Benim gündemim bugün biraz sulu...
Biraz derken bildiğin selli melli...
Türk medyası doğal afet deyince sadece İstanbul’da yaşanan doğal afetleri ciddiye aldığı için pek kimsenin haberi yok ama Çeşme-Alaçatı üç gündür çok zor günler yaşıyor.
Bunca yıllık yağmur sever insan olarak kendimi hiç bu kadar ihanete uğramış hissetmedim.
Oysa aptal bir romantik olarak yağmur benim en kıymetlimdi.
Gökyüzü kara bulutlarla kapandıkça içim açılır benim... Yani açılırdı...
Artık su elementiyle elimi yüzümü yıkarken bile mesafeli olacağım herhalde.
Doğa Ana kızgın yüzünü öyle bir gösterdi ki...
Aslında her şey ne güzel başlamıştı.
Cumartesi akşamı Ata Demirer-Demet Akbağ’ın baş rolünü paylaştığı Niyazi Gül Dört Nala filminin çekimleri burada yapıldı.

***
Biz de hem çekimleri izledik hem de sonrasında hep beraber keyifli bir yemek yedik.
O sırada pıtır pıtır yağmur başlamıştı...
İşte o pıtır pıtır daha sonra 30 saat kadar aralıksız sağnağa dönünce işler kabusa döndü... Ilıca’nın bir kaç milyon liralık lüks villalarından iş yerlerine kadar her yer çamurlu sel sularıyla doldu.
Ben yaklaşık 12 saati evin dört yanından içeri giren sular yüzünden sinir harbiyle geçirdikten sonra “amaaan koy gitsin!” deyip hiçbir şey yapmadan bileğe kadar suyla öylece oturma kararı aldım.
Yapacak bir şey yok çünkü...
Daha doğrusu ne yapacağını bilmiyorsun ki..
Bir ara pencerenin duvarla birleştiği yerden salonun ortasına bir metre kadar tazyikle su fışkırmaya başladı.
Köpeğim Ayşe bu duruma çok sevindi. Sel yüzünden evde hapisti ve canı çok sıkılmıştı. O fışkıran suları ağzına denk getirip içmeye çalışırken ne eğlendi ne eğlendi!
İşte böyle durumlarda, ama sadece böyle durumlarda yalnızlık çok koyuyor be!
Suyun içinde yüzen halıları tek başına kaldıramazsın...
Mobilyaları toparlayamazsın...
Sokağa çıkıp hayvanatları güvenli bir yere toplayamazsın...
Ay bir de elektrik gitti mi sana!
Zaten iyi ki de gitti...
Suları toparlarken elektrikli cihazların, prizlerin yarattığı tehlikeyi düşünemiyorsun çünkü o sırada...
***
Vallahi neyse işte, evin içinde, hem boğulma, hem çarpılma tehlikesi geçirdiğimiz bir doğal afeti de böylece atlattık.
Bu arada uzun zamandır görüşmediğim dostlarımın geçmiş olsun telefonları bana kendimi yine çok güvende hissettirdi.
Sırtım yere gelmez benim, dedim...
“Yapabileceğimiz bir şey var mı?” sorusu bugünlerde benim için dünyanın en şefkatli cümlesi...
Bir dostunuz benzer sıkıntılı durumlar yaşadığında uzakta bile olsanız “Nasıl olsa elimden bir şey gelmez” deyip aramazlık yapmayın.
Elden gelmeyen sözden gelir belki...
İnsan kuracağı bir kaç destek cümlesiyle bile, şefkatle kucaklayabilir sevdiklerini...

