Aylin için adalet

Haberin Devamı

Gazetemizin internet sitesi Yayın Yönetmeni Aylin Duruoğlu özgürlüğünden yoksun üçüncü haftaya girdi.

İtirazımızı okurlarımızla paylaşmak için neden beklediğimiz merak edilebilir.

Hemen söyleyelim ki bu bekleyişin arkadaşımızın suçlu olabileceği hakkında uyanmış bir soru işareti ile asla ilgisi yoktur.

27 Nisan’da İstanbul’da “Devrimci Karargâh” adlı terör örgütüne yönelik operasyon sırasında Emniyet Amiri Semih Balaban’ın şehit olması, yoldan geçen bir vatandaşın ölmesi ve yedi polisin yaralanması gerçekten infial yaratmıştır.

Ülkemizde adalet çağdaş kalitelerin altında.

Toplumdaki infial gerekçesini yeterli delil yoksa tutuklama sebebi saymayacak hâkimlerin kolay bulunmayacağını biliyoruz. Önce adaleti saptıran bu duygusal basıncın geçmesini bekledik ve...

Zaman, Aylin Duruoğlu’nun masumiyetini kanıtlamasına yardım edecektir diye düşündük.

Çünkü tutuklanmayı haklı gösterecek bir delil, hatta bir karine... Bunların olmadığını biliyorduk. İki hafta içinde bir şey bulunabilir mi diye merak ettik; o da olmadı.

Örgüt evinde direndiği için öldürülen Orhan Yılmazkaya, Aylin’in üniversiteden sınıf arkadaşıdır. Yıllar sonra onu aramış gazetecilik yaptığını, kitap yazdığını anlatmış, tanıtımı için kendisinden yardım istemiştir.

Orhan Yılmazkaya o tarihte suçlu bilinen biri değildi. Sabıkası yoktur. Başka medya kuruluşlarından sağladığı tanıtım desteğini üstelik Aylin’den alamamıştır.

Bu gerçeklerin ışığında tutukluluk haline itiraz ettik ama hayal kırıklığına uğradık.

Çünkü mahkeme heyeti tahliye talebini 1’e karşı 2 oyla reddetti.

Gerekçe yargıya yönelik olarak son zamanlarda artan eleştirilere hak verdiriyor:

“.. Delil toplanma aşamasında bulunulduğundan, ayrıca olayın toplumda meydana getirdiği büyük sarsıntı ve infial de nazara alınarak tahliye talebinin reddine..”

Şüpheliyi içeri alıp sonra delillerin toplanmasını bekleyen değil, ancak sağlam deliller getirildiği zaman tutuklama kararı veren mahkemelere biz de kavuşacağız.

Ama ne zaman?

Aylin Duruoğlu’nun uğradığı talihsizlik VATAN Gazetesi’ni bu davanın tarafı yaparak çözümü hızlandırmaya yarayan bir fırsat olur ve işe yarar umarız!

Birkaç edepsiz!

Başbakan Yardımcısı Arınç, partisi içinde “ağabey” gibi hareket edebilir.

Ama millete karşı öyle davranmaktan vazgeçmelidir.

Çıktığı son televizyon söyleşisi sırasında Almanya’daki Deniz Feneri dolandırıcılığına karışan kişiler için “birkaç edepsiz” deyimini kullandı.

“Edepsiz” nitelemesi halkı din sömürüsü dolandıran, “Allah ile aldatan” kişiler için kullanılamaz.

Çünkü bu söz suçu sempatik gösteriyor.

Anadolu’da yatağını ıslatan çocukları pataklarken kullanırlar bu sözü:

“Yapıcan mı ulen edepsiz bir daha, haa?..”

Bu yaklaşım, işlenmiş olan ağır suçun hak ettiği cezayı hiçbir zaman görmeyeceği şüphesini davet ediyor.

Çünkü Bülent Arınç karşısında suçlular değil birkaç edepsiz görüyor. O kadar.

Halbuki durum vahimdir.

Deniz Feneri kendiliğinden olmadı. Benzer suçları hafife alan yaklaşımlar cesaretlendirdi hatta özendirdi soygunları.

Bu ülkenin dindar insanları Mercümek’ler ve İslâmi holding görüntülü dinci cambazlar tarafından kaç defa soyulmuştur; bir düşünün.

Arınç Başbakan Yardımcısı’dır artık ve sorumluluğu, yeni Deniz Feneri durumlarının doğmasına mani olacak etkili ibretin yaratılmasına öncülük etmektir!

DİĞER YENİ YAZILAR