Cami önü siyaseti

26 Temmuz 2013

Açacağınız yer içkili bir yerse camiye belli bir uzaklıkta olması mecburiyeti vardır...Siyasi polemikler de aynı tahdide tabi tutulmalı.Cami önleri siyasi “dedim-dedi” kapışmalarına her hafta biraz daha fazla bulaşıyor.Siyasetçilerimiz konuşkan.Dün Cumhurbaşkanı Gül de Başbakan Erdoğan da TV’lerin öğleden sonra yayınladıkları haberlerin baş aktörleriydi.İkisi de “Cuma çıkışı beyanatları”nı verdiler ve tabii yer seçimi yaparken cami önünü kullandılar.Niçin böyle davranıyorlar?İhtimal ki sözlerinin bu şekilde kutsandığına inanıyorlar.Bir ihtimal de dini duyguların siyasi amaçlarla istismarından vazgeçememe alışkanlığı...Başbakan “Cuma”dan sonra cami önünde Mısır’da olan biteni değerlendirirken Mursi cephesine tavsiyelerde bulundu.Türkiye’de bizim halk da bir “demokratikleşme paketi” bekliyor.Ama yüzde 10 seçim barajı uygulayan bir ülkede demokrasiden söz edilemez.Dünyada benzeri bulunmayan yüzde 10’luk barajdan vazgeçmeyen bir parti de demokrat olduğuna kimseyi inandıramaz.Geriye kalır istismar.Dini ortamın etkisinden yararlanarak lâfı uzatır, halkın duymak istediği cevabı karambole getirmek istersiniz...Başbakan bu konuda şu ifadeyi kullandı:“Benim barajla ilgili kanaatim, düşüncem, partimizin kanaati, düşüncesi, bu konuda bellidir. Bu konuda bizim şu anda barajla ilgili herhangi bir oynama, tasarruf gündemimizde yoktur!”Gördünüz mü; bazı günler 8-10 konuşmaya “bana mısın” demeyen Başbakan, sıra yüzde 10 barajını savunmaya gelince tekliyor, diyecek şey bulamıyor.İnandıramadığı için camili siyasetten beklediğini alamıyor.Yüzde 10 seçim barajı, Türkiye’ye özgü bir hukuk ve demokrasi ayıbıdır.Bu gerçeği cami havası bile değiştiremez!İki yara aldıAskerlik mesleğinin en güçlü, fakat aynı zamanda en kırılgan değerleri “balyoz” yedi!Temyiz duruşmasında 15 sanığın avukatı olan Mahir Işıkay, mahkemeye gidip, silâh arkadaşlarının masumiyetine tanıklık etmediği için dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün büyük vebal altına girdiğini savundu.Gerçekten ağır bir vebal doğmuştur.Hilmi Özkök kendisinden beklenen liderliği göstererek mahkeme kapısına dayansa “tanıklık yapmak istiyorum” diye diretse belki “balyoz” bunu daha fazla hak eden komplocuların başına inecekti.361 ailenin ahı adaleti uyarır, uyandırır mı acaba?“Bir masum zarar göreceğine 100 suçlu sokağa salınsın!”Öyleydi değil mi?

Devamını Oku

İlâcımız belli özeleştiri...

25 Temmuz 2013

Aklıselimin yani sağduyunun kaybolduğu yerde pişmanlık ve mahcubiyet doğar genellikle.Bizde eğlence sebebi oluyor.Biliyorsunuz bilim, sanat, edebiyat dünyasının ünlü simaları, Gezi Parkı’ndaki polis şiddetini ağır biçimde eleştiren bir bildiriyi imzalayarak Times gazetesinde yayınladılar.Uluslararası üne sahip otuz sanat edebiyat, bilim adamı tarafından imzalanan ve doğrudan Başbakan Tayyyip Erdoğan’ı hedef alan açık mektup, sert ifadeler taşıyordu.“Göstericileri çapulcu, yağmacı, holigan diyerek nitelendirdiniz. Hatta yabancıların yönlendirdiği teröristler olduğunu söylediniz..Oysa bu göstericiler sadece Türkiye’nin kurucusu Atatürk’ün öngördüğü şekilde laik bir cumhuriyet olarak kalmasını isteyen gençlerdi.”İnadına takdirBildiri şöyle devam ediyor:“Bir yandan ülkenizi AB üyesi yapmaya çalışırken bir yandan Türkiye’nin bir egemen devlet olduğunu söyleyerek tüm eleştirileri reddediyorsunuz.”Mektup tehditkâr bir hatırlatma ile sonlanıyor:“Beş masum gencin ölümüne neden olan emirleriniz, Strasbourg’da bir davaya dayanak teşkil edebilir. Saygılarımızla..”Polisin Gezi Parkı olaylarındaki performansını övgüye lâyık gören Başbakan Erdoğan, takdir duygularını, polislerle iftar yaparak ortaya koyuyordu.Mektuba iktidar partisi, Genel Başkan Yardımcısı düzeyinde cevap verdi. Salih Kapusuz şöyle dedi:“Gezi olaylarını bahane eden bir grup, AK Parti’nin mitinglerini Nazi toplantısına benzetme densizliğini de göstermiştir.”Mevlânâ ölçüsüKapusuz’un sözlerinde ifadesini bulan algı, Türkiye’nin her gölgede pusuya yatmış düşmanlar vehmettiği dönemleri hatırlatıyor.İktidar, Türkiye’nin uluslararası bir karalama kampanyasına hedef olduğunu, bu iş için lobi faaliyeti yürütüldüğünü düşünüyor.Ama referansı, olayları kara mizaha dönüştürüyor. İşte o sözleri:“Mevlânâ ne güzel söylemiş: ‘Her lâfa verecek cevabım vardır. Ama bir lâfa bakarım lâf mı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye!”Eğer AKP imzacılardan birini bile adam yerine koymamak gafletine düşüyorsa vah başımıza gelenler!Çünkü öyle bir durumda milletçe zor günler geçirme riskimiz artacak demektir.Kurtuluşun kestirme yolu, seçim kazandığı zaman balkona çıkan Tayyip Erdoğan’ın ulusa söylediklerini hatırlamak ve vaatlerini tutması için seçimden önce ondan taahhüt almaktır..

Devamını Oku

Bir öyle bir böyle

24 Temmuz 2013

Kriz döneminde başarısızlığa uğramış siyasetçiden korkmak gerekir.Hatalarını telâfi çabasında aşırılığa sapabilirler çünkü; kaş yaparken göz çıkarma yanlışına düşebilirler.Keşke son krizin hemen başında Suriye’yi düşman ilân eden politikalara angaje olmasaydık.Bugünkü aklıselim çizgisini keşke o günlerde keşfetseydik.Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu eserinden hoşnut olmayan heykeltıraşa benziyor.“İktidardaki zat”ın “ucube” dediği heykelini savunamamakta, çıplak adam heykelinin beline peştamal sararak durumu kurtarmaya çalışmaktadır.İş işten geçmiştir. Peştamal, durumu kurtarmaya yetmeyecektir.CHP Milletvekili Orhan Düzgün’ün Güneydoğu’daki gözlemleri yeni bir strateji oluşturma mecburiyetini dayatmaktadır.Boş durmuyorlarPKK bir şehitlik açılışı yapmıştır;Bir asayiş-güvenlik örgütü kurmuştur; yol kesip kimlik sormaktadır.Örgütün son marifeti halkı vergi topluyor bahanesiyle haraca kesen sözde “maliye” memurlarıdır.Devlet havayı germemek, barışı baltalamamak uğruna, PKK’nın ilçelere kendi kaymakamlarını göndermesine katlanmaktadır.Kürt sorunu iki paralel ırmak gibi akıyor. Ama Türkiye’nin taraf olduğu barış süreci, bölgedeki oluşumların gerisinde kalmaya başlamıştır.BDP Genel Başkanı Demirtaş Erbil’de yapılan Kürt konferansı dönüşünde dikkate değer bir şey söyledi:“Kürtlerin birlik sağlaması hem 40 milyonluk Kürt nüfusa hem bölge ülkelerine rahatlık sağlar!”Barış sürecini zamana yayarak işi uzatmak, göründüğü gibi kayıp doğuruyor. Karşı tarafı idare etmek sizin elinizde değil çünkü...Davutoğlu freniErbil konferansı bölge ülkelerinde yaşayan Kürtleri tek devlette birleştirme hamlesidir.İran’dan başlayıp Akdeniz’e uzanan siyasi coğrafyanın Türkiye’nin de dâhil olduğu dört ülkeden toprak talep edeceğini hâlâ anlamayan kalmış mıdır?Sanırım hayır... Dışişleri Bakanı Davutoğlu dün “yeni çatışma sebepleri çıkaracak girişimlerden uzak durmak gerekiyor” dedi.Krizin başındaki şahin Türkiye Esad’ın sonu ile ilgili hesap hataları yüzünden şimdi uyarı görevi yapan bir barış güvercini rolü benimsemiştir.Ama sömürmemek lâzım.BDP lideri Demirtaş’ın dediği gibi Eylül başında bir projenin, bir paketin ortaya çıkması gerekiyor.Hükümetten beklenen, eylüle kadar ne yapacağını kamuoyuna açıklaması barış umuduna zarar vermemesidir!

Devamını Oku

Türkçesi: Adalet yok

23 Temmuz 2013

Bir iktidar için en ağır ayıp, adalete hasret insanların hızla arttığı bir ülkeyi yönetiyor olmaktır. Türkiye’yi maalesef böyle bir iktidar yönetiyor.Balyoz sanığı 250 vatandaşın mağduriyetini tescil eden Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu, adaletin en yüce değer olduğuna dair söylemin muhataplarını Ankara’daki mahkemelerde bakalım bulacak mı?Balyoz sanıklarının Birleşmiş Milletler’e bağlı Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu’na yaptıkları başvurunun tam da davanın temyiz duruşmaları günlerinde sonuçlanması dileriz kaderin adalete açtığı bir kredi olsun.Çağın adalet ve yönetim anlayışı böyle işlerin bu kadar uzamasına izin vermez.İlkeler çiğnemek için!Mahkemeye hakaret edilmiştir.Uydurma deliller ve dijital sahtecilikler, ilk örnekleri mahkemede ortaya çıktığı gün davanın düşmesini gerektirir.Özel yetkili mahkeme, misyon adanmışlığı sabrı göstermiştir. Ve bu yolla hüküm değil hüzün üretmiştir.BM’nin yargıyla ilgili çalışma grubu İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin keyfi tutuklama, adil yargılanma ve savunma hakkına dair üç maddesinin birlikte ihlâl edildiğini belirlemiştir.İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 9. maddesi kimsenin keyfi tutuklamaya maruz bırakılamayacağını, 10. maddesi herkesin bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkına sahip olduğunu ve 11. maddesi suçlanan herkesin, açık bir mahkemede suçluluğu ispat edilene kadar suçsuz sayılma hakkına sahip bulunduğunu hükme bağlıyor.Böyle mahkeme olmazSilivri’deki özel yetkili mahkemeler BM’nin garanti ettiği bu ilke ve değerlerin Türkiye’de ne kadar fütursuzca çiğnenebildiğini ispat amaçlı bir deneme çiftliği gibi duruyor.Türk yargısının ilkeli davranmaması Silivri’nin kurulduğu günden bugüne hastalıklı bir birikim yaratmış, sonuçta bizi yargısı özürlü, mutsuz bir toplum haline sürüklemiştir.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yaptırım gücüne sahip bir yüksek mahkemedir.BM’e bağlı çalışma grubu mahkeme değildir. O nedenle AİHM’nin kararlarını referans alma mecburiyetine kulak asmayan yargı sistemimiz Birleşmiş Milletler’den çıkan bu ibret verici karara uymaya kendini hiç mecbur saymayacaktır.Kurtuluşun yolu iktidar kaynaklı iradenin Meclis’te kanun haline gelmesinden geçiyor.Yargı paketlerinin başarısızlığı cesaret kırıcı olmasın.Onlar çözüm için değil atraksiyon için çıkarılmıştı!

Devamını Oku

Suriye’de ne yaptık biz?

23 Temmuz 2013

Türkiye şu aralar inanılmaz bir stratejik körlük yaşıyor.Uzman bir akademisyen koydu bu teşhisi. Ona göre PKK 1984’ten bu yana en etkili konumunu işbaşındaki hükümet döneminde yaşamıştır. Ve yaşamaktadır!AKP iktidarı şu anda birikmiş kredilerini somuta çevirmekte, birkaç ay önce hayalini bile kuramayacağı psikolojik mevziler kazanmaktadır.Deyim yerindeyse Türkiye PKK’ya bir devletçik hediye etmiştir.PKK, yaratılan her fırsatı “devletçik” büyüsün, kökleşsin diye kullanmaktadır.Kuzey Irak’ta iş hemen hemen bitti. Suriye’deki oluşumu Irak’taki emrivâki ile birleştirdiğiniz zaman güney kara sınırımızın nasıl bu kadar kolay PKK’ya geçtiğine şaşar kalırsınız.Bir hariciyecinin dediği gibi yürütülen dış politikanın “Davudizm”in dehlizlerinde kaybolma riski vardır.Türkiye Suriye’ye yürüyecek ise bunu mutlaka BM izniyle yapmalı!Böyle büyük hatalar “pardon” diyerek hafifletilemez.Örgütün elebaşısı, İmralı’da kendisini ziyaret eden heyete “daha yararlı olabilmek için” kendisine basın toplantısı yapma imkânı tanınmasını istemiş..İdamdan çevrilmiş müebbet cezası çeken bir hükümlünün gösterdiği cüret, çözüm süreci müzakerelerinin hatalı kurgulandığını gösteriyor.Terör örgütü elebaşısı, fırsat kullanmakta sabırlı davranamıyor.Dünyanın hiçbir yerinde 40 bin hayata mal olan bir terörist “Ben topluma basın toplantısı yaparak doğrudan doğruya mesaj vermek istiyorum” diyemez.Çünkü bu yolla kendisine ve örgütüne meşruiyet kazandırmak kurnazlığı yaptığını çocuklar bile anlar ve izin vermezler.Öcalan bu teşebbüsü ile halka “Lânet olsun, yenildik” dedirtecek bir psikoloji yüklemek peşindedir.Ne olursa olsun müdahale tedbiri BM Güvenlik Konseyi’nin iznini taşıyan bir belge olmalıdır. PKK ile yürütülen barış sürecinin yolunu tıkayacak yanlışlara bile düşebiliriz. Dikkat!Uzmanlar‘hata’ diyorSon torba yasanın sürprizi, Hariciye mensubu olmayan kişilere büyükelçi olma hakkı tanımasıydı.Milliyet dün, Cumhurbaşkanı Gül’ün uyarısı sayesinde yüksek dereceli idareci alma hakkının Hariciye ile sınırlandığını, ilk metinde yer alan içişleri ve adalet bakanlıklarının bu imkândan muaf tutulduğunu yazdı.Kıdemli diplomatlar operasyonu “fahiş hata” diye niteliyorlar.“Nereden çıktı?” diye hayrete düşenler oluyor.Gerçekten nereden çıktı; Bir anlaya bilsek!

Devamını Oku

Arap saçı

20 Temmuz 2013

Türk hariciyesi yakın tarihin en ağır kusurunu Suriye’de işledi.Bir-iki hafta içinde Cuma’yı Şam’da kılma imkânından söz eden iktidar sözcüleri, o sözleri şilte yapmış, bir yıldır üstünde oturuyorlar.Batılı güçler, korktukları günahları paylaşarak kabullenirler.O gelenek de burada çalışmadı.Şam’daki despottan insanlığı kurtaracak hamlenin heyecanına kapılanlara Rusya, Çin, İran üçlüsünün “oturun yerinize” uyarısı işe yaramıştır.Türkiye’nin başı çektiği “Girelim, bitirelim” çağrıları kimseyi ayağa kaldırmıyor.Son açıklamalar ABD’nin devre dışı kalacağını ilân etmiştir.Obama Irak’ta sütten ağızları yandığı için yoğurt bile yemiyor. Suriye’de görünür bir gelecekte Amerikan askeri görmeyeceğiz.Diplomatlar aynı fikirde birleşiyorlar: Türkiye’nin daha en başta isyancılardan yana taraf olması ve her yardımı aleni olarak yapmaktan çekinmemesi, ülkemizin terör sorununu ikiye katlamıştır.Irak sınırını kullanan PKK ile uzlaşmaya çalışırken şimdi de Suriye sınırını kullanan “ikinci PKK” derdini başımıza açtık.Suriye’deki savaşa taraf olmak bütün radikal İslâmcı terör örgütleri ile ilişki kurmaya mecbur kalmak demektir.Suriye şu anda “terör fuarı” görüntüsündedir.El Kaide’nin de aralarında bulunduğu bu örgütlerin bir kısmı Türkiye’nin dostu, rakipleri ise hasmımız olacaktır.Terör tehdidinden bu kafa ile kurtulabilir mi ülke?Arap saçına dönmüş ilişkiler yumağı sorumlu siyasetçiye bir borç yüklemiyor mu?.. Yüklüyor..Bir istifa çok şeyi değiştirebilir.İyilik yalnız Türkiye’yi değil bütün bölgeyi kurtaracak fırsatlar sunabilir.Böyle bir fedakârlığı esirgememek lâzım!Form düşüklüğüBaşbakan’ın “faiz lobisi” çıkışını ve tencere tava çalmak üstüne söylediklerini “ilginç” diye nitelemek bile zor.Danışmanlar tatile çıkmaya başladı ise gidenlere mim koymalı.Son değerlendirmeleri yaratıcı bir zekâ yansıtmıyordu.Form düşüklüğü şüphesi uyandırmak istemiyorsa Başbakan çaresine baksın.Faiz lobisi ve kredi kartı üstüne söyledikleri kolay anlaşılır olmadı.Tencere-tava çalmak üstüne kurulu protesto, halkı eleştiri ve protesto hakkından vazgeçmeye çağırmaktır.Ama Başbakan, “polise, yargıya ihbar edin” telkini yapıyor.Millet az bölünmüştü, varsın bir de “komşusunu ihbar edenler“ ve “ihbar edilenler“ diye bölünsün.Bu durumda demokrasiye gitmek için bindiğimiz tramvay bizi nereye götürür acaba?

Devamını Oku

Sıfır sorunlu günlere özlem

19 Temmuz 2013

Ateş Suriye kentlerini yerle bir etti. Stratejik hedefler sık sık el değiştiriyor.Bir açıklamanın yaktığı ateşi aceleyle çıkarılan ikinci bir açıklama söndürüyor.Kuzey Suriye’nin Rasulayn ilçesi uzun saatler süren çatışmalar sonunda PKK’nın bu ülkedeki kolu olan PYD tarafından zaptedildi.PYD üyeleri, Türkiye sınırına 100 metre uzaklıktaki bir binada asılı duran Özgür Suriye Ordusu bayrağını indirerek kendi bayrağını çekti.PYD’nin Suriye’de özerk bir Kürt devleti kuracağı ve bunu oldu-bitti şeklinde dünyaya kabul ettirmek isteyeceği yolunda söylemler Ankara’yı rahatsız ediyor.Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu dün, Şam rejiminin herhangi bir mezhebî veya etnik temelli defacto durumları dayatma çabalarına Türkiye’nin geçit vermeyeceğini savundu.“Suriye’deki tüm gelişmeleri büyük bir kaygı ve dikkatle izliyoruz” dedi.Bundan birkaç yıl önce “komşuları ile sıfır sorun” siyasetini hayata geçirmeyi başarmış bir devletti Türkiye.Şimdi başka devletlerin iyi niyetli yardımlarına bağımlı hâle düşmüştür.Başbakan yabancı elçilere verdiği iftarda haklı bir serzenişte bulundu:“100 bin insanın öldüğü Suriye’ye karşı hâlâ bir ses yükselmiyor.. Bu durum iyiye gitmiyor. Rusya’ya, Çin’e, İran’a sesleniyorum.. Artık destek vermeniz lâzım..”Türkiye inandırıcı ve güven verici kimliğini acele geri kazanmalıdır.Aksi hâlde barış çağrıları boşuna nefes tüketmek olacaktır!Haklarını verelimToplumsal olayları izleyen günlerde tüm taraflar (göstericiler ve polisler) uzun bir vicdan muhasebesi dönemi yaşarlar.O hesaplaşmaya müdahale etmemek lâzım.Duygusal davranmamak lâzım.Gezi Parkı eylemleri, bütün dünyada takdir gördü.Gençler, özgürlük ve zorbalık çizgilerini ayırmaktaki yetenekleri nedeniyle övüldü, takdir edildi.Dün Başbakan, Gezi gençlerini şiddet yanlısı gibi gösteren ve bu noktadan eleştiren sözler söyledi.Molotof kokteyli kullanıldığını hatırlattı.Ama pardon; Gezi Parkı gösterileri Molotof kokteyli ile simgelenemez.Birkaç Molotof, olaylara damgasını vurmamıştır. Keşke onlar da olmasaydı.Tanrı şahit ki polise biber gazı ve basınçlı su tatbik etme emri verilmiş olmasa o kadarı da yaşanmazdı.Başbakan dünkü konuşmasında yine “elinde bilgisayarı ile dolaşan bir gençlik” diledi.Keşke vicdan mahkemesi müdahaleye uğramasaydı.

Devamını Oku

Demokrat ve adil düzen

18 Temmuz 2013

Demokrasinin gücü Meclis’i oluşturan seçilmişlerin kalitesi ile ölçülü oluyor.Kaliteyi ölçmenin kolay yolu yok.Çünkü milletvekilini halk değil lider seçiyor. Lider de kürsüde istikbal vaad eden parlamenter görmek istemiyor.Bu tahdit parlamentere yönelmiş bir aşağılamadır. Onur kırıcı muameledir.Ama ne tuhaf ki hiçbir partiden şikâyet sesi sızmıyor dışarı.Özgürlük ve eşitlik üstüne kurulu olması gereken yarışın adayları, onur kırıcı bir boyun eğmenin mecburiyeti ile susup oturuyor.Dün NTV’de heyecan uyandıran bir haber yayınlandı:“İktidar partisinin hukukçuları seçim barajını indirmek ve seçim sistemini daraltılmış bölge sistemine uyarlamak amacıyla çalışma yürütüyor...”Otuz yıldan beri yüzde 10 seçim barajı uygulayan bir ülkeyiz.Siyasette orantısız gücün daniskasıdır bu baraj.Baraj en çok 3-4 olmalıYüzde onun altında kalmış partilerin oyları işleme girmediği için barajı aşan büyük partiler hak ettiklerinden daha fazla sayıda milletvekili çıkarmaktadır.NTV’nin haberine göre AKP’deki eğilim seçim barajını 7 veya 8 düzeyine indirmek yönündedir. Yetersiz...Bu ayıbın vebalini taşımaktan kimseyi kurtarmaz yüzde 7’lik baraj.3 veya 4’e indirmeye razı olmak daha yapıcı bir seçim olur.Barajı makul seviyeye indirmenin övgüsünü iktidar partisi alacaktır ama muhalefetten de itiraz gelmeyecektir.AKP kurmayları ararlarsa CHP’nin bu konudaki kanun teklifini Meclis’teki bir sümenin altında bulabilirler.Bağımlı kalabalıklar...Sistemin kaliteyi düşüren sorunlarından biri, parti liderini sultan gücüne sahip kılmasıdır.Bu da millete değil, lidere bağımlı bir meclis kalabalığı yaratmaktadır.Gelen habere göre seçim bölgeleri 5-6 milletvekiline göre yeniden oluşturulacakmış.Bu tedbir milletvekilini çalışırken halka yaklaştırır ama yine de tam bağımsız kılamaz.Bağımsız vekilleri ancak dar bölgeli iki turlu seçim sistemi çıkarabilir.Türkiye’nin “en”lerinden oluşmuş bir meclisin toplumu doğru hedeflere yöneltme kabiliyetini sonuna kadar aramak ve bulmak, ne kadar heyecan verici bir macera olur?Hazine yardımındaki haksızlık da ilk fırsatta düzeltilmelidir.Hazine yardımını sadece mecliste grup kuran partiler alıyor, neden?Üç parti korunacak, kalan 12 parti avucunu yalayacak.Gücü elinde tutanlar adil olmalı!

Devamını Oku