Firavun döndü mü?

14 Ağustos 2013

Mısır, tarihteki zalim firavunları mumla aratacak ellerde bir felâkete sürükleniyor.Dün de insan yığınlarının katliama tabi tutuldukları korkunç bir gün yaşadı Nil üstünde kurulu bu en büyük Müslüman ülkesi...Darbe ürünü olan Mısır yönetimi Kahire’nin meydanlarını kan göllerine dönüştürüyor.Dünkü bilânço, Müslüman Kardeşler’in açıklamasına göre 450 ölü ve 5 bin yaralı idi.Halkı tahrikle tuzağa çeken tüm yönetimler gibi güvenlik güçleri, yine tahrik edilerek sokağa çıkan kalabalığın üstüne gaz bombası attı.Kalabalık çoğu zaman olduğu gibi taşla karşılık verdi.Sonrası cehennem!..Zavallı insancıklar...Bir yandan Müslüman Kardeşler Mursi taraftarlarını sokağa çıkıp isyana katılmaya çağırırken bir yandan da hükümet kuvvetleri gerçek mermiler kullanmaya başladı.Seçimle gelmiş bir yönetimi silâh zoruyla gitmeye mecbur etmek her zaman zordur. Günümüz dünyasındaki iletişim, demokrasileri korumak amacındaki güçleri en etkin biçimde birleştiriyor.Türkiye, dünkü katliamı dünyada en sert ifadelerle kınayan 1 numaralı devlet oldu.Biz katliamı sadece kınamadık, hiddetle kınadık!Ankara, dün de dünyayı harekete geçmeye ve insani sorumluluğunu hatırlamaya çağırdı ama nafile...Ulusal çıkarlar üstüne kurulu dış politika, fazlasına izin vermedi. Avrupa Birliği bile Mısır’daki vahşeti “derin kaygı” ile izlediğini belirtti.Barış yolunun böylesine kapalı olduğu bir dönemde gelecek günler Mısır’a iyi şeyler vaat edemez.Ağzından yel alsınTürkiye yakın zaman öncesine kadar Orta Doğu siyasetinde çatışmaya giren tüm taraflarla konuşabilen güçlü bir aktördü.Barış için hakkaniyet sahibi bir arabulucu rolünün her zaman aranan, iddialı adayı idi.Bir de şimdiki hâlimiz:AKP’nin ideolojik yakınlığı nedeniyle Ankara hükümeti, Müslüman Kardeşler örgütünün dünyanın her yerinde destekçisidir!Eskiler “ağzından yel alsın” derlerdi. Mısır için aynı şeyi söylemeye mecbur kalabiliriz.Uluslararası gözlemciler, Mısır’ın Cezayir’le aynı kaderi paylaşmaktan kaçamayacağını söylüyorlar.Cezayir 20. Yüzyıl sonunda yakın tarihin en büyük bağımsızlık savaşını veren ülkedir. Sekiz yılda 250 bin Müslüman hayatını yitirmiş, 2 milyon köylü de topraklarını terk etmiştir.Mezhep birliğine dayanan gücü idealize etmek iktidar sahiplerini büyük yanlışlara, büyük günahlara sürükler.Laik cumhuriyetin koruyuculuğuna inanmak lâzım!

Devamını Oku

Genel manzara

13 Ağustos 2013

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in TV mülâkatlarına katlanmak, muhalefet partileri için zor olsa gerektir.Bilgi yükü hafif olsa da (çünkü manşete çıkacak haberi lider vermek ister) nükte ve haber kalitesi kötü olmayan söyleşiler yapıyor.TRT’deki son görüşme, ılımlı bir gündem değerlendirmesiydi.Prof. Dr. Mehmet Haberal’ı CHP’nin “davanın sembolü” hâline getireceğini söyledi.Kargalar gülemedi..Çelik’e göre Prof. Haberal zihniyet olarak CHP’li bile değildir; etrafın pohpohlamalarına gelerek bu rolü kabul etmiştir.“27 Nisan bildirisi danışıklı dövüştü!..”Hüseyin Çelik sık tekrarlanan bu iddiayı hatırlatırken “Buna kargalar bile güler” yorumu yaptı.Dönemin Genelkurmay Başkanı Büyükanıt ile Başbakan arasında geçtiği söylenen pazarlığı şu şekilde ifade etti:“Sen bize bir e-muhtıra patlat, biz de sana üstün hizmet madalyası verelim...”Bu iddia şeklen gerçekleşmiştir.Silivri mahkemesi, paslı kilidi açacak anahtar olduğu hâlde eski Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ı çağırmayarak adalet adına en ağır hatayı işlemiştir.Gösterilen bahanelere gülen de olmuştur, kaşlarını çatan da.Ama şu gerçek ki, 27 Nisan muhtırasından bu yana kargaların güldüğünü gören olmamıştır!Peki Ergenekon konusunda AKP içinde görüş ayrılığı var mı?“Sayın Başbuğ Sayın Başbakan’ın mesai arkadaşıydı. Başbuğ’un terör örgütü liderliği suçundan yargılanmasından rahatsızlığını dile getirdi.”Hüseyin Çelik, Ergenekon sanıklarını kurtarmak için yasa çıkarılacağı iddialarının gerçeği yansıtmadığını da belirtti.Merak uyandıran telaşBu konuda dikkate değer bir işaret şu ki, hükümetin gündeminde af diye bir sorun yok.Çelik “Milletin vicdanında genel af talebi olmadığını düşünüyoruz” diyor.Demokratikleşme siyasi gündemin hayati bir parçasını oluşturuyor:“Kürtlerin talepleri var. Dindar insanların talepleri var. Paketin içinde bunlarla ilgili maddeler yer alıyor. Çalışmalarımız devam ediyor.”Hüseyin Çelik BDP’den gelen “İlk şartımız Öcalan’a özgürlük” dayatmasını “Öcalan’a yaranma yarışı” diye niteledi ve iktidar olarak çözüm sürecinden vazgeçmeyeceklerini belirtti.Başbakan’ın sağlık durumu ile ilgili spekülasyonlar böyle bir mülâkatta elbet sorulacaktı. İşte cevap:“Programa gelmeden telefonla konuştum. Son derece şen şakraktı. Maşallah turp gibi. Boşuna heveslenmesinler. Sayın Başbakan’ın sağlığı oldukça iyi..”Parti Sözcüsü Çelik’in gösterdiği telâş da oldukça merak uyandırıcı!

Devamını Oku

Gezi tecrübesi

12 Ağustos 2013

Bilimsellik ve bilim adamı dürüstlüğü, bir siyasetçinin kendini emanet edeceği en sağlam güvencelerdir.Bu gerçekle sanırım en yakından Başbakan Erdoğan tanışmış olmalıdır.AKP’li milletvekili Prof. Dr. İdris Bal’ın başkanı olduğu Avrasya Global Araştırmalar Merkezi (AGAM) Gezi eylemlerine projektör tutan bir rapor yayınladı.Rapor, merkezin başında bir AKP’li bulunmasına rağmen bilimsel doğrulara saygıda kusur etmiyor.Mesela Başbakan’ın seçim sonuçlarına verdiği önemin abartılmaktan kaynaklı yanlışını açık ifadelerle ortaya koyuyor.Şu tespitler de doğrudan Başbakan Erdoğan’ı hedef alıyor:“Seçim demokrasinin olmazsa olmaz şartlarındandır. Ama demokrasiler sadece düzenli aralıklarla gerçekleştirilen seçimlerden ibaret değildir.Hiçbir parti ‘Bana görev verdiniz, bir sonraki seçime kadar bana karışmayın’ diyemez.”Evet, kitaplar böyle diyor ama geçici de olsa güçlendiğine inanan siyasetçi bu altın öğüde saygı göstermeyi unutuyor.Nitekim gösteri yapan gruplarla idare arasında kurulması gereken diyalog ihmal edildiği için Taksim’de başlayan bir çevreci protesto, tüm ülkeye şiddet kullanan, yakıp yıkan bir isyan şeklinde yayılmıştır.Taksim olaylarında AGAM raporuna göre siyasetimiz ve siyasetçimiz hata yapmıştır. Başbakan’ın yanlış yönlendirilmesi, kaostan nemalanmaya alışmış illegal yapılara fırsat sunmuştur.Ülkedeki kuruntu makinesi, sonbaharla ilgili cehennem senaryoları üretiyor. Kamu yönetimi ile sivil toplumun her ihtimale hazırlıklı olmaktan başka çıkış yolu yoktur.Taksim’de aynı yanlışlara tekrar tekrar düşmekten devleti ve hükümeti koruyacak bir tecrübe yaşadık. Dileriz ders olmuştur!Nerede yazıyor?Şarkıcı Nadide Sultan’ın Düzce’deki kadınlar matinesi macerasını önceki günkü gazetelerde görmüşsünüzdür.Erkeklerden oluşan orkestra elemanları, sahneye konulan bir paravanla seyirciden ayrılmışlar.Böylelikle ne gibi bir hayır sağlanmış oluyor?Dinin hangi emri böylelikle yerine getirilmiş oluyor?Hayır... Din bilginleri “Kur’an’da yazmayan hiçbir istek veya iddiaya inanmayın” diyorlar ama dinden çıkar sağlayanlar sömürüden vazgeçemiyor.Nadide Sultan “herkesin inancına saygılıyız” demiş.Nasıl saygıysa bu!..Kur’an-ı Kerim’e saygıda kusur edildiği gibi estetik anlayıştan yoksun sahne de sanata, müziğe yazık etmiştir!

Devamını Oku

Millet ne derse

9 Ağustos 2013

Adalet çağrıları, ülke yöneticilerinin katlanmaya mecbur kalmaktan korkacakları en acıklı eleştirilerdir.Daha beteri, bu çağrıların da ifade edilmesine hak tanınmayan durumlardır.Şükür ki biz tamamiyle ümitsiz durumda değiliz.İlker Başbuğ için “Genelkurmay Başkanı’na ‘Terör örgütü yöneticisi’ diyeni tarih affetmez” değerlendirmesi yapan Başbakan Erdoğan, bu konudaki düşüncesini değiştirmediğini belirtmiştir. “Yeter ki adalet yerini bulsun..”Bu ifadesi, eski Genelkurmay Başkanı’nın başına gelenlerden Başbakan Erdoğan’ın da kendini vebal altında kalmış hissettiğini düşündürüyor.Öyle olmasa adaletin yerini bulması için temennide bulunmaya ihtiyaç duymazdı.“Madem ki bu insan örgütün (ordunun) başındaydı, Başbakan niçin atadı?”Başbakan’ın bu çok dolaştırılan yoruma verdiği cevap hem kendisini savunmakta hem de yargının adaletine güven besleyenleri desteklemektedir.Yani ortada bir adaletsizlik bulunduğunu ve hak yerini bulduğunda mutlu olacağını açıkça belli etmiştir.Başbakan temyiz sürecine ümit yüklerken “En önemli savcı, en önemli hâkim millettir” derken, temyiz mahkemesinin hâkim ve savcılarına, verecekleri karar için bir göndermede, hatta önermede bulunuyor.“Milletten büyük hâkim yoktur” sözü bir çağrıdır.Yargıtay hâkimleri de kararlarını “Türk Milleti adına” vereceklerdir.Başbakan, kararı oluşturacak hâkim ve savcılara milletin ne düşündüğünü anlamalarını, ona uygun karar oluşturmalarını tavsiye ve temenni ediyor.Çocuklar hibe olmazBaşbakan üç çocuk konusunda ısrarlı.Hatta hedefi büyüttü. Önceki gün şunu dedi:“Ben bu davaya gönül vermiş hanım kardeşlerime, gelin en az 3 çocuğu bu vatana hibe edin diyorum.”Nüfus bir davanın nasıl aleti olabilir?Ulusal nitelik taşıdığı belli olan dava nedir?Hibe bağış demektir.Çocuk hibe edilemez.Türkiye bir-iki kuşak sonra kalabalığı ile anılan bir ülke olmasın.Varlıkları, ülkeye onur kazandıran çocuklar gelecekse buyursun, gelsinler.

Devamını Oku

Adalet için

8 Ağustos 2013

Mahkeme bir finaldir. Ama adaletinden kimsenin açıkça şüphesini ifade etmeyeceği bir mahkeme...Silivri’deki özel yetkili mahkemenin verdiği kararlar tartışılıyor.Dünkü gazeteler müebbet hapse mahkûm edilen eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un isyanını yansıtıyordu:“Genelkurmay Başkanı’nı terör örgütü yöneticisi, tüm karargâhı terörist ilân edenlere soruyorum: Bu utanç Başbuğ’un mu, devletin mi?Hakkında müebbet verilen Osman Yıldırım tahliye ediliyor, hukuk bunun neresinde?”Bu soruya Türkiye’de cevap verecek en yetkili kişinin Prof. Sami Selçuk olduğunu düşünürüm.Hem Yargıtay Başkanı makamına kadar yükselerek saygın ve yetkin bir meslek büyüğü olmuş hem bilimsel kapasitesini akademisyen olarak da kabul ettirmiştir.‘Umuda kapılmayın’Dün Cumhuriyet’e verdiği özel demeç, bu davayı siyasi çatışmalarının cephanesi yapmak niyetindeki çevreleri bile uyaracak açıklıkta idi.Bir çoğumuz Yargıtay aşamasında sorunun çözüleceğini, çatışmanın biteceğini düşünüyor.Bu ümidin gerçekleşmesi temyizden herkesi tatmin edecek bir kararın çıkmasına bağlıdır.Prof. Sami Selçuk, bundan sonraki işleyişin en tecrübeli bileni olarak “umuda kapılmayın” uyarısı yapıyor.Milyonlarca sayfalık Ergenekon dosyasının hukuksal olarak çözümlenmesinin insan beyninin gücünü aştığını belirterek karardan kuşkulu olduğunu söylüyor.Peki Yargıtay aşamasında bu kuşku giderilemez mi?Sami Selçuk güvence vermiyor bu konuda da:“Fakültelerde öğrencilere okutulur ‘Bazı suçlar teşebbüse elverişli değildir’ diye. Bu da onlardan biri” diyor.Adalet masumu sakınırEski Yargıtay Başkanı, kanıtların hukuka uygun olup olmadığının ayrı bir sorun yarattığını ifade ederek “Dosya Ceza Genel Kurulu’nun önüne getirilmeli. Ancak Yargıtay’ın bu konuda (yine de ) sağlıklı bir karar verme olanağı olmadığı kanaatindeyim” diye konuşuyor.Dosyanın ancak genel kutuplaşmayı da ortadan kaldıracak bir afla temizlenebileceği hükmüne varıyor.7 Ağustos’ta bu sütundaki yazı şu cümlelerle bitiyordu:“Siyasi suçlarla sınırlı bir af çıkarmanın zamanı geldi görünüyor. İlâhi bir sel gibi süpürüp götürsün ortalığı..”Adalet masumu sakınır. Kamu vicdanı bu davada suçlulardan önce mağdurları bulmak, ayırmak istiyor!Sınırlı bir siyasi af bu amacı kolaylaştırır!

Devamını Oku

Onarım zamanı

7 Ağustos 2013

Dünyanın en güçlü ordularından birine sahip ülkedir Türkiye.Gücüne tekrar kavuşması ılımlı bir tercih değil, dönülmez bir mecburiyettir.Güney sınırımızdaki iç savaş, her an bizi de girdabına çekebilir. Oradaki sorun, etnik ve dinsel parçalanmadan hız alan kanlı bir kördüğümdür çünkü.Suriye’deki katliamları, dünyanın en acımasız terör örgütleri yönetiyor.El Kaide’ye bağlı El Nusra tarafından Suriye’de 450 Kürt’ün katledilmesi, Rusya’nın sesini yükseltmesi sonucunu doğurdu.Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, bir kınama yayınlamakla bile olsa BM’nin bu vahşete tepki göstermesini istedi.“Bu ilk katliam haberi değil. Bu terör mutlaka ve en kısa zamanda durmalı” dedi.Suriye’de bir facia yaşanıyor ve insanlık vahşeti sirkteymiş gibi izliyor.TSK aynı zamanda çok kıdemli bir ordudur. Önemli sayıda bir kadronun ve moral incinmenin askerde yaratmış olabileceği zafiyeti saptamayı ve onarmayı iyi bilir.İki davada 63 general ve amiral tasfiyeye uğradı. Bu gerçeği gözden kaçırmak için başvurulan oyunlardan kimse medet ummaya kalkmasın.Mahkeme kararından siyasi zafer çıkarmak hatadır, kimseye kazandırmaz, tüm taraflara kaybettirir.Zamanı güçlenip bütünleşme hedefine ulaşmak için kullanmak aklın emridir.Hüküm giyenler arasında var olduğu düşünülen masumların kurtulmaları için üç önemli fırsat bulunuyor.Yargı kurumuna yönelik eleştiriler hukuka yol açıcı olmalı, mahkemeleri tahrik eden ifadeler taşımamalıdır.Suçlama ve kışkırtma geri tepiyor. Hâkim ve savcı da insan, etkileniyor!Mutlu nineler-dedelerTürkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bir gün yaşlılık özlemi çekeceğini kim tahmin ederdi?Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın böyle bir proje için epeydir çalıştığını biliyoruz.Çeşitli alanlardaki kamu hizmetlerini ahenk içinde örgütleyecek olan sistem, vatandaşlara güvenli ve mutlu bir yaşlılık sunacak.Asıl hedef, üreten ve yaşamaktan mutluluk duyan “Aktif Yaşlılar” kazanmak...Evinde yaşayan dedeler, nineler, elektronik gözetim altında olacak. Onlara evde bakan yakınları maddi, manevi desteklenecek.Kırsalda periyodik sağlık kontrolüne tabi tutulacak, esnek çalışma modeline uygun biçimde üretim yetenekleri değerlendirilecek...Ve il, ilçe, köylerde karar sürecine tecrübeleri ile katılan Yaşlı Meclisleri...Başbakan, yaşlılarla ilgili projenin başarısını görmeden “en az üç çocuk” çağrısı yapmamalı!

Devamını Oku

Af mevsimi

6 Ağustos 2013

Ergenekon davasında yargılanan sanıkların büyük çoğunluğu şu suçlamaya hedef oldular:“Hükümeti cebir ve şiddetle ortadan kaldırmaya teşebbüs...”Görünürde darbe uğruna göze alınan cebir ve şiddetin ne kendisi ne de teşebbüsü vardır.Ama özel yetkili mahkeme, 5 yıl süren yargılamalar ardından böyle bir sonuç çıkarabilmiştir.Çoğu ordunun en seçkin subaylarından oluşan 275 sanık sözde bir araya gelmiş ama suçlandıkları alanda hiçbir adım atmamışlar.Buna rağmen mahkeme 19 sanık hakkında ömür boyu hapis cezası vermeye yetecek delilleri elde ettiğine inanmıştır.Kamuoyundan yansıyan tepkiler, toplanan delillerin kamu vicdanını tatmin etmekte zorluk yaşandığını gösteriyor.O kadar ki, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu yazılı bir açıklama yapma gereği duymuştur.İntikam gibi...TBB Başkanı Feyzioğlu, bu davalarda gerçeğe ulaşılabilmesinin adil yargılanma hakkına saygı duyulmasına bağlı olduğunu belirttikten sonra şu ciddi eleştiriyi getirdi:“Her iki davada da (Ergenekon ve Balyoz) adil yargılanma hakkı ısrarla ve silsileler hâlinde ihlâl edilmiştir... Şu hâlde anılan davalarda verilen mahkûmiyetlerin suçlu tespitini doğru yaptığı konusunda toplumsal vicdan tatmin olmamıştır.”Batı medyası sivil siyasetin her şeye rağmen kendini kanıtlamış olduğuna inanıyor.“Dava, Türkiye’nin eskiden baskın olan ve gücünü ordudan alan laik yapılanmasıyla İslâmi eğilimli AKP arasındaki mücadelede bir dönüm noktası olmuştur.”Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House’dan Türkiye uzmanı Fadi Hakura şu tahlili yapıyor:“Mahkemenin kararı, sivil hükümetin ordu üzerinde egemenlik ve etki tesis ettiğini açıkça ortaya koyuyor!”Orantısız cezaCeza kararları, pek çok alanda olduğu gibi adalette de orantısız güç kullanıldığını hatırlatıyor.Ergenekon davasına bağlı mahkûmiyetler, cadı avına bağlı gözdağı yaratmaktır.Yaralananları teselli görevi Bülent Arınç’a verilmiş olmalı.“Önce herkese geçmiş olsun” dedi Arınç dün ve şunu ekledi: “Bir yargı kararı var. Buna herkes saygı göstermek zorunda...”Artık vatandaş tepkisini yutmuyor, anında söylüyor.“Madem ki yargı kararına saygı göstermek zorundayız, neden savcının ifadeye çağırdığı MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı vermemek için 24 saatte kanun çıkardınız?”Siyasi suçlarla sınırlı bir af çıkarmanın zamanı geldi görünüyor.İlâhi bir sel gibi süpürüp götürsün ortalığı...

Devamını Oku