O toprakların sahibi var...

Haberin Devamı

Millet Meclisi’ni Güneydoğu’dan kalkıp ziyarete giden grubun resimlerini gördünüz mü?

Aralarında mayına basarak ayaklarını bacaklarını kaybedenler vardı.

Onları görünce içimden yakıcı bir itiraz yükseldi, sınır boyunca uzanan 216 bin dönüm araziyi, mayınlardan temizleyecek olan şirkete 44 yıl süreyle tahsis etmek isteyen hükümete sormak istedim:

“Kimin malını kime veriyorsunuz?”

Elli yıldır ekilip biçilmediği için altın değeri kazanan o toprakların bedeli canla, kanla ödenmiştir.

Devlet adaletli ellerdeyse sadece mayınları temizler ve sonra o toprakları hak etmiş olan vatandaşlarına teslim eder.

Onlara yalnız mallarını değil, onurlarını ve geleceklerini de verir.

Zaman zaman konuşuyoruz ya “Bunca yıldır sadece teröristle mücadele ettik, terörle değil” diye.. İşte bu fırsattır.

Bölücülükle niçin baş edilemiyor diye sorulduğunda bizdeki adı aşiret olan derebeylikleri sebep gösteriliyor.

Doğrudur; insan cahil bile olsa, kendisini feodal beylerin kulu durumunda bırakıp vatandaş statüsüne geçirmeyen bir devlete güven ve saygı duymaz.

Mayından temizlenen arazileri o bölgenin yoksul insanları için ümit ve fırsat olarak değerlendirecek arayışlar, bölücü teröre karşı dünyanın en öldürücü silâhlarından daha etkili olur.

Söz konusu toprakların güvenlik hassasiyeti yüksek sınır bölgesi olması temizliği yapacak kuruluşun seçimini önemli hale getiriyor.

CHP lideri Baykal’ın dediği gibi yapılmak istenen şeyin benzeri yoktur.

Kaldı ki burada iki ayrı iş var. Birleştirilmesi ülkenin menfaatine değildir. Birinci aşama mayınların temizlenmesidir. Bu işin gerektireceği parayı ödemek devlete ağır gelmez. İktidar aksini iddia ediyorsa bunun arkasında başka menfaat ilişkileri arayanların şüphelerini yabana atamayız.

AKP’nin siciline bakanlar bu tedirginliğin sebepsiz olmadığını hemen anlar.

O nedenle yol yakınken dönmekte yarar var. Önce mayın temizleme ihalesi açılıp işlem başlamalıdır.

Sonra en doğru çözümü bulmak için önümüzde 5 yıl olacaktır.

Kim bilir, belki 5 yıl sonra Türkiye sömürge yönetimleri gibi bu değerli toprakları yabancılara kiralamak istemeyecek, teknoloji üreterek kendisi değerlendirmek isteyecektir.

TÜBİTAK’ı bile dinci kadrolaşmanın hedefi yapan bu iktidar sonsuza kadar başımızda kalacak değil ya!

Ümitsiz vaka...

Her felâket, iktidarın demokrasi anlayışından ne kadar uzak olduğunu kanıtlıyor.

Bursa’daki hastane faciası ülkeyi yasa boğmuştur.

Yöneticilerin de utanca boğulmaları lâzım ama ne gezer?..

Olayın siyasi sorumluluğunu taşıyan Sağlık Bakanı hesap soranları neredeyse dövecek.

“Ne hakla suçluyorlar?” diye çıkışması, tam bir despotik yönetim sendromu.

Cevabını naçizane biz verelim:

“Sizi suçlayanlar, demokratik bir ülkede yaşadıklarını zanneden şaşkınlardır. Kusurlarına bakmayın!”

Bakan Recep Akdağ’ın şu sözleri de herhalde çok tartışılacak:

“Hayatını kaybeden 8 hastadan ikisinin beyin ölümü beklenen ağır hastalar olduğu ifade edildi...”

Hani neredeyse “Üzülmeyin, yangın sayesinde kurtuldular” diyecek!

Bu ülkede insan onuru biraz saygı görüyorsa Bursa’daki facianın sebepleri sonuna kadar araştırılmalıdır.

Ama engel var; çünkü hiçbir müfettiş böyle bir bakana soru soramaz.

AKP’nin defterinde de istifa yazmıyor. Allah beterinden korusun!

DİĞER YENİ YAZILAR