Alman mahkemesi Deniz Feneri dolandırıcılığının maşalarını mahkûm ettikten sonra şu uyarıyı yapmıştı: “Asıl failler Türkiye’de!” Türk yargısı bu uyarı üzerine bile değil, “mal kaçırıyorlar” ihbarı üzerine ve ancak 9 ay sonra Alman mahkemesinin “asıl failler” listesinde adlarını saydığı kişilerin mal varlıklarına tedbir koydu.Onlardan biri ülkedeki TV ve radyo yayınlarını denetleyen kamu otoritesi RTÜK’ün Başkanı Zahid Akman’dır!Bu kişi Frankfurt’taki mahkemeye göre Alman tarihinin en büyük yardım skandalı olan Deniz Feneri dolandırıcılığının yalnızca “asıl faillerinden biri” değildir. Onun da dahil olduğu kişilerin eylemini “meslek edinilmiş dolandırıcılık” diye nitelediğine göre kendileri profesyonel bir suçludur!Başbakan Yardımcısı olduktan sonra Bülent Arınç onu nazikçe istifaya davet etmiş, Zahid Akman da bu iddiayı yalanlayarak Arınç’ın istifa etmesini istemediğini sadece “istifa etmeyi düşünüp düşünmediğini” sorduğunu savunmuştur.Şu anda durum değişti.Akman sadece uzaktan suçlanan biri değil, mal varlığına tedbir konulmuş kişidir. Ve Bülent Arınç dün halâ açıkça “istifa” diye bastıracak yerde “Bir an önce kendisine yakışanı yapması lâzım” diyordu.RTÜK Başkanı makamında oturan bir kişiye, Alman mahkemesinin kendisini işaret ettiği Eylül ayında istifa etmesi yakışırdı. Yapmadığına göre bu pişkinliğe şimdi, onu kolundan tutup atmak yakışır!İktidara yakışan ne?Arınç “Yetkimiz yok” diyor.Doğru ama bütün işlerini yetkilerine dayanarak mı yürütüyorlar? Bazen değerleri ve faziletleri savunmakla ilgili haklar, yetki engeli dinlemeden alacaklı olduğu kapıya dayanıp istediğini çatır çatır almıyor mu?AKP’ye AK Parti demeyenlere “edepsiz” diye saldıran bir zihniyet devletin hatta partinin menfaatleri için zorunlu gördüğü bir durumda bürokrata “istifa etmeyi düşündünüz mü hiç?” diye sorar mı; sormaz.Bunu açık açık ondan ister. Direnme kabul etmeyeceğini söyler ve istediğini gerekirse söke söke alır.Çünkü RTÜK Başkanlığı moral önemi ağır basan bir makamdır.Akman’ın inadı karşısındaki çaresizlik, iktidarın daralan bir çember içine sıkıştığı duygusuna kapıldığı hissini veriyor.Partinin sözcüleri ne kadar kendilerinden emin görünseler de yayılan tedirginlik saklanamıyor.Arınç dün, Ankara’daki tedbir kararı ile başlayan süreç sonunda “Almanya’daki Deniz Feneri davasının Türkiye ile bağlantısı olup olmadığını öğreneceğimizi” söylüyordu. Halbuki daha önce Deniz Feneri’ne kefil olan demeçler vermişti.AKP önderleri yolun sonunda:Zahid Akman’a değil, kendilerine yakışacak tutum nedir; onu belirleyip harekete geçmelidirler.Hareketleri Zahid Akman’ın tepkisinden çekindikleri ve yargı üstünde baskı kurmak istedikleri şüphesi doğuruyor.Bu da iktidara hiç yakışmıyor!
Türk yargısının onurunu kurtaracak önemli bir gelişme oldu dün.Savcının talebi üzerine mahkeme, Deniz Feneri soruşturmasında adları geçen RTÜK Başkanı Akman ile Kanal 7’nin Başkanı Karaman’ın da dahil olduğu 16 kişinin mal varlıklarına tedbir koydu.Deniz Feneri e.V Almanya tarihinin en büyük yardım dolandırıcılığı olayına damgasını vuran kuruluştur. Merhametli vatandaşlarımızın 40 milyon avroyu aşkın parasını dolandıran bu suç örgütünü Alman polisi 2006 yılında basmış, Frankfurt mahkemesi her şeyi itiraf eden üç yöneticiyi mahkûm etmiş, Türkiye’deki iktidar da gelişmeleri uzaktan tedirgin bir şekilde izlemiştir.Hatta Türkiye’de suç işlemiş bir Alman genç için yardım girişiminde bulunan Almanya Büyükelçisi’ne bizim Adalet Bakanı, oradaki tutuklu Deniz Feneri sanıkları için aynı karşılığı beklediklerini belirterek fatura çıkarmıştır.Korunan suçlularAlmanya’dan toplanan paraların bavullarla Türkiye’ye taşındığı belli ama nereye gitti, o bilinmiyor.Alman mahkemesi “meslek edinilmiş dolandırıcılık” iddiasıyla 16 kişi hakkında soruşturma yürütürken gerçeğe ulaşmak için Türk yargısının yardımına ihtiyaç duyuyor.Türk yargısı üç yıl sonra dün ilk tepkisini vermiş, bu 16 kişinin ortak oldukları şirketlerde sermaye azaltma yoluna giderek mal varlığını kaçırdıkları iddiasına karşı önlem almıştır.Eğer Alman mahkemesinin sanıklar hakkındaki “meslek edinilmiş dolandırıcılık” tarifi doğru bir teşhis ise, mutlaka sanıklar da kendi tedbirlerini bu sürede almışlardır!Çünkü noterde sahte vekâletname düzenlettirdiklerini birçok şirketin adres değiştirdiğini biliyoruz. Daha önemlisi siyasi iktidarın bu suç örgütünü oluşturan kişilere olan ilgi ve yakınlığı, inkâr edilemez açıklıkla ortaya çıkmıştır.Tehlike işaretleriRTÜK Başkanı Zahid Akman’ın istifaya razı edilememesi bile, onun iktidara karşı kozlara sahip olduğu yolunda şüpheler doğurmuştur. Belki de Akman’ın en doğru sözü sonradan yalanladığı şu sözüdür:“Başbakan’ın desteği olmasa hâlâ bu koltukta oturuyor olur muydum?” Dünkü mahkeme kararı Başbakan’ın desteğinin de artık Akman’ı RTÜK Başkanı koltuğunda tutmaya yetmeyeceğini umarız herkese göstermiştir!AKP iktidarı Deniz Feneri sanıklarının baştan beri koruyucusu gibi göründü. Bu yüzden yıprandı ve çok güven kaybetti.İktidar gücü yargının önünü kesme yanlışından vazgeçmediği takdirde kayıplar ağırlaşacaktır.Partinin içindeki dürüst insanlar yolsuzlukların günahına niçin ortak olduklarını her gün daha çok sormaya başlamıştır çünkü.Mayın oylamasına girmeyen çok sayıda AKP milletvekilinin hassasiyeti uyanışın işaretini veriyor!
ABD Başkanı Obama’nın “yeni bir başlangıç” temalı şovunu dün heyecanla izledik.“Heyecanlanmaya değecek bir konuşma mıydı?” diye soracak olursanız...Beklentinize bağlı diye cevaplarım.Obama ocak ayında göreve başlarken İslâm alemine seslenmiş ve “Karşılıklı çıkarlar ve karşılıklı saygı temelinde yeni bir yol arayışı içindeyiz” demişti ya... Belki yeni bir yol haritası ortaya koymadı ama terörden başka dil tanımayan nefret odakları dışındaki hemen tüm çevreleri iyi niyetli olduğuna inandırdı.Dünyadaki kriz noktalarının beklediği yeni planlar koymaması, Kahire’den İslâm dünyasına seslenen konuşmanın tarihi önemini azaltmıyor. Çünkü Obama ABD’nin en azından muhatap alma tarzında bir değişimi temsil ediyor.Nitekim İran’dan, El Kaide’den olumsuz tepkiler gelirken Hamas bile “çelişkiler barındırsa da değişimi yansıtan bir konuşma” değerlendirmesi yaptı.Bu ilk yankılar önemli bir kazanımı işaret ediyor: Aşırılık ve şiddete dayalı gruplar ve rejimler karşısında kurulacak köprüler, İslâmi terörün izole edilmesi için önemli bir ilerleme sağlayabilir.Anahtar yine İsrailŞu görüş yaygın: Başkan Barack Obama Amerika’nın kötü imajını değiştirmek amacıyla yaratılmış bir fırsattır. Amerika değişmez, sadece sahneye çıkardığı yüzü değiştirir ve yeni kredi alır.El Kaide’nin Amerika’yı kalbinden vurduğu 2001 Eylül’ünde Başkan Bush da İslâm için güzel şeyler söylemişti. Meselâ “Terör İslâm’ın gerçek yüzü değildir. İslâm barış demektir. Bu teröristler barışın değil kötünün ve savaşın timsalidir” demişti.Ama böyle konuşurken Ebu Gureyb ve Guantanamo’nun da yaratıcısı oldu.Sözleri ile eylemini birleştiren kişi şimdi Amerika’nın yüz karası olan işkence adasının kapatılması emrini veren Barack Obama’dır.Amerika’nın Orta Doğu politikalarını belirleyen birinci öncelikli faktör İsrail’dir. Filistin-İsrail ihtilâfına bir çözüm getirmek veya getirememek.. Orta Doğu’nun geleceğini de Obama’nın kaderini de bu ikilem belirleyecektir. “Sahnede dün yumrukları sıkılı bir patavatsız vardı, şimdi mavi boncuk dağıtan siyah bir Noel Baba.. Aslında ikisinin de hizmet ettiği öz aynıdır.” Umarız bunu diyenler sonunda haklı çıkmazlar.Türban dalkavukluğuİslâm dünyasındaki Amerikan karşıtlığını gidermek isteyen Obama’nın hamlelerinin çok iyi ölçülüp biçilerek belirlendiği konusunda şüpheye düşenler olacaktır.Onları haksız görmemek lâzım.Obama dün “Başını örtmeyi seçen bir kadının her nedense daha az eşit olduğu yönünde Batıda oluşan bazı görüşleri reddettiğini ve eğitim fırsatı verilmeyen kadına eşitlik sağlanmadığına inandığını” söyledi.Bu sözlerin üstüne türban lobisinin nasıl atlayacağını tahmin etmek zor değildir.Obama ilk ziyaretini laik demokrasi ile yönetilen, NATO üyesi Müslüman bir ülke olduğu için Türkiye’ye yaptı.Örtünme tartışmalarının siyasette belirleyici etkiler taşıdığını bilmemesi bilmiyorsa uyarılmaması düşünülemez.Dünya konfederasyon olsa, o da konfederasyonun başkanı olsa yine de bu düşüncesini böyle fetva verir gibi söylememesi gerekirdi.Ankara’ya gelişinde, İslâm dünyasında en çok prim yapacak malzemenin baş örtüsü istismarı olduğu konusunda bizimkilerden tavsiye almış olabilir mi?..
Kraliçe’nin hükümetini bir gazete bir ayda yedi bitirdi. Başbakan Brown bugün yarın istifa edebilir.Bildiğiniz gibi bakanların özel harcamalarını devlete ödettikleri iddiaları Daily Telegraph gazetesinin günlerdir manşetini kaplıyor.Olaylar, bizim yolsuzluk demek için uygun gördüğümüz paralar üstünde dönmüyor. Küçük tırtıklamalar..Mesela İçişleri Bakanı kız kardeşinin ev masraflarını ve kocasının izlediği porno filmleri devlete ödetmiş.Ona rağmen rezalet parlamento başkanını ve dört bakanı uçurdu şimdiye kadar. İşçi Partisi, Avrupa Parlamentosu seçimleri arifesinde tarihinin en dip oy oranına geriledi, yüzde 16 oldu.Birinci sayfayı hazırladığımız masadaki arkadaşlar dün bu ayrıntıları dinlerken aynı şeyi düşünmüşler. O merak da zaten manşetimiz oldu:“Türkiye’de olsa ne olurdu?” İstifalara sebep olan şeylerin bin beteri Türkiye’de oluyor zaten. Ama sonuçları bakımından İngiltere’dekine benzer bir şey hiç olmuyor!İşte en küçültücü örneği RTÜK Başkanı Zahid Akman’dır..Partinin büyükleri kendisinden istifa etmesini istemişler ama istediklerini alamamışlardır. Çünkü demokrasi fazilet rejimidir. Kendisi iyi örnek olmayan bir siyasi önder, kimseden erdemli davranmasını talep edemez.Akrabadan, eş-dost ve mahdumlardan zenginler yaratan bir iktidar, Alman mahkemesinin “meslek edinilmiş dolandırıcılık”la suçladığı bir memuru bile yakasından tutup mahkemeye veremez.Sadece halkın gözünde zavallı duruma düşmemek için istifasını rica edebilir!Başbakan “kriz teğet geçti” demişti ya kriz değil fazilet teğet geçiyor devamlı... Geçenlerde Güney Kore eski Devlet Başkanı ve Fransa’da Saint Cyprien kentinin Belediye Başkanı yolsuzluk suçlamalarının utancı ile intihar etmişlerdi.Biz suçlanan intihar etsin demiyoruz ama bari işgal ettikleri kamu koltuklarını iyilikle geri versinler istiyoruz.Tabii istemekle olmuyor bu işler. Hak etmek lâzım.“Kuzuların sessizliği”ni oynayan bir toplum, suçlulardan bile hakaret görebilir!Temizlik kompleksi“Öfke hitabet sanatıdır” demişti ya Başbakan; hayatının en büyük hatasını bu söze inanmakla yapıyor.Bir kısır döngüde devamlı yıprandığını fark etmiyor.Mayın tartışmasından istediğini alarak çıksa da zarar edecektir. Çünkü şüpheleri gidermemiş, devamlı olarak “öfke” ile bastırmaya uğraşmıştır.Farkında değil ki öfkesini tırmandırması şüphelerin haklılığına delil oluşturuyor.Bağırmak için sanki bahane arıyor. Mesela dün AKP’ye AKP diyenlere sövüp sayıyordu:“Bizim partimizin kısaltılmış adı AK Parti’dir, AKP değil. AKP diyenler demokratik noktadaki etik kurallara uymadan, bunu edep dışı söylemektedirler. Bu kadar açık ve ağır söylüyorum..” Sekiz senedir AKP yazılıyor, söyleniyor. AK Parti demeyenleri edepsiz ilân edecek hale gelmenin sebebi ne olabilir?Kirlenme kompleksi olmasın...Başbakan eğer bunca yolsuzluktan sonra AKP’ye AK Parti dedirtmek istiyorsa geç kalmış olduğunu söylemek zorundayız. Yolsuzluklar partinin rengini değiştirmiştir.Yok bu A, beyaz anlamındaki AK’ın değil Adalet’in A’sı diyorsa onu da kabul ettiremez.Dokunulmazlıklara yapışan, devamlı mahkemelerden kaçan ve geldiği günden beri yargıyı ele geçirmeye uğraşan bu iktidar mı “AK Parti’nin A’sı adalettir” diyecek?Dese bile kimi inandıracak?
Binbir problemi olan ülkenin siyaset kadroları üç haftadan beri mayın konuşuyor.Daha doğrusu, iktidar partisi uygun gördüğü çözümü muhalefete ve topluma kabul ettirmeye uğraşıyor.Başbakan dün partisinin meclis grubunda haklı görülemeyecek bir öfke içinde muhalefete ve medyaya hakaret içeren suçlamalar yönelitti.Hiç gereği yoktu. Sonuçta halkın önemli bir kesimi Suriye sınırının mayınlardan temizlenmesine ilişkin yasa tasarısı konusunda şüpheler taşıyor ve muhalefet partileri de bunlara sahip çıkıyor.Ortalık karanlıktır. Sınırdaki mayınların niçin parası ödenerek temizlenmediğini, temizleyen şirkete niçin 40 yılı aşkın kullandırılmak istendiğini herkes merak ediyor.Bu merak cevaplanmadığı için yeni şüpheler ürüyor.Şüphe duyanlar yalnız muhalefette değil AKP milletvekillerinin de birçoğu vicdanlarını tatmin edemiyor.Kılıçdaroğlu’nun restiDün TBMM Danışma Kurulu bir umutla toplantıya çağrıldı. CHP temsilcisi Kılıçdaroğlu AKP Grup Başkanvekili Bozdağ’a şöyle bir açık çek verdi:“Bize mayınlardan temizlediği araziyi temizleyen şirkete tahsis etmiş bir ülke gösterin itirazımızı geri alalım...” Tabii iktidar temsilcisi o örnek ülkeyi gösteremedi.Toplantıyı yöneten AKP’li Meclis Başkanı Toptan da Başbakan’ın ısrarına anlam verememiş olmalı ki AKP’li Bozdağ’a iyi niyetle yap-işlet-devret modelinin niçin bu kadar önemli olduğunu, muhalefetin istediği düzenlemenin yapılıp yapılamayacağını sordu.Ve anında “bunun imkânsız olduğu” cevabını aldı.Mayın temizliğinin ayrı temizlenmiş araziyi değerlendirmenin ayrı ihalelerin konusu olduğunu savunan muhalefet AKP milletvekillerinin kafasını karıştırmıştır.Mesele Başbakan’ın dediği gibi bu araziye İsrail’in sahip olacağı kaygısı değildir. Burası Türkiye’nin hassas bir coğrafyası. Sorunlarını çözmek kaç yılımızı alacak? Yalnız İsrail’in değil, hiçbir yabancı ülkenin kontrolüne terk edilmemelidir.Mecliste tatil şantajıCHP lideri dün şunu diyordu:“Bunun ticaret diye söylenmesi mümkün mü? Arkasında siyaset yok mu? Kim bilir ne siyaset var? Barış siyaseti mi, bölgeyi karıştırmak isteyenlerin siyaseti mi var?” Bu söylenenlerin haklılığını Başbakan kabul etmiş olmalı ki geçen hafta tasarı komisyona geri çekilmişti. Demokratik uzlaşmanın az gördüğümüz örneklerinden biri olduğu için bu adım memnuniyet uyandırmıştı.Fakat iktidar yap-işlet-devret modelinden vazgeçmemiştir.Sebebi ne olabilir?Başbakan’ın ima ettiği gibi, kendilerine yöneltilen şüpheleri hakaret saydıkları için bu yolla tepki göstererek onurlarını mı savunuyorlar?Yoksa Baykal’ın dediği gibi verilmiş bir sözün doğurduğu mecburiyet mi?Şu anda bunu bilmiyoruz ama siyasi kamplardaki bu sertleşme hayra alâmet değildir. Meclisi çalışmayan bir sisteme mahkûm olmamalıyız.Başbakan’ın dünkü hedefi muhalefetten önce kendi milletvekilleriydi. Onları tehdit etti, temmuzda tatile göndermeyeceği şantajı bile yaptı.Faydası yok; lider sultası ile grubunu terbiye edip bu tasarıyı geçirse bile neyi halledecek?Akıl dışı bir inadın ürünü olan bu yasa Anayasa Mahkemesi’nden mutlaka dönecektir!
Güney sınırımızın mayından temizlenmesi yasası Temel fıkrasına döndü.Mesele karmaşık bir problem değil 2x2=4 basitliğinde bir matematik işlem. Ama sistem “İki kere iki dört; bilemedin beş...” diyen Temel yüzünden kısa devre yapmış meclis kilitlenmiştir.Demokrasinin kuralı böyle; çoğunluk istediği zaman çarpım tablosunu bile tartışmak zorunda kalabilirsiniz!Sınırdaki mayınların temizlenmesi başlı başına bir iştir. Pek çok ülke bunu yaptı. Ama hiçbiri, temizlenen arazilerin kullanma hakkını temizleyen şirketlere vermedi.Yasalar mayınların temizlenmesi için ihale açmaya engel değil. Ama bu iş için özel yasa çıkarma çabası, yolsuzluk alârmlarını harekete geçirmiş, toplumdaki reaksiyon meclisteki iktidar grubunu bile etkilemiştir.Uyanışta Abdüllatif Şener’in hissesi inkâr edilemez.Şener AKP’nin kurucularından ve geçen dönem hükümetlerinde başbakan yardımcısı olan bir siyasetçidir. Mevcut yasalarla yürütülecek ihale işleri için özel yasa çıkarmanın ne anlama geldiğini bildiğinden kimse “git” demediği halde iktidarın üçüncü güçlü adamı, koltuğunu bıraktığı gibi partiden de ayrılmış ve yeni parti kurmuştur.Minareye kılıf mı?Bu özel durumu nedeniyle Şener dikkate alınmayı hak ediyor.Abdüllatif Şener’e göre mayın temizleme işinde yapılan şey, Yüce Divan’lık suçtur.Araziyi mayınları temizleyen şirkete vermeyi öngören bir yasa geçirmeye çalışması ise “Yüce Divan’dan kurtulmak için alınmış bir tedbir”dir.Şener böyle olduğunu nereden biliyor?Çünkü geçmişte yetkili bakan olarak uygunsuz taleplerin baskısına o hedef olmuştur. Şüpheli gördüğü ihalelerin kararnamelerini imzalamadığı için o işler, tıpkı mayın tasarısında olduğu gibi kanun geçirmek yoluyla halle çalışılmıştır.Muhalefetin toplumda tahrik ettiği merak sayesinde şeffaflık sevmeyen iktidarın yarattığı karanlık biraz dağılmıştır. Bu kadarı bile AKP’yi uzlaşma aramaya mecbur etmiştir.Partilerarası uzlaşma arayışı dün mayınların temizlenmesi ile sınırlı ihaleye öncelik tanıyan, bu mümkün olmadığı takdirde araziyi mayınları temizleyen şirkete kullandırma seçeneğini devreye sokan bir aşamaya ulaşmıştı.Güvensizlik virüsüAma muhalefet hâlâ rahat değildir.Çünkü iktidara güvenmiyorlar.Önceliği olan seçeneğin yolunu tıkamak kötü niyetli bir iktidarın elindedir. Muhalefet gol yememek için bugün mecliste dikkat kesilecektir.Güney sınırlarımızdaki verimli arazilerin ufuk açıcı projelere kazandırılması hiçbir bahaneye feda edilemez. Mayınların temizlenmesi ilk görevdir. “Nasıl değerlendirilmesi uygun olur?” sorusunun cevabını aramak sonraki iştir.Tarım işletmelerine mi kiralanır, yoksa terörün bahanelerini ortadan kaldırmak amacıyla bölge halkının ortak edileceği kooperatiflere mi tahsis edilir?.Beş yıl düşünebiliriz cevabını. Ama mayın döşeyecek kadar güvenlik riski taşıyan bir alan, 44 yıl yabancılara verilemez. Ülke bir vakit olduğu gibi 70 cent’e muhtaç hale düşse bile verilemez.Çok şükür ki o günler geride kaldı.Türkiye Başbakan’ın üçüncü uçak hevesine 60 milyon doları trink diye ödeyebiliyor, İran’dan almadığı doğalgaz için 700 milyon dolarlık ceremeyi gık demeden çekebiliyor.İhtiras ve kadrolaşmanın faturasını zaten fazlasıyla ödüyoruz, bari güvenliğimizden ödemeyelim!
Yeni partiler kuruluyor, yorulmuş ve eskimiş olanlar canlandırılıyor. Başbakan farkında mı?Merkez sağdaki seçmeni eski evine çağırma hevesi nereden doğdu; soruyor mu?Başbakan dün Bingöl’de önemli bir konuşma yaptı. Vatandaşların yaşam biçimi hak ve özgürlükleri için AKP iktidarını güvence saydıklarını savunurken kendilerinin de parti olarak bu “kutsal emanetin bilincinde” olduklarını söyledi.Başbakan’ın demokrasiyi kutsal emanet sayması iyi bir şey ama bilincinde oldukları gerçek değildir. Parti kusurunu görmelidir.Aksi halde özeleştiri yoluyla kendini düzeltme imkânını kaybedecektir.AKP’nin hiç olumlu icraatı olmadı mı? Oldu ama toplumun büyük bir kesimi o arada hep laik rejimin kaybedileceği tedirginliği içinde yaşadı.İktidar kadrosunun türban takıntısı Türkiye’nin görüntüsünü değiştirmiş, bir çok ortadoğu ülkesinin daha doğusuna savurmuştur. Bu inadın içerdiği ve dayattığı hayat tarzı, belediyeler eliyle yaygınlaştırılmaktadır.Başbakan dün aksini söyledi ama AKP’nin altı yıldır yürüttüğü kadrolaşma ayrımcı siyasetin en tehlikeli, en acımasız yöntemi değil midir?Devlet mi kuruyorsun?Kadrolaşmanın ırkçı, bölgeci bir niteliği yok ama dini inanç boyutunda, hatta tarikat ve cemaat ayrıntısında hedefler gözettiğini kimse inkâr edemez.Başbakan güven duygusu ile temellenmiş bir istikrarı gerçekten kurmak istiyorsa azınlıklar için yaptığı özeleştiriyi ve vurduğu “faşizan davranış” damgasını, altı yıldır yürüttükleri İslâmi kadrolaşma için de cesaretle tekrarlamak zorundadır.Bu eylemler “kutsal emanet”e tecavüzün zararlarını vermiştir. Yolsuzluk, işsizlik ve terör gibi başka faktörlerin eklenmesi kadrolaşma yoluyla devletin dönüştürülmesinden doğan korkuların etkisini arttıracaktır.Geçen gün DP lideri Cindoruk yerinde bir teşhis eşliğinde iktidara çok doğru bir uyarıda bulundu.Tayyip Erdoğan’a seslenerek “Siz hükümet kurmaya hak kazandınız; yeni devlet kurmaya değil” dedi.Başbakan’ın demokrasiye tahammülsüz tutumu hem toplumu germekte, hem de siyasi ilişkileri uzlaşmadan uzak, güvensiz bir zemine sürükmektedir.AKP’nin ilk harfi adalet!İktidarın devasız saplantılarından biri de şeffaflıktan nefret etmesidir. Bu durum devamlı yolsuzluk şüpheleri üretmekte partiyi kirletmektedir.Mesela Deniz Feneri’ni yargılayan Alman mahkemesinin kararından sonra Zahid Akman’ın RTÜK Başkanı koltuğunda oturmasına katlanabilen bir iktidarın temizliğine kimse inanamaz.Pek çok kimse Zahid Akman’ın iktidarı rehin aldığından şüphe ediyor.Abdüllatif Şener AKP’nin kurucusu ve ilk hükümetlerinin Başbakan Yardımcısıdır.Gözü önünde işlenen günahlara ortak olmak istemediği için koltuğu bırakmış ve başka parti kurmuştur.Geçen gün “AKP ile Deniz Feneri arasında bir ilişki var mı?” diye soran Mustafa Mutlu’ya şunu demiştir:“Fakir fukara için toplanan paraların yerine ulaşmaması en büyük günahtır. İsmi geçen bazı şahıslarla Başbakan başta olmak üzere bazı arkadaşların çok yakın ilişki içinde olduklarını biliyorum..” Abdüllatif Şener bir haftadan beri Başsavcı iddianamesi olacak şeyler söylüyor özelleştirmeler konusunda ama iktidardan çıt çıkmıyor.AKP’nin iyi bir temizliğe ihtiyacı var.
Devletin kalitesini, organlarının adalet üretmekteki becerisi belirler.Haksızlığa uğrayan insanların adil bir mahkeme bulmak için harcadıkları zaman ve zahmet ne kadar az olursa devlet o kadar saygın, ülke de o kadar yaşanmaya değer olur.Dünyanın en gelişmiş demokrasilerini barındıran Avrupa’da ülkeler ulusal mahkemelerinin adaletini bir de uluslararası mahkeme olan AİHM ile sigortalamışlardır.Bu güvenceden biz de yararlanıyoruz.Dün Strasbourg’da Avrupa Konseyi Daimi Delegeler Komitesi toplantısında Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi karar ve uygulamalarından şikâyet ederek reform önerdiğini öğrenince üzüldüm.Çünkü AKP iktidarının laik hukuk sistemine yönelik şikâyetlerinden birikmiş sağlıksız husumeti, ülkemizin adalete ve yargıya bakışı olarak değerlendirilecek ve hak etmediği şekilde aşağılanacaktır da o yüzden...AİHM, hükmettiği yüksek tazminatlarla mahkemeye başvuruları özendiriyormuş;İç hukuk yollarının tüketilmesini beklemeden başvuruları kabul ediyormuş;Bireysel başvurularda mahkeme masrafı istenmiyormuş.Bu durum Türkiye’yi niye rahatsız etsin?Rahatsız olan AKP iktidarıdır. Çünkü AİHM’ye Rusya’dan sonra en çok şikâyet Türkiye’ye karşı yapılıyor.Daimi Delegeler Komitesi toplantısındaki tavrımız, en azılı düşmanın yapabileceği kötülüğün fazlasını yapmıştır Türkiye’ye.Bu çıkış, iktidarın yargı kurumuna ve adalet kavramına ne kadar ters baktığını gösteriyor.Geldiği günden beri ulusal yargı ile didişen iktidar hedef büyütmüş, uluslararası mahkemelerle de çatışmaya başlamıştır.AİHM türban konusunda “ulemaya” sorup AKP’nin beklediği kararları verse, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olan partilerle ilgili kapatma kararlarını geri çevirse böyle mi olurdu?Neyse, her şerden bir hayır çıkarmış.AKP iktidarı, ucuz ve kolay ulaşılan adaletten şikâyet ederek ülke için ve kendisi için kötü bir reklâm yapmıştır ama yargı alanında reform yapma yeterliliği konusunda da en doğru raporu vermiştir:AKP Anayasa’da yargı reformu yapmaya hevesleniyor. Tecrübe ile sabittir ki...Böyle bir zihniyete devletin temelini yeniden inşa etme yetkisi verilemez!AKMAN'IN JOKERİ!Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç “Zahid Akman’ın istifasını istedim, o da söz verdi” demişti ya; RTÜK Başkanı Akman bu haberi yalanladı.Akman Habertürk’e Arınç’ın “İstifa etmeyi düşünüyor musunuz?” diye sorduğunu kendisinin de “Hayır” cevabı verdiğini söyledi.Nasıl olur?.. Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek RTÜK Başkanı Akman’ın istifasını isteyen ilk kişinin Arınç olmadığını, daha önce Başbakan Erdoğan ile Devlet Bakanı Aydın’ın da aynı yönde istekte bulunduklarını dolaylı olarak açıklamıştı.İdeolojik kadrolaşma işte böyle bedel ödetir. Bir bürokrat iktidara kök söktürüyor.Deniz Feneri davasına bakan Alman mahkemesinin “meslek edinilmiş dolandırıcılık” ile suçladığı kişiler arasında saydığı Akman’ın RTÜK Başkanı koltuğundan indirilmesi gerektiğini, istifasını isteyen bütün büyükleri iyi biliyor ama dediklerini yaptıramıyorlar.Bakanlarından tarihsiz istifa mektubu alan Başbakan, aynı tedbiri Zahid Akman söz konusu olunca ihmal etmiş olamaz.İstifayı yürürlüğe koymadığına göre Zahid Akman’ın elinde “Joker” olduğunu biliyor demektir.Başbakan şantaja boyun eğdiği görüntüsüne katlanamayacağı için yakında her şeyi öğreniriz!