Öncel Öziçer

Öncel Öziçer

oncelozi@gmail.com

Geçmiş olsun Dikili!

30 Haziran 2015

Bundan çok ama çok uzun yıllar önce, daha tıfıl bir muhabir iken gitmiştim Dikili’ye... Bir haber için...Mevsim kıştı ama gördüklerim, bu küçük sahil kasabasının yazın da son derece mutevazı ve sakin günler geçirdiğini söylüyordu.Bir kere de kalabalık bir grup rakı-balık için gitmiştik... Sahilde yine kendi halinde bir balık restoranı hatırlıyorum. Ve dünyanın en lezzetli çipurasını yediğimi... Ki ben çipura sevmem... O başka bir şeydi, hala eşe dosta anlatırım.***Sonra yavaş yavaş sağdan soldan, “Hafta sonu ne yapıyorsunuz?” sorularına “Dikili’ye balık tutmaya gideceğiz” gibi cevaplar çok sık gelmeye başladı... “Doktor Ahmet Dikili’den ev aldı, orada toplanacağız”... “Bunu duyan sanayici Mehmet de Çeşme’deki evinden vazgeçti, o da gitti Ahmet’in yan komşusu oldu” gibi haberler gelmeye başladı. Sürekli bir Dikili-Çandarlı adı duyar olduk.Ki biz İzmirliler yıllardır kör değneğini beller gibi yazları ya Çeşme’de geçiririz, ya Kuşadası’nda ya da Foça’da... Dikili-Çandarlı-Şakran hatta Ayvalık hattı, tatil için pek tercih sebebi değildir.***Ardından, birkaç yıl önce bir arkadaşım tavsiye etti; “Dikili’de, Kalem adasında bir otel yapmışlar, inanamazsın, burası Dikili mi dersin?” dedi... Gerçekten oteli görünce çok şaşırmıştım.Hem adanın güzelliğine, sakinliğine, ama bir o kadar da ihtişamına... Hem de söz konusu Oliviera Resort Otel’in kalitesine, mimarisine, gözünü çıkarmayan, görgülü lüksüne... Şaştığım bir şey daha vardı, böyle bir otelin neden yeteri kadar tanıtımının yapılmadığı ve kimsenin Türkiye’de böyle özel bir ada otelinin varlığından haberdar olmadığıydı... (Otel derken her biri birbirinden bağımsız, küçüklü büyüklü, her birinin kendi özel plajı olan lüks evler diyelim.) Meğer sebebi varmış. Otelin adını yeteri kadar bilen biliyor imiş. Türkiye’nin kalbur üstü diye tanımlanan bazı ünlü isimleri tatilini burada gözlerden uzak geçirmek için tercih ediyorlarmış. Bu yüzden özellikle medyada popülaritesinin artmasına izin verilmiyormuş.***Fakat işte demek ki bu haklı ‘gizlilik’ buraya kadarmış. Çünkü memleketin en popüler isimlerinden Kıvanç Tatlıtuğ’un Dikili’den arsa baktığı, kendine burada bir ev yaptıracağı haberi duyuldu bile.Ah Kıvanç ah! Sen ne yaptın? Şimdi o küçük Ege kasabasının adı büyük bir hızla duyulacak. Çeşme ve Alaçatı’nın artık tadı kaçtı diyenler, zaten bir süredir kendilerine yeni kurban olarak, dokusunu bozacak yeni bir yer arıyorlardı.Bak onların kulağına su kaçırdın şimdi... Geçmiş olsun Dikili! Paralı ama huzursuz günler bekliyor sizi...Acun şikeye izin vermediPazartesi akşamı Survivor izleyenler, ödül oyunun sonunda duyduklarına çok şaşırdılar. Dört kişinin oynadığı oyunun ödülü Venedik-Floransa tatili idi. Bu ödül hemen her Survivor’ın sonunda vardı ve oyunu kazanan kişi yanında istediği bir arkadaşını da götürebiliyordu. Yarışmacılar aynı kuralın geçerli olacağını düşündükleri için kendi aralarında konuşmuşlardı bile. Turabi-Hilmicem ve Merve-Begüm, birbirlerini seçeceklerdi. Ancak oyunda Hilmicem futbol terimiyle, Turabi kazansın diye onunla çıktığı parkurlarda öyle bariz bir şekilde ‘yattı ki’, sanırım Survivor ekibinin bile canını sıktı. Onlar da bir anda kuralı değiştirip oyunda çok iyi yarışan ama Hilmicem yüzünden kaybeden Begüm’ü, ikilinin baş başa tatil hayallerinin içine dahil ettiler. Begüm bunu duyunca hem çok şaşırdı, hem de “O zaman ben bu eziyeti niye çektim?” diye düşündü zahir... Turabi ve Hilmicem’in ne kadar bozulduğunu söylememe gerek yok herhalde!

Devamını Oku

Şifadır suratına tükürücem!

27 Haziran 2015

Ben kadim bilgilere de, taşların tılsımına da, enerjiye de, spiritüel akımlara da inanırım...Astrolojiye... Uzaylılara...Haberci rüyaların varlığına... Mesajcı insanlara...Bizim ‘doğa üstü gücü var’ dediğimiz insanların aslında normal olduğuna ve o gücün bizim içimizde de var olduğuna...Hepsine inanıyorum...***Ama bu işin suyunu çıkaranlara da son derece karşıyım.Yazılı ve görsel medyanın pompaladığı, insanlara uyduruk kaydırık sözde kadim bilgileriyle umut veren, daha fenası şifa bulma umuduyla ayaklarına giden insanların zayıflıklarını kullanan kişiler bunlar.Adam çıkmış “Büyük ninem nineme, ninem anneme annem de bana el verdi, ben efsunluyum” diyor. İnsanları buna ikna edebiliyor.“Spiritüelim ezelden, şifa dağıtırım tezelden” diyen her isime elimizde tuzla koşar olduk.İyice araştırmadan, üstün körü kulaktan dolma bilgi ve tavsiyelerle bu soytarılara itibar etmeyiniz ne olur...Kafanıza yatmayan hiçbir öğretiyi doğru kabul etmeyiniz.İçinize sinmeyen insanların söylediklerini dinlemeyiniz.***Biri daha var, kitapları nasıl oluyorsa çok satanların en başında.İşte bunlar hep pazarlama harikaları... Adam çıkıyor ‘Ben şifacıyım’ diyor.Bir bakışta düşünceni okuyacağını, ikinci kez baktığında hastalığını iyi edeceğini iddia ediyor.“Ben anamdan bilge doğmuşum” diyor ve insanlar da buna ciddi ciddi inanıyor.Tabii bunda yapılan şaşalı röportajların, kitap tanıtımlarının, sosyal medya paylaşımlarının da payı büyük...Sonra başka bir kadın, sözde astrolog... O da taşları inisiye edip elinize veriyor mesela!İnsanlar kapısında kuyruk...Diyelim aşkı arayan romantik bir tipsiniz. Gidiyorsunuz bu kişiye o da size uygun taşı araştırıp (!) buluyor ve sonra o taşı dolunay Merkür retrosunda küçülürken, aynı zamanda Plüton Jüpiter açısına dik gelecek pozisyonda amuda kalkarak inisiye ediyor. Yani bir çeşit tılsımlıyor. Büyü yapıyor büyü...Sonra siz o taşı 21 gün sirkeli suda bekletip o suda yıkanıyorsunuz ve hop hayatınızın aşkını karşınızda buluyorsunuz!Böyle şeyler işte...***Dur dur bir tane daha aklıma geldi, habire ekrana çıkar...Okunmuş gömlek, tükürülmüş, küpe, içine edilmiş kolye vs. satar.Çok şifalı onlar da... Bildiğiniz gibi değil!Meleklerle terapi yapan mı ararsın, rüya terapisti mi?Neyse diyeceğim o ki özellikle spiritüel mevzularda sürü psikolojisiyle bilgilenmeye kalkmayın.Kendi yolunuzu kendiniz bulun...Yolunuza ışık tutacak insanları da yine içinizdeki ışığı izleyerek keşfedin...Neyse haydi bugünkü gıybetimizi de burada noktalayalım da ben gidip biraz arınayım.Sonuçta dedikodu da bir zehir, değil mi?!Kesin şu sakallarıDiyorum ki erkeklerdeki şu IŞİD tipi sakal modası geçse bitse artık.Öyle sakalı kıllı bir balon gibi çenesinden sarkan bir adam görünce elime bahçe makasını alasım geliyor.Hem görüntü olarak çok rahatsız edici hem de sağlıklı değildir herhalde yahu!Kokar o sakal kokar... Yediğin yemeğin, yanında içilen sigaranın, havadaki egzozun, bulunduğun ortamın kokusu o kıl yumağına siner gibi geliyor.İçine böcek yuva yapsa haberin olmaz.Bak gözünüzü seveyim bitirin artık şu modayı... Yüzünüz gözünüz açılsın yahu!

Devamını Oku

Karakter itinayla değiştirilir

25 Haziran 2015

Beraber olduğun insanın, arkadaş olduğun grubun veya ne bileyim bir komşunun etkisinde kalıp, kabına girip onun şeklini almaya dünden hevesli insanların sayısı tahminimizden fazla.Bunun kadını erkeği de yok üstelik...Bu zamana kadar futbol topunu havada görse “tanımlanamayan cisim” olarak yorumlayacak bir kadın, fanatik bir sevgili sahibi olunca birden tribün anarşiği kesilebilir mesela.Ki o tip kadınların kafalarını birbirine tokuşturmak “Nabıyonuz siz ya?” diye sormak en büyük hayalim.Öyle itici oluyor ki çünkü bu manzara...Zorlama bir renk aşkı, ittirme bir fanatizm...Adamın gözüne girmek için takım marşları ezberlemeler ve daha neler neler...***Ya da cool duruşu, outdoor sporlara olan merakı, yemede içmede seyahatte konsantre zevkleriyle tanınan, sanata düşkün, bohem bir adam kendine sosyetik bir sevgili yapınca birden ağzında savaş topu gibi bir puroyla cemiyet hayatının aranılan siması olabiliyor.Kadın mankenlerde çok görüyoruz bu tür değişimleri.Podyumun en cüretkâr, en skandal sever, en hızlı mankenleri, kendilerince ‘iyi bir parça düşürünce’ birden York Düşesi’ne bağlıyorlar.Bu cümleyi okur okumaz aklınıza kimlerin geldiğini biliyorum mesela...O yüzden isim vermeye gerek yok, hepimiz anladık.O asalet pozları, o kutsal anne, tapılası eş havaları...Belki şöhret yolunda gözleri dönmüş bir hırsla ilerlerken üzerlerine bulaşan çamurları böyle temizlediklerini düşünüyorlardır, kim bilir?“Ben artık anne ve koskoca bilmemkimin eşiyim, bana geçmişimi hatırlatmayın” demek istiyorlardır. Belki onlar da haklıdır!Bazıları için evlilik, hızlı geçmiş bir bekar hayatın temiz kağıda geçmesine vesiledir.(Bu ülkede kimse de ‘Bu benim hayatım, hatasıyla günahıyla ne yaşadıysam ben yaşadım. Geçmişimden gurur duymuyorum ama utanmıyorum da... Kimseye verilecek hesabım da yok” diyebilecek delikanlıların çıktığı pek görülmedi, görüleceği de yok zaten.)***Neyse biz çenemizi boşuna yormayalım. Cuma vakti daha fazla gıybet yapıp ateşin altına odun ilave etmeyelim.Kim hangi kalıbın içinde rahat ediyorsa oraya girsin zaten...Belki değişiklikte keramet vardır.Bugün onunla beraberken başka tarz bir hayat yaşıyorsun, diğeriyle beraberken bambaşka bir tarz...Hayat ve ilişkiler belki de böyle olunca daha eğlencelidir! (Ay nasıl yalannnnn!)

Devamını Oku

Minnacık taşçık

20 Haziran 2015

Tıpkı anneler günü gibi bu da son derece lüzumsuz bir gün.Eğer dünyanın düzeni başka, insanoğlu ölümsüz olsaydı amenna.Kapitalist düzenin oyunları bunlar falan demez, hepimiz neşe içi nde anneler-babalar gününü kutlardık.Hadi yine kutlayalım, ama en azından bunu yaparken fazla gürültü çıkarmayalım.Annesini, babasını kaybetmiş insanların canının, sizin paylaştığınız fotoğraflarla, iletilerle ne kadar yanabileceğini bir düşünün.Hediyenizi alın, beraber güzel bir geçirin, her zaman gösterdiğiniz ilgiyi biraz abartın babanızı doyasıya şımartın ama bunu kimse bilemese de olur.Hediye demişken artık reklam sektörü bambaşka bir mecraya kaydı malum.Ünlü-ünsüz bol takipçili isimlerin özellikle instagram hesapları birer reklam kuşağı gibi kullanılıyor. Bunlardan biri de futbolcu Rüştü Reçber’in eşi Işıl Reçber.Bu tanıtımı için ücret alınan ürünler direkt olarak sayfaya konulmuyor. Önce dramatik bir kurgu gerekiyor... Bir mizansen...Kör göze parmak değil yani... Subliminal mesaj ya da bilinçaltı mesaj denilen mevzu...O kurguyu da çok iyi ayarlamak lazım ama. Hem kendini hem firmayı vezir etmek de var rezil etmek de...Mesela Işıl Reçber de anlaştığı mücevher firmasının reklamını yapmaya çalışırken minik bir çam devirdi.Kocasının kolundaki Rolex marka saatin yanına dizdiği pırlantalı bilekliklerin fotoğrafını instagram hesabında paylaştı.Altına da bu pırlanta bileklikleri çocuklarının babalar günü hediyesi olarak aldığını söyleyerek “Bizim Babalar Günü hediyelerimiz verildi. Sakın siz de babanızı unutmayın ve şimdiden her ne olursa olsun ufacık bir şey olsa da alın, verin” diye yazdı!‘Ufacık’ derken Işıl???Ha, diyeceksiniz ki işte firma amacına ulaştı. Çam, mam adını duyurdu.Eee? Işıl Reçber’i takip eden hedef kitle hemen o dakika koşup babalarına minnacık(!) pırlanta taşlı bileklikler almaya mı koştu? Reklam işi zor iş... Hemen işin kolayına kaçıp “bul bol takipçili birini, kullan sayfasında ürününü” deyince olmuyor.Özensiz, çalakalem, tüketiciyi şapşik yerine koyan işler ters tepebiliyor.Aldat beni!Sizin şu süper star(!) Ajda Pekkan yine boy boylamış soy soyladı.“Tabii ki erkek aldatmalı ama bunu çaktırmadan yapmalı” dedi. “Siz hiç aldatıldınız mı?” sorusu üzerine verdiği yanıt tam olarak şöyle: “Eğer aldatıldıysam da hiç farkına varmadım. Bu çok saygı duyulacak bir hareket, alkışlıyorum. Çünkü böyle erkekleri seviyor insanlar. Belli etmeyenleri. Tabii ki erkek poligam (çok eşli) kadına göre... Tabii ki erkek aldatmalı ama bunu göz önünde yapmamalı.”“Yaş ilerledi tabii, demans başladı” diye düşünenler var ama bence durum öyle değil.Evli Bülent Çavuşoğlu ile aşk yaşadığı iddia edilen, hatta bu yüzden Çavuşoğlu’nun eşi tarafından “Kocama aşk mesajları çekti” diyerek dava açılan Pekkan, bu iddialar doğruysa çaldığı minareye kılıf hazırlıyor olabilir.Aldatma ve aldatılmayı bu kadar yere göğe koyamamasının tek sebebi ancak bu olabilir.Ay bir de bu kafa yapısına köşe yazdırıyorlar(!) değil mi?

Devamını Oku

Mehmet Ali bu yapar!

18 Haziran 2015

Adamın espri anlayışı sadece erkeklik organı üzerine.Bunun örneklerini önceden de çok gördük.Onun sunduğu programlara gitmek cesaret işi. Çünkü adam pimi çekilmiş bomba gibi.Biraz da büyümemiş ergen bir çocuk O!İnsan artık kızamıyor da aslında... İçi kıpır kıpır sürekli muziplik peşinde bir çocuk.Sunuculuğunu yaptığı Çarkıfelek’te Rober Hatemo ve Yıldız Tilbe’nin odasına donsuz dumansız dalıp şarkı söyleyip, dans etmiş.Hey Allah’ım! Kızmak lazım belki ama insanın aklına o manzara geldikçe gülüyor da...Şimdi bunu aklı başında bir yetişkin yapar mı? Yapmaz.Ama Yıldız Tilbe çok kızmış bu duruma. Kendisi uzun süre önce ahlak zabıtalığına soyundu malum. Yayına çıkmadan kanalı terk etmiş. Ardında “Benim çocuklarım, torunlarım var, ahlaksız, yavşak, terbiyesiz adam” cümlelerini bırakarak.Üzerine alındı, M.Ali kendisini taciz etti zannetti herhalde.Oysa öyle olmadığını bu adamı biraz tanıyanlar bile bilir.Adam hafiften şekerli...Adam büyümemiş çocuk...Adam ele avuca sığmaz hiperaktif bir ergen...Yaptığı doğru mu? Aman canım olur mu öyle şey? Tabii ki münasebetsiz, son derce yakışıksız bir şaka... Ama sonuçta taciz değil, adı üstünde şaka. Eşek şakası.Mesela benim gibi hiç şaka kaldırmayan bir insansanız bu adamın değil programına gitmek yanına bile yaklaşmayacaksınız, o zaman sorun olmayacak.İlla televizyonda görüneceğim diye her programa atlamayacaksınız.Mehmet Ali Bey bu... Sakıncalı şovmen!Eğleniyorsan evlenArda Turan’ın ne kadar neşeli, pozitif, esprili bir insan olduğunu herkes bilir.Kalbinin iyiliği yüzüne vurmuş bir adamdır, sürekli güler yüzlüdür, kolay kolay somurtmaz.Bu yüzden yeni kız arkadaşı Aslıhan Doğan’ın onun yanında verdiği pozları çok garipsiyorum. Hep mutsuz, hep gergin bir yüz ifadesi var bu güzel, genç kadında.Hele en son GS’lı futbolcu Selçuk İnan’ın düğününde takındığı tavır pek garipti.Yahu sonuçta bir düğündesin. Cenazede değil. Herkes objektiflere gülümsemiş, neşe içinde. Bir kutlamaya gelinmiş çünkü. Ama Aslıhan o gülümseyen insanların ve sevgilisinin yanında bütün evrenden nefret ediyormuş gibi bir yüz ifadesiyle duruyor.Kaşlar o kadar çatık ki birazdan kameramana elinin tersini çakacakmış gibi.Herhalde objektiflere henüz alışkın olmadığındandır diye ümit ediyorum.Arda alışkın tabii ama kolay bir hayat değil tabii, ardında basın ordusuyla dolaşmak.Gerçi Cem Yılmaz’ın beraber olduğu isimler de kameralara alışkındı ama onlar da genelde etrafa nefret kusan bakışlar atan kadınlardı.Bir aileye bir neşeli yeter diye düşünülerek mi yapılıyor bu seçimler acaba? Eğer öyleyse her zaman savunduğum bir şeyi tekrar dillendirerek bu yazıyı bitirmek isterim: “Eğleneceğiniz insanlarla evlenin, güzel kardeşim!”O sevimsiz kurum başka türlü çekilmez çünkü...Organik tatil: L’olivier OtelHani nerede tatil tavsiyelerin diyenlere: Çeşme’de alternatif tatil isteyenler için bir önerim olacak.Alaçatı-Çeşme arasında kalan Ovacık’ta 11 dönüm arazi üzerinde bir çiftlik evi düşünün.İçinde serbest dolaşan tavukları, bir eşeği, kaplumbağaları, kirpileri, horozuyla gerçek bir çiftlik.İşte o çiftlik evi şimdi L’olivier Otel oldu.Otelin sitesine girerseniz lokasyonu tam olarak öğrenebilirsiniz. (www.lolivier.com.tr)Marc-Lucie Allenne çiftine ait otel tatilde çılgın eğlence, plajda gümbür gümbür müzik aramayan 30 yaş üstü grubu için ideal seçenek.Tercihi organik yaşamdan yana olanlar için de tabii. Çünkü masanıza helen her besin çiftliğin kendi ürünü. İsterseniz sabah kümesten gidip kendi yumurtanızı seçebilir, kendi domatesinizi koparabilirsiniz.Canınız eğlence isterse Alaçatı, Çeşme ve plajlar 3-4 km. mesafede.Gönül rahatlığıyla tavsiyemdir.

Devamını Oku

O lahmacun 200 lira olsun, yine satılır

16 Haziran 2015

Bodrum’dan yine “Bir lahmacun 75 lira” haberleri gelmeye başladı. Sözde insanlar isyanda imiş. Yarım litrelik su 15 lira olurmuymuş. Kate Moss’a dört lahmacun dört salata, bir şişe şarap için 7 bin lira hesap gelince kadın çıldırmış, ortalığı birbirine katmış. Bak bu sonuncuya inanırım.Ama kolay para harcayan bazı İstanbulluların isyan falan ettiğini zannetmiyorum. Onlar sosyal medyada bu iletileri yazarken bir yandan da hava attıklarını düşünüyorlardır. Birkaç ülke gezen biri bile bizim sosyetik mekanlarda iki kişilik yemek fiyatına, yurt dışında birkaç günlük tatil yapılabileceğini bilir. Bu yüzden ben bu işletmelere hiç kızmıyorum artık. Adam diyor ki kardeşim benim malımın fiyatı bu, yerse... Yiyorlar.Çeşme-Alaçatı’nın da Bodrum’dan bir farkı yok. 15 Haziran-30 Ağustos arası plaj ve yeme-içme fiyatları aklın sınırlarını zorlayacak hale geliyor. O paraları verenler de yine çoğunlukla İstanbullular oluyor. Hiçbir İzmirli gidip de markette 40 liraya satılan şaraba mekanda hava olsun diye 400 lira vermez çünkü. Bu yüzden Çeşme’de evi olanlar bile son senelerde günü birlik Sakız’a gidip gelmeyi rutin hale getirdiler.Plajları sakin, tertemiz, bangır bangır müzik yok. Restoranlarda kişi başı verilen mükellef sofra fiyatları neredeyse Çeşme’de yiyeceğin kumrunun fiyatına denk. Barlarda bir bardak votkaya bir şişe votka parası istenmiyor.İnsanlar ‘Yaşasın turist geldi, haydi bütün kış oturmamızın acısını onlardan çıkaralım’ hevesi içinde değiller.Verilen hizmetin kalitesi yükseldikçe elbet fiyatlar da kasaba köftecisinden farklı olacak tamam ama yine de bu kadar abartmak doğru mu bilemedim.Şu anda Çeşme’deki mevcut yoğunluğa bakarsak pek de kimsenin umrunda değil gibi gerçi...O zaman şöyle yapalım, madem alan razı veren razı durumu var, bu ülkede tatil yapılacak daha yüzlerce alternatif yer olduğunu hatırlayalım. İlla tek bir yere doluşmak zorunda hissetmeyelim.Ve herkese gönlünce, bütçesine göre, huzurla, keyifle geçireceği tatiller dileyelim.Uydurmayın ne ayrılığı?Bir şeyi kırk kez söylersen olur diye düşünenler mi çıkarıyor acaba bu haberleri?“Kıvanç Tatlıtuğ-Başak Dizer ayrıldı” haberleri ardı ardına gelirken onlar arkadaş gruplarıyla Çeşme’de son derece keyifli günler geçiriyorlar.Ayrı olanları birleştirip evlendirmeye, evli olanları doğurtmaya, birlikte mutlu mesut yaşayanları ayırmaya ne meraklı milletiz.İlla bir haber gelecek.Her şey yolunda gidemez çünkü.Hele ünlü, zengin, yakışıklı, güzel ise mutlaka hayatında skandal üstüne skandal olacak. Mutlu, huzurlu, kendi halinde yaşayanları, değil ünlüden, neredeyse insandan saymayacağız artık.Pek tuhafız mirim, pek tuhafız!

Devamını Oku

Düğün-Cenaze Hayat işte!

13 Haziran 2015

Usta oyuncu Sümer Tilmaç’ı da yitirdik. Allah gani gani rahmet eylesin.İçinin iyiliği yüzüne vurmuş insanlara bir örnekti sanki.Yeni nesil ne yazık ki pek tanımıyor ama biz Tilmaç’ı unutulmaz projelerde izleme şansına sahiptik. İyi ki!Tilmaç’ın kalp krizi geçirdiği yerin bir düğün olması da ayrı bir dram.Tam olarak ‘bir düğün-bir cenaze’ işte... Hayatın acı bir özeti. Sevinç de, hüzün de hepimizin hayatında iç içe... Belki de olması gerektiği gibi.Fakat böyle yazmak kolay da, gidelim bir de Tilmaç’ın ailesine ve Peker çiftine soralım yaşadıkları trajediyi...Düğünde kalp krizi geçirdikten sonra hemen hastaneye kaldırılan fakat yaşamını yitiren usta oyuncudan gelen acı haber üzerine, Sedat Peker ve Özge Yılmaz çifti düğün müziğini iptal etmişler. Elbette doğru hareket. Aksini düşünmek mümkün değil zaten.Böyle bir olaydan sonra kimse kalkıp da coşup, halay çekmeyecekti herhalde.Ama gerçekten bir çift için büyük talihsizlik.Aylarca, belki yıllarca bu günü beklemişsin. En mutlu gününde yanı başında, çok değer verdiğin birini yitiriyorsun.Attıkları, atacakları her adımda ‘bir işaret’ kovalayan insanlar için oldukça olumsuz bir mesaj olmalı. İnanmamak lazım gerçi o sözde işaretlere....Ama tabii ortada ‘neyse, her işte vardır bir hayır’ diyeceğin bir durum da yok! Adamcağız vefat etti, daha ne olsun?Çok Pollyanna isen, belki şöyle düşünebilirsin; “Düğünde olay çıkacaktı, çok daha büyük bir trajedi yaşanacaktı, demek Allah bu düğünün uzamasını istemedi!” (Ki düğün sahibinin, dostu olduğu kadar düşmanının da bulunduğunu tahmin etmek zor değil, bu durumda böyle bir düşününce çok uzak bir ihtimal gibi durmuyor.)Yok ya, bu da olmadı...Neresinden baksan büyük bir dram, dram, dram! Çok üzücü... Söylenecek bir şey yok. Uzatmayalım.BENİM GÜNAHIM BENİM HESABIMRamazan yaklaşıyor ya, şimdi ünlülerle ilgili bol bol ‘Ramazan’da içki içerken görüntülendi’ haberleri okuyacağız.Şeriatla yönetilen bir ülkeymişiz gibi, alkol kullanımı külliyen yasak gibi...Kuran’da ‘Ramazan dışında içki içebilirsiniz ama Ramazan’da asla’ dermiş gibi...Haramsa katresi haram.Günahını ölçmek, yargılamak, cezasını vermek ya da affetmese sadece ve sadece Allah’ın işi...İslam dinine göre nasıl hırsızlık, adam öldürme, tecavüz günahsa alkol de aynı şekilde günah listesinde... İçersen öbür tarafta hesabını sen verirsin.Sadece ve sadece sen.Affedip affetmemek Yaradan’a kalmış.***Ama belli ki artık birileri ciddi ciddi insanların günah-sevap defterlerini elinde tuttuğunu zannediyor. Allah’la kul arasına girmekten hiç korkmuyor.Siz yazıcı melekler misiniz? Bir tek iman sahibi siz misiniz?İslamiyette çalmak çırpmak, rüşvet almak, öldürmek, kibir, küçük kız çocuklarına dini nikah altında tecavüz etmek serbest de bir tek alkol almak mı yasak?İşte böyle yapa yapa insanları bu güzelim dinden soğuttunuz.- Siz; kimsenin günahının hesabını tutmaya, sormaya kalkmayın...- Siz de; oruç açan insanların masasında ‘özellikle’ göstere göstere içki içmeyin.Saygı güzel kardeşim... Bu coğrafya insanının öğrenmekte en inat ettiği mevzu bu: Birbirine saygı!Onu bir öğrensek gerisi zaten gelecek.

Devamını Oku

Kediden oyuncak olmaz

11 Haziran 2015

Çocukları sevimsiz, katlanılmaz, rahatsız edici yapan ebeveynlerdir diye daha önce de defalarca yazmıştım. Çocuğuna hayır demeyi bilmeyen, en üst sınırlarda şımartan, her istediğini yapmayı evlat sevgisi zanneden, mesela hayvanlara eziyet etmesini minik haylazlıklar olarak yorumlayan anne babalar yüzünden:- Gittiğiniz restoranda yediğiniz yemek burnunuzdan geliyor.- Yaptığınız seyahat kabusa dönüyor.- Dinlenmek için gittiğiniz tatil eziyet oluyor.- Rahatsız edilen bir hayvan için kavga edip başınız derde girebiliyor.Bize önceki gün sonuncusu oldu. Uzaktan tanıdığım bir çift, sosyal paylaşım sitesinde bir video paylaştı. 2-3 yaşlarındaki kızlarının eline bir tasma vermişler. Tasmanın ucunda bir kedi. Kedilerin tasmadan, bağlanmaktan, bir şeyi yapmaya zorlanmaktan ne kadar nefret ettiğini ve rahatsız olduğunu herkes bilir. Çocuk kediyi evin içinde sürükleyerek dolaştırıyor. Kedi bağırıyor, kurtulmaya çalışıyor. Annenin teşvikiyle küçük kız durmuyor, sürüklenirken kedinin kafası arada kapı pervazına falan çarpıyor, hayvan daha da bağırıyor. Ve baba bunu videoya gülerek çekiyor, anne kıkır kıkır gülerek kızına şuraya da götür buraya da götür diye taktik veriyor, çocuk ne bilsin? Anne baba bu kadar gülünce, o da güzel bir iş yaptığını sanıp o da pek eğleniyor.***Çiftin bizzat paylaştığı bu ‘eğlenceli’ aile videosunu ben de kendi sayfamda paylaştım ve sordum: “Ben anlayamadım bunun nesi komik?” Altına çocuğa ve ailesine hakarete varan yorumlar oldu. Onları uyardım tabii, dedim ki çocukcağızın ne suçu var? Çocuk dediğin tertemiz beyaz sayfa. Üzerine ne yazarsan o kalır.Pedagoglar üzerine basa basa, küçük yaşta hayvanlara eziyet eden çocukların ileri yaşlarda sosyal hayatta mutlaka sorun yaşayacaklarını söylüyorlar. Hayvan severler yıllardır çocuklara ‘oynasınlar diye’ hayvan alınmaması için kampanya üstüne kampanya yapıyorlar. Ama işte tüm bunlar yeteri kadar etkili olmuyor demek ki.Buradan bir kez daha rica edeyim: Lütfen çocuklarınıza canlı oyuncak (!) almayın. Yoğursun, mıncıklasın, evcilik oynasın diye bir çocuğun kucağına, kedi, köpek yavrusu, civciv bırakmayın. Bırakırsanız da bunun adına ‘hayvan sevgisi’ demeyin. Böyle hayvan sevilmez. Her tür canlının yaşam hakkına, sevgiden öte saygı duymamız gerektiğini lütfen unutmayın.EN KISA YOL BU!Tutan dizi yapmak giderek zorlaştıkça yapımcılar ve TV kanalları yarışma programlarına abandı. Dünyada bu kategoride ne kadar format varsa satın alınıyor. Yaz ekranları da ‘asla tutmayacak’ yarışma programlarıyla dolacak belli ki... Bu yarışmalara katılanların çoğu, daha önce de bir takım denemelerde bulunmuş oluyorlar. Çünkü yeni nesil, en kısa yoldan ünlü ve zengin olmanın yollarını arıyor artık. Çocuğa soruyorsun: “Büyüyünce ne olacaksın?” Eskiden doktor, hemşire, öğretmen cevapları alırken, şimdi ‘şarkıcı, oyuncu, manken, futbolcu’ yanıtlarını duyuyorsun. Bu ülkede okuyana ne itibar ne de para var çünkü...

Devamını Oku