Ufuk açıcı pişmanlık

Haberin Devamı

Başbakan Erdoğan dün “tarihi özeleştiri” başlığını hak edecek önemde sözler söyledi.

Yıllarca yanlış şeyler yapıldığını anlattığı konuşmasının şu bölümüne dikkat:

“Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu. Acaba kazandık mı? Bunların üzerinde durarak bir düşünmek lâzım ama aklı selim ile bunların üzerinde düşünülmedi. Bu aslında faşizan bir yaklaşımın neticesiydi. Bu hatalara zaman zaman biz de düştük...”

Başbakan’ın sözleri, pişmanlık taşıyan bir özeleştiri ise, öncelikle kendi Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün altı ay önce Brüksel’de yaptığı o tartışılan konuşmasını düzeltiyor olması gerekir.

Bakan Gönül, azınlıkları göçe mecbur eden politikaları “ulus yaratma”nın adımları olarak niteleyerek “Eğer Ege’de Rumlar yaşamaya devam etseydi, Türkiye’nin pek çok yerinde Ermeniler devam etseydi, bugün acaba aynı milli devlet olabilir miydi?” diye sormuştu.

Başbakan, bakanının bu sözlerini düşünerek konuştuysa tarihi bir kavşağın dönüldüğünü de ilân edilmiş sayılır.

Kurtuluş Savaşı’nı izleyen mübadele uzak bir tarihe mal olmuştur. Ama özellikle Rum nüfusun Türkiye’yi terk etmesi sonucunu doğuran son yarım yüzyılın olayları ülkemize siyasi, ekonomik ve kültürel büyük kayıplar verdirmiştir.

Kültür çeşitliliği, imparatorluk varisi ülkelerin gücü ve zenginliğidir. Biz bu tarihsel sermayenin değerini bilemedik. Başbakan’ın dünkü Düzce konuşması, bunun sebebine de sonrasına da ışık tutuyor:

“Eğer siz kendinize güveniyorsanız rahat olun. Ama güvenmiyorsanız, bir ufacık topluluk bile sizi devamlı terbiye eder. Kusura bakmayın Türkiye Cumhuriyeti bu kadar cüce bir ülke değildir. Böyle bilelim.”

Başbakan, Güneydoğu sınırındaki mayınlı arazilerin temizlenmesi bağlamında söylemiştir ama bu sözlerin daha geniş bir kapsama alanı içerdiğini rahatça söyleyebiliriz.

Dışa dönük siyasi ve ekonomik açılımlardan, Kürt sorunu başta iç sorunlara kadar Başbakan daha özgüvenli inisiyatifler arifesinde olduklarının işaretini veriyor olabilir.

Erdoğan, iktidarı rejime sadakat konusunda güvenilir bulmayan yığınlar gözünde yüceltecek ilhamı da bu “tarihi özeleştiri”den, bu “ufuk açıcı pişmanlık”tan çıkarır mı acaba?

Bilmiyoruz ama çıkarırsa iyi olur!

Dokunulmazlık

Anayasamızda yoruma muhtaç bir boşluk yok.

Cumhurbaşkanı sadece vatana ihanetle suçlanabilir, onun dışında bir suçlama ile yargı önüne çıkarılması mümkün değil.

Makamın “kayıp trilyon davası” nedeniyle tartışma konusu haline gelmesinden Gül’ün rahatsızlık duyması doğaldır ama “bu azabı hak etmedi” demek de pek doğru değildir.

Çünkü sırtındaki iki dokunulmazlık dosyası ile Çankaya’ya çıkmasının başına dertler açacağını muhalefet defalarca söylemiştir ona.

O da “Ben 2004’te dokunulmazlığımın kaldırılması için başvuruda bulundum ama meclis komisyonuna dileğimi kabul ettiremedim” demiştir.

Bugün de aynı şeyi tekrarlıyor.

Mahkemeye çıkıp aklanmayı gerçekten isteseydi, meclis çoğunluğuna sahip partinin ikinci adamı olarak dediğini yaptırırdı. Israrlı olmamış, gösteri düzeyinde kalan hamlesi de kurtarıcı olmamıştır.

Bu tecrübe, dokunulmazlıkların koruyucu olmadığını, hem kişilere ve hem siyaset kurumuna zarar verdiğini herkese öğretmelidir!

DİĞER YENİ YAZILAR