Star TV, Benzemez Kimse Sana isimli yarışmayı yayından kaldırdı.
Yapımcı şirkete göre yarışmanın başını telif ücretleri yedi.
Fakat “Bir programda en az 220 bin lira telif ücreti ödüyoruz, bunun altından kalkmamız mümkün değil” şeklindeki açıklama doğrusu hiç inandırıcı gelmedi.
Tutan, izlenen, doğru düzgün reklam alan bir program için 220 bin liralık telif masrafı nedir ki?
Demek izlenmedi ki gelirler giderleri karşılamadı.
Buna şaşırdığımız söylenemez. Ünlülerin ünlüleri taklit ettiği bir program haydi ilk sezon biraz ilginç geldi izlendi diyelim. İkinci sezon da birincinin rüzgarından yararlandı... Ama sonrasının artık sıkıcı gelme ihtimali yüksekti, öyle de oldu.
Tabii bir de Huysuz Virjin’in yerine Seyfi Dursunoğlu’nun geçmesi durumu var ki programın asıl rengi işte orada soldu.
Dursunoğlu da haklı artık bu saatten sonra kadın kılığında onca saat ayakta şov sunmak kolay değil ama Huysuz’a alışmışız bir kere...
Yerine kimseyi koyamayız, Seyfi Dursunoğlu’nun kendisini bile.
Kadın isterse artık hep genç
Muazzez Abacı ünlü kabadayı Hasan Heybetli ile fırtınalı ilişkisini anlatırken “3. evliliğimi 1976’da Hasan Heybetli ile yaptım ama bu ilişki ömür boyu oldu. Çünkü o hiç hapishaneden çıkamadı. İki kere ayrılıp, evlendik. Benden sonra o üç kere evlendi. Herhalde yaşlandım diye beni bıraktı” diyor.
Katılmıyorum...
Çünkü yaş denilen olguya inanmıyorum.
Kişinin kendine ne kadar bakıp bakmadığıyla ilgili erir gider o yaşlar.
Hem ne o öyle, yaşlı, hasta kedisini sokağa atar gibi, yaşlandı diye kadın mı terk edilir?
Ayrıca artık kadınlar canları ne kadar isterse, o kadar sene taş gibi görünebilirler.
Bak Seda Sayan’a... Kadın aç gezdiğini söylüyor ama bunun getirisi olarak da hiç olmadığı kadar sağlıklı ve genç görünüyor.
Eh tabii kendinden 20-25 yaş genç sevgilileri elde tutmak kolay olmamalı.
Kendine bakacaksın, özen göstereceksin, tıp biliminin bütün nimetlerinden faydalanacaksın.
Sonra başın dik, egon parlak, karın içeride, memeler dışarıda aslanlar gibi dolaşacaksın.
Geçen gün Gülben Ergen’in pazılarını gösterdiği fotoğrafı görünce hem çok özendim, hem kendime çok kızdım.
Bakınca gerçekten bağ oluyor, bakmazsan benimkiler gibi pehlivan kollar...
Ayrıca kadınları yaşlandı diye terk eden o Türk erkekleri önce dönüp kendilerine baksınlar.
Sözüm parama geçer diyorlarsa, onlara hatırlatalım, sadece para için gerçekleştirilen beraberliklere evlilik demiyoruz biz. Şirket ortaklığı diyoruz.
Size sadece paranız için “katlanan” o kadınlara da “eş” değil başka bir tanımlama yapıyoruz.
Sizin 20’lik kızları kollarınıza takıp “yaş yetmiş ama gördüğünüz gibi bende iş daha bitmemiş” havalarınızı yemiyoruz yani...
Haberiniz olsun.
Bahar geldi coş
Cuma günü birinci Cemre havaya düşmüş, meğer iki gündür yaşanan bu bahar tadının sebebi buymuş.
Bunca yıllık insanım ben böyle uzun ve sert bir kış yaşamadım.
Küresel ısınma etkileri son yıllarda kışın ılık geçmesine neden olurken bu sene hepimiz “donduk” kaldık.
İşin üşümesi, ısınmak için maddi olarak göçmesi bir yana bir de sokakta yaşayan insanlar, hayvanlar için vicdan azabı çekmekten yorulduk.
Her sene benim için birinci Cemre demek artık kış bitti, yaşasın bahar geldi demek.
Yani artık mart kapıdan da baktırsa, kazma küreği de yaktırsa benim gözümde kışın bir geçerliliği yoktur.
Bu sene kış sadece hava olarak değil yaşanan acı olaylarla da kalbimizi çok üşüttü.
Baharın güzel enerjisine, sıcaklığına, papatyasına, binbir kokulu otuna, kelebeğine çok ihtiyacımız var.
Geldi şükür, hoş geldi..

