Bugün yapılacak DP kongresi Demirel’in başarısızlıkla sonuçlanmış son görevi olabilirdi.
Hatta çabası hiç duyulmayabilirdi.
Ama AKP içindeki tedirginliği abartılı biçimde dışa vuran iktidar yanlısı medyanın karalama çabaları ve saldırganlığı, DP’nin bugün toplanacak olan olağanüstü kongresine yönelik merakı artırmış, adeta reklâm yardımı yapmıştır.
Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel AKP’nin orta sağ parti olmadığını, Milli Görüş’ün ve Saadet Partisi’nin başka bir versiyonu olduğunu söyleyerek yeni bir tartışma başlattı.
Bu tartışmanın amacı, AKP iktidarının üstüne oturduğu seçmen tabanını uyararak “evine dönmesi”ni sağlayacak hareketi yaratmaktır.
Peki mümkün mü?
Siyaset bilimciler buna neredeyse hiç şans tanımıyorlar ama iktidar destekçisi medyayı yönlendiren merkezi otorite herhalde aynı şekilde düşünmüyor olmalı ki Hüsamettin Cindoruk’un adaylığı kesinleştiği günden beri kumandalı gazeteler ve TV’ler ateş ve çamur püskürüyor!
Cindoruk saldırıların “gerçek dışı ve ahlâk dışı suçlamalar” olduğunu belirterek cevap vermediğini ve vermeyeceğini söyledi.
Cindoruk’a göre AKP’nin dayandığı taban DP, AP ve DYP’nin oy deposudur.
Uyanış ve heyecan başladığı takdirde olacaklardan korkmakta iktidar yöneticileri yerden göğe haklıdırlar.
Çünkü “DP’nin ölüsü” bile 29 Mart’ta yüzde 4 oy alabilmiştir.
Cindoruk’un emaneti bir genç lidere devretmesi ile hız kazanacak olan süreç, partiyi yüzde 10 barajının üstüne pekâlâ çıkarabilir.
O oylar nereden gelecek?
Tabii ki AKP’yi besleyen kaynaktan...
Yani iktidar partisinde gözlenen “Cindoruk telâşı” sadece özgüven eksiği olarak algılanmamalı, gerçek bir tehlikenin varlığına dayandığı kabul edilmelidir.
DP hareketinin başarısı yararlı olur.
Çünkü AKP baştan beri merkezdeki boşluğu kötüye kullandı. Kendisi merkezi dolduracak yerde merkezi dinci icraatla doldurdu.
Gerçek bir merkez sağ partinin yükselişi AKP’yi de terbiye edebilir!
SOSYAL DEPREME ÖNLEM
Ülkedeki işsizlerin sayısı korkutucu bir tempo ile artıyor.
Resmi rakamlar işsizlik oranının yüzde 16,1’e yükseldiğini ve Türkiye’yi Güney Afrika’nın arkasında dünya ikincisi durumuna getirdiğini gösteriyor.
Keşke gerçek bundan ibaret olsa..
Umudunu kaybettiği için iş aramaktan vazgeçenler hesaba katılınca işsiz sayısı 6 milyon 471 bin kişiye, işsizlerin oranı yüzde 24,7’ye yükseliyor.
Bu demektir ki her üç kişiden biri işsiz!
İşsizliğin yakıcı etkilerini artan soygun, gasp ve hırsızlık olayları ile her gün daha yoğun yaşıyoruz.
İyi günlerde iktidar keşke ağustosböceğine özenmeyip karınca gibi tedbirli davransaydı.
Üretime dönük ve istihdam yaratıcı politikalar hep ihmal edilmiştir.
Din takıntısı iktidarı gerçek hayattan koparıyor.
Aşırı nüfus artışının ülkedeki en ciddi sorun olduğu gerçeğini göremeyen bir yönetim anlayışı ile nereye gidebiliriz?
Türkiye’de her yıl 850-900 bin genç çalışma çağına giriyor. İşler iyi iken dahi karşılanması kolay olmayan bu yığınsal baskı kriz zamanı elbette kâbus olacaktır.
Sosyal patlama ihtimaline tedbir alınmalıdır.
Başbakan “en az üç çocuk” sözünü geri alıp özür dilemeli;
İşsizlik Sigortası Fonu etkin biçimde devreye sokulmalı;
Yığınlar üstündeki kışkırtıcı etkisi hesaba katılarak rüşvet ve yolsuzluk olayları karşısındaki örtbas edici tutumlar terk edilmelidir!
Haklı telâş...
Haberin Devamı

