Devleti içerdiği entrikalarla yoran ve güven ilişkilerini tahrip eden şu son irtica belgesi tartışmaları var ya...O hengâmede devletimizin ne kadar “harap ve bitap” duruma düşürüldüğü gerçeğini önümüze koyan “Tatvan Faciası” gündemden teğet geçti.Biliyorsunuz hafta başında Bitlis’in Tatvan ilçesinde Doğu Anadolu Fuarı açıldı. Törende “devrim şehitleri” diye anılan bölücü terör örgütü kayıpları için saygı duruşu çağrısı yapılınca oradaki DTP milletvekilleri ile DTP’li belediye başkanı ayağa kalktılar, Kaymakam ve bazı bürokratlar ise daha bir yayılarak oturmaya devam ettiler.Bu cüretkâr bir meydan okuma, Türkiye’deki devlet adamı kıtlığının yarattığı bir durumdur. Son zamanlarda Cumhurbaşkanı’ndan başlayarak terör karşısında devlet o kadar çaresiz gösterilmiştir ki, terör örgütü ve yandaşları şantajın sınırlarını bu kadar ileri götürmüşlerdir.Kışkırtılan hayaletCumhuriyetin seçkin devlet adamlarından birini kaybettik. Mehmet Turgut’un bilgi, dürüstlük ve vatan sevgisi ile yücelmiş ruhu için rahmet diliyorum.Dün onun ölüm haberini aldığımda geçen ay bana yaptığı ziyaretin sebebi olan “Kürt sorunu” ile ilgili çalışmasını hatırladım.Rahmetli Turgut, ülkeyi yönetenlerin ufuksuzluk ve dirayet noksanlığı yüzünden bölücülerde, gerçekçi olmayan tehlikeli hayaller ve beklentiler uyandığını anlatıyordu. Doğrudur, Tatvan ibretli bir kanıttır...Turgut’a göre iki soru bulunuyor önümüzde:Kaç Kürt var ve bunların kaçı bölünme siyasetlerini destekliyor?Kürt vatandaşların sayısı adeta “açık arttırma”ya çıkmıştır. Yedi milyon olduğunu söyleyen bilimsel araştırma da var, 10 milyon tahmin edenler de..Ahmet Türk’ün ABD Başkanı Obama’ya verdiği 20 milyon rakamını doğru saysak bile bu neyi ispatlar?Cilalı PKK yalanlarıMehmet Turgut 1995 yılından bu yana PKK güdümündeki partilerin seçimlerde kaç oy aldıklarına bakmanın en objektif arama yöntemi olacağını söylemişti. Haklı...PKK kanatları altında kurulan partilerin, bağımsızlar da dahil ülke genelinde aldıkları en yüksek oy 2.1 milyondur. Kürtçe konuşan vatandaşların oluşturduğu son seçmen sayısı 4 milyon 670 bin olduğuna göre nasıl bir tablo çıkıyor?DTP’nin aldığı oylar, Kürtçe konuşan vatandaşlarımızın yarısına bile ulaşmıyor.Kürt kökenliler bir an için Ahmet Türk’ün dediği gibi 20 milyon sayılsa bu kez bölücü tezler tümden çöküyor:Çünkü bu kadar nüfusun seçmen sayısı 13 milyon olur.DTP bunun sadece 2.1 milyonunu aldığına göre 11 milyon Kürtçe konuşan seçmen nerede duruyor ve bunlar ne istiyor?Cevabı belli: Bu insanlar, ırkçı PKK’nın ölüm tehditlerine rağmen teröre ve bölünmeye oy vermiyor.Kürt kimliğine ve kültürünü geliştirme çabalarına tabii saygı göstereceğiz... Ama onu aşan tavizlerin, demokrasiye hizmet değil, en başta ülkenin bütünlüğünü isteyen vatandaşlara kötülük ve haksızlık olacağını unutmayalım.En çok da PKK’ya boyun eğmeyen Kürt kökenli vatandaşlara...
Geçen hafta iktidarın bir gece ansızın meclisten geçirdiği iki önemli CMK maddesi değişikliğinin kaderi netleşiyor.Sivillerin Askeri Ceza Kanunu’na giren bir suç işleseler bile sivil mahkemelerde yargılanmalarını sağlayan madde konusunda hiçbir kanattan itiraz yok.Sorun, ağır ceza mahkemelerinin yetki alanına giren bazı suçları işleyen askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmalarını öngören ikinci değişikliktir.26 Haziran gecesi iktidar grubunun mecliste uyguladığı “baskın basanın” taktiği, “acele işe şeytan karışır” atasözünü doğrulamış, askerin iktidar alanını daraltmak kastı ile yapılan bu yasama hamlesi, haksızlıklara gebe bir yapı ortaya çıkarmıştır.Dokunulmazlıkları biz de savunmuyoruz ama asker kişilerin, hatta komutanların, sivil bürokratlarca yararlanılan asgari korumadan yoksun hale getirilmesi kabul edilemez.Çünkü düşünün... Öyle bir ortamda rejimle kavga eden dinci ve bölücü örgütlere, sahte belgeler ve iftiralar yoluyla Yüksek Askeri Şûra kararları öncesinde karambol yaratma ve askeri hiyerarşiyi etkileme şansı kazandırılacaktır.Son MGK yanlışı düzeltmek için imkân hazırlamıştır.Tahminler şu yönde: Cumhurbaşkanı, sivillerin sivil mahkemede yargılanmasını öngören maddeyi kabul edecek, askerleri güvencesiz bırakan, hatta kötü niyetli faaliyetlerin açık hedefi durumuna getiren maddeyi veto edecektir.Böyle bir formül hem AKP ile asker arasında oluşan güvensizliğe merhem olur hem de Cumhurbaşkanı Gül’e çok ihtiyacı olan tarafsızlık kimliğini sahiplenmek için bir fırsat sunar.Tabii iş yine Başbakan Erdoğan’da bitiyor. Erdoğan, Cumhurbaşkanı’nın kararını partiden bağımsız olarak vermesine imkân tanıyacak mı?Başbakan karar oluştururken iyi düşünmelidir.Ordusu ile çatışan bir iktidar olmanın sağlayacağı bazı manevi tatminler cazip gelebilir. Ancak inat halinde yasanın Anayasa Mahkemesi’nden dönmesi ihtimali az değildir ve o yenilginin maliyeti vardır.Daha önemlisi de şudur: Türkiye dünyanın en çatışmalı bölgesinde, dünyanın en acımasız bölücü terör örgütü ile savaş halinde yaşıyor.Aklı başında bir iktidar, askerine vereceği zararın kendisine misliyle döneceğini bilir. Umarız AKP de bu gerçeği görecek, kışkırtıcıların gazına gelmeyecektir...Yaşamın gerçeğiGece yarısı tutuklanan Kurmay Albay Dursun Çiçek, ertesi sabah “delil yetersizliği” nedeniyle serbest bırakıldı.Siyasi gelişmelerin mükemmel uyumu Albay Çiçek’i kurtardı ama Silivri’de ona benzer kim bilir kaç kişi aylardan beri yatıyor ve kurtulmak için mucize bekliyor!Hani “Adalet Mülkün Temelidir” diye bir özdeyiş var ya; onu özlem yansıtan bir duvar yazısı olmaktan çıkarıp yaşamın gerçeği haline getirmek lâzım. Acele...
Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, gece Türk bayrağının rengi ile ışıyan Eyfel Kulesi’ne baktıkça ne düşünüyor?Bu sorunun cevabını vermek kolay değil ama takıntısı olan Türkiye düşmanlığına kendi entelektüellerini, kendi kurumlarını ikna edemediği ortadadır.Herhalde bu canını çok sıkmaya başlamıştır!Fransa’nın en çok satan haftalık dergisi Paris Match, Sarkozy’nin dolaylı dolaysız baltalamaları nedeniyle sönük bir şekilde başlayan kültür sanat etkinliği “Türkiye Mevsimi” için ağıt yerine geçecek bir yazı yayınladı.Gilles Martin Cauffeur imzalı yazı, Türkiye’nin AB üyeliği yolundaki çabalarını sabote etmek uğruna her fırsatı ganimet bilen Cumhurbaşkanı Sarkozy’yi, aydın vicdanında oluşan adaletin giyotinine gönderiyor.Paris Match yazarı Türkiye’de gördüğü şeylerin, Sarkozy’nin kâbuslarındaki metamorfozla ilgisi olmadığını söylüyor.“AB’nin 27 ülkesi Türkiye’nin üyeliğinden taraf olduğu halde buna ısrarla itiraz ederek gereksiz yere kötü gözüküyor” diyor.İstanbul’suz olmaz!Niye kötü gözüküyor?Çünkü gerekçelerini geçmişin ve bugünün gerçekleri de, geleceğin riskleri ve vaatleri de doğrulamıyor.Yazar hak ettiği parlaklıkta bir açılışla onurlandırılmış olmasa da “Türkiye Mevsimi”nin Türkiye’yi ve İstanbul’u keşfetmek isteyenleri mutlu edeceğini söylerken Batılı ahlâk ve politika felsefesinin oluşumunda İstanbul’un ağırlığını hatırlatıyor.“Avrupa Paris, Londra ve Madrid’le özetlenemez” diyor.“Avrupa’yı İstanbul olmadan inşa etmek, İtalya’yı Roma’sız hayal etmek gibidir” diyor.Cumhurbaşkanı Sarkozy, Türkiye’nin AB yolundaki en büyük karşıtı rolü ile siyasi çıkar sağlamış, derginin yazdığı gibi “Türkiye Mevsimi” kutlamalarını mahvetmiş olabilir.Ama beşeri vicdan, tarihin derinliğinden gelen bağlar ve geleceğin doğası, bize hak verecek, onu mahkûm edecektir.Irkçı paranoya bunlarTürkiye AB kalitelerini kazanmaya dönük yürüyüşünü “papaza kızıp oruç bozma” yanlışına düşmeden devam ettirecek olursa -ki buna mecburuz- Sarkozy, değil AB içinde kendi vatandaşları arasında bile yalnızlaşacaktır.Çünkü Türkiye düşmanlığının, ırkçılıktan başka bir açıklaması yoktur.AB dönem başkanlığını devralan İsveç’in “Türkiye’ye eski dönem başkanı Çek Cumhuriyeti’nden daha olumlu yaklaşacakları” konusunda verdiği bir mesaj, Fransız Le Figaro Gazetesi’nin yazdığına göre Paris’i ayağa kaldırdı.Bir danışmanı, Sarkozy adına İsveç’i hemen tehdit etmekte gecikmedi.Sarkozy bir arızadır.Bu geçici sorun Fransa’nın devrim mirasçısı imtiyazına ne kadar zarar verirse Türkiye’nin AB yürüyüşüne de o kadar zarar verir.Irkçı paranoyalar artık korku yaratmıyor, alay konusu oluyor. Sarkozy Türkiye karşıtlığına kabul edilebilir bir gerekçe bulamaz!
Albay Çiçek hakkındaki tutuklama kararı, kurumlar arasındaki güven uçurumunu sarsıcı bir açıklıkla önümüze koydu.İki savcı, velev ki biri askeri, öbürü sivil olsun, dünyanın hiçbir yerinde aynı kişi hakkında bu kadar zıt kararlar vermez.Kurmay Albay Dursun Çiçek basına sızdırılan bir “darbe belgesi” altında yer alan imzanın sahibi olmakla suçlandı.Belge fotokopiydi, imza da fotomontaj olabilirdi. Askeri savcı takipsizlik kararı verdi. Ama sivil savcılar kovuşturmanın üstelik tutukluluk altında yapılmasını talep ettiler ve Albay Çiçek’i tutuklattılar!Yargının o günkü “tarihi MGK”dan etkilenmediği anlaşılıyor.Çünkü MGK bildirisinde yazdığı gibi “devletimizin kurumlarını yıpratmaya yönelik beyan ve yayınlara ilişkin tepki ve düşünceler”in dile getirilmesi ve Orgeneral Başbuğ tarafından gösterilen tepkiye hükümet kanadının da hak vermesi sonucu değiştirmemiştir.Bu iyi bir şey aslında ama şu şartla:Bir hafta içinde Albay’ın tutuklu yargılanmasına sebep olacak önemde delillere ulaşıldığından emin olmalıyız...Bu bayram havası ne?İstanbul Barosu eski Başkanı Turgut Kazan “Yeni soruşturmada o belgeye dayanılmadığı, tutuklama kararının örgüt üyeliği nedeniyle verildiği görüntüsü var” değerlendirmesi yaptıktan sonra vahim bir ihtimalden söz etti:Askeri savcılık Albay Dursun Çiçek soruşturmasını yürütürken İstanbul’daki sivil savcıların, ellerindeki yeni suç delillerini askeri yargıya kasıtlı olarak vermemeleri ihtimali olabilir mi?Turgut Kazan “Eğer Ergenekon savcıları belgeleri sakladıysa bu hukuksal görünümlü bilek güreşidir” dedi.Bu bilek güreşi iktidardan ne kadar teşvik görüyor, ne kadar cesaret alıyor bilemeyiz ama AKP ve yandaşlarının gizleyemedikleri duyguları, son gelişmelerin kendilerini çok mutlu ettiğini açığa vuruyor.İktidar yandaşı medya olup biteni TSK’nın iktidar alanının daraltılması biçiminde değerlendiriyor.Albay Dursun Çiçek’in tutuklanmasından sonra yapılan yorumlar sanki 28 Şubat’ın rövanşını alan bir başarıyı kutluyor havasını yansıtıyor.TSK siyasi rakip değilBu yazı kaleme alınırken Albay Çiçek’in tutukluluğuna itirazı mahkeme inceliyordu.Dursun Çiçek’in tutuklanması ardından söylenenler, yapılan yanlışı mahkemeye fark ettirebilir diye düşünüyor ve itirazın kabul edilerek albayın serbest bırakılacağını bekliyordum. Beklentim gerçekleşti.Ama bu durum söylemek istediğim şeyleri değiştirmemi gerektirmiyor: İktidar TSK’ya rakip partiymiş gibi bakmaktan vazgeçmelidir.Başbakan Erdoğan 28 Şubat’ın intikamını alıyor görüntüsünün, uzlaşma ile sağlanmış sonuçlardan daha fazla oy getireceğini düşünüyor olabilir.Çatışma üstüne kurulu bu oyunun maliyetini, devlet adamı gibi hesap ederse umarım vazgeçecektir.Çünkü bu entrikacı siyaset yalnız TSK’ya zarar vermiyor, yargının uğradığı tahribatı da artırıyor. Toplum bu yüzden her gün kendini daha güvensiz hissediyor.AKP ardında adıyla anılan bir fetret devri bırakmak istemiyorsa bu hengâmeyi durdurmalıdır.Kendisi de kaybedecek çünkü.Millet siyaset yapan askerleri ne kadar sevmiyorsa askerle uğraşan iktidarları da o kadar sevmiyor!
Ekonominin 2009 yılı ilk çeyreğinde yüzde 13,8 küçüldüğünün ilân edildiği saatlerde MGK toplantı halindeydi.Bizans’ın son günlerinde “melekler dişi mi, erkek mi?” diye tartışırlarmış ya; bizim büyüklerimiz de MGK’da aynı önem derecesindeki meseleleri konuşuyorlardı... Türkiye İstatistik Kurumu’nun, iktidarın gazabına uğramamak için rakamları rötuşladığına emin olabilirsiniz. Ona rağmen ekonomik krizin yarattığı tahribat vahimdir.Son genel seçim her iki kişiden birinin AKP’li olduğunu gösteriyordu. Şimdiki tablo her dört kişiden biri işsiz!Eşitimiz sayılacak ülkelerin çoğu krizi göğüslemiş, düşük hızda bile olsa büyümeyi yeniden yakalamışlardır.Yıkım ölçeğinde küçülen tek ülke Başbakanı’nın “kriz teğet geçti” dediği Türkiye olmuştur.MGK’nın asıl gündemiMenfaat kaygısı ile yalan söylemek yani Başbakan’a hoş görünmek mecburiyeti altında olmayan insanlar arasında bu yapıyı en iyi tanıyan kişi, AKP’nin kurucusu ve ilk hükümetlerinin Başbakan Yardımcısı olan Abdüllatif Şener’dir.Şener dün şöyle diyordu:“Ekonomi yönetiminde Erdoğan hükümeti, dünyanın en başarısız hükümetidir. İki senedir ‘şunu yaptık, iyi yaptık’ diyebilecekleri tek şey yok!” Ama fark etmiyor. İktidar her durumda mağduru oynayacak, hesap soracak bir rol üretmeyi ve oynamayı başarıyor.Dünkü MGK, kötü yönetilen ekonomik kriz ve sebep olduğu işsizlik afetinin doğurduğu sosyal ve siyasal tehditleri tartışmalıydı. Ama öyle olmadı.Ülkeyi iki haftadır zapteden şey belge midir, kâğıt parçası mıdır, belge diyenler ordunun kuyusunu mu kazıyor; bunu tartıştı.Bir de darbe kuruntularına iyi geleceği umulan bir yasa değişikliğinin, hileyle meclisten geçirilmesi yanlış değil mi; o konuşuldu.Mesele iş, aş olunca...Kimse buna şaşmasın. AKP’nin Anayasa Mahkemesi’nde laikliğe karşı odak olduğuna hükmedildikten sonra kapıldıkları panik duygusunu parti önderleri Ergenekon fırtınası yaratarak dengelemeye çalıştılar.Deniz Feneri merkezli kirlilik son yerel seçimde AKP oylarında gerileme yaratınca darbe kuruntularını körükleyen “irtica ile mücadele belgesi” piyasaya sürüldü.Her zora düştüğünde “cambaza bak” taktiği ile gündem değiştiren AKP “yalancı çoban”ın kaderine mahkûm olmamak için bu kutuplaşma siyasetini terk etmek zorunda olduğunu görmelidir.Başka sorunlar belki ama işsizliğin ateşi yalanla, riyayla söndürülemez.İktidar halkın dikkatini ve devletin enerjisini gerçek gündeme yönlendirmek için daha fazla geç kalmamalıdır.Çünkü asıl sorun halkın işi, aşı ve gençlerin istikbalidir.Komplocular için en tehlikeli sulara girilmiştir.Fitne-fesat takımı artık kolay dikiş tutturamaz!İktidar, ülkenin ordusuyla kavga etmek için harcayacağı enerjiyi yüzde 27,5 düzeyine dayanan genç işsizleri kurtarmak için kullansın!
Kurumlar arasındaki güvensizliğin doğurduğu çatışma hali yorucu ve bıktırıcı olmaya başladı.Kanun yapma usulü bile katakulli yöntemlerinden ilham alıyor.Son olayın hesaplaşması bu nedenle Anayasa Mahkemesi’ne kadar gidecektir.İktidar grubu “Siviller askeri mahkemede yargılanmasın” önerisine “Askerler sivil mahkemede yargılansın” değişikliğini eklemek suretiyle muhalefeti uyutmuştur ama zafer mi kazanmıştır? Hayır..Meclis zeminini de kaygan hale getiren hileden iktidar daha büyük zarar görecektir.Değişikliği CHP lideri “iktidarın elini TSK içine sokma girişimi” olarak değerlendirirken Başbakan ana muhalefeti samimiyetsiz davranmakla suçladı:“Çıkan yasa darbeye ve darbecilere karşı. (CHP’nin 12 Eylül’ün yargılanmasına dönük çağrısına gönderme yaparak) Hani samimiydin?” Yasa değişikliğinin, Avrupa Birliği’nin talepleriyle uyum içinde olduğu söylenebilir belki ama buradaki itiraz yasa yapma tekniğinin yozlaşmasına ve kuralların hiçe sayılmasınadır.Kuvvetler ayrılığı ilkesinin terbiye edici disiplini ne yazık ki AKP’nin gücünü demokrasiye saygılı biçimde kullanmaması yüzünden işlemiyor.İktidar istediği her yasayı meclisten geçirebilir. Muhalefetin yapabileceği engelleme sadece geciktirmedir. AKP buna bile sabır göstermiyor.Gücünü kötü kullanıyor ve yüksek yargıyı da ele geçirerek önünde hiçbir denetim mekanizması bırakmama hayalini her fırsatta açığa vurarak korkutucu oluyor.Şu anda Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu şey, anayasamızın tarifine uyan tarafsız bir cumhurbaşkanıdır.“Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetecek” ve tarafsızlık yeminine bağlı kalacak bir cumhurbaşkanı...Burada yasanın biçimi özünden önemli hale gelmiştir. Etiğe ve yasa yapma tekniğine uymayan bir meclis, sistemi iflâs ettirir.Cumhurbaşkanı Gül’ün “Bu yasa olmamış bir daha görüşün” diye geri göndermesi ihtimali var mı?Mayın yasası öğretti ki böyle bir ihtimal neredeyse sıfırdır.İktidarın kontrol edemediği gücü her gün daha fazla hasar doğuruyor!Asimetrik yaklaşımlarAsker her fırsatta “darbe dönemleri bitti” derken Başbakan niçin bu korkuyu canlı tutmak istiyor?Merak ediyorum... Anayasa Mahkemesi AKP’nin laikliğe karşı eylemlerin odağı olduğunu 1’e karşı 10 oyla tespit etmiştir.Bu durum en verimli propaganda silâhını AKP’nin elinden almıştır. Acaba Erdoğan din sömürüsü yapmaktan korktuğu için mi darbe istismarına böyle sarıldı?DP lideri Cindoruk dün şüphe değil hüküm ifade ediyor: “Darbelerden korkuyorlar. Çünkü korkacak şeyler yaptılar!” Silâhlı Kuvvetler’in darbeci geçmişini öven pek yok ama bugünkü duruş ve anlayışına haksızlık sayıyorum darbe kuruntularını.Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un bugünkü MGK toplantısından önce Başbakan’la teke tek görüşme isteği bile takdire değer bir duyarlılıktır.Çünkü son basın toplantısında Başbuğ TSK’nın “medya üzerinden asimetrik bir psikolojik harekâta hedef” yapıldığını belirtmiştir.Bir Genelkurmay Başkanı, yeterli kanıtı yoksa böyle konuşmaz.Buna rağmen tüm ayrıntıları MGK’da tartışmaya açmak yerine Başbakan’ın bilgisine sunmayı daha yararlı görmüştür.Çünkü mağdur edildiklerinin tescilini değil, komplocu odakların tasfiyesini istiyor!
Siyaset, samimiyetten ve iyi niyetten hiç bu kadar nasipsiz kalmamıştı.Olan biten, artık makul insanlara sadece hayret ve hüzün veriyor.Başbakan’ın çoğu zaman olduğu gibi dünkü konuşmaları da “Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma” atasözüne güncel örnekler veriyordu.AKP İstanbul İl Kongresi’nde konuştu.“Kurumlarımızın birbirine güveni tamdır. Tüm kurumlarımız hukuka, anayasal sisteme ve demokratik yapıya bağlı, tam bir inanç içindedir” dedi.Bu beyaz yalanın ardından sözü “kurumlar arasında nifak tohumları ekmeye yönelik hareketlere” getirerek “darbe çığırtkanları”na uyarıda bulundu.Halbuki darbe vehimleri ile toplumu tedirgin etmekten yarar uman siyasetleri başkaları değil AKP yürütüyor!Başbakan “Kimse askerin arkasına sığınarak siyaset yapmasın” diye bağırmadan önce keşke askerin meşru savunma hakkını bile yandaş medyanın ne kadar acımasızca tahrik konusu yaptığını görüp onlara da iki çift lâf etseydi!AKP hedef mi büyüttü?Türkiye’de askerin arkasına sığınarak siyaset yapan parti kalmadı artık ama Genelkurmay Başkanı’nın her fırsatta tekrarladığı “darbeciler aramızda barınamaz” sözünü söylenmemiş sayarak devamlı darbe korkusu üreten bir iktidar partisi ve propaganda korosu halâ var.AKP düne kadar “şikâyetçi mağdur” rolünün rantını yiyordu. Şimdilerde “hesap soran kimlik”le hedefini büyütmüş görünüyor. Mesele AKP’ye yönelik darbe hazırlığına kanıt gösterilen bir fotokopiden çıkmıştır. Askeri yargı belgenin sahte olduğuna karar vermiş, Genelkurmay Başkanı da, o “kâğıt parçası”na dayanarak TSK’yı töhmet altına sokan suçlular kimse, bulunmasını istemiştir.Genelkurmay Başkanı’nın çağrısı TV’lerde yankılanırken “Hooop!.. Daha o belgeyle işimiz bitmedi” diye Brüksel’den başka biri değil Başbakan müdahale etmiştir.Darbe isteyen yok amaErdoğan dün kongrede tekrarladı: “Askeri savcılık söyleyeceğini söylemiş konu sivil yargıya intikal etmiştir. Bağımsız yargı gereken araştırmayı yapacak ve inanıyorum ki meseleyi aydınlığa kavuşturacaktır!” Yani “kâğıt parçası”nın belge olmaya devam ettiğinde ısrar ediyor.O kadarla da kalmayıp asker kişiler hakkındaki soruşturmanın sivil yargı tarafından yürütülmesini sağlayacak yasa değişikliğini geceyarısı meclisten geçiren “baskın”ın da emrini veriyor!Buna rağmen “Kurumlarımızın birbirine güveni tamdır” diyebiliyor.O kadarla da yetinmiyor:İspanyol ABC gazetesine verdiği demeçte “darbeler döneminin Türkiye’de kapandığını” söyleyerek övünüyor, ana muhalefet CHP’nin “darbeciler yargılansın” önerisini de iftiharla delil gösteriyor.Darbe yanlısı kimsenin bulunmadığı buna rağmen darbe tartışmalarının tüm sorunları örttüğü başka bir ülke var mıdır dünyada?Yok ama Allah korusun, yakında şöyle bir haber okuyabiliriz:“Darbe karşıtları çatıştı: 3’ü ağır 10 yaralı!”
Genelkurmay Başkanı’nın yarattığı beklentiyi cevaplamakta yetersiz kaldığını düşünenler ne istiyorlardı?Orgeneral Başbuğ, demokrasinin ve hukukun tanıdığı sınırları çiğnemeden ama zorlayarak başında olduğu kurumu, Silâhlı Kuvvetler’i savunmuştur.Evet, masayı yumruklamamıştır ama sözlerini sakınmadığı gibi kimlere yönelttiğini de açıkça belli etmiştir.Genelkurmay Başkanı dün TSK’da demokrasi dışı unsurların barınamayacağı garantisini tekrarladıktan sonra iki kırmızı çizgi daha açıkladı:Bunlardan biri TSK’ya yöneltilen psikolojik savaşa katlanmayacakları, ikincisi ise TSK’nın bütünlüğüne yönelen tehdit ve eylemlere seyirci kalmayacaklarıdır.Orgeneral Başbuğ, askeri savcılığın kararını yorumlarken iki haftadır darbe belgesi diye dolaştırılan fotokopinin bir “kâğıt parçası” olduğunu söyledi.Hem o soruşturma sırasında gösterilen sabırsızlık, hem sonra karara karşı sergilenen saygısız ve küçümseyici tavırların TSK’ya karşı yıpratma amaçlı bir “psikolojik harekât” (fitne-fesat) olduğuna işaret eden Başbuğ şu önemli mesajları verdi:Önemli mesajlar“Hiçbir haklı gerekçeye dayanmadan darbe ve muhtıra söylentileri üretenlerin iyi niyetli olmadıklarını ve halkımızın da bundan usanmış olduğunu düşünüyoruz.Bu olayları devlet, millet ve ordu içinde fitne ve fesat çıkartma eylemleri olarak görüyoruz.İstanbul Başsavcılığı’ndan ne istiyoruz? Bu belgenin gerçek olmadığından hareketle kimler tarafından ne amaçla hazırlandı; bunu bulunuz.” Darbe geleneğine son verdiğini sürekli tekrarlayan bir orduya iktidarın şüphe ile bakmaya devam etme sebebi ne olabilir?Orgeneral Başbuğ’un şu çağrısı, yukarıdaki soruya cevap da içeriyor sanki:“TSK üzerinden kendinizi siyasi tanımlama düşüncesinden ve gayretlerinden vazgeçiniz!” Bu sözde siyasete sitem var: Mağduriyet rantından vazgeçmemek uğruna sürekli darbe vehimleri üretiyorsunuz; yapmayın!Siyasi iktidarla askerler arasındaki güven krizi elle tutulur hale gelmiş bulunuyor.Dünkü basın toplantısında Orgeneral Başbuğ, askeri savcılığın kovuşturmaya yer olmadığı kararı verdiğini ama yeni delil, bilgi, emare çıkarsa soruşturmanın tekrar açılabileceğini belirterek şunu dedi:“Burada önemli olan şudur; bu soruşturma tekrar burada (Genelkurmay Askeri Savcılığı’nda) açılır.” Gece manevrasıFakat Başbakan Brüksel’den çok farklı bir mesaj yolladı:“Askeri yargı görevsizlik kararı vermiştir. Sonraki süreç, sivil yargı bunu takip edecektir. Biz de yürütme olarak bunu takip edeceğiz.” TSK üzerinden kendini tanımlamanın dayanılmaz cazibesi, iktidar partisinin ikna olmasını önlüyor.Genelkurmay Başkanı dün “Yeni delil çıkarsa soruşturma yine askeri savcılıkça yapılır” diye konuşurken ihtimal, on saat önce mecliste oluşturulan bir yasa değişikliğinden haberdar edilmemişti.Bu değişikliğin Cumhurbaşkanı’nca imzalanmasından sonra, belgede imzası olduğu iddia edilen Albay Çiçek ve benzeri asker kişiler artık sivil yargı tarafından soruşturulacaktır.Başbakan meclisteki gece mesaisini bilerek mi öyle konuştu; Orgeneral Başbuğ sürprizden habersiz miydi; muhalefet partileri uyudular mı; henüz bilmiyoruz.Ama bildiğimiz şu ki güven krizi yüzünden olaylar çözümlenme değil düğümlenme yönünde ilerliyor.30 Haziran’daki Milli Güvenlik Kurulu bir günde bitmeyebilir!