İyi şeyler

Haberin Devamı

Kürt sorunu devamlı büyüyen bir kanser kütlesini andırıyor. Yönetemiyoruz bu meseleyi.

En başta siyasetçiler, sonra öteki kamuoyu oluşturucular.

Bundan on yıl önce telâffuz dahi edilemeyecek haklar etnik kimlik adına bugün hayata geçmiştir. Ama terör, devletin milletin kalbine kurşun sıkmaktan vazgeçmemiştir.

PKK’nın sıkıştığı dönemlerde barış rüzgârları estirilmiş, bunun zaman kazanmaya dönük bir oyun olduğu gerçeği halktan hep gizlenmiştir.

Ateşkesi kendi istediği zaman PKK ilân etmiş, dilediği zaman kendisi son vermiştir.

Yine öyle bir dönemdeyiz ve topluma yine sebebi ve şartları açıklanmayan bir iyimserlik pompalanmaktadır.

Eskilerden farkı, bu defakinin lokomotifliğini Cumhurbaşkanı yapıyor.

Cumhurbaşkanı Gül “İyi şeyler olacak” derken neye dayanıyor?

Kahve falına mı baktı, yoksa olgunlaştırılmış bir projenin açılımını mı yapıyor?

Lâf olsun torba dolsun siyasetidir bu. Hiç yararı yok denilemez. Ne de olsa bölücü örgüt ile siyasi uzantılarına düş kurma olanağı yoluyla terapi sağlamakta, bir yandan da bu siyasetçilere “demokrat adam” övgüleri kazandırmaktadır.

Hainlere ve katillerine bizim kadar itibar eden bir siyasi iktidar, partiler, medya ve sivil toplum yoktur dünyada. Bu yüzden bebek öldürmüş katiller karşımıza suçlu gibi değil alacaklı gibi çıkabiliyorlar.

Türkiye terörü çeyrek yüzyıldır yok edemiyor. Terör için öne sürülen bütün bahaneler ortadan kaldırıldığı halde niye başaramıyoruz?

Çünkü sözlerimiz tersini söylese de, karar ve eylemlerimiz terörü siyaset aracı olarak kabul edip boyun eğdiğimizi ortaya koymuştur.

CHP lideri Baykal dün “Affı terörle mücadelenin bir yöntemi zannettik” derken doğru bir teşhis yapıyordu.

Değişik adlar altında çıkarılan af yasaları hep “dur” yakarmasının rüşveti gibi oldu. Halbuki affın zamanı vardır. Af ancak silâhı bırakmanın ödülü olmalıdır.

Terör örgütünü dolaylı veya dolaysız muhatap kabul eden aymazlığa son vermeden Cumhurbaşkanı da söylese asla “iyi şeyler” olmaz, olamaz!

İTHAL ADALET...

Türkiye’de siyaset yapmak zor. Çünkü seyircisi olmayan bir sahada top oynamaya benziyor.

Seyirci olmadığı zaman oyun yavanlaşır.

Seçmenin gözetimi ve denetimi olmadığı zaman da siyaset kısırlaşır ve kirlenir.

CHP’li Kılıçdaroğlu dün İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş’ı halka şikâyet ediyordu. İETT’nin bile olumsuz görüş bildirmesine rağmen Hollanda’dan alınan metrobüsler için yaptığı suçlamalara Topbaş cevap vermiyor çünkü.

Kılıçdaroğlu’na göre Topbaş’ın sessiz kalması suçu kabullenmedir, ciddi rüşvet çarklarının döndüğüne işarettir.

Peki şüphe, rüşvet iddiasının kanıtı olur mu?

Olmaması lâzım. Yolsuzluk araştırmaları ile halkın takdirini kazanan CHP’li politikacı bu ağırlıkta bir suçlama yapmadan önce ikna edici deliller bulmalıdır. Aksi halde ağırlığı azalır ki bu durum, yolsuzluk yapanları, haram yiyenleri memnun eder.

Ama yine de şu sözüne mim koyun:

“Bu otobüslerin alımıyla ilgili olarak Hollanda’da derhal soruşturma başlatılması lâzımdır. Diyeceksiniz ki niye burada başlatılmıyor? Çünkü Türkiye’dekiler bu işin içindeler..”

Bu sözlerde yalnız iktidara değil, yargıya da eleştiri var.

Siyasetin bulaştığı yolsuzluklardan ancak böyle haberdar oluyor ve adalet duygumuzu tatmin edebiliyoruz.

Alman yargısı olmasa Deniz Feneri dolandırıcılığını duyar mıydık?


DİĞER YENİ YAZILAR