Adil bir mahkeme

5 Ağustos 2013

Yakın tarihimizin en büyük siyasi davasında “özel yetkili mahkemenin kararları” dün açıklandı.Sanıkların yakınları salona alınmadı.Alışılmış bir durum değil bu.Açıklaması ne olabilir?Bir VATAN okurunun gönderdiği mail, toplumdaki duyguyu yansıtması bakımından değerli bir ölçüdür.Diyor ki:“Aklıselim sahibi insanların itibar etmeyeceği bir mütalaa üzerinden karar oluşturacaklar. Kamu vicdanını rahatsız edeceklerini biliyorlar.”Sade vatandaşın tahlili sade ve samimidir. İlginç bir şekilde Barolar Birliği Başkanı Prof. Feyzioğlu da aynı yorumu paylaşıyor.Silivri Cezaevi önünde özetle şunu söyledi:“Mahkemenin vereceği karar belli. Yargı kararını göğsünü gere gere değil adeta mahcubiyet içinde fısıldayarak vermek istemektedir.”Ne tedbiridir bu?Mahkeme acaba, peşinen suçluluğu kabul edilmiş mağdurlarla göz göze gelmeme tedbiri mi almış oluyor?Aynı eleştiri dün, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’dan da geldi.Emekli Orgeneral Başbuğ internet sitesinde son sözü milletin söyleyeceğini belirttiği mesajını şöyle bitirdi:“Bir de unutulmasın ki ilâhi adalet vardır.. Bir topluluğa karşı duymakta olduğunuz kin, sizi adaletten ayırmasın.”Ergenekon davasının sonunda verilen cezaların 19’unu müebbet hapisler teşkil ediyor.Sanıkların yaş durumları dikkate alındığında pek çoğu özgürlüklerini tekrar yaşama şansını -dileriz öyle olmaz ama- kolay kolay elde edemeyecekler gibi görünüyor.Ümit şimdi geleneği yerleşmiş yargı kurumlarından bu kararların geri dönmesidir.Kurgu darbe planlarıİş daha en başta yanlışla başlamıştır.Özel yetkili mahkeme, olacak şey değildi. Ama kininin intikamını almaya yeminli zihniyetin hükmettiği meclis çoğunluğu, hukuku çiğnemek pahasına “engizisyon” mahkemesine yolu açtı.Sonra “devlet içinde devlet” hâline geldikleri bizzat Başbakan tarafından tespit edildi ve yetkileri alındı.Varlıkları sadece gerçekleşmemiş ve ispatlanmamış darbe planlarıyla ilgili davaları tamamlamakla sınırlandırıldı.Eksik ve yanlış deliller, kurulmuş gizli tanıklar bu davayı sakatlamıştır.Ergenekon davasının önündeki aşamalar, suçlamaların çürümesine yardımcı olacaktır.Ankara’da Yargıtay, olmadı Anayasa Mahkemesi, o da olmadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi...Eninde sonunda adil bir mahkeme...Mutlaka bir yerde mağdurların karşısına çıkacaktır!

Devamını Oku

Parmak çocuklar

3 Ağustos 2013

Liderler arkalarında yönetilmesi kolay, robot gibi milletvekilleri görmek isterler.Buna çare, yasama organının bağımsız ruha sahip üyeler tarafından korunması ve yüceltilmesidir.Bizim Meclisimiz ne yazık ki Meclis’in bağımsızlık ruhu üstüne titreyen siyasetçi çoğunluğuna dayanmıyor.Mesela denetim görevini cesaretle yapanlar vardır ama sonuna kadar gitme gücünü bulanlar özgür parlamentoların derecesini tutturamamaktadır.Bu yetersizlik, demokratik hayatımızın önemli bir sorunu olarak duruyor.Yasama, yani Meclis, hergün biraz daha bozuluyor ve kalitesini kaybediyor.Yasama erki öteki erklerden bağımsız olmak zorundadır.AKP iktidarda 11’inci yılını sürüyor.Kötü alışkanlıklar bu sürede kemikleşmiş, yeni ilkeler oluşturmanın imkânları da zayıflamıştır.Elleri kaldır, indirZaten toplumun yıldızlarını Meclis’e taşıyamamak gibi bir sorunumuz varken üstüne bir de gecikmek, boşuna umutsuzluk yaymaktadır.Parlamenterlerin performansı ile bir çalışma yapılmış.Burada 227 iktidar milletvekilinin hiçbir yasama faaliyetine katılmadığı sadece genel kurulda el kaldırıp indirdiği belirtiliyor.Soru önergesi Meclis’in iktidarı denetlemekte çok kullandığı bir araçtır.Bu dönemde en yoğun çalışmayı CHP’li Sezgin Tanrıkulu yapmış. 1638 soru önergesi ile açık ara birinci olmuş. Onu izleyen üç milletvekili MHP’den çıkmış.Soru önergesi vererek yapılan denetim, iktidar için makbul değildir. Ama bizdeki sakınma durumu biraz aşırı kaçıyor.Nitekim parlamento denetimine soru önergesi vererek katılan iktidar milletvekili sayısı sadece iki olmuş!..Dar bölge-İki turluÖbürleri Meclis’teki parti grubunu “her türlü şerden korumak” için canlarını feda etmeye hazır devrim muhafızlarını hatırlatıyor.Bu hastalık hep vardı.Yapılan siyasettir. Ama fiili durum adeta bir suç örgütünün, tehlike karşısında savunma durumuna geçişini hatırlatıyor.Sadece AKP’ye özgü bir hastalık değil bu durum.Tehdit, sistemin yarattığı bir hastalıktan geliyor.Milletvekilleri, denetimin verimini düşürmek için çaba harcamışsa bu onların tercihi değildir.Böyle davranmaları istenmiştir.Tedbir adına atılacak adım, “dar bölgeli, iki turlu” seçim sistemine geçmektir.Öncelikle Meclis’teki lider güdümlü yapıyı millet eksenli yapıya dönüştürmek mecburiyeti vardır.Milletvekilini de aracı kullanmadan doğrudan millete seçtirmek lâzım!.

Devamını Oku

Buna uyun bari!

2 Ağustos 2013

Anayasa Mahkemesi yıllar sonra varlığına anlam kazandıran bir karara imza attı.On yıl tutukluluğun bir hukuk devletinde kabul edilemeyecek kadar uzun bir süre olduğunu belirten yüksek mahkeme kararı dünkü Resmi Gazete’de yayınlandı.Gerekçeli kararda “tutuklamanın ceza olarak uygulanmasına imkân tanınması” aykırılık olarak tespit ediliyor;Sonra tutuklama tedbiriyle ulaşılmak istenen hukuki yarar ile kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı arasındaki makul dengenin kişi hakları aleyhine bozulmuş olduğu belirtiliyor.Ve ardından da şu hüküm cümlesi geliyor:“10 yıl tutukluluk kabul edilemez!”Anayasa Mahkemesi kararının tedbirli bir iyimserlikten fazlasını hak ettiği söylenebilir mi? Zor..Yargı paketlerinin yarattığı düş kırıklıkları unutulmasın.Gizli bir irade sanki tutuklanıp cezaevine kapatılan insanları bırakmayı istemiyor.Tutuklamaların yanlışlığını AİHM defalarca gösterdi.Avrupa mahkemesinin kararları, milli kanunların üstünde geçerli sayılır.Buna rağmen “uzun tutukluluk” sorunu çözülememiştir.Kıdemli hukukçular aynı şeyi söylüyorlar:“Bizim yasalarımız, korunacak bir değer varsa onu korur. Reform adına bir-iki maddenin değişmesi hatta kaldırılması boşluk yaratmaz.”Çünkü koruyucu maddenin birden fazla yedeği yasalarımızda her zaman mevcuttur.Aktif hâle geleceği anı beklemektedir!Sürpriz yaparlar mı?Ergenekon davasının 5 Ağustos’ta yapılacak karar duruşması kamuoyunu gerdi.İktidar, muhalif çevrelerin Gezi krizinde elde ettiği tecrübeyi Silivri’de kullanacağı ve bundan siyasi çıkar sağlayacağı endişesi taşıyor.Dün İstanbul Valisi Mutlu TV’lerden uyarılarını yaptı.En küçük bir tolerans ifadesi yoktu duruşunda ve söyleminde.“Mahkemenin kararıdır:Sanıkların yakınları da dâhil salona hiçbir izleyici alınmayacak;İzleyicilerin salon dışında toplanmasına da izin verilmeyecek kanunsuz toplantı sayılacaktır.”Anlayacağınız Vali “boşuna gelmeyin” demektedir.Ya polis müdürünün, ya garnizon komutanının emir ve talimatlarına bakarak yaşayan bir halk durumuna düşmeyi içimize sindiremeyiz.Adaleti cezaevi içine kurduğu duruşma salonunda tesis etmeye razı bir mahkemenin kapılarını kamuoyuna açmasını kimse bekleyemezdi.Ama çağdaş demokrasi yaratıcı insanlar yetiştiriyor.Pazartesi günü Silivri’de, mahkemenin gidişini, dışarıdakilere izlettiren bir sürpriz fena mı olur?

Devamını Oku

Kabine yoruldu 11 yılda yorulur

1 Ağustos 2013

CHP Genel Başkan Yardımcısı Koç’un dünkü basın toplantısı iyi planlanmış check-up gibiydi. Beğendim..Dar alanda lâf yarıştırmak konuşanları gereksiz ayrıntıya sokuyor çünkü.Söz bir noktada bittiği için kavgaya gürültüye götürüyor.CHP’li Koç siyasi gündemi kapsayan konu başlıklarını seçmişti.Öncelik terörü hedef alan çözüm sürecine ait olmalıydı.Şunu dedi:“Başbakan, Kürt politikasını Kuzey Irak Kürt Yönetimi Başkanı Barzani, PKK elebaşısı Öcalan ve örgütün Suriye’deki uzantısı PYD’nin lideri Müslim ile dizayn ediyor.”CHP Sözcüsü Koç, dış politikada yaşanan sıkıntıları bu yanlışların doğurduğunu savundu.Gezi Parkı eylemcileri “hükümeti devirmeye teşebbüs” suçundan yargılanmalıymış.AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin böyle düşünüyor.Hükümete yönelik gösterilerin ewylül ayında tırmanacağı MİT istihbaratı olarak kendilerine aktarılmış.Her yer Gezi mi?Siyasetin nefes darlığına girdiği toplumlarda her yer Gezi’dir.Sezon geldi; futbol maçları siyasi mitinglere dönüşebilir.Bu memleket tekin değildir, korktuğu başına gelir insanların!Ve unutmamalı; yasak koymak en kötüsüdür. Çünkü kışkırtma etkisi yapar.“Santrfora söyle gol atmasın”..“Fırıncıya söyle, ekmek de vermesin” diye alaya alırlar adamı.Kuruntu bir hastalıktır yakalanmamak lâzım.Futbol Federasyonu Başkanı Demirören’in “Maçlar gündüz oynansın” önerisi “icabında başvurulacak” pratik bir çaredir.Hiçbir sosyal dert çözümsüz değildir.Koç’un basın toplantısında, anketlerin gülü Mustafa Sarıgül, beklendiği gibi tartışma konusu oldu.Genel Başkan Yardımcısı Koç, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün adaylığından memnun değil. Şunu dedi:En güçlü ordu iken...“CHP açık oynuyor. Katılımcılığı istiyoruz. Niyeti olanlar başvuracak. Sarıgül’e gelince.. Kendisinin bir konumlandırma yapması gerekiyor. Boş atışlarla bunlar olmaz..”Ne demek oluyor bu?İstemediğini şifresiz anlatamaz mıydı Halûk Koç?Bu ifade tarzı ile kalp kırmamanın çaresini bulduğunu düşünmemeli.Fakat güne damgasını vuran konu tabii ki YAŞ kararları oldu. Gezi eylemlerinden etkilendiğini gizlemekte iktidar partisinin zorluk çektiğini belli etmesi, muhalefeti tahrik edecektir.Bölgenin en güçlü ordusunu, yüksek rütbelerde kadro bulamaz duruma düşürmenin vebali sorumluluk taşıyanları tedirgin edecektir.Demokratik siyasetin esaslı bir değişim geçirmesi zamanı gelmiş, geçiyor.Tabii değişim iktidardan başlamalıdır.Ne de olsa 11 yıl oldu. Kabine yoruldu!

Devamını Oku

Seçime yeni zihniyet

31 Temmuz 2013

Demokrasinin can damarı dürüst seçimdir. Sistemi bu hedefe adalet götürür.Demokratikleşme paketi bekleyişine giren toplum, AKP’nin iktidar tekeline son verecek çare var mı; heyecanla bu sorunun cevabını arıyor.Araştırmacılar sorunlarından arınmış bir seçim sistemi için yıllarca çalıştılar. Ama ne fayda?Çünkü sandıktan başarı ile çıkan iktidarlar kendilerini sistemin yanlışlarına borçlu olduklarını hissediyorlar ve “vardır bir hikmeti” diye değiştirmek istemiyorlar.Elektrik mühendisi olan Semih Kalkanoğlu seçim konularına çok emek vermiş araştırmacılardan biridir.Son çalışmasına şu hükmü koyuyor:“Bugünkü koşullarda AKP iktidarını sandık yoluyla değiştirmek ihtimali yok!”Baraj olmasaydıBu kilidi açmanın, barajı iyice indirmek veya tümüyle kaldırmaktan başka çaresi bulunmuyor.“Yüzde 10 baraj, en çok oy alan partiye havadan bir yüzde 10 daha getiriyor.2011 genel seçiminde baraj olmasaydı AKP’nin çıkaracağı milletvekili sayısı sadece 223 olacaktı.”Başbakan Erdoğan, sayıların gücüne dayanan bir siyaset psikolojisi yürütüyor. Türk halkını “Her iki kişiden biri AKP’lidir” diye şartlamıştır.Oysa gerçek tam öyle değil. Örneğin 2002 seçiminde, geçerli oyların yüzde 34,43’ünü almış görünüyor ama aslında bu rakam, toplam seçmenin yüzde 25’ine tekabül etmektedir.Bu durumda “her dört kişiden biri AKP’li” demek daha doğru olmaz mı?Araştırmacı Kalkanoğlu’nun yaptığı tespit, sistemin temsil yeteneğini çok güvenilmez kılıyor:Temsilde adalet“AKP geçerli oyların yüzde 34,43’ü, yani toplam seçmenin sadece yüzde 25’inin oyları ile 550 milletvekilinin 363’ünü, yani meclisin yüzde 66’sını ele geçirmiştir.”Temsilde adalet sağlanamaz bu şekilde. İstikrar yaratacak yeteneğe sahip siyasetçiler de seçilme şansı kolay bulamazlar böyle.Yeni anayasadan önce yeni insandır bizim sorunumuz. Seçimin getireceği insan kalitesi mutlaka bugünkünden daha iyi olmalıdır.Meclisteki karar vericiler de oy verirken çıkarlarını değil, çocuklarını düşünsünler.Kalkanoğlu’nun araştırmasından çıkan öneriler en azından tartışmaya değer.1. Seçim barajı kalkmalı;2. Seçimler dar bölgeli ve iki turlu olmalı;3. Dışardan müdahaleye elverişli Seçim Yazılımı programından vazgeçilmeli;4. 2011’de kaldırılan tırnak boyama, birkaç seçim için geri getirilmelidir.Temiz seçimler çok görülmemeli!

Devamını Oku

Yüzde 10 barajı savunmak ayıp!

30 Temmuz 2013

Hedef doğru seçilmiştir. Yeni anayasa istikrarlı bir yönetimi güvence altına almalıdır.Aynı şekilde temsil kabiliyeti yüksek bir seçim düzenini de...Sistemi, koalisyon olmasın diye demokrasinin canına okuma yanlışından bu duyarlılık korur.Yönetimde istikrar ve temsilde adalet böyle sağlanır.Bizdeki sisteme demokrasi denilemez. Çünkü yüzde 10 seçim barajı ile demokrasi olmaz.Barajı aşamayan oyların sahibine değil, büyük partilere fazladan milletvekili kazandırması nasıl demokratik olur bilemeyiz ama adaletli bir temsil tablosu çizmeyeceği kesindir.Bu sistemde büyük partiler, baraja takılan meclis sandalyelerini paylaşarak, hak etmedikleri güce sahip olurlar.İktidar partisi barajı niçin koruyor; işte sebebi bu!Hak edilmemiş güç iktidarlara doğru işler yaptırmaz. İktidar partisindeki çoğunlukçu eğilimleri tahrik eder.Kendisini dev aynasında gören siyasetçi ile diyalog ve uzlaşma sağlamak kolay olmuyor.Aralıksız 11 yıldır tek başına iktidarda olan AKP’den “temsilde adalet, yönetimde istikrar” ilkesine demokrat bir hassasiyetle yaklaşması daha yakışırdı.Oysa Ankara’dan gelen haberler ve Başbakan’ın verdiği işaretler AKP’nin yüzde 10 barajını korumaya kararlı olduğunu gösteriyor.Yüzde 10 seçim barajını korumanın ayıbını nasıl örtecekler diye sorarsanız cevabı keyif kaçırıcıdır.Çünkü arayış “seçim adaleti nasıl sağlanır?” sorusuna değil “hangi model AKP’ye daha fazla milletvekili kazandırır?” sorusuna cevap arıyor.Daraltılmış seçim bölgeleri, dostlar alışverişte görsün oyunudur.Baraj en azından yüzde 7’nin altına inmedikçe, demokratikleşme adına harcanan çabalar değersizdir!Savaşı durduracak enerjiDünkü VATAN’da Humus’un son hâlini gördünüz mü?Esad’ın lânetli gücü o fotoğrafta savaşın tüm dehşetini ürpertici bir vahşetle yansıtıyordu.Bu halkı sadist diktatörüne karşı korumak insanî bir görevdir.Ama menfaat kaygısı ile lekelenmemeli bu yardım fikri.Erbil’de çıkan Rudaw gazetesi Suriye Kürdistanı’nın Türkiye’ye yeni bir pazar oluşturacağını öne sürerek şunu yazdı:“Suriye petrolünün yüzde 60’ı Kürt bölgelerinde. Ankara Iraklı Kürdistan’da yaptığı gibi bu alanlara erişebilir..”Türkiye’nin Suriye’ye ilgisi asla petrolle, parayla pulla bağlantılı görünmemeli.Savaşı durduracak enerjiyi diplomaside aramaya devam...

Devamını Oku

Gezi’nin sihri var

29 Temmuz 2013

Terörün zehirlediği ilişkilerin üstüne barış inşa etmek kolay değil. Cesaretten çok akıl gerekir.Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Genel Başkanı Ahmet Türk, Gezi Parkı olaylarının Kürt ve Türk kökenli vatandaşlar arasında bir bağ oluşturduğunu belirterek şunları söylüyor:“Gezi’yi iyi okumak gerekir. Hatta Öcalan bu konuda bizi eleştirdi. Gezi’yi iyi takip edemediğimizi belirtti.”Ahmet Türk’ün görüşüne göre terörist başı, halktaki bu PKK algısı değişmediği sürece barışa ilerlemenin zor olacağını düşünmektedir.Öcalan şöyle diyor:“Devlet 30 yılda Kürtleri o kadar canavarlaştırdı ki, bu politika değişmediği sürece halktaki algının değişmesi de zor.. Fakat özellikle Gezi olaylarından sonra tarafların birbirini anlamaya çalıştığını gördüm.”Gezi’yi iyi okumakNedeni konusundaki tahlili de şöyle:“Eskiden Diyarbakır’a gaz atıldığında TOMA’lar insanların üstüne yürüdüğünde kimse aldırış etmiyordu. Şimdi İstanbul’un ortasında bu yaşanınca dediler ki ‘bize burada bunu yapıyorlarsa Diyarbakır’da Kürtlere kimbilir neler yapıyorlar?’ Bunun denmesi çok önemlidir. O nedenle Gezi’yi iyi okumak gerekir.”Psikolojik derinliği yakalamak çözümün talep ettiği güven duygusunu besleyecektir.Buna ihtiyaç var.AKP hükümetlerinin ilk Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, Taraf Gazetesi’ne verdiği mülâkatta, yürüyüşün er geç bağımsız Kürdistan istikametinde gelişeceğini anlatıyordu.Orta Doğu konusunda uzman diplomat Yaşar Yakış’a göre bağımsız Kürdistan yönündeki ilk önemli adım, Irak’ın işgali sırasında ortaya çıkan fırsatın değerlendirilmesi olmuştur.İki fırsat, iki golKuzey Irak’taki karambolden otonom bölge ile çıkan Irak Kürtleri, Suriye’deki ikinci şansı yine ülkenin sürüklendiği kaostan yararlanarak elde etti ve kullandı.Esad’la köprüleri tümüyle atmış olmasaydık Irak ve Suriye Kürt yönetimlerine şekil vermekte daha güçlü bir konumda olurduk.Ama fırsat bizi beklemiyor şu anda.PKK ve Suriye’deki karşılığı PYD Türkiye’deki Kürt açılımından yararlanma avantajını harcamamalıdır.Ölüm kalım savaşı veren komşuya isyan eden silâhlı grupları himaye ve teşvik siyaseti gütmenin yarattığı güven kaybı, ancak her saniyenin geri kazanılması çabaları ile telâfi edilebilir.“Keşke Esad’la bütün köprüleri atmamış olsaydık!”

Devamını Oku

İstikrarsa önce adalet

27 Temmuz 2013

AKP tadını çıkaracağı bir zeminde yaşadığı halde hayatı zorlaştıran sebeplere teslim oluyor.Önce “komşularla sıfır sorun” siyasetinin verdiği rahatı bozdu.Askeri vesayet kuruntusuna karşı giriştiği tasfiye hareketi hem TSK’ya zarar verdi, hem de yargıyı araç olarak kullandığı için bu önemli erkin bağımsızlıktan gelen gücünü ve saygınlığını yerle bir etti.İhtirasların freninin işlemez hale gelmesi, iktidar sahiplerine daha fazlasını isteme cesareti kazandırır.Başkanlık sistemini getirmeye odaklanmış siyaset, suni bir cepheleşme yüzünden aylarca zaman kaybetti.Bu başarısızlığın olumsuzluğu birikmiş öteki şikâyet ve sıkıntıların bozucu etkisiyle birleştiği için toplumun ufkuna karamsarlık hakim olmaya başladı.En zayıf erk yasamaAslında Türkiye şu anda çektiği sıkıntıları hak etmiyor.“Lâf söyletmem - toz kondurmam” kibrinden üreyen takıntı iktidara yanlış işler yaptırıyor.Biraz hoşgörü, espri anlayışı ve empati, iktidarı günlerce süren Park krizine süreklenmekten ve dünyaca ünlü bir grup seçkinin zehir gibi eleştirilerine hedef olmaktan korurdu.Sonrası için şans yok mu?Ümit azdır. Çünkü Başbakan öneri ve eleştiri dinlemekten hoşlanmıyor.Cezası var!Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in VATAN’a verdiği mülâkatta önemli mesajlar yer alıyor.Çiçek’e göre Meclis, yani yasama, en zayıf erki oluşturuyor.Aslında 1980 darbesinin ürünüdür diye kötü gözle baktığımız Anayasa, çok değiştiği için “darbe anayasası” töhmetini hak etmiyor ama toplum psikolojik olarak şartlanmıştır.Yenisi yapılmadığı sürece kimse rahat edemeyecektir.Halka hakaret gibiEğer yeni bir Anayasa ile seçime erişebilirsek, TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in en azından yasama organını güçlü bir erk yapacak önerilerine destek vermemiz gerekir.Meclis’in gücü insan kaynağına bakarak ölçülür.Milletvekillerini liderler seçiyor.Lider bunu yaparken ne alacağını, milletvekili de ne vereceğini biliyor.Hiç birinin herhangi bir konuda lidere ters düşmeye hakları yok!Böyle bir Meclis güçlü olabilir mi?Yüzde 10 seçim barajı, halka hakaret etmektedir. Düşünün, bir parti 30-40 milletvekili kazanmış ama oy oranı barajın altında kalmış.Onun seçilmiş milletvekilleri giremiyor Meclis’e.Vekillikleri, barajı aşan partiler, oy sayılarına göre paylaşıyorlar.Yönetimde istikrarmış!..Peki adalet ve vicdan?

Devamını Oku