Gül’ün farkı

3 Haziran 2013

Boğaziçi Üniversitesi’nin sözünü sakınmayan sosyoloji profesörü Faruk Birtek şu teşhisi koydu:“Gezi Parkı’nda başlayan hareketin nedeni Başbakan’ın inadı, hiddeti ve şiddeti.. Halk ‘Artık yeter; bizi bölme, çatıştırma’ diyor Başbakan’a. Bu bir kırılma noktasıdır!”Görüleceği gibi sabır taşını sorunların kendisi değil, ciddiye alınmamasından doğan kızgınlık çatlatmıştır.“Arap baharı”na benzer görüntülerle bozulan memleket manzaralarını Taksim Gezi Parkı’nda kesilen ve kesilecek olan ağaçlar bozmuş olamaz.Peki o zaman ne?Alkol yasağı tartışmasında aziz hatıralarına “iki ayyaş” nitelemesi ile saygısızlık ve haksızlık edilen atalarımız bozmuş olabilir mi halkın dengesini?Laik eğitim düzenini altüst eden 4+4+4 sistemine geçiş mi yoksa?Üç-beş çapulcu..Bitmedi.. Başbakan’ın “en az üç çocuk” direktifine eklediği “Sezaryen’le asla” nasihati de Taksim’in ağaçları kadar sağlam gerekçe oluşturabilirdi..Doğayı sevenler ve savunanlar hızla çoğalıyor. Ama uçurumun kenarında itişirken yaşadığımız tehlike, yine de kabul edilebilir bir kumar değildir.Başbakanımız demokrasiyi sayılarla oynanan bir güç oyunu olarak görme ısrarından vazgeçmiyor. Seçmenin yarısının desteğini almak elbette önemlidir. Ama bu hesap “öteki yarısı da karşı tarafta duruyor” gerçeğini unutturmamalı.İktidar bu yanlışı, icraatının temeli yaptı. Başbakan sık sık tekrarlıyor:“Bize oy vermeyenler de verenler kadar önemlidir.”İşlediği günahların ardından Başbakan tövbe çağrıştıran sözler söylüyor. Bu ibret ümidini doğuruyor.Ama o pişmanlık ve doğruculuk iki gün yaşamıyor.Mesela son olaylar ardından polisin orantısız güç kullandığını “eyvallah” mührü vurarak kabul etti.Fakat ertesi gün dumana boğulmuş sokakların “üç-beş çapulcu”nun eseri olduğunu söyledi.Seçim her şey değilBaşbakan’ın hükmünü asabiyet etkilemiş olabilir ama eylemcilerin temiz insanlar olduğu görülüyor.Hiçbir ihanetin tuzağı kurulmadı.Gerçek acılara, çaresizlik ruhuna dayanıyor. Türkiye’yi bir öfke ve anarşi seline kaptırmamalıyız.Cumhurbaşkanı Gül dün yol gösterici bir açıklama yaptı.“Demokrasi demek sadece seçim demek değildir. Verilen mesajların hepsi alınmıştır.”Gereğinin yapılacağını da belirtti.Bu bir yerde “devlet sözü”dür.Bir ihtimal Cumhurbaşkanı kendisi gibi düşünmeye Başbakan’ı razı edecektir.İkinci ihtimal, razı edemeyecek ve aday olup seçime girmesi için haklı bir neden doğacaktır.Gül için bu adaylık yalnız hak değil ahlâki bir mecburiyet olacaktır!

Devamını Oku

“Tek adam”a tepki birikmiş

1 Haziran 2013

Taksim’deki Gezi Parkı’nı, bir halk kalkışmasının anıları ile kutsamak şart mıydı?Parkı koruyan derneğin ağaçları kurtarmak için İdare Mahkemesi’ne yaptığı başvuru Cuma günü kabul edildi.Mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdiği için ikinci bir yargı kararı olmadığı sürece ağaç kesilmeyecek, inşaat yapılmayacaktır.Yani eylemin amacı gerçekleşmiştir.Madem ki yürütmeyi durdurma kararı verecekti, mahkeme niye dört gün bekledi?Koca bir kent niçin kargaşa ve terör riskine hedef hale getirildi?1 milyonluk mitingBaşbakan’ın olaylar sürerken yaptığı en doğru iş, göstericilere “eyleme son verin” çağrısı olmuştur.Başbakan Erdoğan biber gazı kullanımında polisin aşırılığa kaçtığını kabul etmiş, inceleme başlatmıştır.İstanbul’la beraber bir çok büyük kenti de anlamını aşan çapta eylem alanı haline getiren tepki, anlaşılıyor ki Başbakan’ın tek adam tavrına birikmiş “gaz”ın patlamasıdır.Dünkü konuşmasında Erdoğan “Bu ülkede herkesin fikrini özgürce söyleme hakkı vardır, mitingini yapma hakkı vardır” dedi.Ama CHP liderinin mitingiyle ilgili konuşurken kimliğine hemen geri döndü: “Olay miting yapmaksa ben kalkarım onun yüz bin topladığı yerde 1 milyon insan toplarım!”Tabii asıl mesele, Erdoğan’ın kendisini Allah’ın bu ülkeye lütfu gibi görmesi ve kibrinin zamanla patlayıcı birikimlere sebep olmasıdır.“Şehir hatları için yaptırılmasına karar verilen vapurların modellerini halkın oyuna sunan“ iktidar anlayışı bir serapmış, çabuk kayboldu.Zehir gibi birikmişŞu anda egemen iktidar gücünü “Kimse kusura bakmasın, biz karar verdik Topçu Kışlası’nı yapacağız“ diyen “tek adam” temsil ediyor.Olaylar dünya basınında geniş yansıma buldu.New York Times’a göre bu yaşananlar, Reyhanlı patlaması ve Suriye politikası gibi olaylara tepkidir.Ve protestoların neredeyse tümü halkın görüşlerine önem vermeyen Başbakan’ı hedef alıyor.Washington Post şöyle yazdı:“Uzlaşmaz ve eleştirilere tolerans göstermeyen tavrı tepkiye neden oluyor. Özellikle sosyal medyada Erdoğan’a karşı hareket, giderek yoğunluk kazanıyor.”En çok Başbakan Erdoğan’ı etkileyecek şanssızlıktır bu olaylar.Çankaya’ya yolculuğunda hesapta olmayan zorluklar çıkacaktır.Bereket sıkıntıları gidermeye yetecek zaman vardır.Bakalım Erdoğan önündeki zamanı tepki çeken alışkanlıklarından kurtulmak için kullanmayı başarabilecek mi?

Devamını Oku

Vurma, bekle!

31 Mayıs 2013

Amerika’nın Sesi her hafta 43 dilde 1500 saat yayın yapan dev bir haber merkezi.İçki tartışmalarına o da katıldı.“Alkol kısıtlamalarının altında İslâmi politikalar mı yatıyor?” sorusuna cevap arayan Amerika’nın Sesi, seçimlere kadar toplumdaki kutuplaşmanın daha da derinleşeceğini söylüyor.Amerikan yayın kuruluşu iktidar partisinin muhafazakâr tabanı daha çok kapsamak için bu kitleyi hoşnut edecek yeni yasalar çıkaracağını iddia ediyor.The Economist de aynı olayı değerlendirirken “Ilımlı İslâmcı parti, sıkı alkol sınırlamaları getiriyor” başlığını attı.“AKP yönetiminde geçen 10 yılın ardından Türkiye’nin çok daha muhafazakâr bir yer olduğunu” yazdı.Başbakan “dini görüşlerini yasalara yansıttığı” eleştirisini kolay çürütemez.Laik kurumlara ve uygulamalarına iktidarın tavrı, saklanamaz bir karşıtlığı yansıtıyor. Her icraat, dinle ilgili geçmiş bir hesabı intikamcı tatmine bağlamanın çabasına örnek teşkil ediyor.İktidar Meclis’teki sayısal gücünü geri alınamaz yetkisiymiş gibi kullanıyor. Din ilişkisi kurmayı, siyasi yatırım sayıyor.4+4+4 imam hatiplerin orta kısımlarını açan anahtardı. Bu sözde reform bütün okulları imam hatip hâline getirmiştir.O rüzgârda başörtüsü sorunu çözülmüş Kur’an kursları için teşvik kararları yürürlüğe girmiştir.Üçüncü boğaz köprüsüne verilecek isim bile din sömürüsü değil mi?Yavuz Sultan Selim adının Alevi vatandaşları inciteceği hesap edilmedi mi?Günlerden beri büyüyen kalabalıklar Taksim Gezi Parkı’nda ağaçları kestiren otoriteye karşı direniyor.“Ağaç kadar savunmasız insanlar...”Başbakan “Ne yaparsanız yapın; orası için karar verdik, yapacağız” diyor. Yapacakları şey AVM ve konuttur.Modern toplumlarda insanların kentin görünümünü veya yaşantısını değiştirecek projelerde söz söyleme hakları vardır.İtirazlarını kamuoyuna duyurmak için toplananların üstüne polis ordusu göndermek dişlerini sıkarak biber gazına boğmak en azından ayıptır.Toplananların kışkırtıcı ajan tuzağına düştüğünden şüphe duymak, polis operasyonu bahanesi üretmektir.Protestocuları zorla dağıtmak da tedbir değildir. Ama dış etkilere karşı izole etmek ve kendiliğinden dağılacakları vakte kadar sabır göstermek insani bir tedbirdir.Neden denenmiyor?Devlet hani hizmetkârdı?

Devamını Oku

Hayat tarzına müdahale...

30 Mayıs 2013

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç uzun yıllarda kazanılmış bir tecrübenin adamıdır.Dün TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi’ne onur konuğu oldu .Kılıç yüksek mahkemedeki son dönemini yaşıyor.Eskiden muhafazakâr partileri kollayan “aykırı oy”ların sahibi idi.Yaş haddinden dolayı bir kez daha seçilme imkânına sahip bulunmaması onu iktidar yandaşı konumdan tarafsızlığa daha yatkın bir kimliğe yaklaştırmıştır.İyi bir isim bırakma isteği, bu tür görevlerde bulunanların yararlandıkları fırsattır.Kılıç alkollü içki düzenlemelerini kendisinden beklendiği şekilde karşılamadı.“Tarihimiz hayat tarzına yapılan müdahalelerle dolu. Bunlara yeni halkalar eklemek, yorgun vicdanları daha da yorar” dedi.Bu dönem Meclis’inin en büyük vebali, gece yarısı yasalarıdır.“Torba yasa” diyorlar ama çuvallama söz konusudur!Dün “Toplum vicdanı ikna edilmeden atılan adımlar demokratik hukuk devletinin sicilini bozmaktan başka sonuç doğurmaz” dedi.Başkanlık tartışmasına girmeyen fakat komisyonda hiçbir üyenin Anayasa’daki ilk üç maddenin dokunulmazlığına itiraz etmemesini olumlu bir durum sayan Haşim Kılıç 2004 yılında devrim niteliğinde bir Anayasa değişikliği gerçekleştiğini ama yargı organının değerlendiremediğini belirtti.Doğrudur... Uluslararası mahkeme kararlarını ve sözleşmeleri üstün tutan Anayasa değişikliği (90. madde) yargıçlardan direnç görmese o sıra sıra yargı paketlerine, hatta Anayasa değiştirmeye belki gerek bile kalmazdı.Mahkeme Başkanı Kılıç, konumları gereği sistem tartışmalarına katılmayacaklarını söylüyor.Bizce gereksiz bir hassasiyettir.Bu ülke Kılıç’ın çıraklık, kalfalık döneminin yanlışlarından gelen zararları ödedi. Ustalığını paylaşmanın zamanı gelmiştir.Esirgemek ahlâki suç olur!Günah-sevapBaşbakan’ın alkollü içkiler düzenlemesini eleştirenleri cevaplarken sarf ettiği sözler sıkıntı doğurdu.Çünkü sözleri, laiklik ihlâli gibiydi...“İki ayyaşın yaptığı yasa sizin için muteber oluyor da inancın emrettiği bir gerçek niye reddedilmesi gereken bir olay hâline geliyor?”Bu soruyu Başbakan’ın parti sözcüsü Hüseyin Çelik’e sorması gerekiyor.Çünkü asıl eleştiriyi o yaptı.“Laik devletlerde kanunlar yapılırken hukukun temel mantığı içinde kalınır, günah-sevap ikilemi üzerinde kanun çıkartılmaz” dedi.Alkol yasağı, Kur’an’dan alındığına göre Hüseyin Çelik’in doğru savunması Başbakan’ı korumuyor, eleştiri hedefi yapıyor. Geçmiş olsun!

Devamını Oku

Laik devlet dinin emri

29 Mayıs 2013

Vatandaş merak ediyor. Cevapları bulduktan sonra bu defa da endişeye düşüyor.İnternet derya gibi. Akıllı bir iktidar bu imkân sayesinde halkın nabzını her an tutar, mutlu eder seçmenini.Kuvvetler ayrılığı ilkesinin güvence altına aldığı bir sisteme zaten sahip değiliz. Her geçen gün sorunlar çeşitlenip yayılıyor.Bir akademisyenin dediği gibi Başbakan Erdoğan bir özgüven patlaması yaşıyor. Çünkü kendisine gerektiğinde “dur” diyecek kurumlar işlerini yapamaz hâle gelmişlerdir.Meclis, gece yarısı operasyonları ile kanun üretmenin ayıbına alışkanlık kazanmıştır.Yargı ve medya, demokratik toplumun vazgeçilmez denetim mekanizmalarıdır. Ama onlar da tepkisizliğe alıştırılmıştır.İki ayyaş kimdir?Şu aralar izlediğimiz tartışma, Başbakan’ın gözünde alkol kullanmanın dini emirler açısından önemini daha öne çıkarmıştır.“İçeceksen git alkolünü evinde iç” demiştir.Haklı itirazlar yükselince, daha endişe verici bir tepki göstermiştir:“İki ayyaşın yaptığı yasa sizin için muteber oluyor da, inancın emrettiği bir gerçek, sizler için niye reddedilmesi gereken bir olay hâline geliyor?”Başbakan’ın bu sözleri, iktidar partisinin dini referans alarak icraat yürüttüğü iddiasına kanıt oluşturuyor.İçki satışı ile ilgili düzenlemelerin gizlenemeyen amaçları, dinin siyasi çıkarlar için ne kadar sorumsuzca sömürüldüğünü ele veriyor.Başbakan’ın geçtiği yerler enkaz hâline dönüşüyor.“İki ayyaş” kim?Selim seçimi yanlışDün Boğaz’a üçüncü köprünün temel atma töreni yapıldı.İktidarın siyasi çıkar amaçlı bir sürpriz hazırladığı belli oluyordu.Ama riskin büyüklüğü, tedirginlik olarak hareketlere yansıyordu.Meğer köprüye Yavuz Sultan Selim adını vermeyi kararlaştırmışlar.Yavuz Selim, 1512’de tahta çıkıp sekiz yıl saltanat sürmüş bir Osmanlı padişahıdır. Halifeliği Osmanlı hanedanına getiren de odur.Anadolu’da Alevi tebaaya karşı katliam yürüttüğü yolundaki iddialar Yavuz Selim’in kötü şöhretidir.Din ve mezhep çatışmalarının kolayca alevlendiği bir dönemde yapılan bu isim tercihini iyi niyetle izah etmek hayli zordur.Mısır’a gittiğinde Başbakan Erdoğan meydanı dolduran Arap halkına “Ben Mısır’ın da laik bir anayasaya sahip olmasını tavsiye ediyorum” demişti.Şimdi burada, bu yasakları dinimizin emri olduğu için uygulamaya koyduğunu söylüyor.Sözleri laikliğin ayağa kalkamayacak kadar ağır darbe aldığını haber vermiyor mu?

Devamını Oku

Birlik ve beraberlik

28 Mayıs 2013

Şöyle başlar genellikle: “Birlik ve beraberliğe en muhtaç olduğumuz şu günlerde...”Evet böyle dönemlerde neye ihtiyacımız varsa unutmak, sağlam kalmış değerleri kırıp dökmek, siyasi liderlerimizin adeta hobisi oluyor.Her salı parti grup toplantılarında sarfedilen sözleri yetişkinler bile yüzleri kızarmadan izleyemezler.Yakın zamana kadar AKP’nin “muhafazakâr demokrat” bir kimliğe sahip olduğunu söyleyenler herhâlde aceleci davrandıkları için şimdi kendilerini eleştiriyorlardır.Ne yazık ki AKP’nin üçüncü dönemi, “karşı devrim” diye anılacak kökten değişimlerin zemini olarak kullanıldı.AKP sözcüleri, parti kararı olduğu şüphesi davet eden bir dikkatle Fatih Sultan Mehmet’i idealize ediyorlar.“Fatih gençliği”nden söz ediyorlar.Bu çabaları Atatürk’ü unutturmaya, yerine Fatih’i koymaya dönük bir planın varlığını düşündürmüyor mu?.Siyasetin ağırlığı Başbakan ile ana muhalefet lideri arasında yaşanıyor.İki taraf akıl dışı ihanetlerle suçluyorlar birbirlerini.Dün Başbakan Erdoğan “CHP Genel Başkanı ve bazı arkadaşları boğazlarına kadar çamura batmış durumdalar” dedi.İki saat bile geçmeden CHP lideri grup kürsüsünden şu suçlamayı yaptı:“Dünyada kan akan tek yer İslâm coğrafyasıdır. Gırtlağına kadar kana batan kişi de Recep Tayyip Erdoğan’dır!”Başbakan Erdoğan da dün Hatay’da çok tehlikeli bir oyun oynandığını, siyasi mezhepçilik yapıldığını belirterek CHP liderini istifaya davet etti.Kılıçdaroğlu da aynı yolu Başbakan’a tavsiye etti.Ve ikisinin de tam isabetle birleştikleri çözüm “istifa” oldu.Türkiye’de istekle anılan ama kimseye uymayan bir ayakkabıya benziyor istifa kurumu.Çok kullanılan ihanet sözcüğü eskidi, çürüdü.Tayyip Erdoğan da Kılıçdaroğlu da söylemlerini ve söyleyiş biçimlerini değiştirmeliler artık.Ülkemiz savaş riski altındadır.Böyle bir zamanda birbirimizi suçlayıp yaralayarak elde edeceğimiz tatminler onur verici olamaz.Rakı ile evde tek başınaBaşbakan, alkolle ilgili düzenlemenin kimsenin yaşam tarzına müdahale olmadığını tekrarlayıp duruyor.Mesela dün bakış açısına itiraz edenleri art niyetli olmakla suçladı. Yol da gösterdi:“İçeceksen alkolünü al, git evinde iç. Gene git ne içeceksen gene iç!”Başbakan alkolü büyük bir günahın sebebi bilerek yetişmiş.İçenlerin tümünün bağımlı olduğunu sanıyor.Aslolan şeyin muhabbet olduğunu, rakının bahane olduğunu bilmiyor!

Devamını Oku

Suriye’ye karşı sakin olalım...

27 Mayıs 2013

Uluslararası medya Suriye’deki iç savaşın göz göre göre bölgesel bir savaşa dönüştüğünü yazıyor.Times gazetesi, uluslararası toplumun etkin biçimde karşı koymaması durumunda korkulan ihtimalin kaçınılmaz duruma geleceği uyarısı yapıyor.Diplomasinin içinde barındırdığı sürprizler tuhaf ittifakların doğmasına sebep oluyor.Hizbullah lideri Şeyh Nasrallah’ın “Esad’ın yanındayız” açıklaması, Ankara’nın beklenmedik hakaret sözcükleri ile tepki göstermesine yol açtı.Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ ağzına geleni söyledi:“Kimse kusura bakmasın, çok açık çok net bir daha söylüyorum: Hizbullah’ın adını değiştirmesi lâzım. ‘Hizbuşşeytan’ yapması lâzım.”Bizi içine çeker mi?Türkiye’nin tutumu, Esad’ı gözden çıkardığını her fırsatta gösteren bir düşman katılığı olmuştur.Cenevre masasında bizden daha ikna edilmez, daha affetmez bir ülke görülmeyecektir.Esad’ın masum ve çaresiz çocukları kadınları ve yaşlı insanları öldüren acımasız, vicdansız bir katil olarak merhameti, hatta muhatap alınmayı nasıl hak ettiğini açıklamak hiç de kolay olmayacaktır.Canavar ruhu taşıyanlar, varlıklarını terör yoluyla idame ettirenler, uzlaşma çağrısı almayı, anlaşılması zor ama bir gün elde ediyorlar.Bunun en yakın tanığı Türk halkıdır.Halk bundan dolayı gurur duymuyor, tam tersine bitişiğimizdeki kan ve ateş girdabı “acaba bizi içine çeker mi?” endişesi doğuruyor.Terör üreten zalimHiç kimse Suriye’nin ve diktatörü Esad’ın korunmaya ve kurtarılmaya lâyık bir bahaneye sahip olduğunu savunamaz.Ama bu duruma rağmen Türkiye’nin bir komşu olarak Suriye’deki iç savaşın taraflarından birini dost, birini düşman bellemesi ve ona göre davranması akıl kârı değildir.Risk karşısında bir model aranacaksa eğer Washington örnek alınmalı.Başkan Obama, kendisinden önceki başkanların şimdiye kadar çoktan müdahale edeceği bu yangına seyirci kalmış, savaş seçeneğini hep ertelemiştir.Esad’ın en iyi yaptığı iş, hasım saydığı ülkeleri terörle bezdirmektir.Terörün bölücü türüyle otuz yıldır uğraşıyoruz. Onu bitirmek yolunda yaratılan bir şansı kullanmaya çalışıyoruz şimdi.PKK terörü sıfır ihtimale inmeden Orta Doğu’nun terör işvereni bir rejimin düşmanlığını çekmek hangi akla hizmet eder?. Hiç!“Ateşe uzak dur” aklın emridir!

Devamını Oku

Emanetçiler uykuda olursa

25 Mayıs 2013

Demokrasi ile din kurallarının kanun sayıldığı rejimleri birbirinden ayırmak zor değildir.Demokrasiler gençleri alkol alışkanlığına karşı ikna yoluyla korur, dikta karakteri taşıyan rejimler ise, yasak koyarak bu işi yaptıklarını zanneder.İçki yasağını genişleten düzenlemenin amacı devletin vergi gelirini arttırırken halk sağlığını korumak olamaz.Çünkü yasanın Meclis’e getirilişi ve müzakere yöntemi alkol yasağını genişleten eylemin siyasi değil dini gerekçelerden ilham aldığını düşündürmektedir.Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu (TESK) Başkanı Bendevi Palandöken şu değerlendirmeyi yapmış:“Türkiye’nin çağdaş yüzüne hiç yakışmayan bir yasak!”Bu sözler haklı bir yakınmadır.Başbakan’ın dediği gibi “gece gündüz içen, kafa kıyak dolaşan bir nesil” geliyor değildir. Ama AKP son seçimden bu yana düzeni ve toplumu hızla değiştiriyor.Karşı devrim niteliğinde düzenlemeler Meclis zemininde gökten inmiş ilâhi emirler muamelesi görüyor.Alkol yasası için Meclis iradesinin bu şekilde tecelli ettiğini söyleyemeyiz.Çünkü milletin vekilleri, hangi amaçla kullanıldıklarını anlamamış, fark edenler ise yeminlerine sahip çıkmamışlardır.TBMM sıralarında iktidar çoğunluğunun neredeyse yarısı mışıl mışıl uyumuş, parmak kaldırmaları gerektiği zaman uyandırılmışlardır.Alkolizmle savaşmalı ama bizim tiryakilerimiz alkolik muamelesi görmeyi hak etmiyor. Tükettikleri miktar, bir çok Batılı ülke halklarının onda birine bile ulaşmıyor.İçki bizde sosyal ilişki bahanesidir.Psikolojik destek köprüsüdür.Bu köprüyü havaya uçurmak yerine Anayasa’nın gösterdiği gençlik adresine odaklanmak daha yararlı olmaz mıydı?İçki yasağı deyip de Bekri Mustafa’yı anmamak olmaz:Sarayın adamları Bekri Mustafa’yı Kaptan-ı Derya’nın bahçesinde demlenirken yakalarlar ve götürmek isterler. Gürültüye koşan kalabalık arasındaki hatırlı insanlar onu Küçükayasofya camii imamlığına getirerek kurtarırlar.Bekri işe başladığı gün cenaze namazı kıldırır. Bu işi yaparken bir ara tabuta eğilip bir şeyler söyler.Cemaatten biri dayanamayıp sorar:“Merakımızı uyandırdı ağa; neler söyledin rahmetliye?”“Öteki tarafta dünyanın halini sorarlarsa ‘Bekri Mustafa imam oldu de. Anlarlar dünyanın halini’ dedim!”

Devamını Oku