Terör devam ederken verilen her şeyin terör örgütüne yaradığı savı kendini doğruluyor.
İşte son örneği:
PKK’nın başı Karayılan, Kandil’de gazeteci Hasan Cemal’e artık değiştiklerini Kürt devleti istemediklerini, diyalog kurulması ve Öcalan’ı da kapsayacak bir af koşulu ile silâhları bırakmaya hazır olduklarını söylemişti.
Bölücü siyasetin destekçileri bir yana terörü yenmenin inançlı ve sabırlı bir mücadele gerektirdiğini unutmuş çevrelerde bile heyecan yarattı bu mülakat.
Cumhurbaşkanı Gül’ün Kürt sorununda “tarihi fırsat” doğduğundan söz etmesi de doping etkisi yaptı.
Çözüm hayalinin uyandırdığı memnuniyeti, çeyrek yüzyılda siyasi tecrübe de kazanan PKK tabii ki değerlendirecekti. Çünkü Türkiye bölücü terör karşısındaki yorgunluk ve bezginlik yansıtan duruşu ile örgüte cesaret vermiştir.
Karayılan Kandil’de misafir ettiği itibarlı İngiliz gazetesi The Times’ın muhabirine çıtayı daha yüksek tutan barış şartları açıklamıştır. İlk şart şu:
“İngilizler İskoçyalılar’ın taleplerini onlara bir parlamento vererek çözdüler. Türkler’in bize aynı şeyi vermesi gerekiyor!”
Öteki şart ise “Her iki toplumun birbirini affetmesi lâzım. Herkes bu sürecin içinde yer almalı. Abdullah Öcalan da dahil!”
Acele işe şeytan karışır
Görüldüğü gibi Kuzey Irak’taki şartların aleyhine döndüğünü gören 3-4 bin üyeli terör örgütü değil de dünyanın en iyi donatılmış ve eğitilmiş 600 bin kişilik ordusuna ve bin yıllık devlet geleneğine sahip Türkiye Cumhuriyeti devleti telâş görüntüsü yansıtmaktadır sanki..
Elbette demokratik bir devlet terör tehdidinden kurtulmak için elinden geleni yapacaktır ama bunun sınırı var.
Devletin acelesi olmaz. Devletlerin gücü, insan hayatı ile sınırlı olmayan dayanma kabiliyetlerinden gelir.
Oysa her pazarlığa açık duruşu ile bugünkü iktidar, devletin terör karşısındaki avantajını heba ediyor. Örgüt bir yandan kalleş tuzaklarını kurup kan dökmeye devam ederken öbür yandan da devamlı tırmandırdığı taleplerine rağmen barışçı ve uzlaşmacı görünmekten geri kalmıyor.
PKK ve yönettiği siyasi uzantıları Karayılan’ın ağzından Türkiye’ye üniter ve milli devletten vazgeçmesini öneriyorlar!
Kürt kimliğinin sosyolojik ve kültürel değil siyasi bir kimlik olmasını talep ediyorlar. Bu kabulden yola çıkarak iki milli unsura dayalı yeni bir devletin kurulması için süreç dayatıyorlar.
Demokratikleşme ama...
Bölücü politikaların seçim sandığına yansıyan gücü yüzde 6 bile değildir.
Bölünme yanlısı olmayan Kürtleri görmezden gelmek, onları bu yüzde 6’ya feda etmek, terör örgütünü meşrulaştırma amacına hizmettir.
Cumhurbaşkanı Gül’ün sözünü ettiği tarihi fırsat bunun neresinde saklanıyor?
Üniter devletten vazgeçmek, tarihin akışına karşı koymaktır.
Evet küreselleşmenin, etnikleşme ile beraber yürüdüğü bir dönem yaşandı ama dikkat edilecek olursa o dönemde bile milli devletler değil hep federasyonlar parçalandı.
Önümüzde bu yanlışın algılandığı ve tekrarlanmayacağı bir gelecek var.
Türkiye barışı ve mutluluğu, bütünlüğünü daha sağlam hale getirecek çarelerde bulacaktır.
Demokratikleşme bunun birinci maddesidir.
Ama bölücülüğü teşvik etmeyen, etnikleşmeyen bir demokratikleşme...
İkinci madde de tutarlı ve kararlı bir hükümettir.
Çünkü terör bir milleti bitiremez ama kendine güveni olmayan bir hükümete diz çöktürebilir.
Bölünme çağı geride kaldı...
Haberin Devamı

