Şöhret görgüsüzlüğü denen bir şey var. Ya da hazımsızlığı diyelim.
Bu rahatsızlığın ilk belirtisi her normal insan gibi bir ağzı, iki gözü, iki kulağı olan diğer şöhretleri, “Aaa bak benim gibi bir ağzı, iki gözü, iki kulağı var. Resmen beni taklit ediyor” diye itham etmesi! Herkes onlara hayran, herkes onların tarzının, işinin peşinde... Böyle hissederek mutlu oluyorlarsa olsunlar tabii ama aynı zamanda kendilerini tuhaf hallere soktuklarını da bilsinler.
Mesela Songül Karlı üç beş hayranının gazına gelip “Asıl Seda Sayan beni taklit ediyor, Uğur Arslan da sayemde 7 yıl ekmek yedi” demeyi bıraksın.
O program Songül Karlı’ya ‘rağmen’ 7 yıl sürdü çünkü.
Bahsi geçen Su Gibi programı gerçekten çok eğlenceli bir programdı.
O stüdyoda herkes o saçma konuları ciddi ciddi tartışırken işin şov kısmının tek farkında olan isim Uğur Arslan idi ve hem olayları, hem kişileri öyle zarif ve öyle çaktırmadan ti’ye alırdı ki gerçekten kendisi de gizli gizli çok eğlenirdi. Songül Karlı ise göğüs ileride, kalça dışarıda, göbek içeride pozisyonunu bozmamak için kendini kasar, işin eğlencesini hep ıskalardı. Diyeceksiniz ki Uğur Arslan’ın yaptığı da ayıpmış, program konuklarıyla inceden dalgasını geçermiş...
Eh vallahi koca aramak için ekrana çıkan kadınların, yürümekte zorlanırken hâlâ genç kadın peşinde koşan adamların olmayan gururunu da ben düşünemeyeceğim doğrusu!
Şimdi aynı programda Uğur Arslan’ın partneri Songül Karlı yerine Seda Sayan olacakmış.
Bence şahane ikili olurlar. O program da çok seyredilir. Seda Sayan özellikle bu sezon saçmalaya saçmalaya sonunda doğruyu buldu galiba... Ha tabii yine her lafının arasına sevgilisinin ismini kaktırmaya ve durup durup aynı türküyü 88 kere söylemeye kalkmazsa...
Umarım son hezimetlerinden gerekli dersi almıştır.
Bir adam için onca yıllık kariyeri, itibarı, aslan gibi bir ismi çöpe atmaya değmeyeceğini yani...
Seda Sayan’ın yanında her zaman dedikodusunu yaptığımız, yanına yakıştırmadığımız birileri olmuştu ama bu seferki gerçekten olacak iş değil!
Seviyoruz seni Seda Sayan, bu laflarımız o yüzden sadece sitem, amaç bağcı dövmek değil!
ANT SEKBAN’A NE OLDU?
Gariplikler ülkemizin bu yıl yaşanan son ‘tuhaf, gerçekten çok tuhaf’ olayı İstanbul Çekmeköy’de yaşandı. 17 yaşındaki Ant Sekban okuldan evine giderken bir anda ortadan kayboldu.
Ailesi, arkadaşları, olayı basına ve sosyal medyaya duyurunca da bu garip olaydan herkesin haberi oldu. Olay garipti çünkü çocuğun ne evden kaçması ne de kaçırılması için geçerli bir sebep yoktu.
Ya da en azından ailenin verdiği bilgiler bu yöndeydi.
Bunları düşününce hepimizde Ant’tan çok daha vahim bir haber geleceği korkusu yaşandı ama çok şükür o kötü senaryolar gerçekleşmedi. Ant ailesini arayıp ‘buradayım gelin beni alın’ dedi. İlk açıklamaya göre kaçırılmıştı. Sonra kaçıranlar onu serbest bıraktı.
Ardından ‘yok öyle değil, işin içinde başka şeyler var’dı!
Hatta bir ara aileden olduklarını iddia eden birileri Twitter’a “Yeğenimiz kitlelerin sokağa dökülmesi için kullanılacaktı ama çok şükür oyunları bozuldu” diye yazdı.
Hatta trol hesap mı bilinmez başka bir hesaptan da “Ant işi gezicilerin son fiyaskosuydu” denilerek bizden koca bir ‘çüş artık’ı hak etti!
Velhasıl kelam yılın son CSI dosyası da “Eee ne oldu yani şimdi?” sorusuyla bitti.
GEL, ÖPÜCEM!
Haydi bakalım cingılbellls cingılbellls!.. Kendi adıma şöyle söyleyeyim ben kapıdaki yeni bir yıldan ilk kez bu kadar ümitliyim.
Kendimi sislerin ve belirsizliğin arasından güneşe çıkmaya hazır sersem tavuk gibi hissediyorum. Çünkü bu yıl beni biraz zorlamıştı. Sersemlik ve yorgunluk o yüzden. Ama kendimden de, her b.ku kafama takmaktan da, hayatımda dram yoksa ‘olsun’ diye uğraşmaktan da çok sıkıldım.
Yazılmış kaderi değiştiremem belki ama gidişat üzerinde minik oynamalar yapabilirim.
“Güç bende artıkkkk” diye kılıcımı şuursuzca sağa sola sallayasım var. Memleketin bütün astrologlarını dinleyip Aslan burcu ile ilgili olumlu yorumları okumamın da bunda etkisi var elbet.
Ay nasıl da yaramaz şimdi bana böyle büyük laflar etmek!
Sen bak şimdi ne kadar fiziksel ve duygusal sakarlık varsa başıma gelmesin bu yıl!
Amaaan gelirse de gelsin...
Ben niyet ettim niyet eyledim, bu sene çok çalışmaya, çok eğlenmeye, çok gülmeye, çok hayırlara aracı olmaya...
Gerisi Allah kerim!
“İyi seneler Türkiye!” der, hepinizi o güzel yanacıklarınızdan öperim.

