Bunca yıllık insanım ben böyle soğuk görmedim. Bugünkü edebi eserime mübalağa sanatını konuşturarak girmek değil maksadım... Gerçekten görmedim.
Arkadaş bu işte bir yanlışlık var, ben memleketin en batı ucunda ikamet etmekteyim en batı!
Buralarda kış bilemedin bir kaç gün üşütür ama geneli ‘bugün rüzgar yok, acaba denize mi girsek?’tir.
İzmir’de 12 ay yemeğini sokakta yersin...
Çeşme’de 12 ay ‘yerse’ denize girebilirsin...
Serip de havlunu güneşlenemezsin belki ama suya bir batıp çıkmadığımız ay yoktur hani.
Güneşsiz geçen günlerimiz de...
Bu yüzden kış aylarında yaptığım güneşsiz şehir seyahatlerimden dönerken yolcu ve mürettebatı dahil tüm uçak ısırılma tehlikesi atlatıyor.
O derece sıkılma, bunalma, depresif haller...
Şimdi de öyleyim bak...
Tam 10 gündür hiç kesintisiz tilkiye bakır çıkarttıran soğuklar var. Azalacağına giderek daha da artıyor.
Günlerdir sadece zorunlu haller dışında evden burnumu çıkaramıyorum.
Karlı kara ikliminin soğuğu belki derece olarak daha düşüktür ama karsız, fırtınalı, deniz soğuğu gerçekten insanın iflahını kesiyor.
Mesela bu yazıyı yazdığım şu dakikalar Alaçatı -5... Ama hissedilen -13...
10 gündür, evi barkı olmayan için, evi olup yakacak odunu bulamayanlar için, sokaktaki canlar için içimiz dağlandı.
Kendi çapımızda bir şeyler yapmaya çalışıyoruz tabii ama nereye kadar?
Allah’tan hafta sonundan itibaren normal insan derecelerine çıkacak hava.
Ama bu sefer de bizi başka tehlikeler bekliyor olacak. Hastalık gibi...
Gerçi aradaki ısı farkı o kadar çok ki hastalıktan başka bir takım mutasyonlara uğramamız da mümkün.
Mesela Pazar günü Alaçatı +17 derece gösteriyor... Aradaki yaklaşık 20 ile 30 derecelik farktan sonra artık kadınlar erkek, erkekler çam, kuşlar taş olup başımıza mı yağar, hep birlikte göreceğiz.
Aman tek derdimiz bu olsun... diyebilmeyi çok isterdim.
Bu coğrafyada ne dert biter, ne dertli... Hiç girmeyelim oralara...
Önemli olan yaşananlara kader deyip, boyun eğmemeli.
Soğuğu bağlı TV zehirlenmesi
Bu soğuk yüzünden yaşadığım ev hapsinden sonra artık ellerim kendiliğinden kumandaya dönüşecek diye korkuyorum. Fakat iyi oldu, yeni eğlenceler keşfettim.
Mesela İlker Ayrık’ın sunduğu ‘Ben Bilmem Eşim Bilir’ isimli yarışma hakkında hiç izlemeden ön yargıyla neler atıp tutmuşum.
En hafifi ‘bu yarışmaya katılanda da, izleyende de akıl yok herhalde’ idi mesela.
Ay çok özür diliyorum, nasıl komik, nasıl matrak bir program imiş meğer.
İlker Ayrık dünya şekeri ve sanki bu yarışmayı sunmak için yaratılmış.
“Artık Türk dizilerini izleyemiyorum, daralıyorum” diye hiçbirine şöyle bile bakmazken yeni başlayan Poyraz Karayel de fena değildi doğrusu. Gündüz ekranı ise tam şenlik... Evlilik programları düelloda...
Seda Sayan-Uğur Arslan ortaklığı enteresan olmuş. Seda adeta eline ilk kez mikrofon almış yeni mezun çömez bir stajyer heyecanında. Ki bu amatör ruh heyecanlarını severim ben. İşine duyduğun saygının ifadesidir.
Fakat tabii yine içinde ne kadar ‘Antepli’ geçen türkü varsa programda ardı ardına çalıyor. Ama yo yoo iş arkadaşı onlar ya amaan siz de! İçiniz fesat...
Bir de doldurmuşlar ajanslardan ve eski programlardan toplama insanları, umarım yeni bir hezimete daha uğramaz Kadırgalı...
Neyse, öyle işte... ‘Soğuğa bağlı TV zehirlenmesi’ geçiriyorum bu ara ama eğleniyorum da...
EYVALLAH DEMEDİ
Ünlü teknik direktör Ersun Yanal’ın eşi Şenay Yanal ‘kocam beni genç bir kızla aldatıyor’ gerekçesiyle boşanma davası açtı.
20 milyon tazminat, 150 bin lira da aylık nafaka talebiyle...
O tercih edilenler hep genç olur zaten malum... Genci bırakıp yaşlısına kaçan bir tek Prens Charles vardı.
Parayı bulan genç sevgili yapar, bu artık en bilindik yazısız kural.
Ama bazıları gibi buna eyvallah etmeyip, boşanma davasını açan Şenay Hanım’ı yürekten kutluyorum. Çünkü artık iş öyle bir hal aldı ki bir adam eğer hele de paralı bir şeyse, hem karısı hem sevgilileri olmasını gayet doğal karşılamaya başladık.
Çok eşlilik gelirse böyle böyle gelecek bu memlekete.

