilik bir toplum baskısıymış, Özge bunu istemiyormuş.Hacı Sabancı gibi bir isim, Çeşme’deki nikahını annesinin basması ve Survivor’a kadar doğru düzgün kimsenin adını bilmediği bir manken olan Özge’ye evlenme teklif edecek, Özge de “Yok ben evliliği henüz düşünmüyorum” deyip bu teklifi geri çevirecek! “Ben kariyerime odaklıyım Hacı, kusura bakma” diyecek.Öyle mi?Hmm peki!Bul karayı al parayıAcun Ilıcalı’nın büyük yatırım yapıp büyük hayal kırıklığına uğradığı Ütopya sonunda izleyicinin dikkatini çekmeyi başardı.Çok talihsiz ama bir o kadar da makara bir olayla.Semih isimli yarışmacı sevgilisi Kurretülayn’ın kucağında yatarken aleni olarak tombala çekti!Ve görüntüler haber sitelerine düştü.Özellikle ebeveynler ortalığı ayağa kaldırdı: “Çoluk çocuğumuz izliyor bu programları” deyip.Aman sanki senin çocuğun yapmıyor böyle şeyler!Fakat tabii ekranda aleni olarak yer almasına aklı selim her insan gibi ben de karşıyım.“Seks her zaman sattırır” tamam da, ancak paralı yayınlarda olacak bir görüntü, internet üzerinden bile olsa bir TV yarışmasında yer almamalı...İzleyicilerden tepki gelince Acun Medya’dan bir açıklama geldi tabii...O görüntülerin televizyonda yayınlanmadığını sadece internet yayınında izlendiğini söylediler.Eee? Ne fark eder?Bugün tombala çeken yarın cesaret bulup işi başka yerlere götürebilir.Çocuğun hormonlar şahlanmış çünkü belli..Yani şimdi şu da var tabii.Kanı deli akan gencecik insanları aylarca bir kafese kapatırsan, eh yani bir yerden patlama olur.Bir de yine yeri gelmişken sorayım belki içinizde bilen vardır.O yarışmanın amacı ne?Yani bir ödül falan mı var?O insanlar ne yapıyor orada?O sefaleti, o sakil barınağı, bakımsız homeless görüntülü insanları kim neden izliyor ve orada neler oluyor?Kabus çiftliği gibi yahu!Hele bu son olayla tam oldu, “gerilim-erotik” film platosu!Bu arada gerçekten TV 8’in her yayınında “seks sattırır” mottosu hissedilmiyor değil.Survivor’da hava şartları nedeniyle giyinik insan yok, malum.“İşte Benim Stilim” desen, son yayın adeta Victoria Secret defilesi gibiydi... Kızlar don, sütyen sahnedeydi.Eh Ütopya da gerilerden malum atağı yapınca tam oldu.Vallahi bizim için sıkıntı yok da, RTÜK denilen bir “Ali kıran baş kesen” var orada malum...Bakalım onlardan ne zaman ses çıkacak...Gün bahşetmişlerNe kadın ayrı bir varlık, ne de erkek... İnsanız insan! Hatta sadece bir “canlı”!Hayvandı, bitkiydi, insandı... Yaratan yaratmış işte, yaşayıp gitmeliyiz, böbürlenmeden, “ben en üstünüm” demeden...Bu yüzden Dünya Erkek Günü yoksa, Kadın Günü de olmamalı...Çok saçma...Ama tabii madem böyle bir gün uydurulmuş, nimetlerinden de faydalanmak lazım.Bir çok mağaza ve market bugün kadına yönelik ürünlerde ciddi indirimler uyguluyor.Hatta dünden başladı bu indirimler.Gidin yararlanın bacım!Bu saçma günün tadını siz de öyle çıkarın!
MHP Genel Sekreteri İsmet Büyükataman ve Hülya Avşar arasındaki tartışma ne çirkindi öyle!İki tarafın da sözleri, hem içerik hem üslup olarak ayak bileği seviyesindeydi...Büyükataman’ın Avşar’ın anneliğinden girip, set basma tehditinden çıkması ayrı, karşı tarafın lan’lı lun’lu tavrı ayrı...Hülya Avşar’ı günahım kadar sevmem ama gerçekten “Kendi çocuğuna anne olmaktan uzak bir tip...” sözünü duyunca ben bile delirdim.Bu da işte, kadına yönelik şiddetin bir başka türü...***Sen çık benim dediğim gibi “Biz bu kadını sevmiyoruz” de, “Bizim hassas olduğumuz bir konunun içinde yer almasını istemiyoruz” de, ki buna da kimsenin hakkı yok...İsteyen istediği filmde, istediği rolü oynar.Ama sen çoluğu çocuğu, anneliği, kadınlığı ne karıştırıyorsun işin içine?Yakıştı mı bu Ali kıran baş kesen tavırlar?Hülya Avşar’ın kışkırtıcı ve her zamanki avam üslubu da ayrıca uygunsuz tabii...Kendini de artık nerelerde görüyorsa, “Hülya Avşar partiler üstüdür” demiş ama hani biraz daha zorlasa “ben insan değilim, ırklar-türler üstüyüm” de diyebilirmiş.***Öyle altı boş bir ego, öyle bir ‘küçük dağların efendisi’ hali onun ki... Komik!Her zamanki Hülya işte...Neyse umarım bu lüzumsuz ve ilkel tartışma daha da ileriye gitmez.Ve Büyükataman o annelik mevzusuna sert dalışı için karşı taraftan özür diler.Hem anneden hem de neden çamur attığı anlaşılamayan kızından... Çok ayıp ya, gerçekten çok ayıp!Hayırlı evlat çünkü!Oh sefası olsun Oğulcan’a her şey yakışır!Seda Sayan, oğlu Oğulcan Engin’e Cihangir’den tam 12 milyon dolara bina satın almış.Babası Sinan Engin de 4 milyon dolara binayı restore ettiriyormuş.Oğulcan benim her gördüğümde “Böyle olacağını bilsem doğururdum lan!” diye kendime hayıflandığım bir aslan parçası.Bir genç adam bu kadar mı efendi, bu kadar mı saygılı ve bu kadar mı eğlenceli olur?Ailesine düşkünlüğüne, büyüklerine saygısına, hele o anneannesine olan aşkına bayılıyorum.Çok paradan, bu tür lüks armağanlardan şımaracak, kendini şaşıracak en son evlattır o...Yani zenginin malı biz züğürtlerin çenesini hiç boşuna yormasın.Bir de Seda Sayan için 12 milyon dolar pek de öyle önemseyeceği bir rakam değil diye bilinir.Mesela duyduğuma göre yakın zamanda Ferit Şahenk kendisine, ünlü gece kulübü Şamdan’ın binası için teklif götürmüş. Ki o bina Sayan’ın en önemli emlak yatırımlarından biridir... Dudak uçuklatan bir rakam teklif etmiş Şahenk.Ama Sayan “Benim paraya ihtiyacım yok, o bina oğlumun, ileride istediğini yapar” deyip bu teklifi geri çevirmiş.Biz emlak dedikoducularının yalancısıyız.Şimdi ben Oğulcan’ın Cihangir’deki o binayı nasıl kullanacağını merakla bekliyorum.Şimdiden uğuru, kısmeti bol olsun diyorum.Kocadan izinKadınların en çok ekran başında olduğu saatler...Esra Erol’un programı...Gelin adayı liseyi bitirmemiş.Kendisine talip olan damat adayı diyor ki “Eğer evlenirsek, ben onun liseyi bitirmesini istiyorum.”Ne güzel!Esra Erol da çok seviniyor bu duyduklarına ve kıza dönüp şöyle diyor: “Ayy bak görüyor musun ne güzel! Hatta belki üniversiteye gitmene bile İZİN VERİR ileride!”Bu isimler, kadınlara yönelik program yapıyorlar ve kadınlara ne kadar kötü örnek varsa onu sunuyorlar.Yok imam nikahlarını evlilikten sayma, yok kocadan İZİN ALMA...Bu toplumda kadının haklarının, adının ve yerinin olması gerektiği yere gelmesi, giderek daha da umutsuz vaka!
Bu ülkede evli insanların sevgilileriyle, metresleriyle açık açık ortada gezmesiyle ilgili duyduğum rahatsızlığı yazmaktan asla vazgeçmeyeceğim.Madem aile toplumun en küçük birimi, kokuşmanın da o çekirdekten başlayacağına inanıyorum çünkü.Toplum değerlerini bu kadar rahat, bu kadar aleni ayaklar altına alamazsınız hanımlar, beyler!Pişkin pişkin “Size ne, bu benim hayatım” diye sırıta sırıta gezemezsiniz...Yakın tarihli magazin gündeminde şöyle bir dolaşın... Özellikle son bir kaç yılda...İş adamından, sanatçısına, televizyoncusundan sporcusuna resmi nikahlı eşi orada duruyorken manitasıyla geh geh sırıtarak poz veren insanlarla dolu.Ne ara bu kadar genişledik biz heyy?Kendinize gelin artık...Bu geniş geniş yaşayanların neredeyse öncüsü Ali Ağaoğlu’dur.Röportajlarında o kadar gururla benim küçük hanım, büyük hanım, ortanca hanım diye sayıyor ki!Hele en son yaşadığı gerçekten olacak iş değil...Küçücük, torunu yaşındaki kızla beraber ve o kız ne ailesinden ne toplumdan hiç ama hiç çekinmeden ulu orta fotoğraflarını paylaşmaktan bile çekinmiyor.O adam deden yaşında ve evli kızım evli, sen ne yapıyorsun? Gerçekten ismini anmaya lüzum görmediğim o kızcağızın ailesinin yerinde olmayı hiç istemezdim.O fotoğraflardan biz bu kadar rahatsız oluyorsak, kim bilir onlar ne kadar utanıyordur...“Kızımız dedesi yaşında adamın metresi ama en azından artık sırtı yere gelmez” demiyorlardır eminim. Yani dememeleri lazım.Ki zaten duyduğuma göre genç kızın kuzenleri soyadlarını bile değiştirmeyi düşünüyorlarmış yaşanan bu rezalet yüzünden... Evladım sen neyle gurur duyup da o fotoğrafları çarşaf çarşaf sosyal medya hesaplarında paylaşıyorsun bilmiyorum ama inan yaptığı bir başarı falan değil.Bizim fotoğraf olarak bile rahatsız olduğumuz bir görüntünün canlı kahramanı olmak senin bundan sonraki hayatın için hiç iyi bir referans değil.Haydi sen toysun, çocuksun, içinde bulunduğun garabetin farkında değilsin, ah o yanındakine ne demeli yanındakine?Bu toplumun hâlâ iyi kötü bazı değer yargılarının kaldığını düşünüyorum. Kimse o değerlerle güle oynaya alay etmesin. Allah herkese akıl, fikir, izan, onur, gurur versin...Ve bu dünyada para, bazı seviyesizliklerin, yozlaşmanın üstünü kirli bir toprak gibi artık örtmesin!Çağla meydan okuduÇağla Şıkel evliyken kilitli olan instagram hesabını kırmızı kurdeleli bir açılışla genele açtı.Allah kolaylık versin.Ucuz klavye delikanlılarından en çok çeken biri olarak buna nasıl cesaret etti ve neden gerek duydu bilmiyorum ama umarım canı çok sıkılmaz.Sosyal medyada kime nereden salyamızı akıtsak diye dolaşan kalabalık bir güruh var çünkü.Sadece ünlü oldukları için kamu malı olarak gördükleri insanlara binbir hakaretle saldırmayı iş edinmiş yarasalar onlar...Çelik gibi sinirin varsa ve o yazılanları takmıyorsan sorun yok ama Şıkel daha kısa bir süre önce kendisine Twitter üzerinden hakaret eden bir kullanıcıyı dava edeceğini gözyaşları içinde açıklamıştı.Kendini korumaya almak yerine kalkanlarını daha da indirmesini hem cesur bir hareket olarak görüyor hem de canı daha da sıkılmaz diye ümit ediyorum. Haydi hayırlı açılışlar!
Adam çok afedersiniz kıçından diyet uydurmuş, kitabını yazmış...Bütün dünyada televizyonlara çıkıp abuk sabuk sözde bilimsel bu teorisini anlatmış, insanları bir güzel etkilemiş.Sonra gitmiş adını verdiği diyetin bir de ürünlerini piyasaya sürmüş.Lüks marketlerde reyonu var.O diyeti yapıyorsan bu ürünleri satın alacaksın ki bir işe yarasın.Yani bu bile diyetin ve onu piyasaya süren adamın buram buram sahtekarlık koktuğunun bir kanıtı.Bunu yıllardır söylerim.Sadece tek bir besin grubuna yüklenip kilo vereceksin ve bunun sağlıklı olduğunu iddia edeceksin ha?Hay senin aklına şaşayım sayın şişman!***İşte yıllardır bu ve benzeri eleştirileri, bu ve benzeri diyetleri uygulayanlara yönelttikten sonra, geçen gün vücuda deli gibi protein yükleyen o saçma şeyi uygulamaya ben de karar verdim!Vallahi yaptım bak!Şişkoluk insana neler yaptırıyor gör işte... Ben böyle de güzelim, hiç takmıyorum derken sonunda baktım işin ucu çok sakat bir yere gidiyor, bir arkadaşımın gazına geldim.“O yapmış, bak bissürü de zayıflamış, ben neden yapmayayım? Hem zor değilmiş, hiç aç kalmıyormuşsun” diye kendimi ikna edip, bir sabah bünyemi yumurtaya vurmak suretiyle protein yükleme moduna geçtim.Hiç uzatmayacağım, akşama durumum şuydu: Mide bulantısı, kusma, migren başlangıcı, anksiyete, kan şekerinin ayak bileği altına düşmesine bağlı öfke patlaması...Bir kere zaten ben et sevmem, yemem, benim neyime protein rejimi...Birde aç kalmaktan çok korkarım ve açlığa hiç tahammülüm yoktur. Diyet lafı bile beni açlıkla terbiye ettiği için daha sabahtan yüklendim yumurtaya, yüklendim, ete, köfteye...Nasılsa miktar önemli değil, ye yiyebildiğin kadar.Yanında başka bir şey yeme yeter, dediler.Ayarım yok ki, yarım günde bir kümesin tüm ürününü ve bir büyükbaşı toynakları hariç, sütü dahil yedim, içtimherhalde...***Yazarken bile içim kalkıyor.Çok ama çok uzun süre hayvansal herhangi bir gıda görmek, tatmak istemiyorum.Sorarım sana ey tombik Öncel, rejimmiş diyetmiş senin neyine?Allah çok şükür iki tane sağlam bacak vermiş, sahilde bir kasabada yaşama şansı vermiş, çık doğaya vur kendini yürü!Sonradan başka bir arkadaşım uyardı. Bu diyeti tam 8 ay uygulamış. Çok da zayıflamış.Ama sonra rahatsızlanınca bir bakmışlar ki “Merhaba hipoglisemi!”Tüm verdiğimi fazla fazla aldım. Metabolizmayı tamamen yerle bir eden bir diyet o sakın bir daha kalkışma dedi arkadaşım.Aman kalkışmam!Sizi de uyarayım. bu ara malum yaza üç kala diyet listeleri havalarda uçuşmaya başlamışken siz benim gibi kekoluk yapmayın, gidip doğru düzgün bir bilene danışın.Ayyh! Etler yumurtalar geldi yine gözümünönüne!(Özellikle tam adını yazmadım iyi kötü reklamı olmasın diye ama hepiniz anladınız zaten kimin diyeti olduğunu...)Bir Cihangir atarı dahaBir kaç gün önce Rıza Kocaoğlu Cihangir’de evin kapısının önünde onu ve kız arkadaşını çeken gazetecilere “Biz aşiretiz, silin o fotoğrafları yoksa sizi vururum” deyip boyundan büyük atarlara girişmişti.Şimdi de Meltem Cumbul, yine aynı semtte, yine bir evin önünde Yonca Evcimik’le kapının açılmasını beklerken kendilerini çeken muhabirlere söylenmiş: “Her yerde karşımıza çıkıyorsunuz. Bizi çekmekten vazgeçin artık. İnsanlık suçu işliyorsunuz . Bunun hesabını öbür tarafta nasıl vereceksiniz?” demiş.Abartın abartın!Bir kere muhabirler her yerde değil, birkaç belli başlı semtte...Siz, onların olduğu yere gidince ‘yakalanıyorsunuz!’Ayrıca dünyanın neresinde bir magazin muhabiri elinde kamerası varken iki ünlüye birden rastlar da çekmezlik eder?Adamı işinden ederler.Gazetecinin kum gibi kaynadığı sokaklarda gezerken görüntü alınmasına da sesiniz çıkmasın bir zahmet.Tamam bazen bizimkilerin de abarttıkları oluyor ama kum torbası yaptınız be arkadaşlarımızı!Yok vurum, yok insanlık suçu işledin... Saçmalamayın rica ederim!
Adamlar adam değil ama para onlarda...Kadınlar da kadın değil ama akılları fikirleri parada...Şahane ikili oluyorlar.İki tarafın da ne peşinde olduğu belli ama onlar adını “aşk” koyuyorlar ve aşka hakaret ediyorlar.O adamlar önce kendi memleketlerinde ailelerinin uygun gördüğü bir kurban bulup evleniyorlar.***Çoğu resmi nikah falan da yapmıyor, bulmuşlar işin kolayını, basıyorlar imam nikahını...Sonra arkasından bir kaç tane çocuk yapıyorlar, kendi ailelerine karşı görevlerini tamamlıyorlar.Ardından erkek ya onlar, başlıyorlar elimin kiri deyip daldan dala konmaya... Atıyorlar kapağı büyük şehirlere.Orada çakal kadın çok.Avuçlarını ovuşturup Anadolu’dan paralı bir abi düşsün diye bekliyorlar.İki taraf da kendini çok akıllı sanıyor.Sorsan büyük aşk yaşıyorlar ve o aşklarını hemen bir nikahla taçlandırıyorlar.Yine bir imam nikahı tabii ki!Sonra gelsin yeni çocuklar.O çocuklar bir an önce yapılmalı ki aşiretin, şirketin mallarına varis olsunlar.Çünkü o kadınlar biliyorlar ki en kısa zamanda tıpkı bir önceki gibi buruşturulup bir kenara atılacaklar.O yüzden çocuk konusunda hepsi bir telaş, bir yarış içinde...***Eskiden bu işler bu kadar ulu orta yaşanmazdı.Evli bir adamla beraber olmak, ikinci kadın olmak ayıptı, saklanırdı. Şimdi herkes o kadar göğsünü gere gere yaşıyor ki, yuva kurma, aile olma kavramlarının içi boşaltıldı.Algı artık yerleşti: Bir adamın parası varsa üç karısı da olur, dört karısı da... Çocuklar zaten sebil gibi...Olan da onlara oluyor ya zaten... Benim de kafamı bir tek bu bozuyor.Yoksa bana ne, bu rezil hikayelerde alan razı veren razı ise!Seviyorum bu kadınıŞimdi benim kafam karıştı, Meryem Uzerli hani Ozan Güven’le birlikteydi?Çok yakıştırmıştım bu ikiliyi...Fakat sonra birbirleri için ‘dünya ahiret kardeşimdir’ benzeri açıklamalar geldi.Herhalde bu ilişki flört aşamasından geri döndü.Şimdi de Uzerli’nin Özcan Deniz’le yakınlaştığı iddia ediliyor ki ben bu iki ismin yan yana gelmesini de sevdim.Ya da belki Can Ateş’ten sonra artık kim olsa Meryem için daha iyi olacak diye düşünüyorum.Özellikle hamilelik döneminde yaşadıklarına, o dönem anlattıklarına o kadar üzüldük ki kendi ailemizin bir ferdi gibi koruyup kollamak istiyoruz bu şeker kadını .Meryem’in her zaman gülen yüzünün, yaydığı pozitif enerjisinin de katkısı büyük tabii.En zor zamanlarında bile sükunetini, sakin tavrını bozmadı, yüzünden gülümsemesini eksik etmedi.Biz alışmışız tabii bu gibi durumlarda tarafların birbirlerini en ağır şekilde suçlamasına, hakaretler savurmasına, mahalle kavgasına...Meryem’in biten yanlış bir ilişkinin ardından bile yaydığı huzur, hepimize ilaç gibi geldi.Şiddeti hiddeti bitmeyen ülkeBüyüklere karşı gelinmez, laf söylenmez, cevap verilmez diye diye yetiştirilen bir toplum olarak çoğunluğumuz ezik, kendini savunmaktan aciz ve yaralı...Oysa hiç kimse sadece yaşı büyük olduğu için saygıyı hak etmez.Ya da öğretmenin diye, patronun diye, antrenörün diye, aile büyüğün diye, polis diye, sana eziyet etmeye, fiziksel veya psikolojik şiddet uygulamaya hakkı yok.Bakıyorum ekrana yarışmak için çıkmış kızlar, jüri diye oraya oturan insanlardan ağır hakaretler işitiyorlar ve ‘tamam efendim, sepet efendim, özür dilerim efendim’ diye susup oturuyorlar. İçlerinden biri de çıkıp “Hoop ağzınızın ayarını bilin, siz kime bağırıyorsunuz?” demiyor, diyemiyor.Bir basketbol koçu oyununu beğenmediği oyuncusunu tokatlama hakkını kendinde görüyor.Okulda öğretmenin en büyük yardımcısı elindeki cetveli ve dilindeki aşağılama cümleleri...Aile içinde zaten dayak cennetten çıkma...Şu bayıla bayıla izlediğimiz eski Türk filmlerine bakıyorum, mutlaka bir kaç yerinde bir tokat patlıyor. Seven insan sevdiğini kıskanır ve ağzının ortasına bir tane ekleştirir. Bunu böyle kanıksamışız.Bir baba kızına kızarsa, dizini döveceğine çocuğunun ağzını burnunu birbirine karıştırır!Ananın vurduğu yer, kafadan gül bahçesi!Şiddet bu ülke insanının ciğerine işlemiş.Kolay kolay nasıl temizlenecek bilmiyorum. Bilen olduğunu da sanmıyorum.
Benim gündemim bugün biraz sulu...Biraz derken bildiğin selli melli...Türk medyası doğal afet deyince sadece İstanbul’da yaşanan doğal afetleri ciddiye aldığı için pek kimsenin haberi yok ama Çeşme-Alaçatı üç gündür çok zor günler yaşıyor.Bunca yıllık yağmur sever insan olarak kendimi hiç bu kadar ihanete uğramış hissetmedim.Oysa aptal bir romantik olarak yağmur benim en kıymetlimdi.Gökyüzü kara bulutlarla kapandıkça içim açılır benim... Yani açılırdı...Artık su elementiyle elimi yüzümü yıkarken bile mesafeli olacağım herhalde.Doğa Ana kızgın yüzünü öyle bir gösterdi ki...Aslında her şey ne güzel başlamıştı.Cumartesi akşamı Ata Demirer-Demet Akbağ’ın baş rolünü paylaştığı Niyazi Gül Dört Nala filminin çekimleri burada yapıldı.***Biz de hem çekimleri izledik hem de sonrasında hep beraber keyifli bir yemek yedik.O sırada pıtır pıtır yağmur başlamıştı...İşte o pıtır pıtır daha sonra 30 saat kadar aralıksız sağnağa dönünce işler kabusa döndü... Ilıca’nın bir kaç milyon liralık lüks villalarından iş yerlerine kadar her yer çamurlu sel sularıyla doldu.Ben yaklaşık 12 saati evin dört yanından içeri giren sular yüzünden sinir harbiyle geçirdikten sonra “amaaan koy gitsin!” deyip hiçbir şey yapmadan bileğe kadar suyla öylece oturma kararı aldım.Yapacak bir şey yok çünkü...Daha doğrusu ne yapacağını bilmiyorsun ki..Bir ara pencerenin duvarla birleştiği yerden salonun ortasına bir metre kadar tazyikle su fışkırmaya başladı.Köpeğim Ayşe bu duruma çok sevindi. Sel yüzünden evde hapisti ve canı çok sıkılmıştı. O fışkıran suları ağzına denk getirip içmeye çalışırken ne eğlendi ne eğlendi!İşte böyle durumlarda, ama sadece böyle durumlarda yalnızlık çok koyuyor be!Suyun içinde yüzen halıları tek başına kaldıramazsın...Mobilyaları toparlayamazsın...Sokağa çıkıp hayvanatları güvenli bir yere toplayamazsın...Ay bir de elektrik gitti mi sana!Zaten iyi ki de gitti...Suları toparlarken elektrikli cihazların, prizlerin yarattığı tehlikeyi düşünemiyorsun çünkü o sırada...***Vallahi neyse işte, evin içinde, hem boğulma, hem çarpılma tehlikesi geçirdiğimiz bir doğal afeti de böylece atlattık.Bu arada uzun zamandır görüşmediğim dostlarımın geçmiş olsun telefonları bana kendimi yine çok güvende hissettirdi.Sırtım yere gelmez benim, dedim...“Yapabileceğimiz bir şey var mı?” sorusu bugünlerde benim için dünyanın en şefkatli cümlesi...Bir dostunuz benzer sıkıntılı durumlar yaşadığında uzakta bile olsanız “Nasıl olsa elimden bir şey gelmez” deyip aramazlık yapmayın.Elden gelmeyen sözden gelir belki...İnsan kuracağı bir kaç destek cümlesiyle bile, şefkatle kucaklayabilir sevdiklerini...
Star TV, Benzemez Kimse Sana isimli yarışmayı yayından kaldırdı.Yapımcı şirkete göre yarışmanın başını telif ücretleri yedi.Fakat “Bir programda en az 220 bin lira telif ücreti ödüyoruz, bunun altından kalkmamız mümkün değil” şeklindeki açıklama doğrusu hiç inandırıcı gelmedi.Tutan, izlenen, doğru düzgün reklam alan bir program için 220 bin liralık telif masrafı nedir ki?Demek izlenmedi ki gelirler giderleri karşılamadı.Buna şaşırdığımız söylenemez. Ünlülerin ünlüleri taklit ettiği bir program haydi ilk sezon biraz ilginç geldi izlendi diyelim. İkinci sezon da birincinin rüzgarından yararlandı... Ama sonrasının artık sıkıcı gelme ihtimali yüksekti, öyle de oldu.Tabii bir de Huysuz Virjin’in yerine Seyfi Dursunoğlu’nun geçmesi durumu var ki programın asıl rengi işte orada soldu.Dursunoğlu da haklı artık bu saatten sonra kadın kılığında onca saat ayakta şov sunmak kolay değil ama Huysuz’a alışmışız bir kere...Yerine kimseyi koyamayız, Seyfi Dursunoğlu’nun kendisini bile.Kadın isterse artık hep gençMuazzez Abacı ünlü kabadayı Hasan Heybetli ile fırtınalı ilişkisini anlatırken “3. evliliğimi 1976’da Hasan Heybetli ile yaptım ama bu ilişki ömür boyu oldu. Çünkü o hiç hapishaneden çıkamadı. İki kere ayrılıp, evlendik. Benden sonra o üç kere evlendi. Herhalde yaşlandım diye beni bıraktı” diyor.Katılmıyorum...Çünkü yaş denilen olguya inanmıyorum.Kişinin kendine ne kadar bakıp bakmadığıyla ilgili erir gider o yaşlar.Hem ne o öyle, yaşlı, hasta kedisini sokağa atar gibi, yaşlandı diye kadın mı terk edilir?Ayrıca artık kadınlar canları ne kadar isterse, o kadar sene taş gibi görünebilirler.Bak Seda Sayan’a... Kadın aç gezdiğini söylüyor ama bunun getirisi olarak da hiç olmadığı kadar sağlıklı ve genç görünüyor.Eh tabii kendinden 20-25 yaş genç sevgilileri elde tutmak kolay olmamalı.Kendine bakacaksın, özen göstereceksin, tıp biliminin bütün nimetlerinden faydalanacaksın.Sonra başın dik, egon parlak, karın içeride, memeler dışarıda aslanlar gibi dolaşacaksın.Geçen gün Gülben Ergen’in pazılarını gösterdiği fotoğrafı görünce hem çok özendim, hem kendime çok kızdım.Bakınca gerçekten bağ oluyor, bakmazsan benimkiler gibi pehlivan kollar...Ayrıca kadınları yaşlandı diye terk eden o Türk erkekleri önce dönüp kendilerine baksınlar.Sözüm parama geçer diyorlarsa, onlara hatırlatalım, sadece para için gerçekleştirilen beraberliklere evlilik demiyoruz biz. Şirket ortaklığı diyoruz.Size sadece paranız için “katlanan” o kadınlara da “eş” değil başka bir tanımlama yapıyoruz.Sizin 20’lik kızları kollarınıza takıp “yaş yetmiş ama gördüğünüz gibi bende iş daha bitmemiş” havalarınızı yemiyoruz yani...Haberiniz olsun.Bahar geldi coşCuma günü birinci Cemre havaya düşmüş, meğer iki gündür yaşanan bu bahar tadının sebebi buymuş.Bunca yıllık insanım ben böyle uzun ve sert bir kış yaşamadım.Küresel ısınma etkileri son yıllarda kışın ılık geçmesine neden olurken bu sene hepimiz “donduk” kaldık.İşin üşümesi, ısınmak için maddi olarak göçmesi bir yana bir de sokakta yaşayan insanlar, hayvanlar için vicdan azabı çekmekten yorulduk.Her sene benim için birinci Cemre demek artık kış bitti, yaşasın bahar geldi demek.Yani artık mart kapıdan da baktırsa, kazma küreği de yaktırsa benim gözümde kışın bir geçerliliği yoktur.Bu sene kış sadece hava olarak değil yaşanan acı olaylarla da kalbimizi çok üşüttü.Baharın güzel enerjisine, sıcaklığına, papatyasına, binbir kokulu otuna, kelebeğine çok ihtiyacımız var.Geldi şükür, hoş geldi..
Eminim çoğunuzun başına gelmiştir.Diyelim ki doğum gününüz ve siz arkadaşlarınızı evinizde toplayıp bir parti vermek istediniz. Arkadaşlarınız, aileniz hep beraber eğleniyorsunuz.Evinizden şen kahkahalar, müzik sesleri yükseliyor.Herkes mutlu, hepiniz çok keyiflisiniz.Cart kapı zili çalar ve bütün keyfiniz o an kaçar.Kapınıza polis dikilmiştir.Çünkü komşularınız ‘gürültüden’ şikayetçidir.Evet o çıkardığınız sesler onlar için gürültüdür.“Komşum ne güzel eğleniyor” diye onlar da sizin mutluluğunuzu paylaşmak yerine bu neşeli haller onları sinir eder.Eğlenen, gülen, neşeli insanlar bu ülkede zevzektir, bekar kadınsa hafif yolludur, toplum ahlakına aykırı haller içindedir. Ama bir gün eşinizle kavgaya tutuşun bakalım kimseden ses çıkar mı? Ağızlarının salyasıyla duvara bardak dayayıp kavga seslerini dinlerler. Onlar için asıl keyif budur.Hiçbirinin aklına yetişin komşumda büyük kavga var diye polisi aramak gelmez.Gazeteci Nuh Köklü böyle kirli bir zihniyetin kurbanı oldu. Onlar kar topu oynayıp, eğlenen, gülen insanlardı ve bu manyağın birini son derece rahatsız etti.Nuh’u o güzel yüreğinden bıçakladı bu karanlık zihniyet...Tabii ya erkek adam dediğin sokakta kızlı-erkekli oyun mu oynar? Erkek adam dediğin yolda orasını burasını kaşıyarak, yerlere tükürerek, kadınları gözle, elle taciz ederek, küfrederek, gözünün üstünde kaşın var bahanesiyle bıçağı çekerek yaşar... Tüküreyim ben onların insanlığına da erkekliğine de dememe gerek yok, toprak zaten tükürecektir, eminim...YA SİZ NE YAPIYORSUNUZ?Show Tv’deki tarz(!) yarışması format değişikliğine gitti ve gerçekten ortaya dünyanın en absürd programı çıktı.Güler misin ağlar mısın?Yetenek yarışması mı desem, izdivaç programı mı, dert dinleme seansı mı, moda yarışması mı? Oturup düşünmüşler ve bu ara tutan ne kadar format varsa hepsini ortaya karışık sunmaya karar vermişler.Kızlara birer rol verip onları ağlatmaya falan çalışıyorlar, bunu izleyiciye yedireceklerini umuyorlar.Bu kadar mı küçümsüyorsunuz ekran karşısındakilerin zekasını arkadaşlar?Orada jüri diye oturan insanların her birine bu saçmalığa imza atmadan önce bir saygımız vardı.Sunucu da dahil... Ama şimdi kendilerini bu saçmalığa layık gördüklerine inanamıyorum. Yahu her şey bu kadar mı paraya endeksli?Marka değeri, itibar, saygınlık denilen olgular sektörden bu kadar mı net olarak silindi?Gözünüzü seveyim kendinize gelin, bu ucuzluğa bir an önce bir son verin...Ne koskoca kanala ne de orada oturan jüriye, sunucuya yakışıyor bu çadır tiyatrosu...Tamam Türk televizyon izleyicisinin beğeni düzeyi giderek korkutucu bir şekilde düşüyor ama yani bu kadar da değil!YERİ DEĞİLDİAjda Pekkan’ı Ajda Pekkan yapan kadındır Fikret Şeneş.Nasıl Nilüfer Kayahan’ın şarkılarıyla bütünleşmişse, o şarkılar bir tek Nilüfer’e yakışıyorsa, Şeneş’in yazdığı sözler de Ajda’nın sesiyle özdeşleşmiştir.Fakat Şeneş’in sağlığında aralarında bir husumet olmuştu ve ünlü söz yazarı Ajda’ya kırgın gitti.Sebebi de defalarca uyarmasına rağmen Ajda’nın şarkıları söylemeden önce söz yazarı olarak kendisinin adını anons etmemesi.Böyle bir zorunluluk yok elbette ama bunca yıl o şarkıların ekmeğini yediysen bu kadarcık hatrı da kırmazsın, kırmamalısın.Şimdi Şeneş’in yakınları Ajda cenaze törenine gelip son görevini yerine getirdiği için kızgınlar.“Hangi yüzle oraya geldi” diyorlar.Canım artık siz de uzatmayın.Adı üstünde son görev.Belki geç kalmış da olsa özür dilemeye geldi.Buna kimsenin karışmaya hakkı yok.Üstelik cenazeler böyle husumetlerin köpürtülmesinin yeri değil.Gidene saygısızlık.Ayrıca Ajda’nın kusuruna bakılmaz. 40 yıldır söylediği o şarkıların sözlerini hala ezberleyememiş bir insan O... Kimseye bilerek zararı dokunmaz, inanmam olamaz inanmam!