Tatil için kısa ama çözüm sürecinin hassasiyeti ile baktığınızda hayli uzun bir zaman..Neredeyse bir hafta boşa geçmiş.Hesapça süreç ateşkesi ve sınır ötesine geçişi izleyen reformlarla ilerleyecek, silâha artık gerek kalmadığı hükmü, barışı müjdeleyen mutlu son olarak hayata geçecekti.Değerlendirmeler, sürecin daha ilk adımda ucuz kurnazlıklara kurban gidebileceği endişesini davet ediyor.Türkiye’yi terk eden PKK’lılar kaç kişiye vardı?Hareketinin hızı ve yoğunluğu, tarafların barışa inancını ve sonuçtaki başarıyı gösterecek işaretlerdir.Ama Başbakan’a göre teröristlerin sadece yüzde 15’i ülkeyi terk etmiş hâldedir.BDP Başkanı Demirtaş “yüzde 80 hareket hâlinde” diyor. BDP’li Kaplan’a göre “Yüzde 60’ın üstünde geçiş var”.Aynı kaynaktan türeyen açıklamalar işin yolunda gitmediği uyarısı yapıyor.Kurnazlık koktuğu için güven vermiyor.PKK’nın dertleriTerörist kanadı rahatsız eden meseleler belli:PKK’lılar çekilirken sınır bölgelerinin kale gibi karakollarla donatılması;Mevcut korucuların dağıtılması konuşulurken yeni korucu kadrolarının açılması;Kandil’e yönelik keşif faaliyetinin sürmesi; (Saldırı hazırlığı anlamına geliyor.)KCK davalarında beklenen toplu tahliyelerin bir türlü gerçekleşmemesi;Dış dünyayla, BDP’lilerle, STK’larla görüşmek isteyen Öcalan’a bu imkânın tanınmaması...Bunlara sürecin ikinci aşaması olan demokratikleşme tasarıları konusunda iktidarın istek göstermediğinden ve bir “teröristbaşı” diye anılmaktan şikâyetçi olması da eklenebilir.Oyalanmak iş değilTerör örgütü, kontrollü bir gerginlik siyaseti yürütüyor.Son zamanlarda bu siyasetin gereği olarak bazı ateşkes ihlâlleri oldu.Komutanların bindiği helikoptere ateş açıldı, Tunceli’de şantiye baskını ardından bazı işçiler kaçırıldı, Cizre’de okul müsameresi gibi bir gösteri ile özsavunma eğitimi alan personele diploma verildi.İktidar düne kadar bu büyük mesele konusunda hiçbir çözüm üretmedi. Hep birilerine akıl sordu.Terör örgütü belli ki tehdit ve şiddet uygulayarak, yaz tatilinden yararlanmaya ve böylelikle süreci soğutmamaya çalışacaktır.Halkla temas kuran âkillerin izlenimleri çözüm ümidinin enerjisini üretecektir.İktidar iyi bir yaz geçirmek istiyorsa daha aktif hâle gelecektir.İdare edilen değil idare eden hükümet rolüne yükselecektir.Onun şartı da çözüm planını daha fazla geciktirmemektir!
Sevgili okurlar, kısa bir tatil için izninizi rica ediyorum. Hoşçakalın..
AKP Sözcüsü Hüseyin Çelik “Umarız ki Türkiye böyle bir olayı tekrar yaşamaz” dedi.Olay dediği, milletin yüreğini ağzına getiren kalkışma günleridir.Akıl, izan ve memleket sevgisi taşıyan herkesin bu duaya “amin” diyeceğinden şüphe duyulamaz.Ama iktidar partisinin “isyanı bastırdık sevinci”ni fazla uzatmamasında da yarar vardır.Çünkü Türkiye’nin AB üyeliğine samimi olarak inanan bir çoğunluğun AKP’de mevcut bulunmadığını düşünenler az değildir.Bu durum, sanıldığı gibi “müşteri kızıştırma”ya yaramıyor, aksine Türkiye’nin kendini henüz hazır hissetmediğine itiraf sayılıyor.Almanya Başbakanı Merkel, yeni seçim programında Türkiye’ye “imtiyazlı ortaklık” bile değil “stratejik ortaklık” önerileceğini açıkladı.Teklifsiz ziyaretAB’ye katılım müzakereleri donmuş gibidir. Almanya Başbakanı’nın dostça olmayan tutumu, bahanesini Gezi Parkı krizinin sebeplerinden alıyor.Merkel, Gezi Parkı olaylarındaki acımasız polis şiddetini gördükten sonra Türkiye’ye üyelik yolunda imkân tanımanın “Erdoğan’a ödül” olacağını söylemiş ancak Başbakan Erdoğan’ın böyle bir ödülü hak etmediğini savunmuştur.Dün Ankara’da iktidar partisi MKYK toplantısını yaparken Amerikan Büyükelçisi Ricciardone’nin ani ziyareti gerçekleşti.Büyükelçi’nin dikkatle seçilmiş sözcüklerden oluşan açıklaması ziyaretin amacını açığa vuruyordu.Amerikalı Büyükelçi “İfade özgürlüğünü ve barışçıl toplanma özgürlüğünü biz de önemsiyoruz. Ben ilişkilerimizin halâ güçlü ve sağlıklı olduğuna inanıyorum” dedi.Harcamak yanlışSözde dostça yapılmış uyarıların Başbakan Erdoğan’dan göreceği tepki bilindiği halde ABD elçisi, ifade, toplanma ve gösteri özgürlüğü konusundaki hassasiyeti adresine ulaştırmıştır.Bu örtülü eleştiriye verilecek cevabın bir gün önce Avrupa Bakanı Egemen Bağış’ın yaptığı açıklamada yer aldığını düşünenler isabet kaydetmişlerdir.Egemen Bağış o açıklamasında “Türkiye’nin AB’ye değil, AB’nin Türkiye’ye ihtiyacı var. O ülkelere ‘Bak oğlum git” demesini iyi biliriz“ demişti.Doğru bir tepki midir? Hayır..Bu yanlışlığı dün en net biçimde Liberal Demokrat Parti Genel Başkanı Cem Toker ortaya koydu.“AB de neymiş, ne gerek varmış“ yanlışının Türkiye için kafa üstü çakılma felâketi doğuracağını söyledi.“Avrupa Birliği bir uygarlık projesidir.”Siyasetçilerimiz bu değerli hedefe hizmetten hiçbir zaman vazgeçmemelidir!
Kazanmak her şeydir; kazanmak için her şey mubahtır!Siyasetçinin kafası böyle işlediği için kalite sürekli inişte.Dünya medyasının projektörleri yine üstümüze çevirmiştir; en küçük hareket anında başka kıtalardan tepki alıyor yankılar yaratıyor.Gezi Parkı eylemleri fazlasıyla trajik. Binlerce yaralı var. Dört hayat söndü.Ama özellikle genç insanların yaratıcı doğası, son eylemlerden ilham alan bir mizah kazandırdı hayatımıza..Direnişçiler “yeter” çağrısı yapan büyüklerini yer yer dinlediler. Ankara’da Kennedy’yi trafiğe kapatan grubu uyaran polis “Yuh” karşılığı alınca şöyle seslendi:“Yuh çekmeyi bırakın, barikatı kaldırın ve dağılın artık canım!.”Dişli muhalefet hasretiBiri Taksim’de protesto eylemine farklı bir duruş getirdi. Saygı duruşu pozisyonunda kalmak...Birkaç saatte tüm yurda yayıldı.Brezilya’da gençler, toplu taşımaya 10 sent zam yapılmasını “Artık burası Türkiye” diyerek protesto ettiler.Almanya Başbakanı Merkel, polis şiddetini G-8 zirvesine götüreceği işaretini verdi.Halk yirmi günden beri iç savaş kâbusları ile yatıp kalkıyor.İktidar çare getirmekte gecikince akıllı ve yaratıcı bir muhalefetin hasreti basıyor herkesi. Yine o durumdayız...Muhalefet elle tutulur varlığı ile karşımızdadır ama çözüme katkı sağlayacak öneriler eksiktir.Anket nasıl okunmalı?Muhalefet niçin dâhil olmuyor çözüm çabalarına?Ellerinde bir plan bulunmadığı için mi, yoksa çözüm olursa nemasını iktidar alır götürür korkusu mu?Gezi eylemleri, Birleşmiş Milletler’in ilgilendiği bir sorun boyutuna geldi.Cenevre’deki BM İnsan Hakları Komiseri Navi Pillay, orantısız güç uygulamasına son vermesi için dün Türk hükümetine çağrıda bulundu.BM şiddet uygulayan polislere ceza verilmesini talep ediyor.Oysa bizimkilere göre ceza da ödül de sandıktan çıkacak.Her ay yapılan çok sayıda seçim araştırması kimimiz için bilgilenme, kimimiz için yönlendirme olacak.Son haftaya dört şirketin bulguları ile girdik. Rakamların uzlaşmazlığı güveni sarsıyor.Dün konuştuğum uzmanı dinleyip dört şirketin bulgularını toplayıp dörde böldüm. Şu çıktı:AKP 44,4; CHP 23,6; MHP 14, BDP 5,6Yüzde onun üstündeki kararsızların tayin edici rolü büyük olacak!
Üçüncü haftası dolacak olan sokak gösterileri “Türk Baharı” diye adlandırılamaz.Çünkü bizde olup bitenin “Arap Baharı” ile benzerliği yok.Türkiye, Arap ülkelerindeki isyanların başarıya ulaşması hâlinde örnek alınacak, model seçilecek ülkedir.Ama hedef seçtikleri Türkiye örneğine yürümekte zorluk çekiyorlar. Ne olacak?Onlar Türkiye’nin kalitelerine yükselemiyor diye Türkiye onların seviyesine mi insin?İstanbul, Ankara ve İzmir’de haftalardır yaşadığımız toplumsal olaylar, insanda acıklı duygular uyandırıyor.Doksan yaşını idrak etmiş Cumhuriyet’in kendini koruyacak güce sahip olmadığı şüphesi, zehirli bir diken gibi boğazına batıyor insanın.Atatürk’ü anmamakBaşbakan Erdoğan dün Yurt dışı Vatandaşlar Danışma Kurulu toplantısında konuşurken, Türkiye’ye yönelik düşmanlıkların ekonomik ve diplomatik başarıların kıskançlığından ürediğini söyledi.İktidar sözcüleri, protesto gösterilerinin sebebini anlamakta zorluk çektiklerini tekrarlayıp duruyorlar.Acaba bu, Atatürk’e ve kurduğu Cumhuriyet’e karşı olumsuz niyetler bulunduğuna dair bir sezginin işareti olabilir mi?İktidar sözcüleri bu işareti kurnazca, örtülü biçimde veriyorlar.İktidarı en derinden etkileyen eleştiri toplumun yaşam biçimini değiştirmek yolunda, AKP’nin her fırsatı kullandığı değerlendirmesidir.Doksan yıl geçti ama halkın zihninde modernizmi hâlâ Atatürk temsil etmektedir. Bunu kabul etmeyenlerse Atatürk’ün adını anmamak için bir çare buluyorlar.Devrimci kimliğe retBaşbakan dün Yurt dışı Vatandaşlar toplantısında konuşurken onlara doğru bir hedef verdi;“Her biriniz birer Fatih’siniz. Gönül fethetmede birer akıncısınız. Her biriniz kendi alanınızda Gazi Mustafa Kemal olmalısınız...”Başbakan, o muhteşem yaşam macerasını “Kurtuluş Savaşı”nı zafere götüren Gazi Mustafa Kemal ve “Cumhuriyet’i kuran, devrimleri gerçekleştiren muhteşem devlet adamı Atatürk” olarak ikiye ayırıyor. Bunu hep yapıyor ve seçim yapmayı böylelikle kolaylaştırıyor.Gezi Parkı direnişinin birkaç ağacı kurtarmak için göze alındığını ama birkaç gün içinde yitirilen değerlerin pişmanlığını da paylaşan büyük bir toplumsal olaya evrildiğini hepimiz biliyoruz.Zaten gösterilerin olumlu yönü bu kavrayıştır. Şimdi biliyoruz:Hastalığın virüsü inkârdır.İlâcı ise kadir-kıymet bilmektir!
Taksim Platformu, Taksim Dayanışması.. Renkten renge giriyor ama çözüme doğru ilerlemiyor.Çünkü taraflar, müzakere yoluyla çözüm bulma yeteneklerini kaybetmiş görünüyorlar.Buna rağmen kamuoyu onlardan ümidi kesmiş değildir.Cuma günü Vali Mutlu’nun yaptığı açıklama iki taraf için de onurlu bir uzlaşmanın güvencesini taşıyordu.Süreç, mahkemenin vereceği karar üstünden ilerleyecekti.Danıştay idareyi haksız bulursa hükümet Gezi Parkı’nda projelendirdiği yapılardan, Topçu Kışlası veya şehir müzesi dahil vazgeçecek, karar idare lehine çıktığı zaman bile inşaatlar hemen başlamayacaktı.Onurlu, mantıklı şartlarBu kadarla da bitmiyor, parktaki yapılaşma için mahkemeden sonra halkın da görüşü sorulacaktı.Bu şartlar onurlu ve mantıklıdır. Ama “evet” demekte gecikmek insanlarda ihtiras yaratıyor. Hedefler erişilmez hale geliyor.Kibir bu iktidarın zaafıdır. AKP’li Hüseyin Çelik dün direnişçilere seslenirken asabi büyük ağabey pozu veriyordu;“Bu saatten sonra eylemleri sürdürmek, işin tadını kaçırmaktır!”Hüseyin Çelik, işi tadında bırak mak için ne yaptıklarını söylesin; doğru adımları gecikerek attılar. Hepsi o kadar!Gençlerin ağaç katliamını durdurmak için başlayan direnişi parkın sınırlarını aşarak Türkiye’nin dört bir yanından yurttaşların 11 yıllık AKP iktidarına karşı birikmiş olan öfkesi ile buluştu.‘Söz uçar’ diyorsanız...Ve birden bire hükümetin başa çıkmakta imkansızlığa düştüğü yeni bir başağrısı ortaya çıktı. Kürt sorununda âkil adamlar devreye sokulmuştu, Taksim’de sanatçı ağırlığı süreci götürüyor.Bizce yeterli olmayabilir. Nerede patlayacağı belirsiz krizlere hazırlıklı olmaya çalışmak yerine Gezi Parkı’ndaki Topçu Kışlası’ndan vazgeçildiğini hemen şimdi ilân etmek en yapıcı ve güvenli tedbirdir.“Söz uçar” diyorsanız, ona da çare var; “Başbakan Erdoğan, ülkenin selametini düşünerek burada yapılacak Topçu Kışlası’ndan vazgeçti” diyen bir plaketi oraya asar, tarihe büyük bir çevrecilik kahramanlığı yazdırır!
Taksim’in kaderini belirleyecek olan halk oylaması da belli ki başımızı ağrıtacak.Siyasetin aktörleri enerjilerini sorun çözmeye değil, sanki bir hafta sonra seçim varmış gibi cadı kazanları kaynatmaya harcıyorlar.Bu işi plebisit mi, yoksa referandum mu çözecek?Partiler kolayca tahmin edileceği gibi bu meselede de hasım taraflar olmuş mevzilerini kazmaya başlamışlardır bile.Halbuki havanda su döverek vakit öldürdüklerini bir telefonla öğrenebilirler.Tanınmış Anayasa uzmanı Prof. Erdoğan Teziç iki sözcüğün de halk oylamasına dayanan eş anlamlı kavramlar olduğunu, onları birbirlerinden ayıracak hukuki bir kriter bulmanın kolay olmadığını anlatıyor.Prof. Teziç “Referandum kurumlara ilişkin bir halk oylaması olmasına karşılık plebisit belli bir kişisel politikanın oylanmasıdır” dedi.Taksim Meydanı’na Topçu Kışlası yapma fikrini halk oyuna sunmak istediğine göre Başbakan tercihini plebisitten yana kullanmıştır.Her gün siyasi kutuplaşma tırmanıyor.Bu basit sorunun bile ateş saçan tartışmalara yol açmasına izin verilmemelidir.Halk oylamasında referandum plebisitten daha iyidir.Ama halka sorulacak soru formüle edilirken zeminin yönlendirmelere karşı dayanıklı olmadığını bilmek gerekiyor.O nedenle en adil ve acil çözümün masada müzakere ile sağlanacağına inanmaktan vazgeçmemek lâzım!Şaşırt bizi Allah’ımSağlık Bakanlığı’nda Gezi Parkı eylemlerinde yaralananları tedavi amacıyla gönüllü hizmet sunan sağlıkçıların listesi çıkarılıyormuş...Bakanlık başdenetçisi, İstanbul Tabip Odası Başkanlığı’ndan gönüllü revirlerde kimler görev üstlenmiş; bunların yetki ve ünvanları nedir; bildirilmesi talep ediliyor.Şimdi bu sağlıkçıların cezalandırılmak için değil, hak ettikleri övgü ve ödülleri kendilerine sunmak için adreslerine ihtiyaç doğduğu yolunda bir açıklama duysak ne kadar hoş ve şaşırtıcı olurdu; değil mi?Şaşırt bizi Allah’ım!..Sevgi ve ümit üresinİktidar partisi hafta sonunu Ankara ve İstanbul’da yapacağı mitinglerle değerlendirecek.Gezi Parkı eylemlerinde toplanan kalabalıkların AKP üstünde olumsuz etki yaratmadığını göstermenin bir yöntemi bu mitingler. Bir misilleme..Gezi Parkı protestolarına 100 bin kişi katıldıysa AKP’nin 1 milyon toplayacağı iddiasına ispat girişimi.Gelecek yılın Mart’ında yapılacak seçimin propaganda kampanyasını şimdiden açmak mantıkla bağdaşmaz.Başbakan hiç değilse kutuplaşmayı tahrik etme yanlışından sakındığını göstermelidir bu mitinglerde.İnsanlar nefretle değil sevgi ve ümitle dönsün evlerine.
Politikacı gelecek seçimi, devlet adamı ise önümüzdeki nesli düşünerek yaşarmış...Türkiye yeniden bir darboğaza giriyor.Ve şartlar, devlet adamı nitelikleri taşıyan siyasetçilerin hayatımızda daha çok rol almaları ve daha çok yer tutmaları ihtiyacını yaratıyor.Avrupa Parlamentosu’nda oluşturulan Türkiye kararı sert bir tokat gibi patladı dün.Taksim’deki Gezi Parkı olayları bağlamında yaşanan yanlışlıklar, müzakerelerin temelini teşkil etti.Türkiye’yi AB içinde görmek istemeyenlerin iştahı kabarırken durumu dengelemeye çalışanlar da oldu tabii.İz bırakacak konuşmalardan biri AB’nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Stephan Füle’den geldi:Kutuplaşma arttı“İstanbul’da gördüklerim çapulcu değil barış, özgürlük ve saygı arayışındaki Türkiye’nin çocuklarıydı.Tipik Avrupalı gençlerdi.”Oy çokluğu ile kabul edilen karar metninde eleştirel anlamda önemli bir tespit yer alıyor. Şöyle..“Başbakan Erdoğan ve hükümetin uzlaşı için inisiyatif almayı, özür dilemeyi veya Türk halkının bir kesiminin tepkilerini anlamayı reddetmesi, Türk toplumunun daha da kutuplaşmasına sebep olmuştur.”Ankara, Avrupa Parlamentosu’nun kararını, orantısı uygunsuz tepki sözleriyle karşıladı.Başka ülkelerde yaşanan benzer olaylar karşısında aynı sertlikte tepki verilmediği hatırlatılarak T. C. Dışişleri Bakanlığı için bu metnin “yok hükmünde” olduğu belirtildi.Kararı AB Bakanı Bağış da “AP’deki bazı parlamenterlerin medyatik olmak uğruna saçmalama özgürlüklerini kullanmaları” şeklinde değerlendirdi.Neden Batı düşmanlığı?Başbakan dün AKP’nin belde başkanları toplantısına katıldı ve uzun bir konuşma yaptı.En büyük alkışı da “Ben bu kararı tanımıyorum” dediği zaman aldı.Avrupa’daki Türkiye karşıtlarının hevesini tahrik edecek konuşmaların getireceği bir hayır yoktur.AKP’ye daha doğuşu sırasında çekicilik veren ve ona ilk hızı sağlayan sebep, çağdaş uygarlık hedefinin Avrupa Birliği üyeliği ile gerçekleşeceğini anlaması ve bunu göstermesidir.AB ilişkisi, reformların aksamadan yapılmasını sağlayan güvence olmuştur.Son zamanlarda AKP iktidarının “başka dünyalar” aradığı şüphesini uyandıran davranışları ölçüyü kaçırmamalıdır.Çünkü öyle yanlışları doğruya çevirecek niteliklere sahip devlet adamları her zaman bulunmaz!