Cumhurbaşkanı Gül sağ olsun bir kez daha haklı çıkardı beni. Ama buna sevinmiyorum.
Çünkü tartışmalı yasaya verdiği onayla Çankaya’da oturduğu sürece tarafsız olmayan bir Cumhurbaşkanı’na mahkûm yaşayacağımızı bize bir kez daha tebliğ etmiştir!
Askerlere sivil yargının yolunu açan düzenlemenin “kışlaya siyaset sokacağı” konusunda yapılan itirazlar Cumhurbaşkanı tarafından dikkate alınmış fakat veto sebebi yapılmamıştır.
Gül sadece sakıncaları giderecek başka düzenlemelerin “ivedilikle yapılmasının uygun” olacağını Başbakanlığa ek bir yazıyla bildirmiştir.
İktidara mahkûm olmayan bir Cumhurbaşkanı, böyle bir yazıyı veto gerekçesi olarak yazardı.
Ama Gül AKP lideri Erdoğan’ı son gerginliklerin sorumlusu durumuna düşürmemek için önce onayı vermiş, bir vebal doğacağını tahmin ederek de o tavsiyeyi eklemiştir.
“Yasayı onaylıyorum ama askerin belirttiği sakıncaları acele giderin” demeye gelen sözlerinin hiçbir değeri yoktur.
Çünkü Anayasa ona iki yetki veriyor:
Veto etmek veya iptal için Anayasa Mahkemesi’ne gitmek...
Abdullah Gül verdiği onaydan dolayı mahcuptur ve kusurunu örtmek için zorlama bir role girmektedir.
Anayasa’dan almadığı bir yetkiyi kullanamaz.
Kullandı diyelim..
İktidar grubu kulak asmayacaktır.
Tarafsız Cumhurbaşkanı’nın yapması gereken ama Gül’ün yapamadığı denetim görevini şimdi Anayasa Mahkemesi yapacaktır!
Monşer tepkisi!
Uygarlığa temel değerler Çin’in egemenliğindeki Doğu Türkistan’da kanlar içinde can çekişiyor!
Masum ve meşru bir itiraz, Uygur Türklerine karşı başlatılan bir katliamın bahanesi yapılmıştır.
Ölü sayısı tam bilinmiyor.
“Bini aştı” diyenler bile var.
Yine de gözaltına alınan ve korkarız terörist diye suçlanarak çoğu idam edilecek olan 1500’e yakın insanın hemen tümü Uygur Türkü’dür.
İnsanlık onuru özellikle son üç günden beri rezilce çiğnenmekte ve dünyanın “adalet ve özgürlük koruyucusu” fiyakasından yanına yaklaşılmayan anlı şanlı devletleri ve liderleri Şincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki trajediyi birer korku heykeli gibi seslerini çıkarmadan seyretmektedir.
İnsanlık ne kadar utansa azdır!
Çin komünist yönetimi, özellikle 11 Eylül saldırısı ardından El Kaide sömürüsü yaparak Uygur Türklerine yönelik eritici zulmü meşrulaştırmaya çalışmıştır.
Doğu Türkistan Dayanışma Derneği Başkanı Seyit Tümtürk “El Kaide ile bağlantı bahanesini bize zulmetmek için kullandılar. Amaç Doğu Türkistan’ı yalnızlaştırarak Müslüman kimliğini yok etmektir” diyor.
Küçük haydutlara gürleyen sözde kahramanlar Çin olunca ortada görünmüyorlar.
Çünkü Çin hem siyasi, hem ekonomik, hem de nükleer güçtür.
Bu kadar güçlü bir hayduda el kaldırmak olmaz; haydi bunu anlayalım.
Peki adalet istemek için sesin de mi çıkmaz?
Başbakan Erdoğan’ın Davos’ta “one minute” diye kükreyen bir aslana dönüşmesine sebep olan haydutluğun beteri şu anda Çin’de yaşanıyor.
Ama Başbakan dün olayları “kaygı, endişe ve üzüntüyle takip” ettiklerini belirten konuşmasını alışık olmadığımız bir dikkat ve nezaket içinde yapıyordu.
Davos’taki aslana ne oldu?
Merak ediyorum;
Monşer mi oldu, yoksa bu konuşmasını bir monşer mi yazdı?
“Bükemediğin bileği öp” sıradan insanlara akıl veren atasözüdür.
Çin’e savaş açacak değiliz ama hiç değilse dik duralım!

