Ergenekon Savcılarına dokunmayın

14 Temmuz 2009

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tayinlerle ilgili yaz kararnamesini haziran aylarında çıkarır.Bu yıl geç kaldı.İktidar yanlısı medyanın bu arada tedavüle sürdüğü kışkırtıcı bir iddia, gecikmeyi mide bulandırıcı hale getirdi:Sözde “kurulun bazı üyeleri Ergenekon davasına bakan savcı ve hâkimleri yerlerinden almak için hamle” yapmışlardı ve kararnameyi geciktiren sebep buydu.Pompalanan kışkırtma, aklın alacağı şey değildir.Türk yargısı böylesine yıkıcı bir yanlışa düşmez.Psikolojik savaş taşeronlarının yeni bir komplo peşinde oldukları ihtimali daha geçerlidir.Ama “yargıya müdahale” şüphesinin yüzde bir oranında bile gerçekleşme riski varsa topyekûn ayağa kalkıp “sakın ha!” diye bağırmak için de ortada fazlasıyla sebep vardır diyebiliriz.İlerlemiş, karmaşık, hele siyasallaşmış bir davanın savcı ve hâkimlerini yerlerinden almak için çok haklı sebepler gerekir.Bu sebepler kamuoyuna açıklandığında herkesi ikna edecek ağırlıkta olmalıdır.Böyle bir durum da hazırlık da görünmüyor.Öyleyse Ergenekon davasına bakan hâkim ve savcıları mağdur ve kahraman yapacak yargıyı da yere serecek ihtimal söz konusu değildir.Ama VATAN olarak biz yine de uyarıda bulunma ihtiyacını duyuyor, böyle bir riske karşı HSYK üyelerini dikkatli olmaya çağırıyoruz.Yargının bağımsızlığına yönelen güvensizliği şu dönemde haklı çıkaracak müdahaleler Türkiye’yi kaosa sürükler.Bize lâzım olan şey adalettir. Onun güvencesi de bağımsız yargıdır.Ergenekon davasına yönelecek müdahale, yargının iflâsı, adaletin yıkımı olur.Savcı Zekeriya Öz’ün polis marifetiyle rahmetli Türkân Saylan’ın evine girmesinden daha derin bir tahribat yapar...Kompleksli mahkemeler yaratmayalım! *** Pişkinlik KralıBaşbakan’ın halka bir açıklama yapma borcu vardır.Deniz Feneri sanıklarını yargılayan Alman mahkemesi Zahid Akman’ı “meslek edinilmiş dolandırıcılık”la suçladı.Ama yakalayamadığı için ceza veremedi.Akman Türkiye’de radyo ve TV’lere ahlâk polisliği yapan kurumun başında son güne kadar oturmaya devam etti.Bülent Arınç “istifa etmeli” demişti.Başbakan “iyi bir arkadaşımızdır” dediği için Arınç’ın hükmü kalmadı.Akman sırtında binbir çeşit suç isnadı ve vebal ile Başbakan dokunulmazlığından yararlanarak bugünlere geldi. RTÜK nihayet kurtuldu mu ondan?Hayır. Dört yıl daha RTÜK üyesi olarak kalmaya ve o makamın dokunulmazlığından yararlanmaya devam edecek.Başbakan bu imtiyazı Akman’ın ne yaparak hak ettiğini millete açıklamalıdır.Pişkinliğe ödül koymalı Akman için de taç giyme töreni düzenlemelidir!

Devamını Oku

Kulak verin!

13 Temmuz 2009

Tarihi diye nitelenen siyasi konuşmalar bu özelliğini genellikle sonradan kazanırlar.Ya o konuşma etkili olmuş ve bir yıkımı önlemiştir veya dikkate alınmadığı için kurtarıcı olamamış, fırsat heba edilmiştir.Baykal’ın dünkü konuşması dileriz önleyici özelliği ile tarihe geçen bir konuşma olur.Askere sivil yargı yolunu açan yasanın iptali için CHP dün Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.CHP Meclis Grubu’nun bu amaçla yaptığı olağanüstü toplantıdan önce Baykal tespitler, uyarılar, öneriler içeren ve “tarihî” diye nitelenmeye aday olacak kapsamlı, önemli bir konuşma yaptı.İktidar son hamlesini “askerî vesayetten kurtulma” amacı ile kutsamaya çalışıyor.Baykal 2002 seçimi ardından iktidarın AKP tarafından devralınması ile başlayan sürecin “yasaklı Tayyip Erdoğan” için özel yasa çıkarılıp Başbakan yapılması ile;“Laik cumhuriyet ömrünü tamamladı” diyen Ömer Dinçer’in müsteşar, sonra bakan yapılması ile;Ve Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesi ile bugünlere ulaştığını hatırlatıp sordu:“Askerler neyi önledi, hangi konularda iktidarı vesayeti altına aldı? Bilmediğimiz bir tehlike mi var?” Gerçek reformlarBaykal’a göre Türkiye’nin sorunu askerin değil, Tayyip Erdoğan’ın vesayetidir.AKP iktidarı “sivil kişilerin askeri kurumlar üzerinde vesayet kurduğu bir rejim oluşturmaya çalışmakta”, tüm eylemlerini bu hedefi gözeterek yürütmektedir.Baykal “Faşizm askeri bir rejim olmak zorunda değil. Faşizm, askeri kumandası altına almış olan bir sivil hegemonya rejimidir” dedi, bilgi kirliliği ortamında yaşanan sıkıntının da bu olduğunu savundu.CHP liderinin konuşmasına “tarihi önem” kazandıracak olan şey herhalde “madem AB diyorsun, gel Türkiye’yi gerçek Avrupalı yapalım” çağrısı ardından önerdiği gerçek reformlardır.Baykal bunun için milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasını, iktidarın Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’ndan elini çekerek yargının bağımsız, vergi idaresinin de özerk olmasını istedi.“Türkiye’de askeri vesayet olmamalıdır ama Tayyip Erdoğan vesayeti de olmamalıdır. Şu anda söz konusu olan askerî vesayet değil Tayyip Erdoğan vesayetidir” dedi.İpleri koparmadanSıkıntı Baykal’a göre Erdoğan’ın vesayet düzenini yeni alanlara genişletme zorlamasından kaynaklanıyor.Bu şekilde toplum kesimleri sindirilmektedir. İş dünyasına ve medyaya yönelik baskılar büyük ölçüde amacına ulaşmıştır.Baykal vesayetin sonuçlarına dikkat çekmek adına şu hatırlatmayı yaptı:“Çok değil birkaç sene önce çocuklarını arkadaş bursuyla okutan Tayyip Erdoğan, bugün 5 villayı aynı anda alabilmekte, burslu okuyan çocuk gemi sahibi armatör olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu uygulamaları yazan gazetelere her türlü baskı yapılmaktadır. Bugün basınımızda yasak haberler kategorisi vardır.” Deniz Baykal dün “Bu sese kulak verin” çağrısı yapıyordu.Ama eleştirilerin dozu, muhatabı olan Başbakan’da, yaptığı çağrıya uyma isteği yaratmayacaktır.Sorunun özünü kasten harcayıp posası üstünde patinaj yapan siyasi liderler kötü kaderimiz olmasın daha fazla.Türkiye’ye Avrupa demokrasisini kazandıracak önerileri, ipleri koparacak suçlamalardan arındırarak ve projelendirerek sunmak daha yerinde olur.CHP’nin amacı, her adımda bağcıyı dövmek olmamalı!

Devamını Oku

Tahterevalli

12 Temmuz 2009

Tarafsız bir cumhurbaşkanı niçin sistemin olmazsa olmaz şartıdır son olaylar bunu öğretti.Anlamayan kaldıysa onlar da önümüzdeki günlerde öğrenecek!Gelişmemiş toplumlarda demokrasi “meclis aritmetiği”ne, yani kaba sayılara dayanır.AKP yedi yıldır iktidarda ama hukukun üstünlüğüne ve çoğulculuğa dayanan bir demokrasiyi içselleştiremedi.Dün muhalefet lideri Baykal, iktidar çoğunluğunun, askere sivil yargı yolunu açan yasanın anayasaya aykırılığını bile bile geceyarısı katakulli ile meclisten geçirdiğini halka şikâyet ediyordu.Başbakan da aynı saatlerde, attıkları karambol golünün keyfini çıkaran kaptan edasıyla rakibi alaya alıyordu:“Senin milletvekillerin gece yarısı o parlamentoda ne iş yaparlar? Uyuyan milletvekillerini oraya niye gönderiyorsun?” Tarafsızlık çöktüDemokratik rejime yönelik suçların askerler tarafından işlenmesi durumunda sivil mahkemede yargılanması, Türkiye’de askeri müdahaleler dönemine son verebilir. Bunu istemeyen yok.O zaman bu kapıyı açacak anayasa değişikliğini muhalefetle anlaşarak yaptıktan sonra kotarılacak bu reform, niçin Anayasa Mahkemesi’nden geri döneceği belli iken riske sokuldu?Gül’ün yerinde sistemin aradığı niteliklere sahip bir Cumhurbaşkanı bulunsaydı bu yasa mahkemelik olmazdı. Çankaya’dan geri döneceğini tahmin edeceği için iktidar grubu, böyle açıkları olan bir metni meclisten geçirmek için geceyarısı o “ayıplı zahmetler”e katlanmazdı.Yasanın taşıdığı sakıncaların giderilmesi için Gül’ün onay yazısına eklediği “tavsiyeler”in hiçbir değeri yoktur.Çünkü o anayasayı düşünmemiş kendisini Çankaya’ya çıkaran AKP’nin beklediği şeyi yapmıştır.Oysa Cumhurbaşkanlığı siyasetçi için son hedeftir. Tüm ihtirasların geride bırakıldığı en onurlu görev yeridir orası. Tarafsızlık bir tercih değil anayasal koşuldur.Ve bu işleyişte dönemini tamamlayan bir Cumhurbaşkanı için en makbul konum “Eski Cumhurbaşkanı” olmaktır.Rusya’daki gibi...Ama Gül, tehlikeli eksiklerini görüp ikaz etmek mecburiyetini duyduğu bir yasaya onay vererek farklı bir hedef peşinde olduğu şüphesini uyandırmıştır.Anayasa’nın emri olan “devlet organlarının uyumlu” çalışmasını gözetme görevini bu yasayı onaylayarak ihmal etmesi, Çankaya’dan sonra “Eski Cumhurbaşkanı” olarak kalmayı düşünmediğine işaret sayılabilir.Rusya’daki Putin-Medvedev tahterevallisinin Türkiye’de de Gül ve Erdoğan tarafından kurulup işletileceğine dair söylemler, tahminler ne zamandır dolaşıp duruyor.Çankaya’dan çıkan son onay, aslında bu söylem ve tahminlerin doğrulanmasıdır.Eğer AKP siyasetin şartlarını kontrol etmeye devam ederse, dönemi sonunda Gül yerini Erdoğan’a, Erdoğan da Başbakan koltuğunu Gül’e bırakacaktır.Özetle önümüzde, kişisel hedefini gözeterek parti siyaseti yapmaya mecbur bir Cumhurbaşkanı ile yaşama şanssızlığı duruyor.Sistemin çok geç kalmadan iktidar alternatifi üretmesi gerekiyor.Yoksa demokrasi tehlikede!

Devamını Oku

Sakat yasa ile tehlikeli boşluk

11 Temmuz 2009

Cumhurbaşkanı şunu demek istedi: “Böyle kanun olmaz. Şimdi ben onaylıyorum ama acele düzeltin!” Bu tavsiyenin tabii ki hiçbir değeri bulunmuyor.Çünkü Gül’ün sakat olduğunu bilerek ve sakat yerlerini göstererek onay verdiği yasa yürürlüğe girmiştir.Askerlere sivil mahkeme yolunu açan düzenlemenin, askeri mahalleri eleğe çevirmesi, askere yönelik iftiraları tahrik etmesi, sivil ve askeri yargıda yetki karmaşası yaratması ihtimali bulunduğunu herkes biliyor, söylüyor.Bilim adamlığını siyasete kurban etmiş bir iki kişi hariç tüm bağımsız hukukçular yasanın Anayasa’ya aykırı olduğunu görüyorlar.Türkiye’de siyaset-asker ilişkileri sömürü ve tahriklere karşı son derece savunmasız bir döneme giriyor.Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek “Cumhurbaşkanı’nın gönderdiği tavsiyeleri önemsiyoruz. Gerekeni bir an önce yapacağız” dedi.Yarasalara fırsatAslında Genelkurmay’ın onay öncesi Çankaya’ya sunduğu rapordaki sakıncaları yerinde gören ve yasal tedbirlerin acele alınması için Başbakanlığı bir yazı ile uyaran Cumhurbaşkanı’nın “önce sakıncaları gideren tedbirleri alın, sonra benden onay isteyin” demesi gerekirdi.Ama öyle davranmadığı için askerlere intikamcı duygular besleyen çevrelere geniş bir av alanı yaratmıştır.Laik cumhuriyete yönelik düşmanlıkların iştahları kursaklarında kalmış sahipleri, önümüzde ne kadar süreceği belli olmayan boşluğu, birikmiş hınçlarını tatmin için kullanmak isteyeceklerdir.İntikam hırsı ile gözü dönenler arasında TSK’yı düşman askeri gibi görenler ve “Bu askeri araçlar ayak altından çekilsin” diyecek kadar kendinden geçenler var.Su alan bir gemiyle sefere çıkmaya benziyor durumumuz.Cemil Çiçek “yasal düzenleme süratle yapılacak” diyor ama nasıl?Meclis tatilde!Herkes göreve...Askeri garnizonlara girmek isteyen savcıların nizamiye kapılarını zorladığı, dava dosyalarını bir yanından askeri, bir yanından sivil mahkemelerin çekiştirdiği, ihbar ve iftira furyasında vicdanların ve adaletin bunaldığı bir ülke herhalde iktidar sahiplerinin görmek istemeyeceği bir tablodur.Evet ekonomik krizin ve işsizliğin sancıları, yolsuzlukların ve bilhassa Deniz Feneri rezaletinin yıkıcı etkileri hafifletildi belki ama içine girdiğimiz tehlikeli boşluk, iktidara “keşke gündemi değiştirmek uğruna böyle bir oyuna tamah etmeseydik” dedirtecek faturaları önümüze koyabilir.Hükümetin ve parlamentonun elbette sorumluluk duygusu ile hızlı hareket etmesini dileriz.Ama yeterli olmayabilir. CHP de Anayasa Mahkemesi’ne açacağı iptal davası için gün kaybetmemelidir.Hatta Anayasa Mahkemesi de tatil düşünmeden davayı sonuçlandırmalıdır!

Devamını Oku

Zor hayal

9 Temmuz 2009

Amerika Irak’tan çekileceğini söyleyince Kürtlerin bağımsızlık hayalleri suya düştü.Bu hayallerin saklanması için şimdi güvenli bir dondurucu gerekiyor.Uluslararası Kriz Grubu’nun bugün VATAN’a manşet olan raporunu bu gözle okumak lâzım.Kuzey Irak’taki Kürtler, ABD işgalindeki tutumlarıyla hem ülkedeki öteki etnik grupların hem de bazı komşu ülkelerin intikamcı düşmanlıklarına hedef oldu. Amerika’nın çekilmesi Kürt yönetimini güvenlik garantileri aramaya mecbur etmektedir.Uluslararası Kriz Grubu’nun raporuna göre Kürtler, bu amaçta tek gerçekçi seçeneğin Türkiye olacağına inanıyorlar. Bu niyet Barzani’nin adamları tarafından Türkiye’ye açılmış, hatta belli düzeyde müzakeresi yapılmıştır.Raporda bir Kürt yetkiliye atfedilen şöyle bir ifade var:“Bağımsız olmak hakkımız fakat bu olmazsa ben Türkiye ile olmayı Irak’la birlikteliğe tercih ederim. Çünkü Irak demokratik değil...” Açıkça ifade edilmeyen formül, Kuzey Irak Kürt Bölgesi’nin “Musul Vilâyeti” adıyla özerk bir yapıda Türkiye’ye bağlanmasıdır.Kârlı ve riskli...ABD çekilince Irak’ın çökeceğini söyleyen Barzani’nin Özel Kalem Müdürü Fuat Hüseyin “Kürtler Türkiye koruması altında rahat ederken Türkiye’nin de bölgenin petrolüne ve doğalgazına erişim imkânlarına sahip olacağını” belirtiyor.Misak-ı Milli gerçekleşmiş olsaydı bu bölge Türkiye sınırları içinde olacaktı.Acaba plan, Türkiye’nin hicranını kaşıma taktiğine mi dayanıyor?Bir Çin atasözü “balık yemi görür iğneyi görmez” der; acaba içindeki Musul ve Kerkük hayali uyandırılan Türkiye bu zokaya balıklama atlar mı?Kurgu buysa hesap tutmamıştır.Raporda Ankara’nın Iraklı Kürtlerle “resmi birliktelik” projesine sıcak bakmadığı, siyasal değil ekonomik bir ortaklığı mümkün gördüğü, çünkü bizim temelde Irak’ın bütünlüğünü korumasından yana olduğumuz belirtiliyor.Ankara tedbiri elden bırakmıyor. Çünkü Iraklı Kürt yöneticilere güven besleyemiyor. İkincisi Türkiye’deki Kürt kökenli vatandaşlar arasında ayrılığı destekleyenlerin oranı azdır ama, federatif bir birleşmenin sonuçları, bizdeki bölünme eğilim ve taleplerini de genişletip hızlandıracaktır.Bağdat’a Kürt kozuBu ihtimal Ankara’yı haklı olarak dikkatli davranmaya sevk ediyor.Düşünce kuruluşları çoğu zaman hayal üretirler ama bazıları ilerde gerçek olurlar.Uluslararası Kriz Grubu’nun raporundaki fikrin 20 yıllık bir geçmişi var.Buna rağmen gerçekleşmesini sağlayacak politik ve psikolojik ortamın ne Ankara, ne Bağdat ve ne de Erbil’de oluştuğunu söyleyebiliriz.Ama Amerikan askerlerinin çekilmesinden sonra doğacağından korkulan cehenneme karşı tedbir gerekiyor. Birleşme fikri, Bağdat’a, hatta Tahran’a yönelik bir psikolojik operasyon, yani Kürtleri koruma amaçlı bir tedbir olabilir mi?Kısa vadeli bakışla bu ihtimal daha gerçekçidir.“Mecbur ederseniz Irak’tan kopar Türkiye’yle birleşiriz” uyarısını gelişmiş bir proje kılığına sokmak Irak Kürtlerinin üstüne yürümek için intikam vaktinin gelmesini bekleyen Şiileri ve Sünnileri durdurabilir.Türkiye’nin gölgesi bile koruyucu olabilir!

Devamını Oku

AKP’nin Gül’ü

8 Temmuz 2009

Cumhurbaşkanı Gül sağ olsun bir kez daha haklı çıkardı beni. Ama buna sevinmiyorum.Çünkü tartışmalı yasaya verdiği onayla Çankaya’da oturduğu sürece tarafsız olmayan bir Cumhurbaşkanı’na mahkûm yaşayacağımızı bize bir kez daha tebliğ etmiştir!Askerlere sivil yargının yolunu açan düzenlemenin “kışlaya siyaset sokacağı” konusunda yapılan itirazlar Cumhurbaşkanı tarafından dikkate alınmış fakat veto sebebi yapılmamıştır.Gül sadece sakıncaları giderecek başka düzenlemelerin “ivedilikle yapılmasının uygun” olacağını Başbakanlığa ek bir yazıyla bildirmiştir.İktidara mahkûm olmayan bir Cumhurbaşkanı, böyle bir yazıyı veto gerekçesi olarak yazardı.Ama Gül AKP lideri Erdoğan’ı son gerginliklerin sorumlusu durumuna düşürmemek için önce onayı vermiş, bir vebal doğacağını tahmin ederek de o tavsiyeyi eklemiştir.“Yasayı onaylıyorum ama askerin belirttiği sakıncaları acele giderin” demeye gelen sözlerinin hiçbir değeri yoktur.Çünkü Anayasa ona iki yetki veriyor: Veto etmek veya iptal için Anayasa Mahkemesi’ne gitmek...Abdullah Gül verdiği onaydan dolayı mahcuptur ve kusurunu örtmek için zorlama bir role girmektedir.Anayasa’dan almadığı bir yetkiyi kullanamaz.Kullandı diyelim..İktidar grubu kulak asmayacaktır.Tarafsız Cumhurbaşkanı’nın yapması gereken ama Gül’ün yapamadığı denetim görevini şimdi Anayasa Mahkemesi yapacaktır! *** Monşer tepkisi!Uygarlığa temel değerler Çin’in egemenliğindeki Doğu Türkistan’da kanlar içinde can çekişiyor!Masum ve meşru bir itiraz, Uygur Türklerine karşı başlatılan bir katliamın bahanesi yapılmıştır.Ölü sayısı tam bilinmiyor.“Bini aştı” diyenler bile var.Yine de gözaltına alınan ve korkarız terörist diye suçlanarak çoğu idam edilecek olan 1500’e yakın insanın hemen tümü Uygur Türkü’dür.İnsanlık onuru özellikle son üç günden beri rezilce çiğnenmekte ve dünyanın “adalet ve özgürlük koruyucusu” fiyakasından yanına yaklaşılmayan anlı şanlı devletleri ve liderleri Şincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki trajediyi birer korku heykeli gibi seslerini çıkarmadan seyretmektedir.İnsanlık ne kadar utansa azdır!Çin komünist yönetimi, özellikle 11 Eylül saldırısı ardından El Kaide sömürüsü yaparak Uygur Türklerine yönelik eritici zulmü meşrulaştırmaya çalışmıştır.Doğu Türkistan Dayanışma Derneği Başkanı Seyit Tümtürk “El Kaide ile bağlantı bahanesini bize zulmetmek için kullandılar. Amaç Doğu Türkistan’ı yalnızlaştırarak Müslüman kimliğini yok etmektir” diyor.Küçük haydutlara gürleyen sözde kahramanlar Çin olunca ortada görünmüyorlar.Çünkü Çin hem siyasi, hem ekonomik, hem de nükleer güçtür.Bu kadar güçlü bir hayduda el kaldırmak olmaz; haydi bunu anlayalım.Peki adalet istemek için sesin de mi çıkmaz?Başbakan Erdoğan’ın Davos’ta “one minute” diye kükreyen bir aslana dönüşmesine sebep olan haydutluğun beteri şu anda Çin’de yaşanıyor.Ama Başbakan dün olayları “kaygı, endişe ve üzüntüyle takip” ettiklerini belirten konuşmasını alışık olmadığımız bir dikkat ve nezaket içinde yapıyordu.Davos’taki aslana ne oldu?Merak ediyorum;Monşer mi oldu, yoksa bu konuşmasını bir monşer mi yazdı?“Bükemediğin bileği öp” sıradan insanlara akıl veren atasözüdür.Çin’e savaş açacak değiliz ama hiç değilse dik duralım!

Devamını Oku

Köşk’e kuşatma

7 Temmuz 2009

Cumhurbaşkanı’nın AKP’yi kollama mecburiyeti olmasa iş hem kolay hem daha düzgün yürürdü.Gül, askere sivil yargı yolunu açan düzenlemeyi, fikir namusuna sahip herhangi bir hukukçuya gösterse ne cevap alırdı?“Yasa değişikliği, demokrasinin ruhu ile uyum içinde olabilir ama Anayasa’nın 145’inci maddesinin lâfzına, yani sözüne tamamiyle aykırıdır. Onaylayacak olursanız Anayasa Mahkemesi’nce büyük ihtimalle iptal edilir!” Yeri gelmişken sormak istiyorum; “reform” diye parlatılan hamlelerin AB normlarıyla uyumu önem taşıyor. Bu işin hukuk cephesi AİHM içtihatlarına hâkim bir tecrübenin süzgecinden yararlanma ihtiyacı doğuruyor.Başbakan acaba niçin AİHM’nin eski yargıcı olan Rıza Türmen’in danışmanlığından yararlanmıyor?Cumhurbaşkanı Gül’ün düzenlemeyi onaylayıp onaylamayacağına dair tahminler gündemi kaplamış durumdadır.Fatura Başbakan’a çıkarKimi “Abdullah Gül Cumhurbaşkanı kimliğini tarafsızlıkla onurlandırmak için yasayı geri gönderecektir. Buna ihtiyacı var” diyor.Bazıları “kısmî veto” tahmini yapıyor. Yani “Sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmaması fikrine askerler de katıldığı için Gül bu maddeyi onaylayıp, askere sivil mahkeme yolunu açan maddesini veto edecek.” Radikal senaryo ise Gül’ün “Gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım” bağlılığı ile düzenlemeyi olduğu gibi onaylamasıdır.Çünkü veto, Albay Çiçek’in hazırladığı iddia edilen “darbe belgesi”nin daha ilk günden üstüne atlayan Başbakan Erdoğan’ı zor duruma sokacaktır. Askerleri haksız ve gereksiz yere siyasi tartışmaların içine çektiği inancı kanıt bulacaktır vetoyla.Başbakan, hükümeti ve partiyi alârma geçirmiştir. Bütün raporlar ve mesajlar düzenlemenin anayasa aykırı olmadığına halktan çok Çankaya’yı inandırmaya çalışıyor.İtalya üstünden mesajTabii kendisi de fırsatları kaçırmıyor.İtalyan Corriere della Sera gazetesine verdiği mülâkatta yaptığı şu yorumun mektup adresi doğrudan Cumhurbaşkanı Gül’dür: “Sivil suçlar işleyen bir askeri sivil bir mahkemede yargılamak başka bir şeydir.. Askerleri kendi görevleriyle alâkalı bir suçtan dolayı yargılamak isteyen yok!” Başbakan bu sözleriyle Gül’den onay beklediğini ve bunu istediğini açıkça belli ediyor.Peki Gül onayladıktan sonra düzenleme Anayasa Mahkemesi’nden geri dönerse ne olacak?Aynı hasar fazlasıyla doğmayacak mı?Mümkün ama o, o zaman düşünülecek şey...AKP’de düştüğü yerden bir avuç toprakla kalkmayı beceren “hacıyatmaz siyaseti” uzmanları var.Öyle bir yenilgiyi yeni ve daha iddialı bir hamlenin sıçrama tahtası yapacaklarından emin olabilirsiniz. Meselâ... “Bu Anayasa Mahkemesi ile reform yapılamaz. Üyelerini artırıp bir kısmını mecliste seçelim!”

Devamını Oku

Sehven albay!

6 Temmuz 2009

Geçmiş günahlarla yüzleşmek ve arınmak, temiz ve güvenli bir gelecek kurmanın ilk şartıdır.Ama hesaplaşma gerektiren bu dönemi, ağır hasara uğramadan geçirmeye dikkat etmek zorundayız. Çünkü bizim önümüz okyanus, komşularımız İspanya, Fransa, İsviçre gibi ülkeler değil.Yaşadığımız coğrafya Orta Doğu’dur. Burada güçlü bir ordunuz yoksa özgür olamazsınız, bütünlüğünüzü ve bağımsızlığınızı koruyamazsınız.Bu gerçeğin talep ettiği dikkat ve disiplini Başbakan sık sık, ana muhalefet partisi zaman zaman ihlâl ediyor. Zaten ikisi de birbirlerine aynı uyarıyı yapıyor: “Askerin üzerinden elini çek!” İktidarın ve muhalefetin sorumlu davranması tabii ki değerlidir ama sonuçta onların her zaman alternatifleri vardır. Ama Silâhlı Kuvvetler’in yedeği yok. Onun güven konusunda hiç zaafa düşmemesi gerekiyor.Eski CHP milletvekili, araştırmacı Bülent Tanla dünkü VATAN’da Estima’nın yaptığı son araştırmanın bulgularını tahlil ederken halkın güvendiği kurumların başında yine TSK’nın gelmeye devam ettiğini, fakat puanında gerileme gözlendiğini söyledi.Çünkü TSK üstündeki spekülasyonların yol açtığı gerginlikler, güven duygusunda aşınma yaratmıştır.Askerler olumsuz yaklaşımları her zaman önleyemezler ama etkilerini azaltabilirler. Bunun ilk şartı, sonradan doğru olmadığı ortaya çıkacak sözler söylemekten sakınmalarıdır.Orgeneral Başbuğ’un, bulunan gömülü mühimmat konusunda verdiği bilgilerin bir kısmı doğrulanmadı. Acaba yanlış bilgiyi Genelkurmay Başkanı’na veren sorumlu, başkalarına da ibret olacak etkinlikte bir cezaya çarptırıldı mı?Geçen hafta önce tutuklanıp sonra 24 saat geçmeden tahliye edilen Kurmay Albay Dursun Çiçek’in Askeri Savcılık’taki ifadesinin altına attığı imzanın hikâyesi...Albay Çiçek, darbe belgesi diye anılan kâğıdın üstündeki imzadan çok farklı bir imza koymuştu ifadesinin altına. Nedeni sorulduğunda “Üç yıldan beri bu imzayı kullandığını” söylemişti.Sonra İstanbul C. Savcılığı’nda ifadesini düzeltti: “O imzayı ilk kez Askeri Savcılık’ta kullandım. Üç yıl önce bu imzayı kullanmaya başladığım beyanını sehven yaptım!” Sehven... Yani yanlışlıkla.Böyle bir mazeret kabul edilemez. Albay Çiçek’in bu yalpasının, aslı bulunamayan belgenin “kâğıt parçası” olduğu konusunda oluşan inancı bile zedeleyeceği bilinmelidir. TSK’nın güvenilirlik puanı niçin düştü?Eskiden bir albayın yalan söyleyebileceğine kimse ihtimal veremezdi. Şimdi neden yalan söyledi; sebebini arıyoruz.Cevabı burada!*****KRİZLE TERBİYE ETMEK...Başbakan Erdoğan’ın demokrasiyi içselleştirdiğini ne zaman göreceğiz?Kamuda çalışan 270 bin işçinin toplu sözleşme görüşmeleri uyuşmazlıkla sonuçlanmıştır ama durum Başbakan’ın eli sopalı bir başpatron edasıyla “Eğer greve gideceklerse buyursunlar gitsinler” demesini haklı kılacak sınıra dayanmamıştır henüz.Devreye arabulucular girecek, işçiler uyarı direnişleri ve dayanışma eylemleri yapacaklar daha...Toplu sözleşme ve grev sadece demokratik rejimlerde var. Başbakan işçilerin hayat düzeylerini yükseltmek amacıyla işverenle pazarlık yapma haklarını kullanmalarına, kendisine yönelmiş bir meydan okuma gibi bakmamalıdır.İşçi taleplerini hor görmek ve “işsizlik kırıp geçirirken sahip bulunduğunuz işe şükretmelisiniz” demeye gelen yaklaşımlar şık değildir.Çünkü buna ekonomik kriz şantajı ile halkı terbiye etmek denir. Millete ayıp, işçilere haksızlıktır!

Devamını Oku