Rezaletin sonu

Haberin Devamı

Düştüğü yerden bir avuç toprakla kalkmak herhalde buna denir!

Almanya tarihinin en büyük yardım dolandırıcılığı davası bitti.

Ama mahkeme “asıl failler”in burada olduğunu saptamıştı ve bu nedenle hem ikinci dalga soruşturmayı başlattı, hem Türkiye’den adlî yardım istedi.

Çünkü takip edilenler “profesyonel” tipte insanlardı.

“Meslek edinilmiş şekilde dolandırıcılık yapmak”tan soruşturulan 16 kişinin sadece parmak ve avuç içi izleri istenmiyordu; ev ve bürolarının aranması varlığı bilinen sahte faturalara, çifte muhasebe kayıtlarına ve delil oluşturacak belgelere ulaşılması talep ediliyordu.

Bunlar henüz yapılmadı.

Alman yargısının takip ettiği kişiler, dini duyguları istismar edilerek dolandırılan Türk vatandaşların “hayır yapmak için” ödedikleri milyonlarca avroyu buharlaştıran bir çarkın dişlileri durumundadır.

Suçlamanın kaynağı kahve dedikodusu değil Alman mahkemesinin ilâmıdır.

Bunca zaman boşa geçtikten sonra talep edilen adli yardımın gereği yapılsa bile bulunacak ne delil kalmıştır?

Listesi gönderilen “maşa şirketler”in çoğunun yerinde yeller esiyor olması aleyhlerindeki tüm delilleri ortadan kaldırmaları için onlara bol bol zaman ve imkân tanındığını gösteriyor.

Türkiye Cumhuriyeti’ni uluslararası zeminde utandıracak bu adli komedyanın vebalini kimler taşıyacaktır?

Alman mahkemesinin gönderdiği listenin başında yer alan kişi RTÜK’ün de başında televizyonlara ahlâk öğretmektedir!

Dün başlayan bir dava sanki “rezaletin son perdesi”ni temsil ediyor:

Deniz Feneri Derneği, kendilerine hakaret ettiği gerekçesiyle CHP lideri Baykal aleyhine 1 milyon liralık tazminat davası açtı.

Gerçekten durum “şaka gibi”.

Ama geldiğimiz yer, şakanın kaldırabileceği son noktadır.

Siyasi himaye altında adaletten kaçanlar dururken adalet talep edenlerin ceza görmesi... İş oraya kadar gitmemelidir.

Bedel ödemesi gerekenler alacaklı çıkmamalıdır.

“Paraları toplarken Almanya’daki Deniz Feneri ile bir elmanın iki yarısıydınız. Suç üstü yakalanınca mı ayıldınız?”

Hâkimler bu soruyu sormalıdırlar!


***



Mağdura tokat!

Dün yine İstanbul’da seçim döneminde yapımına göz yumulan kaçak yapıların yıkımı operasyonu vardı.

Televizyonların Başakşehir’den yansıttığı görüntüler, kaçak yapılardan daha önemli şeylerin de yıkılmakta olduğunu anlatıyordu. Merak ediyorum:

Eğer bu yapılar kaçak ise, sahipleri niçin devlet güçlerine karşı direniyor ve canlarını tehlikeye atıyorlar?

Çünkü bedelini ödediklerini düşünüyorlar.

Seçim arifesinde “dur” diyen çıkmadığı için gecekondular dolaylı yoldan teşvik ediliyor. “Yapma” demesi gereken memurlar o garip insanların kanlarını emer gibi rüşvet yiyorlar. O gecekondular, yapan ailelerin “her şeyi” oluyor.

Akşama kadar değişik kanallarda bir polisin ak saçlı bir adamın önce yanağına tokat, sonra arkasına tekme attığı döne döne gösterildi.

Polis mecbur kalırsa kurşun da atar.

Ama tokat ve tekme atamaz. Atmamalı.

O adam suçlu değil, düzenin mağdurudur.

Bu insanlar zaten hukuksuzluğun en ağır zararlarını çekiyor.

Hiç değilse onurlarına saygı gösterilsin!

DİĞER YENİ YAZILAR