Dünkü uğurlanış belli etti: Türkân Saylan bir Kutup Yıldızı olacaktır!Çağdaş devrimlere ve eğitime adanmış bir ömrün, çocuk ve kadın hakları savunuculuğunun bu ülkede talep ettiği kahramanlığı onun kadar güzel taşıyan pek az kimse vardı.Bir efsane yaratmıştır.Manevi liderliği uzun yıllar çağdaş gelişmeye önderlik edecektir.Hastalığına rağmen kendisine reva görülen zalimlikler bile onu yüceltmiş sergilediği ermiş sabrı cumhuriyeti her koşulda savunmanın bir fedakârlık değil ödev ve sorumluluk olduğunu öğretmiştir.Örnek liderliği, onu izleyenlere hep iyi şeyler yaptıracaktır.Bir meslektaşı dün şunu diyordu: “Türkiye seninle gurur duyuyor sloganını sevimli bulmam ama ilk defa birine çok yakıştığını fark ettim.” Çok doğru... Türkân Saylan’a son yolculuğunda on binler eşlik etti. Vicdanlı vefalı insanlar etrafında, arkasında dua ettiler.Sadece hükümet temsil edilmedi.Prof. Saylan, insanlık tarihine geçmiş bir hekim, çaresiz çocukları okulla buluşturan benzersiz bir eğitimcidir.İktidar, din sömürüsü ile beslenen bir siyasi akımın temsilcisi olabilir.Ama Prof. Saylan’ın farklı düşünüyor olması onlara Peygamberimizin şu sözünü unutma hakkını verir mi:“Kim ilim tahsili için yola koyulursa Allah onun için cennete giden yolu kolaylaştırır.” Ölüm haberi üzerine Kültür Bakanı Günay, Saylan’ı övdükten sonra “Yaptığı bütün hizmetler, gayretler için ülkem adına hükümet adına teşekkürlerimi iletmek istiyorum manevi huzurunda” dedi.Sonra feci bir şey oldu:Dört buçuk saat sonra Anadolu Ajansı Bakan Günay’ın “hükümet adına teşekkür”ünü, deşifre hatası bahanesiyle “milletimiz adına teşekkür”e çeviren bir düzeltme yayınladı.Yani hükümetin teşekkürü geri alındı!Ölüm eşiğindeki bir kanser hastasına evini basarak işkence yapmayı göze alabilen bir zihniyetin “teşekkür”ü zaten Türkân Saylan’ın ruhuna huzur değil belki azap verecekti.Şimdi Kültür Bakanı azap çeksin.Cennetlik bir kadına kuru bir teşekkürü dahi çok gören ve bunu kaba bir şekilde belli eden bir hükümet içinde yer almak, bu vefasızlık ve saygısızlığın ortak sorumluluğuna katılmak kolay değildir.Allah ona da katlanma gücü versin!Gül niyet okudu!Kapatılınca aldığı 1 trilyon liralık Hazine yardımını Refah Partisi’nin geri vermesi gerekiyordu.Vermedi, paranın sahte belgelerle buharlaştırıldığı belirlendi. Faiziyle borç 11 trilyona çıktı ama iktidara gelen öğrencileri Necmettin Erbakan’ı af operasyonu ile hapisten kurtardıkları gibi siyasi haklarını da geri verdiler.RP’nin üst yöneticileri arasında yer almasına rağmen dokunulmazlıktan yararlanan Gül yargı önüne çıkmadı.Temelli kurtulduğunu sandığı kararları da elde etti ama Sincan Ağır Ceza Mahkemesi yargılanması gerektiğine hükmetti.Vay sen misin?..Mahkeme Gül’ü “şüpheli” diye niteliyordu. Çankaya, Gül’ün şüpheli gösterilmesinin “kesinlikle iyi niyetle bağdaşmadığı”nı iddia etti.Neyle suçlandıklarını dahi bilmeden aylardır Silivri’de yatanların itirazlarını “Türkiye hukuk devletidir; saygılı olacağız” diye susturan siyaset ve hukuk ulemaları ile destekçileri var ya...Çankaya’ya acil bir “moral verme ziyareti” yapmalarının şimdi tam zamanıdır!
Atatürk “Ey yükselen yeni kuşaklar, gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk onu yüceltecek olan sizsiniz” demişti.Bugün 19 Mayıs. Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’na başlamak için Samsun’a çıktığı günün 90’ıncı yıldönümü...Sevincimizi bu yıl Atatürk’ü çok iyi anlamış bir toplum liderini, bir insanlık gönüllüsünü yitirmenin üzüntüsü gölgeliyor.Atatürk değişimin adresini gençlik, hedefe götürecek araçları da bilim ve eğitim olarak belirlemişti. Rahmetli Ahmet Taner Kışlalı’nın bir teşhisi vardır:Gençliğe hitabesinde açıkça anlattığı gibi Atatürk, geleceğin siyasi iktidarlarının kişisel çıkar uğruna düşmanla bile işbirliği yapabileceği ihtimalini düşünmüş ama gençlikten hiçbir zaman şüpheye düşmemiştir.Genç idealisttir, yeniliklere açıktır ve cesurdur; onun için cumhuriyeti gençlere emanet etmiştir.Atatürk’ün gelecek iktidarlar konusunda yanılmadığını düşündüren örnekler, gençlere yönelik sorumluluklarımızın önemini artırıyor.Çünkü gençliği çağdaş değerlerle donatmakta düşeceğimiz yetersizlik devrimin yaşam kaynağını kurutacaktır.İlâhi rastlantı gibiProf. Dr. Türkân Saylan, cumhuriyetin hayat damarlarını kurtarmak için ömür tüketmiş bir devrim savaşçısı, insanlık gönüllüsüdür.Genç yıllarını cüzzam gibi lanetli bir hastalığın kökünü kazımaya vakfeden ve insanlığa yaptığı büyük hizmetin evrensel takdir duyguları ile taçlanan bu “muhteşem kadın” eğitim ve toplumsal gelişme alanında da unutulmayacak işler yapmıştır.Prof. Saylan “Görevimi yaptım, ölüme hazırım” demişti.Ölümün eşiğinde yaşanan bu gönül rahatlığı kaç faniye nasip olur?O gerçekten Tanrı’nın armağan diye gönderdiği özel insanlardan biriydi.Hiç şansları olmayan 65 bin çocuğa eğitim olanağı yaratarak onların makûs talihini değiştiren bir kadın, ulusun da kaderini değiştirmiş sayılır.Örnek alınmasını dilediğimiz bu “Atatürk kızı” bugün, yani 19 Mayıs günü toprağa verilecek.Bu ilâhi rastlantı, ona son günlerinde yıldırma yöntemleri uygulayarak saygısızlık edenleri düşündürmelidir.Bu yolda ölmek...Cumhuriyetin en önemli teminatı, eğitimli genç nesillerdir.Bu ideale adanmış bir hayatı, ilerlemiş kanserin verdiği acılar yetmiyor gibi bir de devletin azaplı baskısına tabi tutmak bağışlanmaz bir suç, acınacak bir küçülme değil midir?Evinin penceresinde o gün çekilen resme dikkatle bakın...Görevini yapmış bilgelerden yansıyan huzuru yakalamak kimseyi yanıltmasın.Evini hallaç pamuğu gibi atan operasyonun emrini verenleri ve hele “Kimse devletten üstün değildir” diye bu aşağılayıcı saldırıyı tahrik edip övenleri Türkân Saylan affetmeyecektir.Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu dün şöyle dedi:“Türkân hocamız beş hafta önce hukuk dışı bir işlemle karşı karşıya geldi. Beş hafta sonra da hocamızı kaybettik. Devlet görevlilerinden beklentim bir özür borcudur!” Yakınları, geçirdiği sarsıntının etkilerini yakından izlediler: Kanserle 19 yıl savaşabilen Türkân Saylan, hayatına yöneltilen devlet görüntülü saldırının acısına beş hafta dayanabildi.Hayatını kutsal bir davaya adamış bir insan olduğuna ve bu yüzden kahredildiğine kimse itiraz edemeyeceğine göre, onun şehit sayılacağına da bilinen kinciler dışında kimse karşı çıkamaz.Mekânı cennet olsun.
Kürt sorunu devamlı büyüyen bir kanser kütlesini andırıyor. Yönetemiyoruz bu meseleyi.En başta siyasetçiler, sonra öteki kamuoyu oluşturucular.Bundan on yıl önce telâffuz dahi edilemeyecek haklar etnik kimlik adına bugün hayata geçmiştir. Ama terör, devletin milletin kalbine kurşun sıkmaktan vazgeçmemiştir.PKK’nın sıkıştığı dönemlerde barış rüzgârları estirilmiş, bunun zaman kazanmaya dönük bir oyun olduğu gerçeği halktan hep gizlenmiştir.Ateşkesi kendi istediği zaman PKK ilân etmiş, dilediği zaman kendisi son vermiştir.Yine öyle bir dönemdeyiz ve topluma yine sebebi ve şartları açıklanmayan bir iyimserlik pompalanmaktadır.Eskilerden farkı, bu defakinin lokomotifliğini Cumhurbaşkanı yapıyor.Cumhurbaşkanı Gül “İyi şeyler olacak” derken neye dayanıyor?Kahve falına mı baktı, yoksa olgunlaştırılmış bir projenin açılımını mı yapıyor?Lâf olsun torba dolsun siyasetidir bu. Hiç yararı yok denilemez. Ne de olsa bölücü örgüt ile siyasi uzantılarına düş kurma olanağı yoluyla terapi sağlamakta, bir yandan da bu siyasetçilere “demokrat adam” övgüleri kazandırmaktadır.Hainlere ve katillerine bizim kadar itibar eden bir siyasi iktidar, partiler, medya ve sivil toplum yoktur dünyada. Bu yüzden bebek öldürmüş katiller karşımıza suçlu gibi değil alacaklı gibi çıkabiliyorlar.Türkiye terörü çeyrek yüzyıldır yok edemiyor. Terör için öne sürülen bütün bahaneler ortadan kaldırıldığı halde niye başaramıyoruz?Çünkü sözlerimiz tersini söylese de, karar ve eylemlerimiz terörü siyaset aracı olarak kabul edip boyun eğdiğimizi ortaya koymuştur.CHP lideri Baykal dün “Affı terörle mücadelenin bir yöntemi zannettik” derken doğru bir teşhis yapıyordu.Değişik adlar altında çıkarılan af yasaları hep “dur” yakarmasının rüşveti gibi oldu. Halbuki affın zamanı vardır. Af ancak silâhı bırakmanın ödülü olmalıdır.Terör örgütünü dolaylı veya dolaysız muhatap kabul eden aymazlığa son vermeden Cumhurbaşkanı da söylese asla “iyi şeyler” olmaz, olamaz!İTHAL ADALET...Türkiye’de siyaset yapmak zor. Çünkü seyircisi olmayan bir sahada top oynamaya benziyor.Seyirci olmadığı zaman oyun yavanlaşır. Seçmenin gözetimi ve denetimi olmadığı zaman da siyaset kısırlaşır ve kirlenir.CHP’li Kılıçdaroğlu dün İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş’ı halka şikâyet ediyordu. İETT’nin bile olumsuz görüş bildirmesine rağmen Hollanda’dan alınan metrobüsler için yaptığı suçlamalara Topbaş cevap vermiyor çünkü.Kılıçdaroğlu’na göre Topbaş’ın sessiz kalması suçu kabullenmedir, ciddi rüşvet çarklarının döndüğüne işarettir.Peki şüphe, rüşvet iddiasının kanıtı olur mu?Olmaması lâzım. Yolsuzluk araştırmaları ile halkın takdirini kazanan CHP’li politikacı bu ağırlıkta bir suçlama yapmadan önce ikna edici deliller bulmalıdır. Aksi halde ağırlığı azalır ki bu durum, yolsuzluk yapanları, haram yiyenleri memnun eder.Ama yine de şu sözüne mim koyun:“Bu otobüslerin alımıyla ilgili olarak Hollanda’da derhal soruşturma başlatılması lâzımdır. Diyeceksiniz ki niye burada başlatılmıyor? Çünkü Türkiye’dekiler bu işin içindeler..” Bu sözlerde yalnız iktidara değil, yargıya da eleştiri var.Siyasetin bulaştığı yolsuzluklardan ancak böyle haberdar oluyor ve adalet duygumuzu tatmin edebiliyoruz.Alman yargısı olmasa Deniz Feneri dolandırıcılığını duyar mıydık?
Bugün yapılacak DP kongresi Demirel’in başarısızlıkla sonuçlanmış son görevi olabilirdi.Hatta çabası hiç duyulmayabilirdi.Ama AKP içindeki tedirginliği abartılı biçimde dışa vuran iktidar yanlısı medyanın karalama çabaları ve saldırganlığı, DP’nin bugün toplanacak olan olağanüstü kongresine yönelik merakı artırmış, adeta reklâm yardımı yapmıştır.Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel AKP’nin orta sağ parti olmadığını, Milli Görüş’ün ve Saadet Partisi’nin başka bir versiyonu olduğunu söyleyerek yeni bir tartışma başlattı.Bu tartışmanın amacı, AKP iktidarının üstüne oturduğu seçmen tabanını uyararak “evine dönmesi”ni sağlayacak hareketi yaratmaktır.Peki mümkün mü?Siyaset bilimciler buna neredeyse hiç şans tanımıyorlar ama iktidar destekçisi medyayı yönlendiren merkezi otorite herhalde aynı şekilde düşünmüyor olmalı ki Hüsamettin Cindoruk’un adaylığı kesinleştiği günden beri kumandalı gazeteler ve TV’ler ateş ve çamur püskürüyor!Cindoruk saldırıların “gerçek dışı ve ahlâk dışı suçlamalar” olduğunu belirterek cevap vermediğini ve vermeyeceğini söyledi.Cindoruk’a göre AKP’nin dayandığı taban DP, AP ve DYP’nin oy deposudur.Uyanış ve heyecan başladığı takdirde olacaklardan korkmakta iktidar yöneticileri yerden göğe haklıdırlar.Çünkü “DP’nin ölüsü” bile 29 Mart’ta yüzde 4 oy alabilmiştir.Cindoruk’un emaneti bir genç lidere devretmesi ile hız kazanacak olan süreç, partiyi yüzde 10 barajının üstüne pekâlâ çıkarabilir.O oylar nereden gelecek?Tabii ki AKP’yi besleyen kaynaktan...Yani iktidar partisinde gözlenen “Cindoruk telâşı” sadece özgüven eksiği olarak algılanmamalı, gerçek bir tehlikenin varlığına dayandığı kabul edilmelidir.DP hareketinin başarısı yararlı olur.Çünkü AKP baştan beri merkezdeki boşluğu kötüye kullandı. Kendisi merkezi dolduracak yerde merkezi dinci icraatla doldurdu.Gerçek bir merkez sağ partinin yükselişi AKP’yi de terbiye edebilir!SOSYAL DEPREME ÖNLEMÜlkedeki işsizlerin sayısı korkutucu bir tempo ile artıyor.Resmi rakamlar işsizlik oranının yüzde 16,1’e yükseldiğini ve Türkiye’yi Güney Afrika’nın arkasında dünya ikincisi durumuna getirdiğini gösteriyor.Keşke gerçek bundan ibaret olsa..Umudunu kaybettiği için iş aramaktan vazgeçenler hesaba katılınca işsiz sayısı 6 milyon 471 bin kişiye, işsizlerin oranı yüzde 24,7’ye yükseliyor.Bu demektir ki her üç kişiden biri işsiz!İşsizliğin yakıcı etkilerini artan soygun, gasp ve hırsızlık olayları ile her gün daha yoğun yaşıyoruz.İyi günlerde iktidar keşke ağustosböceğine özenmeyip karınca gibi tedbirli davransaydı.Üretime dönük ve istihdam yaratıcı politikalar hep ihmal edilmiştir.Din takıntısı iktidarı gerçek hayattan koparıyor.Aşırı nüfus artışının ülkedeki en ciddi sorun olduğu gerçeğini göremeyen bir yönetim anlayışı ile nereye gidebiliriz?Türkiye’de her yıl 850-900 bin genç çalışma çağına giriyor. İşler iyi iken dahi karşılanması kolay olmayan bu yığınsal baskı kriz zamanı elbette kâbus olacaktır.Sosyal patlama ihtimaline tedbir alınmalıdır.Başbakan “en az üç çocuk” sözünü geri alıp özür dilemeli;İşsizlik Sigortası Fonu etkin biçimde devreye sokulmalı;Yığınlar üstündeki kışkırtıcı etkisi hesaba katılarak rüşvet ve yolsuzluk olayları karşısındaki örtbas edici tutumlar terk edilmelidir!
Düştüğü yerden bir avuç toprakla kalkmak herhalde buna denir!Almanya tarihinin en büyük yardım dolandırıcılığı davası bitti.Ama mahkeme “asıl failler”in burada olduğunu saptamıştı ve bu nedenle hem ikinci dalga soruşturmayı başlattı, hem Türkiye’den adlî yardım istedi.Çünkü takip edilenler “profesyonel” tipte insanlardı.“Meslek edinilmiş şekilde dolandırıcılık yapmak”tan soruşturulan 16 kişinin sadece parmak ve avuç içi izleri istenmiyordu; ev ve bürolarının aranması varlığı bilinen sahte faturalara, çifte muhasebe kayıtlarına ve delil oluşturacak belgelere ulaşılması talep ediliyordu.Bunlar henüz yapılmadı.Alman yargısının takip ettiği kişiler, dini duyguları istismar edilerek dolandırılan Türk vatandaşların “hayır yapmak için” ödedikleri milyonlarca avroyu buharlaştıran bir çarkın dişlileri durumundadır.Suçlamanın kaynağı kahve dedikodusu değil Alman mahkemesinin ilâmıdır.Bunca zaman boşa geçtikten sonra talep edilen adli yardımın gereği yapılsa bile bulunacak ne delil kalmıştır?Listesi gönderilen “maşa şirketler”in çoğunun yerinde yeller esiyor olması aleyhlerindeki tüm delilleri ortadan kaldırmaları için onlara bol bol zaman ve imkân tanındığını gösteriyor.Türkiye Cumhuriyeti’ni uluslararası zeminde utandıracak bu adli komedyanın vebalini kimler taşıyacaktır?Alman mahkemesinin gönderdiği listenin başında yer alan kişi RTÜK’ün de başında televizyonlara ahlâk öğretmektedir!Dün başlayan bir dava sanki “rezaletin son perdesi”ni temsil ediyor:Deniz Feneri Derneği, kendilerine hakaret ettiği gerekçesiyle CHP lideri Baykal aleyhine 1 milyon liralık tazminat davası açtı.Gerçekten durum “şaka gibi”.Ama geldiğimiz yer, şakanın kaldırabileceği son noktadır.Siyasi himaye altında adaletten kaçanlar dururken adalet talep edenlerin ceza görmesi... İş oraya kadar gitmemelidir.Bedel ödemesi gerekenler alacaklı çıkmamalıdır.“Paraları toplarken Almanya’daki Deniz Feneri ile bir elmanın iki yarısıydınız. Suç üstü yakalanınca mı ayıldınız?” Hâkimler bu soruyu sormalıdırlar! *** Mağdura tokat!Dün yine İstanbul’da seçim döneminde yapımına göz yumulan kaçak yapıların yıkımı operasyonu vardı.Televizyonların Başakşehir’den yansıttığı görüntüler, kaçak yapılardan daha önemli şeylerin de yıkılmakta olduğunu anlatıyordu. Merak ediyorum:Eğer bu yapılar kaçak ise, sahipleri niçin devlet güçlerine karşı direniyor ve canlarını tehlikeye atıyorlar?Çünkü bedelini ödediklerini düşünüyorlar.Seçim arifesinde “dur” diyen çıkmadığı için gecekondular dolaylı yoldan teşvik ediliyor. “Yapma” demesi gereken memurlar o garip insanların kanlarını emer gibi rüşvet yiyorlar. O gecekondular, yapan ailelerin “her şeyi” oluyor.Akşama kadar değişik kanallarda bir polisin ak saçlı bir adamın önce yanağına tokat, sonra arkasına tekme attığı döne döne gösterildi.Polis mecbur kalırsa kurşun da atar. Ama tokat ve tekme atamaz. Atmamalı.O adam suçlu değil, düzenin mağdurudur.Bu insanlar zaten hukuksuzluğun en ağır zararlarını çekiyor.Hiç değilse onurlarına saygı gösterilsin!
AKP iktidarı ile beraber siyaset adeta karanlıkta yapılan bir iş haline geldi.Devletin en yüksek mevkilerini işgal eden iktidar sahipleri her gün şifreli mesajlar veriyor. Bölücü terör pusular kurmaya, öldürmeye devam ediyor ama Cumhurbaşkanı yine de “İyi şeyler olacak” diyor ve tarihi bir fırsatın doğduğu müjdesini verebiliyor.Açıkça söylese de birlikte sevinsek!Son haberler AKP’nin anayasa değişiklikleri paketini hazır ettiğini duyuruyor. Sürpriz bazı öneriler de içeren paket, belli ki yine göktaşı gibi bir anda önümüze düşecek.Nasıl Arap’ın derdi kırmızı pabuç AKP’nin öncelikli hedefi de Anayasa Mahkemesi’ndeki karar çoğunluğunu kontrol etmek ve bunun yanında parti kapatma şartlarını iyice zorlaştırmaktır.Bunu, meclise seçtirilecek yeni üyelerle mahkemeyi 17 veya 21 yargıçlı hale getirmek ve kapatma davasının vizesini meclisten aldırmak suretiyle çözmek istiyorlar.Rejimi savunmasız bırakma niyetini kaba bir şekilde açığa vuran bu hamleye iktidar grubu herhalde dışardan destek bulamayacaktır.Hele kapatma davası için meclisten “olur” alma önerisi, traji-komik bir hayaldir.Kapatma davasına hedef olan partilerin genellikle cumhuriyetin temel ilkelerini ihlâl suçu işledikleri görülüyor.Böyle bir suçu işleyen parti meclis çoğunluğunu kontrol ediyorsa oradan izin çıkabilir mi? Çıkmaz..O zaman rejimin hukukun üstünlüğüne dayandığı, yasama ve yürütmenin yargı denetiminde olduğu iddia edilebilir mi?Aslında AKP’nin kapatılma paranoyasından kurtulması gerekirdi.Çünkü Anayasa Mahkemesi, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğuna 1’e karşı 10 oyla hükmetmiş olduğu halde AKP’ye kapatma cezası vermemiştir.Bu karar Anayasa Mahkemesi’nin bundan böyle kapatma kararı vermeyeceğinin ilânıdır.Ve göklere çıkarılan Venedik kriterlerinden çok daha sağlam bir güvencedir.AKP’nin buna rağmen kâbus görmeye devam etmesi, rejimle kavga etmekten hiç vazgeçmeyeceği şüphelerini davet etmektedir.Problem Anayasa Mahkemesi’nde değil AKP’nin zihnindedir aslında.Değişmesi gereken yüksek mahkemenin yapısı değil iktidarın kafasıdır!Önemli uyarılarDanıştay Başkanı Mustafa Birden Danıştay baskını sırasında ölümden dönmüş bir yargıçtır.Yüksek mahkemenin kuruluş yıldönümü nedeniyle yaptığı konuşmada verdiği mesajlar mutlaka muhatabı olan kişi ve kurumlara ulaşması gereken uyarılardı.O konuşmayı nasihat dinlerken dikkatleri dağılan çocuklar gibi izleyenler bir hayli çoktur endişesi ile hatırlatma yapıyorum.İşte Başkan Birden’den önemsediğim bazı satır başları:- İktidarların yargıya egemen olma ve onun faaliyetlerini kontrol etme düşünceleri toplumda kaos yaratır.- Vatandaşlar yargı bağımsızlığını zedeleyici her türlü müdahaleye duyarlı olmalı ve bunu meşru yollardan ortaya koymalıdır.- Cumhuriyetimizin özü ve ulusal yaşamımızın temeli olan laiklik ilkesi ve laik eğitim kurallarını erozyona uğratacak hiçbir düzenleme, hukukumuzda yeri bulunmadığı gibi hukukun evrensel ilkeleri bağlamında da himaye göremez.- Anayasa’yı değiştirme yetkisi keyfi ve sınırsız bir yetki değildir. Yasama organı kendisine hukukilik veren temel çerçevenin dışına taşmamalıdır.Mustafa Birden “bunlara dikkat etmiyorsunuz” diyemezdi bir tören ortamında.“Bunlara dikkat edin” diyerek o görevi yerine getiriyor!
Deniz Feneri suç işlemek için oluşturulmuş bir çete midir? İş yavaş yavaş oraya gidiyor!CHP lideri Baykal dünkü grupta Almanya’dan getirttikleri belgelere dayandığını söyleyerek dini duyguları sömürülen insanlardan toplanan paranın on yılda 900 milyon avro olduğunu iddia etti.Yimpaş, Kombassan, Kanal 7 ve Deniz Feneri’nin, aynı zincirin halkaları olarak gözüktüğünü söyledi.Almanya tarihinin en büyük dolandırıcılık suçunu işleyen kişilere “birkaç edepsiz” denilemeyeceğini belirterek Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ı eleştirdi.Baykal’a göre terbiye eksiğini aşan bir “sistematik” söz konusudur ve toplanan paralar yolsuzluğu yapan kişilerin özel çıkarları için değil Ankara’daki başka bazı hesaplar, çıkarlar için harcanmıştır.İktidara destek olacak televizyon kurulmuştur gemi alınmıştır, karanlık işler çevrilmiştir.CHP lideri dün yeni bir iddia ortaya attı:“Kanal 7’nin kurucusu olan kişi soruşturmayı yürüten Alman başkomiserini Türkiye’ye kendi misafiri olarak çağırmıştır.” Baykal bunun belgeyle tespit edildiğini söyledi.Birkaç edepsizin üstesinden geleceği işler midir bunlar?Bülent Arınç’ın Deniz Feneri konusundaki çark edişi, dindar kitlenin soyulmasını İslâmcı siyasetçilerin görmezlikten geldikleri yolundaki kanaate kuvvet kazandırıyor.Hatta şöyle bir soruyu hatıra getiriyor:Deniz Feneri hakkındaki keskin fikirlerinden vazgeçmesi, acaba Arınç’ın Başbakan Yardımcısı koltuğuna oturmasının peşin şartı mıydı?Arınç uyandırdığı adil, cesur, ahlâklı siyasetçi imajı ile kabineye girdi. Çünkü sade milletvekili olarak şunu demişti:“Almanya’daki Deniz Feneri yöneticileri yoldan çıktılarsa Allah belalarını versin. Bunu derken maddi cezalardan da bahsettim. Yasalara aykırı iş yapanlar cezalarını görmelidir. Sadece bedduayla geçiştirilmemelidir!” Sonra ne oldu?Koltuğa oturunca belalı suç kabahat seviyesine indi, suçlular da “birkaç edepsiz” oldu.Ama artık dönüş yok. Alman yargısı rezaletin boyutlarını görmüş, yeni soruşturma başlatmıştır. Türk tarafının adaleti engelleme çabaları iktidarın her gün daha çok kirlenmesinden öteye sonuç doğurmayacaktır.Deniz Feneri, geminin karaya toslama noktasıdır.AKP Deniz Feneri suçlularını korudukça kaybedecektir!*****Manevi çıkar amaçlıSiyasetçi Türkiye’de niçin sürekli itibar kaybediyor?İşte size dünden iki taze örnek:İstanbul Ümraniye’de 43 kaçak yapı yerle bir edildi. Aslında bunlara kaçak dememek lâzım. Çünkü her biri 29 Mart’ta “Oyum sana” taahhüdü karşılığı işbaşındaki belediye başkanından özel izinli yapılardır.Seçim bitmiş, ortaklık ölmüştür!İkinci haber meclisten... Meclis Başkanlığı 6 yılda dernek ve vakıflara 2 milyon 215 bin lira yardım yapmış.Kendi döneminin 862 bin liralık yardımından 315 bin liralık aslan payını Meclis Başkanı olarak Bülent Arınç memleketi Manisa’ya göndermiş.Köksal Toptan da memleketi Zonguldak’a 200 bin, komşu Bartın ile “hemşehri” Karadeniz illerine 410 bin lira tahsis etmiş.Devlet kesesinden kişisel siyasi yatırım değil midir bu?Burası, devlete hediye edilen bir tazıyı satıp parasıyla hayrat çeşme yaptıran bir Cumhurbaşkanı’nı (Celal Bayar) Yüce Divan’da “manevi çıkar amaçlı suiistimal” suçlamasıyla yargılamış bir ülkedir.O yargılama yanlıştı. Ama şimdi siyasetçilerin yaptığı yanlış!
Gazetemizin internet sitesi Yayın Yönetmeni Aylin Duruoğlu özgürlüğünden yoksun üçüncü haftaya girdi.İtirazımızı okurlarımızla paylaşmak için neden beklediğimiz merak edilebilir.Hemen söyleyelim ki bu bekleyişin arkadaşımızın suçlu olabileceği hakkında uyanmış bir soru işareti ile asla ilgisi yoktur.27 Nisan’da İstanbul’da “Devrimci Karargâh” adlı terör örgütüne yönelik operasyon sırasında Emniyet Amiri Semih Balaban’ın şehit olması, yoldan geçen bir vatandaşın ölmesi ve yedi polisin yaralanması gerçekten infial yaratmıştır.Ülkemizde adalet çağdaş kalitelerin altında.Toplumdaki infial gerekçesini yeterli delil yoksa tutuklama sebebi saymayacak hâkimlerin kolay bulunmayacağını biliyoruz. Önce adaleti saptıran bu duygusal basıncın geçmesini bekledik ve...Zaman, Aylin Duruoğlu’nun masumiyetini kanıtlamasına yardım edecektir diye düşündük.Çünkü tutuklanmayı haklı gösterecek bir delil, hatta bir karine... Bunların olmadığını biliyorduk. İki hafta içinde bir şey bulunabilir mi diye merak ettik; o da olmadı.Örgüt evinde direndiği için öldürülen Orhan Yılmazkaya, Aylin’in üniversiteden sınıf arkadaşıdır. Yıllar sonra onu aramış gazetecilik yaptığını, kitap yazdığını anlatmış, tanıtımı için kendisinden yardım istemiştir.Orhan Yılmazkaya o tarihte suçlu bilinen biri değildi. Sabıkası yoktur. Başka medya kuruluşlarından sağladığı tanıtım desteğini üstelik Aylin’den alamamıştır.Bu gerçeklerin ışığında tutukluluk haline itiraz ettik ama hayal kırıklığına uğradık.Çünkü mahkeme heyeti tahliye talebini 1’e karşı 2 oyla reddetti.Gerekçe yargıya yönelik olarak son zamanlarda artan eleştirilere hak verdiriyor: “.. Delil toplanma aşamasında bulunulduğundan, ayrıca olayın toplumda meydana getirdiği büyük sarsıntı ve infial de nazara alınarak tahliye talebinin reddine..” Şüpheliyi içeri alıp sonra delillerin toplanmasını bekleyen değil, ancak sağlam deliller getirildiği zaman tutuklama kararı veren mahkemelere biz de kavuşacağız.Ama ne zaman?Aylin Duruoğlu’nun uğradığı talihsizlik VATAN Gazetesi’ni bu davanın tarafı yaparak çözümü hızlandırmaya yarayan bir fırsat olur ve işe yarar umarız!Birkaç edepsiz!Başbakan Yardımcısı Arınç, partisi içinde “ağabey” gibi hareket edebilir.Ama millete karşı öyle davranmaktan vazgeçmelidir.Çıktığı son televizyon söyleşisi sırasında Almanya’daki Deniz Feneri dolandırıcılığına karışan kişiler için “birkaç edepsiz” deyimini kullandı.“Edepsiz” nitelemesi halkı din sömürüsü dolandıran, “Allah ile aldatan” kişiler için kullanılamaz.Çünkü bu söz suçu sempatik gösteriyor.Anadolu’da yatağını ıslatan çocukları pataklarken kullanırlar bu sözü:“Yapıcan mı ulen edepsiz bir daha, haa?..” Bu yaklaşım, işlenmiş olan ağır suçun hak ettiği cezayı hiçbir zaman görmeyeceği şüphesini davet ediyor.Çünkü Bülent Arınç karşısında suçlular değil birkaç edepsiz görüyor. O kadar.Halbuki durum vahimdir.Deniz Feneri kendiliğinden olmadı. Benzer suçları hafife alan yaklaşımlar cesaretlendirdi hatta özendirdi soygunları.Bu ülkenin dindar insanları Mercümek’ler ve İslâmi holding görüntülü dinci cambazlar tarafından kaç defa soyulmuştur; bir düşünün.Arınç Başbakan Yardımcısı’dır artık ve sorumluluğu, yeni Deniz Feneri durumlarının doğmasına mani olacak etkili ibretin yaratılmasına öncülük etmektir!