İyi şeyler olur ama iki şartla...

28 Mayıs 2009

Türkiye’yi terör saldırılarının hedefi olmaktan temelli kurtaracak “tarihi fırsat” hangi şartlarda doğar?Doğru cevabı bulmadığımız sürece kaderimizi değiştiremeyiz.Aksi halde hayal kurmakla hayal kırıklığına uğramaktan ibaret bir kısır döngüde harap olur gideriz...İşte dün yine sırtımızdan hançerlendik.Cumhurbaşkanı’nın “İyi şeyler olacak” müjdesini verdiği dış gezi dün gibi. Ama bölücü terör örgütü 29 Nisan’da 9, dün de 6 askerimizi şehit etmiştir.Biraz barış umudu uyandı ya; hemen sabote ettiler!PKK yalnız terör örgütü değildir, haraç toplamaktan uyuşturucu ticaretine kadar her türlü karanlık ve pis işe bulaşmış bir suç örgütüdür. Derdi hak için savaşmak değil, para çarkını çevirmektir.AKP iktidara geldiğinde bölücü terör neredeyse sıfırlanmıştı. Nasıl oldu bu ve sonra neden işler tersine döndü?Suriye tecrübesinin ibreti şudur:Komşu ülkede himaye gören bir terör örgütü yok edilemez. Ne zaman ki Türkiye savaşı göze aldı, Öcalan Suriye’den kovuldu ve sorun çözüm yoluna girdi.Terör hortlamıştır çünkü örgüt başka bir komşunun kucağında.Ahmet Türk’ün terazisiBirinci tespit şu ki... Irak’ın kuzeyindeki bölgesel Kürt yönetimi, PKK’yı topraklarından sürüp çıkarmadığı sürece Cumhurbaşkanı Gül’ün “iyi şeyler olacak” söylemi, boş lâf olarak kalmaya mahkûmdur.Çözüm yolunu açmanın ikinci şartına gelince...O da DTP’nin teröre akıl ve yürekle karşı çıkması ve PKK’nın Kürt sorununun çözümü önündeki en büyük engel olduğuna kendini ve bölge halkını inandırmasıdır.Oysa sözcülerinin beyanlarına bakılırsa DTP siyasi varlık olarak gücünü PKK’dan aldığı inancını gizlemekte adeta zorluk çekiyor.Dün Hakkari’de 6 askerimizin şehit düşmesiyle sonuçlanan alçaklığa DTP Genel Başkanı Ahmet Türk’ün tepkisi, demokrasi savunucusu bir siyasetçinin tavrı değildi.Türk “Her kim ki demokratik bir çözümden yana ise mutlaka elini tetikten çekmelidir” dedi.Yani ülkenin ordusu ile terör örgütünü aynı terazinin iki kefesine koyacak ve ateşkes önerisi yapacaksın. DTP milletvekilleri ettikleri yeminin idrakinden daha ne kadar uzak yaşayacaklar?PKK DTP’nin rakibiKendilerinin çözüme lâzım oldukları propagandasını yaparken her fırsatta İngiltere örneğini veriyorlar.Evet PKK oradaki IRA örgütüne benziyor ama buradaki DTP İngiltere’deki Sinn Fein partisine benzemiyor.Çünkü lider Gerry Adams, taraftarlarını Kuzey İrlanda’daki sorunun sadece demokratik siyasetle çözüleceğine inandırmakla kalmamış, terör örgütü IRA’ya karşı en amansız muhalefeti kendisi yaparak hedefine ulaşmıştır.İngiltere’nin şansı yalnız Gerry Adams değildir. Hem Sinn Fein hem öteki partiler teröristleri muhatap alan, hele pazarlık yaptıkları anlamına gelecek tutumlardan daima uzak durmuşlardır.Türkiye’de demokratik siyaseti çözümün tek yolu olarak yüceltmek her zamandan daha çok destek buluyor.DTP sözcülerinin yaptıkları sivrilikler dahi hoşgörü ile karşılanıyor ve parti hakkında kapatma kararı çıkmasına, kötü bir ihtimal olarak bakılıyor.Siyasetin gücüne inanan bir zemin oluşmuştur, orada rol oynayacak bir parti de mevcuttur ama partinin başında şiddeti reddeden ve terör örgütünü birinci öncelikli rakip sayan Gerry Adams gibi bir lider henüz yoktur.“İyi şeyler” için cesaret göstermek samimi olmak ve biraz daha sabretmek zorundayız.

Devamını Oku

O toprakların sahibi var...

27 Mayıs 2009

Millet Meclisi’ni Güneydoğu’dan kalkıp ziyarete giden grubun resimlerini gördünüz mü?Aralarında mayına basarak ayaklarını bacaklarını kaybedenler vardı.Onları görünce içimden yakıcı bir itiraz yükseldi, sınır boyunca uzanan 216 bin dönüm araziyi, mayınlardan temizleyecek olan şirkete 44 yıl süreyle tahsis etmek isteyen hükümete sormak istedim:“Kimin malını kime veriyorsunuz?” Elli yıldır ekilip biçilmediği için altın değeri kazanan o toprakların bedeli canla, kanla ödenmiştir.Devlet adaletli ellerdeyse sadece mayınları temizler ve sonra o toprakları hak etmiş olan vatandaşlarına teslim eder.Onlara yalnız mallarını değil, onurlarını ve geleceklerini de verir.Zaman zaman konuşuyoruz ya “Bunca yıldır sadece teröristle mücadele ettik, terörle değil” diye.. İşte bu fırsattır.Bölücülükle niçin baş edilemiyor diye sorulduğunda bizdeki adı aşiret olan derebeylikleri sebep gösteriliyor.Doğrudur; insan cahil bile olsa, kendisini feodal beylerin kulu durumunda bırakıp vatandaş statüsüne geçirmeyen bir devlete güven ve saygı duymaz.Mayından temizlenen arazileri o bölgenin yoksul insanları için ümit ve fırsat olarak değerlendirecek arayışlar, bölücü teröre karşı dünyanın en öldürücü silâhlarından daha etkili olur.Söz konusu toprakların güvenlik hassasiyeti yüksek sınır bölgesi olması temizliği yapacak kuruluşun seçimini önemli hale getiriyor.CHP lideri Baykal’ın dediği gibi yapılmak istenen şeyin benzeri yoktur.Kaldı ki burada iki ayrı iş var. Birleştirilmesi ülkenin menfaatine değildir. Birinci aşama mayınların temizlenmesidir. Bu işin gerektireceği parayı ödemek devlete ağır gelmez. İktidar aksini iddia ediyorsa bunun arkasında başka menfaat ilişkileri arayanların şüphelerini yabana atamayız.AKP’nin siciline bakanlar bu tedirginliğin sebepsiz olmadığını hemen anlar.O nedenle yol yakınken dönmekte yarar var. Önce mayın temizleme ihalesi açılıp işlem başlamalıdır.Sonra en doğru çözümü bulmak için önümüzde 5 yıl olacaktır.Kim bilir, belki 5 yıl sonra Türkiye sömürge yönetimleri gibi bu değerli toprakları yabancılara kiralamak istemeyecek, teknoloji üreterek kendisi değerlendirmek isteyecektir.TÜBİTAK’ı bile dinci kadrolaşmanın hedefi yapan bu iktidar sonsuza kadar başımızda kalacak değil ya!Ümitsiz vaka...Her felâket, iktidarın demokrasi anlayışından ne kadar uzak olduğunu kanıtlıyor.Bursa’daki hastane faciası ülkeyi yasa boğmuştur.Yöneticilerin de utanca boğulmaları lâzım ama ne gezer?..Olayın siyasi sorumluluğunu taşıyan Sağlık Bakanı hesap soranları neredeyse dövecek.“Ne hakla suçluyorlar?” diye çıkışması, tam bir despotik yönetim sendromu.Cevabını naçizane biz verelim:“Sizi suçlayanlar, demokratik bir ülkede yaşadıklarını zanneden şaşkınlardır. Kusurlarına bakmayın!” Bakan Recep Akdağ’ın şu sözleri de herhalde çok tartışılacak:“Hayatını kaybeden 8 hastadan ikisinin beyin ölümü beklenen ağır hastalar olduğu ifade edildi...” Hani neredeyse “Üzülmeyin, yangın sayesinde kurtuldular” diyecek!Bu ülkede insan onuru biraz saygı görüyorsa Bursa’daki facianın sebepleri sonuna kadar araştırılmalıdır.Ama engel var; çünkü hiçbir müfettiş böyle bir bakana soru soramaz.AKP’nin defterinde de istifa yazmıyor. Allah beterinden korusun!

Devamını Oku

Bölünme çağı geride kaldı...

26 Mayıs 2009

Terör devam ederken verilen her şeyin terör örgütüne yaradığı savı kendini doğruluyor.İşte son örneği:PKK’nın başı Karayılan, Kandil’de gazeteci Hasan Cemal’e artık değiştiklerini Kürt devleti istemediklerini, diyalog kurulması ve Öcalan’ı da kapsayacak bir af koşulu ile silâhları bırakmaya hazır olduklarını söylemişti.Bölücü siyasetin destekçileri bir yana terörü yenmenin inançlı ve sabırlı bir mücadele gerektirdiğini unutmuş çevrelerde bile heyecan yarattı bu mülakat.Cumhurbaşkanı Gül’ün Kürt sorununda “tarihi fırsat” doğduğundan söz etmesi de doping etkisi yaptı.Çözüm hayalinin uyandırdığı memnuniyeti, çeyrek yüzyılda siyasi tecrübe de kazanan PKK tabii ki değerlendirecekti. Çünkü Türkiye bölücü terör karşısındaki yorgunluk ve bezginlik yansıtan duruşu ile örgüte cesaret vermiştir.Karayılan Kandil’de misafir ettiği itibarlı İngiliz gazetesi The Times’ın muhabirine çıtayı daha yüksek tutan barış şartları açıklamıştır. İlk şart şu:“İngilizler İskoçyalılar’ın taleplerini onlara bir parlamento vererek çözdüler. Türkler’in bize aynı şeyi vermesi gerekiyor!” Öteki şart ise “Her iki toplumun birbirini affetmesi lâzım. Herkes bu sürecin içinde yer almalı. Abdullah Öcalan da dahil!” Acele işe şeytan karışırGörüldüğü gibi Kuzey Irak’taki şartların aleyhine döndüğünü gören 3-4 bin üyeli terör örgütü değil de dünyanın en iyi donatılmış ve eğitilmiş 600 bin kişilik ordusuna ve bin yıllık devlet geleneğine sahip Türkiye Cumhuriyeti devleti telâş görüntüsü yansıtmaktadır sanki..Elbette demokratik bir devlet terör tehdidinden kurtulmak için elinden geleni yapacaktır ama bunun sınırı var.Devletin acelesi olmaz. Devletlerin gücü, insan hayatı ile sınırlı olmayan dayanma kabiliyetlerinden gelir.Oysa her pazarlığa açık duruşu ile bugünkü iktidar, devletin terör karşısındaki avantajını heba ediyor. Örgüt bir yandan kalleş tuzaklarını kurup kan dökmeye devam ederken öbür yandan da devamlı tırmandırdığı taleplerine rağmen barışçı ve uzlaşmacı görünmekten geri kalmıyor.PKK ve yönettiği siyasi uzantıları Karayılan’ın ağzından Türkiye’ye üniter ve milli devletten vazgeçmesini öneriyorlar!Kürt kimliğinin sosyolojik ve kültürel değil siyasi bir kimlik olmasını talep ediyorlar. Bu kabulden yola çıkarak iki milli unsura dayalı yeni bir devletin kurulması için süreç dayatıyorlar.Demokratikleşme ama...Bölücü politikaların seçim sandığına yansıyan gücü yüzde 6 bile değildir. Bölünme yanlısı olmayan Kürtleri görmezden gelmek, onları bu yüzde 6’ya feda etmek, terör örgütünü meşrulaştırma amacına hizmettir.Cumhurbaşkanı Gül’ün sözünü ettiği tarihi fırsat bunun neresinde saklanıyor?Üniter devletten vazgeçmek, tarihin akışına karşı koymaktır.Evet küreselleşmenin, etnikleşme ile beraber yürüdüğü bir dönem yaşandı ama dikkat edilecek olursa o dönemde bile milli devletler değil hep federasyonlar parçalandı.Önümüzde bu yanlışın algılandığı ve tekrarlanmayacağı bir gelecek var.Türkiye barışı ve mutluluğu, bütünlüğünü daha sağlam hale getirecek çarelerde bulacaktır.Demokratikleşme bunun birinci maddesidir.Ama bölücülüğü teşvik etmeyen, etnikleşmeyen bir demokratikleşme... İkinci madde de tutarlı ve kararlı bir hükümettir.Çünkü terör bir milleti bitiremez ama kendine güveni olmayan bir hükümete diz çöktürebilir.

Devamını Oku

Oyuna gelen muhalefet

25 Mayıs 2009

Gelişmiş toplumlar olduğundan farklı görünen siyasetçilerin foyasını çabuk çıkarır.Önce iddialarını çürüten gerekçelerle yalanlar ortaya dökülür, yetmiyorsa savlarını ispatlayacakları ortam “hodri meydan” diye halı gibi önlerine serilir.Bu tecrübenin ibreti, gerçekler üstünde konuşmanın yararlarını kazandırır.Bizim de artık siyasi tartışmaların kalitesini yükseltmemiz gerekiyor. Söylenen yeni bir şeyi önce iyi anlamak, sonra hangi amaçla söylendiğini irdelemek doğru bir tartışma yapmanın koşuludur.Mesela Başbakan Erdoğan’ın “Tarihi özeleştiri” diye VATAN’ın manşetine çıkan demeci... “Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu. Acaba kazandık mı? Bu aslında faşizan bir yaklaşımın neticesiydi. Bu hatalara zaman zaman biz de düştük...” Siyasi muhalefetin tepkisi ne oldu?“Yalan” diye ayağa kalkmak ve iktidarı devlete iftira atmakla suçlamak...Evet, bölücülere altı ay önce “ya sev, ya terket” çağrısı yapan da, bir hafta önce Türkiye’deki 40 bin Ermeni vatandaşının sınırdışı edilebileceği gözdağını veren de aynı Başbakan’dı ve Brüksel’de “Eğer Ege’de Rumlar, Türkiye’nin pek çok yerinde Ermeniler yaşamaya devam etseydi bugün acaba aynı milli devlet olabilir miydi?” diye soran kişi de bu hükümetin Savunma Bakanı’dır.Doğru ama Başbakan’ın zikzaklarını teşhir etmek, söylediği önemli bir sözü çöplüğe göndermeyi haklı kılar mı?Unutkanlık olamazNe yazık ki muhalefet bu yanlışa düşmüştür.CHP’nin eleştirilerini “Kimse etnik kökeninden ötürü Türkiye’den gönderilmedi” savı üstüne kuranlar, beyhude nefes tükettiklerini bilmiyorlar mı?Oysa yapılması gereken ilk iş Başbakan’ı ne demek istediği ve bu hareket noktasından nereye ulaşmaya çalıştığı konusunda daha açık konuşmaya zorlamak olmalıydı.Başbakan’ın “Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu” tespitine dayalı pişmanlık beyanı hangi yeni politika açılımının işaretini veriyor?Zikzakların teşhirinden daha önemli değil mi bu sorunun cevapları?Kürt sorununa yaklaşımlar da bu tarihi pişmanlıktan etkilenecek mi, özeleştiri içeren bu sözler zaman zaman kışkırtılan Yahudi düşmanlığı günahlarına fren etkisi yapacak mı; en azından muhalefet bu cevapları merak etmez mi?Zahmetsiz reklâm...“Yalancı” ve “hain” dediğiniz zaman bunları öğrenme hakkınızı kaybediyorsunuz.Hata yapan muhalefet kendi kaybettiği gibi topluma da kaybettiriyor.Devlet adamlarının görevi devletin ayıplarını örtmek değildir.Bu muhalefet stratejisi sayesinde AKP hak etmediği iç ve dış krediler kazanıyor.Başbakan partisinin reytingini yükseltmek istediği zaman kendilerine övgü kazandıracak bir adımı, doğru dürüst bir projelendirme bile yapmadan ortaya atıyor.Muhalefetin nasılsa tepki koyacağını bilmenin rahatlığı içinde böyle hareket ediyor.Sonuçta ne oluyor?Kimse “AKP mecliste sahip bulunduğu ezici çoğunluk gücüyle, sahiden istese bu dediklerini muhalefeti dinlemeden yapabilir. Ama yapmıyor. Böylece sevabını kendi alıp günahını muhalefete yıkıyor” diye düşünmüyor.Gerçekten de her siyasi oyunun son perdesi şu manzara ile kapanıyor:İslâmcı AKP yenilikçi oluyor, devrimci CHP ise tutucu...Çarşaflıları buyur eden yaratıcılığı CHP’nin başka alanlarda da denemesi lâzım!

Devamını Oku

Ufuk açıcı pişmanlık

24 Mayıs 2009

Başbakan Erdoğan dün “tarihi özeleştiri” başlığını hak edecek önemde sözler söyledi.Yıllarca yanlış şeyler yapıldığını anlattığı konuşmasının şu bölümüne dikkat:“Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu. Acaba kazandık mı? Bunların üzerinde durarak bir düşünmek lâzım ama aklı selim ile bunların üzerinde düşünülmedi. Bu aslında faşizan bir yaklaşımın neticesiydi. Bu hatalara zaman zaman biz de düştük...” Başbakan’ın sözleri, pişmanlık taşıyan bir özeleştiri ise, öncelikle kendi Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün altı ay önce Brüksel’de yaptığı o tartışılan konuşmasını düzeltiyor olması gerekir.Bakan Gönül, azınlıkları göçe mecbur eden politikaları “ulus yaratma”nın adımları olarak niteleyerek “Eğer Ege’de Rumlar yaşamaya devam etseydi, Türkiye’nin pek çok yerinde Ermeniler devam etseydi, bugün acaba aynı milli devlet olabilir miydi?” diye sormuştu.Başbakan, bakanının bu sözlerini düşünerek konuştuysa tarihi bir kavşağın dönüldüğünü de ilân edilmiş sayılır.Kurtuluş Savaşı’nı izleyen mübadele uzak bir tarihe mal olmuştur. Ama özellikle Rum nüfusun Türkiye’yi terk etmesi sonucunu doğuran son yarım yüzyılın olayları ülkemize siyasi, ekonomik ve kültürel büyük kayıplar verdirmiştir.Kültür çeşitliliği, imparatorluk varisi ülkelerin gücü ve zenginliğidir. Biz bu tarihsel sermayenin değerini bilemedik. Başbakan’ın dünkü Düzce konuşması, bunun sebebine de sonrasına da ışık tutuyor:“Eğer siz kendinize güveniyorsanız rahat olun. Ama güvenmiyorsanız, bir ufacık topluluk bile sizi devamlı terbiye eder. Kusura bakmayın Türkiye Cumhuriyeti bu kadar cüce bir ülke değildir. Böyle bilelim.” Başbakan, Güneydoğu sınırındaki mayınlı arazilerin temizlenmesi bağlamında söylemiştir ama bu sözlerin daha geniş bir kapsama alanı içerdiğini rahatça söyleyebiliriz.Dışa dönük siyasi ve ekonomik açılımlardan, Kürt sorunu başta iç sorunlara kadar Başbakan daha özgüvenli inisiyatifler arifesinde olduklarının işaretini veriyor olabilir.Erdoğan, iktidarı rejime sadakat konusunda güvenilir bulmayan yığınlar gözünde yüceltecek ilhamı da bu “tarihi özeleştiri”den, bu “ufuk açıcı pişmanlık”tan çıkarır mı acaba?Bilmiyoruz ama çıkarırsa iyi olur!DokunulmazlıkAnayasamızda yoruma muhtaç bir boşluk yok.Cumhurbaşkanı sadece vatana ihanetle suçlanabilir, onun dışında bir suçlama ile yargı önüne çıkarılması mümkün değil.Makamın “kayıp trilyon davası” nedeniyle tartışma konusu haline gelmesinden Gül’ün rahatsızlık duyması doğaldır ama “bu azabı hak etmedi” demek de pek doğru değildir.Çünkü sırtındaki iki dokunulmazlık dosyası ile Çankaya’ya çıkmasının başına dertler açacağını muhalefet defalarca söylemiştir ona.O da “Ben 2004’te dokunulmazlığımın kaldırılması için başvuruda bulundum ama meclis komisyonuna dileğimi kabul ettiremedim” demiştir.Bugün de aynı şeyi tekrarlıyor.Mahkemeye çıkıp aklanmayı gerçekten isteseydi, meclis çoğunluğuna sahip partinin ikinci adamı olarak dediğini yaptırırdı. Israrlı olmamış, gösteri düzeyinde kalan hamlesi de kurtarıcı olmamıştır.Bu tecrübe, dokunulmazlıkların koruyucu olmadığını, hem kişilere ve hem siyaset kurumuna zarar verdiğini herkese öğretmelidir!

Devamını Oku

Bomba değil maytaptır bu!

22 Mayıs 2009

Bülent Arınç AKP’nin kurucusu olarak bakanlık koltuğuna ilk günden oturabilirdi.Belli ki zor günler için saklanmıştır.İktidarlar zamanla kirlenirler. Ama AKP biraz hızlı kirlendi. Partide etkin zümrenin zengin olma özlemi ve hırsı vadeyi kısalttı.Eski hükümetlere yönelik yolsuzluk tepkisi AKP’yi inanılmaz bir zafere taşımıştır. Anlaşılıyor ki getiren sebepler şimdi süpürüp götürecek sebepler olarak iktidarın altını oyuyor.Eski Meclis Başkanı Arınç’ın parti vicdanını temsil eden ve ahlâki erdemleri savunan bir ağabey olarak Başbakan Yardımcısı koltuğuna oturtulması akılcı bir seçimdi.Ama Arınç ilk sınavında zedelenmiştir. Yaptığı işin çözüme yönelik iyi niyet adımı olmadığı, altında şova dönük kurnazlık yattığı erken ortaya çıkmıştır.Haber Türk TV’ye verdiği mülâkatta Arınç’ın, Deniz Feneri davasındaki “asıl failler” arasında adı geçen RTÜK Başkanı Zahid Akman’ı istifaya davet ettiğini ve kabul ettirdiğini söylemesi ilgi ve memnuniyet uyandırdı.Ne kadar lütufkâr...Anlattığına göre Arınç, Zahid Akman’a “Halk nazarında RTÜK Başkanı ile ilgili olarak kurulan Deniz Feneri bağlantısı”nın hükümeti yıprattığı gibi şimdi RTÜK’ten sorumlu Başbakan Yardımcısı sıfatıyla kendisini de yıpratabileceğini belirterek “görevinizden ayrılmanızı istiyorum” demiş ve şu karşılığı almıştır:“Ben de aynı kanaatteyim. Görev sürem bittiğinde tekrar aday olmayacağım ve başkanlıktan ayrılacağım.” Medyada bu olayı “Arınç’ın ilk bombası” diye yüceltenler oldu.Hakkında yığınla suçlama bulunduğu halde delilleri karartacak bir mevkide aylardan beri direnen Akman, şimdi TV yayınlarının kamu otoritesi olan kuruma veda mı etmiştir? Hayır...Temmuzda üçüncü kez başkanlığa aday olmayacak ama kuruldaki üyeliği 2013 yılına kadar sürecektir.Nesi bomba bunun?Bir patlama yoktur; ancak bir maytap parlamasından söz edilebilir.Sokak deyimi ile iktidar “maytap geçmek” yoluyla Deniz Feneri rezaletindeki vebalini karambola getirmeye çalışmaktadır. Ama bu merhamet soygunculuğu topluma mal olmuş, muhalefet dava üstünde uzmanlaşmıştır.Akman’ın kozu ne?İktidarın da parmak izlerinin bulunduğu bir suç örgütlenmesi Alman yargısı sayesinde ortaya çıkmıştır ve artık asıl failler yargılanıp hüküm giymedikçe kamuoyu tatmin olmayacaktır.Kurnazlık bu aşamadan sonra ancak itibar kaybettirir.İngiltere parlamentosu, bazı üyelerin küçük hırsızlıkları nedeniyle deprem geçiriyor. Parlamento başkanının istifa etmesi yetmedi kamuoyu Kraliçe’nin meclisi feshetmesi için bastırıyor.Bizim önümüzde şu an Alman tarihinin en büyük dolandırıcılık olayı duruyor. Kahramanları Türk olan bu rezaletin Ankara ucunda ağır şekilde suçlanan kişiler var. Ve bunlardan biri kamu görevlisi.Delilleri karartmasına yeterinden fazla zaman tanınan bu kişiye -hangi kozları elinde tutuyorsa- aylardan beri kimse dokunamıyor.İktidar onu RTÜK Başkanlığı’ndan vazgeçmeye -o da dönemini bitirdikten sonra- razı ettiği için takdir bekliyor.Oysa o kurulda oy kullanan bir üye olarak kalması, iktidar için züldür, acizliktir.Arınç’a ve iktidara “bravo” demek yerine istedikleri halde Zahid Akman’dan kurtulmalarını önleyen sebep nedir; onu aramak gerekir!

Devamını Oku

Hesap zamanı

22 Mayıs 2009

Her haksızlığın eninde sonunda adil bir mahkemenin önüne gideceği inancı var ya...İnsanları yüzyıllardır bu ümit ve güven duygusu bir arada yaşatıyor.En canlı örneği, din cambazlarının Avrupa’da yaşayan muhafazakâr vatandaşlar üzerinden yürüttükleri hayâsız soygunun geldiği yerdir.Çok kimse Almanya’daki Deniz Feneri dolandırıcılığının bağımsız bir çete suçu olduğunu sanır. Oysa değildir. Deniz Feneri büyük bir günah denizinin ortasındaki küçücük bir fenerdir!Burada dolandırılan, 40 milyon avronun üstünde bir paradır. Ama bir tahmine göre 500 bini aşkın mağdurun “yeşil soygun”a kaptırdığı para 30 milyar avronun altında değildir.Aileleriyle birlikte milyonu geçen bu insanların alın terleri ve umutları Yimpaş Kombassan, Jetpa gibi onlarca yeşil sermaye holdinginin anaforunda kaybolmuştur.Misafirin hukukunu korumak büyük devlet olmanın şartıdır. Almanya soygunu yıllarca çaresiz izlemiştir. Bazı soyguncuları yargılayıp mahkûm etse bile çaldıkları parayı tahsil edeceği adreslerde şirketleri bulamamıştır.Türk hükümetlerini uyarması da işe yaramamıştır. Çünkü o soygunun bir ayağı buradaki siyasete uzanıyor. Çalınan paranın bir kısmı yıllarca Milli Görüş siyasetini finanse etmek için kullanılmıştır.Deniz Feneri milâtAKP’nin gelişi bir şey değiştirmemiştir. Dokunulmaz hırsızlar AKP’li bakanlarla yan yana namaza durup resimlerini gazetelerde bastırmış ve bu yolla “Bize kimse dokunamaz” diye dünyaya meydan okumuşlardır.Ne gizemli bir güçtür ki, İslâmcı gazeteciler bile bu din-iman simsarlarına para kaptırdıkları halde susmak zorunda kalmışlardır. Bağırsalar belki kendilerinden sonra ağa düşürülenler kurtulurdu. Cesaret edememişlerdir.Deniz Feneri bir milâttır. Alman adaleti çeteyi bir paçasından yakalamayı başarmış yargılama sonunda hüküm kurmuştur.Bu sonuç Türk devletine sorumluluk yüklüyor. İktidar aynı ilgisizliği sürdüremez.Son on yılda Almanya’da İslâmi holdinglere karşı 3 bin kadar alacak davası açıldı. Bunların önemli bir kısmı “paraların faiziyle geri ödenmesi” hükmü ile sonuçlandı. Şu andaki rakamın 100 milyon avroyu bulduğu belirtiliyor.Fakat mağdurların önemli bir zorluğu var:Alman mahkemelerinden çıkan ödeme kararlarını Türk mahkemelerine kabul ettiremiyorlar.Garibin gözü açıldıDeniz Feneri ile iki ülke arasında oluşan köprü adalete hız kazandırabilir.Tabii ki AKP iktidarının “Allah ile kandırmak” üstüne kurulu çete faaliyeti karşısındaki tutumunu değiştirmesi koşulu ile.İktidar Avrupa’daki zavallı mağdurlardan yükselen “Hırsız vaar!..” çığlıklarına dönüp bakmamış, hatta dolandıranları koruyan davranışlar sergilemiştir yıllar yılı.Soyulanlar nihayet Almanya’da örgütlenmiştir. Mağdurların haklarını korumak amacıyla özel hukuk büroları oluşmuştur.Bunlardan birinin sözcüsü dün Alman yargısı kararlarını içeren 500 sayfalık bir raporu yakında Türk makamlarına sunacaklarını açıkladı.Amaç kamuoyunun gücünden yararlanarak AKP iktidarını bu soygunların üstüne yürümeye mecbur etmektir.Başbakan harekete geçmek için böyle bir çağrının yapılmasını beklememelidir.Aksi halde AKP’nin “yeşil sermaye” rezaletine boğazına kadar battığı inancı genişleyip derinleşecektir!

Devamını Oku

Yargı düello silâhı değil...

20 Mayıs 2009

Siyasi kamplaşma iki tarafı da her gün daha büyük yanlışlara sürüklüyor.Prof. Türkân Saylan’a ve hizmetlerine yönelik olumsuz tutum ve Ergenekon soruşturması bağlamında reva görülen zalimlikler iktidar ve yandaşları için “suçüstü hali” olmuştur.Saylan’ın kaybından doğan üzüntüyü paylaştıklarını belli edecek bir çareyi bulmak mümkündü; AKP bu fırsatı da ziyan etmiştir.Bu durum iktidar partisinin, din istismarı alanındaki ayıplarını telâfi etmekteki zorluğu görmesi ile açıklanabilir.AKP Ergenekon davasını ideolojik hasımlarını tasfiye eden bir kıyma makinesi gibi kullanıyor..Ama Türkân Saylan hedef alınınca silâh geri tepmiş, Ankara mitingi ve İstanbul’daki cenaze yürüyüşü halkın yöneticilerinden daha yüksek bir adalet ve ahlâk anlayışına sahip olduğunu ortaya çıkarmıştır.Başbakan Erdoğan “herkesin hükümeti” olacaklarını vaat etmişti ama haydi diyelim ki buna yasal bir mecburiyeti olmadığı için uymak zorunda değildir.Ama Cumhurbaşkanı?..Çok tehlikeli bir çığırOnun devletin başı olarak “Türk Milletinin birliğini temsil” etme görevi var. Bu görev Anayasa’da yazıyor. Yani gitmeyerek, en azından temsilci göndermeyerek görevini ihmal etmiştir!Protesto edileceğinden korktuysa pekâlâ duygularını devlet ve millet adına TV’lerden açıklayabilir “O olmasaydı 65 bin çocuğumuz çaresizliğin karanlığında kaybolabilirdi. Kurumlaştırdığı gelenek bundan sonra kim bilir kaç yavrumuzu kurtaracaktır. Elbette cenazesine gideceğim” diyebilirdi.Bu sayede yücelir, muhtemelen “kayıp trilyon” davasındaki konumuna halkın başka türlü bakmasını bile sağlayabilirdi.Oysa Gül, Türk Milletini temsil eden konumundan cenazeye katılmak veya en azından temsil edilmek görevini çıkarmamış, onun yerine kayıp trilyon davasında yargılanmasına hükmeden mahkeme kararı ardındaki desteği caydırmak için yararlanmıştır.Siyaset yargı üstünden yapılıyor. Çok tehlikeli bir çığır açıldı, buna son verecek yaratıcılığı bulmak zorundayız.Geldiğimiz yere bakınİktidar, laik rejimle ilgili endişesi olan yığınları muhalif olarak görüyor ve onları darbeci olmakla suçlayarak sindirmeye çalışıyor.Karşı taraf da mesela şimdi Cumhurbaşkanı Gül üzerinden hamle yapıyor.Oysa bilmesi gereken herkes biliyor ki... “Anayasa’da boşluk yok. Cumhurbaşkanı’nın sorumlu olduğu tek hal vatana ihanettir.” Yani kayıp trilyon davasından dolayı Gül yargılanamaz. Yargılanması görev süresinin sonunu bekleyecektir.Nitekim Barolar Birliği Başkanı Özok “Cumhurbaşkanı yargılanmalı” diyen mahkemenin “politik bir karar” verdiğini belirtmiştir.Çatışma, Türkiye’yi “şüpheli” niteliği mahkeme kararı olmuş bir Cumhurbaşkanı’na mahkûm edecek. Yazık değil mi?Siyasi rekabetin ahlâki boyutunu inkâr etmekten vazgeçelim!

Devamını Oku