Taksim’deki protesto sırasında göstericilere saldıran palalı tipler, toplumda ruhsal bir sarsıntı yarattı.Çoğumuz, kalabalığın içine öfkeyle dalan kişinin hareketlerinde devrim şehidi Kubilây’ın katillerini görmüş olmalı ki bu benzetmeyi yaptı.Palalı saldırganlar “Türk Milleti adına hüküm” veren bir mahkeme tarafından mutlaka yaptığına pişman edilecekti, edilmeliydi.Ama o da ne?..Mahkeme, tutuklama talebiyle kendisine gönderilen dört şüpheliyi serbest bıraktı.“Göstericiler müşterilerini kaçırıyor”muş... Bu durum zarar etmelerine ve öfkeye kapılmalarına yol açmış!Palalıları salıverme kararlarını, sahte delillerle gazetecileri, milletvekillerini, rektörleri, uluslararası üne sahip bilim adamlarını içeride tutan, hiçbir şekilde tahliye kararına razı olmayan aynı yargıçlar mı veriyor?Maalesef saf gerçek budur!Adaletsizliğe karşı direnmek için sık sık olağan dışı güçbirlikleri gerçekleştirmeye mecbur kalıyor sistem.Nitekim dün palalı saldırgana karşı böyle bir dayanışma kendini göstermeye başladı.İktidar partisi, alışılmış tavrından farklı olarak palalı eylemi açığa çıkarma çabalarına kendilerinin de ortak olmak istediklerini ilân etti.Ana muhalefet CHP suçu ve suçluyu kayıran adalet düzenine kınama yollarken MHP de mahkeme kararının toplumsal vicdanı yaraladığını belirtti.Türk adaleti, gösteri hakkını kullanan vatandaşı reva görülecek en vahşi biçimde öldürme niyeti sergileyen kişiyi pişman edecek ibretlik bir karar oluşturmak mecburiyetindedir.Bu çağda böyle bir ölümü düşündürmek ayıptır, insana, insanlığa karşı suçtur.Korkusuz yaşama hakkı, binlerce yıllık demokrasi birikiminin garanti edebileceği en vazgeçilmez değerdir.Türk halkı bu hakkı eksiksiz kullanabilmelidir!Demokrasi için iyi haberBakanların birkaç haftadır hayırlı bir iş için fazla mesai yaptıkları söyleniyor.Aslında bir değil iki iş söz konusu. Dileriz doğru çıkar.Çünkü yüzde 10 olan seçim barajının makul bir seviyeye çekilmesi ve 5 yıllık tutukluluk tavanının hayata geçirilmesi düzenlemeleri de bulunuyormuş.Yüksek mahkeme, tutukluluk süresine üst sınır getiren maddenin boşluğunu gidermek için hükümete bir yıl zaman tanıdı.Eğer hükümet o bir yıllık zamanı kullanmazsa, adaletin yarasına bir miktar merhem sürmüş olur. İyi olur!
Ortadoğu uzmanı yazar Robert Fisk, güncel soruyu kendine sormuş ve kendi cevaplamış:Soru: “Bir darbe ne zaman darbe değildir?”Cevap: “ABD onu (darbeyi) öyle anmamaya karar verdiği zaman!”Bu tahlil, cuntaların darbe yapmadan önce Washington’da ne aradıkları sorusuna ışık tutuyor.Yeşil ışığın düğmesi orada çünkü!Seçimle gelen iktidarlara yönelik darbenin kabul edilemeyeceğini belirten Başbakan Erdoğan, Mursi’yi deviren hareketin “müdahale” değil açıkça “darbe” diye nitelenmesi gerektiğini tekrarlayıp duruyor.Yardımcısı Bülent Arınç da rolünün gereği olarak ana muhalefeti kötülükle bütünleşmiş göstermeye çalışıyor.CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun aba altından AKP’ye sopa gösterdiğini öne sürerek bu tavrı ayıplıyor.Değerli bir itiraf“Sizin de sonunuz böyle olur haaa; ayağınızı denk atın” demenin ana muhalefet liderine yakışmadığını söylüyor Arınç.Mısır’daki darbeye gösterilen tepkiler, geçmişin darbe müptelâsı Türkiye’de demokrasinin artık kendini koruyacak güce eriştiği duygusunu yansıtıyor.İstanbul’da katıldığı bir toplantıda Başbakan’ın yaptığı itiraf, gidişat konusunda kötümserlik besleyenleri ferahlatacak kabuller içeriyordu.Şu sözleri önemlidir:“Mursi’nin hataları olabilir; hatasız insan olmaz. Benim de yanlışlarım olmuştur...”Özgüven duygusunu alçak gönüllülük içinde taşıyan devlet adamlarını Türk halkı özlemiştir.Başbakan aynı konuşmasında “Sandık demokrasinin namusudur” demişti. Yardımcısı Arınç “Siyasetçiler hata yaparsa halk hatayı seçimde düzeltir” diye konuşmuştu.İki seçenek varDemokrasiler her hatanın her an düzeltilme şansına sahip olduğu rejimlerdir.İktidar hedefine kilitlenmiş giderken arızaya uğramışsa düzeltmek için seçimi bekleyecek değildir.Mesela Taksim Parkı ekseninde yaşadığımız krizin, endişe verici boyutlar kazanması olumsuz birikimlerin etkisidir.“Muhalefeti dışlayan, demokrasiden sapan, bireylerin yaşam biçimine müdahale eden” bir iktidar anlayışının kötü sürprizlerine mahkûm olmamak için ne yapacağız?İki seçenek duruyor;Ya hemen harekete geçmek veya kaderci bir kabul yorgunluğu ile seçimi beklemek.Hiç bir iktidar birinci seçeneği istemez ama sonuçta çoğu projektör ışığına bloke olmuş tavşan gibi seçim havasına tutsak olurlar.İktidar bu role razı olmamalıdır!
Kahire meydanlarını dolduran yığınlar, pamuk ipliğine bağlı bir kaderi temsil ediyor.T. C. Dışişleri Bakanlığı’nda kural hâline gelmiş bir söylem vardır:“Orta Doğu’da Mısır olmadan savaş olmaz, Suriye olmadan barış olmaz!”Mısır’daki askeri darbeye uluslararası camianın gösterdiği kontrollü tepki, bu ilkeye saygının epeyce yaygın olduğunu ortaya koyuyor.Uluslararası medya, Müslüman Kardeşler üyesi Muhammed Mursi’yi deviren ordu darbesinin nedenlerini sayfa sayfa irdeliyor.Sivil-asker ilişkilerini doğru yürütememek, ipleri devamlı germenin risklerini artırmıştır.Seçimle kazandığı Cumhurbaşkanı koltuğunu bir yılda kaybeden Mursi’nin, askere meydan okumakta aceleci davrandığı ve İslâmcı anayasayı kabul ettirmeye çalışma hatasına düştüğü için darbeyi adeta davet ettiğini düşünenler az değildir.Uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. İlter Turan dün Cumhuriyet’e dikkate değer bir teşhiste bulunmuştu.Devrilme sürecinde temel kusurun “muhalefeti dışlayan, demokrasiden sapan, bireylerin yaşam biçimine müdahale eden ve ekonomiyi iyi idare edemeyen Müslüman Kardeşler örgütüne ait” olduğunu söylüyordu.Prof. Turan’ın saydığı nedenler, ancak askeri vesayet ikliminde darbeye bahane olabilir.Darbe çağını aşmış olmak, rehavet doğurmamalı ve bu kusurlarla yaşamaya bizi mahkûm etmemelidir.Demokrasiyi dayanıklılık testi hâline getirmek, toplumların kendilerine reva gördükleri bir zulümdür!Tutuklu cefasıTerör suçlarına 10 yıl tutukluluk süresi öngören hükmü Anayasa Mahkemesi iptal etti.Mahkeme bu uzunlukta tutukluluğu aşırı bulduğu için iptal ederken hükümete de yeni düzenleme yapabilsin diye bir yıl süre tanıdı.Yani yüce mahkeme “on yıl tutukluluk ölçüsüz” dediği hâlde hükümete verdiği süre nedeniyle 10 yıl tutukluluğun yürürlükte kalmasına sebep olacaktır.AİHM’de Türkiye’yi mahkûm ettiren ihlâllerin çoğunu tutukluluk ve adil yargılanma sorunları yaratıyor.Özel yetkili mahkemeler, intikam arayan siyasi mahkemeler görüntüsü vermese, iptale gerek kalmazdı.Mahkeme tutukluluk süresini hesap edecek yerde sanık kaçar mı, delillerin kaybına sebep olur mu; bu konuda kanaat oluşturmalıdır.Tutukluluğun ceza hâline gelmesi Türk adaletinin ayıbıdır.Yargı siyasetin güdümünden kurtulmalıdır!Tutukluluk cefası son bulmalıdır!
Siyasi başarı, hayal uyandırmak pahasına da olsa oy toplamak, toplanmış oyları korumak mıdır?Amaç buysa en etkili yöntem, mağdurlukta ortaklık kurmaktır.Necmettin Erbakan’ın partileri ve AKP, türban istismarından oy toplamakta dünya şampiyonu unvanına lâyık olmuş İslâmcı partilerdir.İktidar partisi şu anda “baş örtüsü definesi” kaybolmasın, gündemden düşmesin diye tüm yaratıcılığını kullanmaktadır.Başbakan ve AKP lideri Erdoğan “bir başörtülü kardeşinin, Kabataş’ta yerlerde süründüğü” iddiasını mitinglerinin hemen tümünde dile getirdiği gibi son grup toplantısına da taşıdı.Olayın Kabataş gibi İstanbul’un en merkezi, en hareketli ve kalabalık, her saat yüzlerce kişinin bulunduğu bir meydanda geçtiği ileri sürülüyor.İnsanlık dışı saldırıyı 60-70 kişilik bir grubun gerçekleştirdiği bildiriliyor.Siyasi nema çıkarmakZanlıları bulup yakalamak, adalete teslim etmek İstanbul Emniyeti’nin görevidir.O görev birimi de Emniyet Genel Müdürlüğü ve İçişleri Bakanlığı ilişkisi ile Başbakan’a bağlıdır.Ama kırk gün olduğu hâlde zanlılardan biri bile yakalanamadı.Rezaleti duyup öğrenenler şimdi haklı olarak şu soruya cevap arıyor:Maksat acaba zanlıları yakalamak değil de iddianın doğurduğu hassasiyetten siyasi nema çıkarmak mı?Böyle zehirli şüpheler, ülkeyi yönetenlere olduğu kadar sisteme beslenen güveni de etkiler, çürütür.Olayın şayia hamlığında dolaşımına devletin güvenlik ve adalet birimleri rıza göstermemeli, böyle bir olay varsa zanlılar yakalanıp teşhir edilmeli, yok eğer saldırının varlığı ispatlanamıyor ve baş örtülü mağdur kişi bulunamıyorsa, bu da açıkça ilân edilmelidir.Nerede mağdur bayan?Vahşi bir saldırı iddiası var ama mağduru da, tanığı da ortada yok.Baş örtülü vatandaşa yardım etmek isteyen bir vatandaşın da saldırganlardan nasibini aldığı, hunharca dövüldüğü iddiaları gündeme düştü ama o haber de “beyan”dan ibaret kaldı.Onun da mağduru ve tanığı ortaya yok.Vatandaş itiraz ediyor:“Diyorsanız ki böyle bir olayda beyan yeterlidir; o zaman Eylem K’nın beyanına da kulak vereceksiniz.Dikmen’de düzenlenen eylemde gözaltına alınan yüksek lisans öğrencisi Eylem K, polis aracına bindirilirken tacize uğradığını öne sürdü.Vatandaşın eleştiri ve sitem içeren itirazı haksız değildir.Şu soru cevap bekliyor:AKP lideri niçin Eylem K’nın beyanını da gündeme getirmedi?Baş örtüsü olmadığı için mi?
Şam’dakiler, isyan ateşinin yandığı günden bu yana en umutlu anlarını yaşıyor olmalı..Bu tahminin kaynağını Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Faysal Mekdad’ın İngiliz Independent gazetesi yazarı Patrick Cockburn’a verdiği mülâkat oluşturuyor.İngiliz gazeteci Suriyeli siyasetçiyi altı ay önce yaptığı söyleşiye kıyasla çok kendine güven içinde ve rahatlamış bir havada görmüş.Bunun sebebi ne olabilir?Dışişleri Bakan Yardımcısı Mekdad “En büyük desteği yiyecek, petrol ve finansal kaynak sağlayan İran’dan görüyoruz” demiş ama İngiliz gazeteci Cockburn, Suriye başkentinde yükselen güven duygusunu başka bir nedene bağlamış:Tahminler karamsarBölgede Şam’ı en sert eleştiren iki ülkenin, yani Mısır ve Türkiye’nin kendi halklarının protesto dalgaları ile uğraşmak mecburiyetine düşmeleri...Bu değerlendirmenin Türkiye ayağı doğruyu yansıtmıyor.Çünkü Türkiye’deki protesto hareketinin Şam merkezli bir komplo olduğu iması gerçekçi bir şüpheyi barındıramaz.Fakat Mısır ayağı, dün bütün dünyayı uykusuz bırakan heyecan verici meydan okumalar sebebiyle gerçekçi çıkmıştır.Deyim yerinde ise “mısır patlamış”tır. Arap baharının ülkeye tanıdığı fırsat iyi kullanılamadığı için şimdi “sil baştan” denemesi yaşanacaktır.Derin bir kriz içindeki Mısır’ın sürüklendiği kanlı kargaşadan nasıl düzlüğe çıkacağı konusundaki tahminler zaman ilerledikçe daha karamsar hâl alıyor.Ahmaklara karşı...Muhammed Mursi, istifa çağrılarına boyun eğmenin şiddete ve zorbalığa teslim olmak anlamına geleceğini Cumhurbakanı olarak meşruiyetin muhafızı olacağını söylüyor.Buna karşılık Mısır Ordusu’nun Facebook’taki sayfasında Genelkurmay Başkanı Abdülfettah el Sisi adına şu mesaj veriliyordu:“Tanrı’ya yemin ederiz ki Mısır ve onun halkını teröristlere, radikallere ve ahmaklara karşı savunmak için kanımızı dökmeye hazırız!”Ankara’nın itidal çağrısı ve demokrasinin sunduğu çarelerle çıkış yolu aranması önerisi, barışçı insanların ortak dileğidir.Askeri darbe bahanesi krizleri henüz doğmadan önlemekten vazgeçtik...Bari ortaya çıktıktan sonra çözme becerisini bu bölgenin bütün toplumları kazanmayı başarsa!..
Siyasetin ülkeyi oy tarlası hâline dönüştürdüğü bereketli ayın arifesindeyiz.Başbakan Erdoğan dünkü grup konuşmasında, Ramazan’ın en yaygın hayır etkinliği olan gıda ve kömür yardımlarını savundu.“İhtiyaç sahibi kardeşimi ‘makarnacı, kömürcü; pirinç, un için oyunu satan adam’ diye lanse edenler kibir hastalığı içinde vicdanını kaybetmiş zavallılardır” diyerek sandık bereketinden en üst düzeyde yararlanacaklarını belli etti.Geçmişte çok oy toplamış bu propaganda silâhının iktidar partisi tarafından eskisinden de daha etkili şekilde kullanılacağı, Başbakan’ın konuya eleştirel yaklaşacak olanları şimdiden sert ifadelerle suçlamasından bellidir.Erdoğan, bu icraatı eleştirenlere vicdansız demekle kalmıyor, onları kaybetmeye mahkûm hastalar diye niteledikten başka “Sosyal yardımları daha bir aşkla sürdüreceğiz” diyor.Hayırlı bir başarıBaşbakan’ın haber verdiğine göre bu tür yardımlar artık yardım alan vatandaşın gururunu incinmekten koruyan bir düzen içine sokulacak.PTT ile işbirliği yapılarak yardım alanlara birer kart verilecek ve Başbakan’ın dediği gerçekleşirse vatandaş “kuyruğa girmeden, sağ elin verdiğini sol el görmeyecek” şekilde ihtiyacını karşılayacak.Eğer bu yardımları maddi ve manevi olarak kirleten kayırma hastalığı yenilebilirse hayırlı bir başarı gerçekleşebilir.Bunun aksi, devlet imkânlarının iktidar partisinin çıkarları uğruna kötüye kullanılması demek olur ki, bu da en hafif deyimi ile ayıp, suç ve günahtır.Yugoslavya dersi...Etnik farkları konuşmak Başbakan’ın alışkanlığı oldu.Dün de “Bizim için Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Gürcü, Abaza, Roman, Arnavut, Boşnak; aklınıza ne gelirse canımız ciğerimizdir, kardeşimizdir” dedi.Kardeşlik millet olmanın ön şartlarından biridir, vazgeçilemez.Bu doğrudur ama Başbakan’ın her fırsatta etnik unsurları sayması, hangi menfaat için gerekiyor; bunu anlamak kolay değil.Çünkü doksan yıllık cumhuriyet, imparatorluğun mirası olan bu köklerden bir millet yaratmıştır.O milletin adı Türk Milleti’dir.Türk sözcüğünü etnik köklerden birine ad olarak kullanmak ulusal bütünlüğe zarar verir.İkide bir Kürt, Laz, Çerkez, Gürcü, Abaza diye tekrarlamak sadece parçalanan Yugoslavya’yı hatırlatır.Cephelerden merkeze toplananların içlerinde yarattıkları birliği sürekli tartışmak ise normalde haksızlık, eğer siyaset adına yapılmışsa suçtur.Etnik milliyetçilik de dinsel milliyetçilik de gerçekten yapılmamalı!
Batışan toplumların camileri sığınak olarak kullanma mecburiyetine düşmesi tehlike alârmıdır.Mısır’da iktidar ve muhalefet yandaşlarının, patlama olacağı endişesi uyandıran çekişmesi, bu aşırı tedbiri güncel hâle getirmiştir.İngiliz Guardian gazetesi ile yaptığı söyleşide Cumhurbaşkanı Mursi’nin yaptığı bazı tespit ve değerlendirmeler bize yabancı gelmedi.Meselâ bir-iki örnek:“Eylemleri yapan baltacılar (bazıları “çapulcular” diyor) dış güçlerin güdümündeler.”“Yabancı TV’ler muhaliflerin gücünü abartıyor. Sanki tüm Mısır şiddet olayları içinde gibi yayın yapıyor.”“Paraları yolsuzlukla elde ettiler. Eski rejimi geri getirmek için kullandılar. Parayı eşkıyaya verdiler ve sonra şiddet ortaya çıktı.”İnsan kalitesi yüksek olmayan ülkeler demokrasiyi işletemediği gibi koruyamıyor da. Başvurdukları yöntem ilkeldir ve kalabalıklar toplayarak korkutmak üzerinedir.Halkı kutuplara ayıran günahın söylem ve eylemlerinden bir an önce vazgeçmek gerekiyor.İktidarın hayat tarzına müdahale ettiği ve değiştirmeye başladığı düşüncesi, Mısır’daki kaynamanın sebeplerinden biridir.Orada iktidar icraatını bir yıla sıkıştırdığı için erken fark edildi.Bizde değişim -karşı devrim hareketi de diyebilirsiniz- on yıllık zamana yayılarak ağır ağır hayata geçirildi.Mısır’daki olaylar, bize uyku hâlinde kabul ettirilen din temelli değişiklikleri fark etmemizi sağladığı için yararlı olmuştur.Geçen haftalarda bizim meydanlarımızı dolduran itirazı da iktidar ciddiye almalıdır!İki sorumlu varŞüphe sadece rahatsızlık veren bir duygu değildir.Aynı zamanda toplumun sigortasıdır.Şüphe duymanın sağlayacağı tedbir ve güvenlik ihtiyacını siyasi muhalefet sağlamak zorundadır.Şüphe etme ve suçlama görevi muhalefet partilerine lütuf değildir. Sorumluluktur.Rejimin doğru ve temiz bir yolda yürümesi, bu görevin hakkıyla yapılmasına bağlıdır.CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun şu sözleri dikkate değerdir:“Başbakan Erdoğan’ın sağduyuya ihtiyacı var. ‘Camide içki içildi, baş örtülü bir kadın dövüldü’ diyerek açıkça provokasyon yaptı ancak toplum provokasyona gelmedi.O yüzden çağrım Başbakan’a; Kışkırtma yapma, toplumu dinle, anla!..”Görevini yapan bir muhalefet liderinin olduğu yerde hiçbir başbakan böyle suçlamaların muhatabı olmaz.Bize olduğuna göre...Bir değil iki suçlu var!
VATAN diyor ki...Kurban olduğum Allah verdikçe veriyor!..Yargı sistemimizi iktidarın kontroluna veren referandum sayesinde yüksek yargının koltukları iktidara yakın hakim ve savcılar tarafından doldurulurken Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç minnet duygularını bu sözlerle anlatıyordu.Ama doğa kanunu gibidir bu işler; din forması altındaki gruplaşmalar dayanıklı olmuyor.Danıştay Genel Kurulu’nda şimdi bu tecrübeyi yaşıyoruz.Ve bize bu tecrübe, siyasi amaçlarla yargıya müdahalede bulunmanın, hukuku olduğu kadar iktidar sahiplerini de yaraladığını öğretiyor.Yüksek yargıyı alt üst eden yasal değişiklikler sayesinde yargı erkinin tüm gücü iktidarın eline geçtiğinde bu “saray darbesi“ni gerçekleştirenler zafer kazandıklarını düşünmüşlerdi.Genel kuruldaki açık farka rağmen Danıştay Başkanı’nı belirleyecek iki deneme başarılı olamamıştır.Gülen tarikatı ile yürüdüğü bilinen koalisyon, “birlikten kuvvet doğar” ilkesinden kuvvet alarak sorunu çözecektir.Ama değil mi ki din ve siyaset iç içe girmiştir, geçici çözümlerin işe yaraması garanti değildir.Türkiye’nin büyük bir açık cezaevi haline niçin ve nasıl dönüştüğünü anlamak kolay fakat çare bulmak zordur.Çünkü medyanın nefes darlığı çekmesi demokrasiden beklenen iyiliğin önünü tıkamaktadır.Soru soramayan bir muhalefetin eksikliğini kaldıramayız.Meclis’teki iktidar grubu daha şüpheci olmalı, daha çok soru sormalıdır.Yeni MİT yasası geliyor.Zaptiye devletine dönüşme tehlikesi vardır.Meclis’ten bir gece ansızın geçebilir. Dikkat!!!İbretlik örneklerAynı eğitimi gördüğü halde aralarında dağlar farkı olan dindarlara örnekler gördük .Başbakan Erdoğan Dolmabahçe Camii’nde giren bazı kişilerin bira içtiklerini iddia etti.Caminin müezzini Fuat Yıldırım’ın tanıklığına başvuruldu ama istenen ifade alınamadı. Sorgucular 6 saat asıldı müezzin sonuna dek dayandı. Fazlasını yaptı aslında:“Ben din adamıyım; yalan söyleyemem. Cami içinde içki içen birini görmedim!” dedi.Öbür örnek Afyon’da..Din Öğretimi Şube Müdürü Özkul, din bilgisi öğretmenlerini toplayıp “Sizler okul müdürlerinin başdanışmanısınız. Müdürler adım atacak size soracak. İşler kontrolünüzde olacak. Bunu Ankara da böyle istiyor, Allah da böyle istiyor!”Dindarlık herkesi aynı kalıba sokmuyor.İyi ki öyle!