Demet Akalın’ı kızdırdılar. Ben Bilmem Eşim Bilir isimli yarışma programına katılıp kocası Okan Kurt’la büyük ödül arabanın sahibi olunca çok bilenler ekibi başladı söylenmeye. Akalın’ın sosyal medya hesaplarına arabayı bağışlamayıp kendine aldığı için hakarete varan yorumlar yazdılar. Demet de özetle “Kime ne hayır yapacağımı size soracak değilim, hem siz benim kesilen ayağımla dalga geçtiniz” diye bir karşı cevapla hayranlarına sitemlerini iletti.
Bir konuda haklı, bir konuda haksız. Haksız, çünkü o ayak fotoğrafı meselesi gerçekten çok lüzumsuzdu. O kötü görüntüyü kamuya açarsan alacağın tepkilere de katlanacaksın o zaman. Özgüvense özgüven madem...
Haklı, çünkü gerçekten sosyal medyanın akıl vermeye pek meraklı ukala ve küstah kesimi bazen çok can sıkıcı olabiliyor. Ellerinde bir kızılcık sopası kimin ne açığını yakalasak da biraz hırpalasak diye bekliyorlar. Hiçbirini ciddiye almamak, cevap bile vermemek lazım aslında. Ama işte Akalın’ın da yaptığı gibi insan bazen dayanamıyor.
Kardeşim gerçekten size ne? İnsanların yapacağı hayır işlerine de mi karışacaksınız artık? Arabayı kazanmışlar, ister tepe tepe kullanırlar, ister satıp parasını kendi keyifleri için çatır çatır yerler, size ne? Ayrıca pintilikle suçladığınız insan gerçekten bu hayır hasenad işlerine düşkün biri. O arabayı vermez ama yarın öbür gün arabanın iki misli yardımı gerekli gördüğü zaman gerekli gördüğü kişiye yapar.
Yani gerçekten ben bu sosyal medya faşizminden artık çok ama çok sıkıldım. Klavye delikanlılığı bile değil artık bu... Zevzeklik, küstahlık, çene suyuna çorba... Kafalarında irinli düşünceler, dillerinde bir dolu zırva.
AĞZINDAN ÇIKANI KALBİN DUYSUN
“Dilin zekatı hayır konuşmaktır” sözünü pek severim. Gerçekten de boğazın dokuz düğümünden geçen o sözler çok önemli. Kelimeleriniz sizden çıkıyor ama emin olun aynı şekilde size geri de dönüyor. O yüzden mesela, ‘bela okuma, döner dolaşır iş sana patlar’ derler ya... Kafasından tersi bile geçse, dilinden hep iyi niyetler, iyi dilekler geçirmeli insan. Ruhunu diliyle terbiye etmeli. Bakın size çok yakın zamanda başıma gelen benim için çok enteresan bir olayı anlatayım.
Birkaç hafta önce canımı çok sıkan, kıran, üzen, inciten bir haber aldım. Hem çok kırıldım hem de çok sinirlendim. Ben sinirlenince oturup incelmiş ses tonuyla ciyak ciyak ağlayanlardanım. Baktım evde ağlamak kesmiyor, atladım arabaya indim sahile. Nasıl da yağmur yağıyor, göz gözü görmüyor. Gittim denizin kenarına ve sesli olarak bağıra çağıra şunları dedim: “Denizin bereketi üzerime olsun. Bereket kapıları üzerime açılsın, Allah’ım beni kimseye muhtaç etme ve kimsenin hakkımı yemesine izin verme.” O kadar içten söyledim ki bunları... Eve geldim, telefonum çaldı ve ilk sürpriz haberi öyle aldım. ‘Yukarıdan’ bu kadar çabuk yanıt alacağımı doğrusu beklemiyordum. Ardından birkaç gün sonra ikinci sürpriz ve beni çok mutlu eden telefon geldi. Benim o günkü sıkıntılarımı bitiren, aydınlığa çıkaran iki beklenmedik şahane haber! Yeni yıla bereketli, neşeli, sorunsuz, depresyonsuz, mutlu ve en önemlisi gelecekten umutlu girmemi sağlayan iki sürpriz haber. Yaa işte böyle, dilinizden çıkanlara çok ama çok dikkat edin. Çünkü gerçekten iyisi de kötüsü de dönüp dolaşıp yine sizin başınıza geliyor. Size sizden hayır var. Aman kalbinizi bozmayın!
ALAÇATI’YI SOĞUK VURDU
Bu sene Alaçatı sokak şenlikleri yapılamadı çünkü fırtına, soğuk, yağmur yüzündenbelediye buna izin vermedi. Sokak partileri, konserler iptal edildi. Günlerdir o geceyi bekleyen, hazırlıklarını yapan işletmelerin durumu acıklıydı doğrusu. Normalde 31 Aralık gecesi değil yürümek, nefes alacak yer olmazdı sokaklarda. Bu yıl ıssız ve hüzünlüydü o dar sokaklar. Bizim gibi yılbaşı akşamını evinde geçirmek isteyenler için hava hoştu da esnafa gerçekten yazık oldu.

