Çözüm süreci, çok taraflı sorunlara çare arayan insanların başvurmaya mecbur oldukları kapıdır... Ve radikal gruplar muhataplarını ikna etme yolunda mantıktan çok korkutma yönteminden yararlanırlar.Dünkü BirGün gazetesi “Cemaat-AKP çatışması çözümü zora sokuyor” manşetini taşıyordu.BDP Eşbaşkanı Selâhattin Demirtaş çözüm sürecini Başbakan Erdoğan sayesinde değil, kamuoyunda bilinenin aksine ona rağmen yürüttüklerini öne sürmüştü.Hesapça Demokratikleşme Paketi Eylül’ün 1’ine kadar açıklanacaktı.Düşünülen takvim bu paketin 15 Ekim’e kadar tartışılmasını, hemen ardından da yasa haline getirilmesini öngörüyordu.Geçmişteki tecrübeleri hatırlamak bazılarını tedirgin ediyor.BDP Eşbaşkanı Demirtaş AKP iktidarının 12 yıllık icraatı konusunda şöyle bir değerlendirme yaptı:“AKP’nin yaptıkları yapacaklarının garantisidir. 12 yıldır yaptıkları şey heyecan yaratan güçlü demokratik adımlar atmak değil, kendilerini daha da güçlü kılacak, gücü kendine yontacak hamleler yapmak oldu. Her pakette kendilerini biraz daha egemen ilân ettiler.”Isınma turlarında görülen manzara Demirtaş’ın pek de haksız olmadığını gösteriyor.Çünkü Başbakan “Anadilde eğitim olmayacak ve seçimlerde yüzde 10 barajına dokunulmayacak” demek için müzakerelerin bu başlıklarda yürümeye başlamasını bile beklemedi.BDP Eşbaşkanı “zor bir süreç yürütüyoruz” derken haklıdır.Çünkü kabul etmeli ki müzakerelerin bitmesi savaşın başlaması sonucunu doğuracaktır.Demirtaş’ın dediğine göre savaş da gencecik çocukların ölmesi demektir.Silâhların sustuğu bunca aydan sonra bir geriye dönüş, sebep olanları ağır vebal altına sokar.Terör dönemini temelli bitirecek hamlelerin tam zamanıdır!Hükümetin Valisi zamanı..Bazı valilik binaları üstündeki levhalardan T.C. yazısı niçin kaldırıldı?Nisan’da sorulan bu soru cevaplandı.İçişleri Bakanı Muammer Güler CHP’li Umut Oran’a yazılan cevabı imza ederken okuduysa çok gülmüştür.Denizli, Balıkesir ve Bursa valilikleri önündeki levhalar “dar geldiği için” T.C.’ler atılmış..Buna “kurt masalı” demek yerinde olur mu, bilemeyiz.Ama “sana dar gelmeyecek levhaları kimler yapsın” çağrısına mantıklı bir cevap bekleyenler çok bekler!Cevabı veren, yıllarca temsil ettiği devletle özdeş hale gelmiş valilerdir. Bakan bile vali..Levhadaki T.C.’yi çıkarmanın taşıdığı manevi iflâsın vahametini en iyi onlar takdir eder.Normalde devletin valisine işletemezsiniz bu suçu.Hükümetin valisi cesur oluyor!
Kelimelerin yetersiz kaldığı ve anlamlarını yitirdiği bir noktadayız.Yine de insan kılığına girmiş şeytanlara karşı çaresizliğe düşülemez.Bir İngiliz gazetesi, kimyasal başlıklı füze ile çoğu kadın ve çocuk 1300 kişinin feci şekilde öldürüldüğü saldırıyı haber verdiği ön sayfasına “Suriye’nin en karanlık günü” manşetini atmış.Savunmasız bebeklere bile acımayan canavar ruh, şimdi kitlesel yok etme yönteminde yeni bir imkâna kavuştuğunu mu düşünecek?ABD Başkanı Obama “Kimyasal silâh kırmızı çizgimizdir” demişti.Bir yıl içinde Suriye kimyasal silâh kullanıp kullanmadığı konusunda 14 kez BM denetçilerinin aramalarına tabi tutuldu.Bütün suçu Esad’a yüklemek mantıklı mıdır?Dar açılı bir bakışın, nasıl olsa hesabı sorulmuyor diye yeni katliamların davetiyesini çıkardığını görmek gerekiyor.Küresel sistemi kazaya uğramaktan koruyan mekanizmalar keşke daha hızlı çalışıyor olsa.BM Güvenlik Konseyi Rusya ve Çin’in inadı kırılamadığı için karar alamadı.Günün adamını ve günün ibretini ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey’in yarattığını teslim etmek zorundayız.Amerikalı Başkomutan isyancıların iktidarı ele geçirdiklerinde Amerika’nın çıkarlarını destekleyeceklerine inanmıyor.İndependent gazetesine göre komutan, işte bu yüzden Suriye’ye karşı yapılacak sınırlı bir müdahaleye bile karşı olduğunu söylüyor.Şam’daki katliamın kurbanlarını gördükten sonra da inadını sürdürüyor olabilir mi?Bir kaç gün beklemek lâzım...Bir taşla iki kuş vurmak...Çözüm sürecinin muhtaç olduğu en değerli şey, tarafların güven içinde hareket edecekleri zemini hazırlamaktır.Geriye kalan vakti bu amaçta değerlendirmeliyiz.Çaresi, Anayasa’nın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek ilk üç maddesinin dokunulmazlığına saygı göstermektir.Türkiye Cumhuriyeti’ni tarif eden bu maddelerin koruyucu fonksiyonlarından vazgeçmek toplumu yeni kutuplaşmaların karanlıklarına sürükler.Komisyon üyesi MHP’li Bal şunu dedi:“Sanki yeni bir devlet kuruyormuşuz gibi.. Hatta 21 Mart’ta beyanatı okunan Öcalan’ın ifade ettiği gibi Ortadoğu federasyonunu çağrıştıran bir takım ibareler oldu. Kesinlikle karşıyız bunlara.”Başbakan’ın duruşu ve söylemi değişmedi: “Tek devlet, tek millet, tek bayrak...”Bu üç kavramı ortak zemin yaparsak iki çözüm de gerçekleşir.Hem terörün bahanesi biter, hem yeni bir anayasamız olur!
Mısır’daki darbeyi İsrail’in desteklediği haberini Anadolu Ajansı sabah karanlığında servisten kaldırdı.Başbakan Erdoğan bir gün önce “Darbenin arkasında İsrail var” demiş, belge bulunduğunu da öne sürmüştü.Erdoğan’ın sözünü ettiği olayın 2011 seçimleri öncesi Paris’te yapılan bir panelde yaşandığını anlıyoruz.Konuşma İsrail Adalet Bakanı Livni ile bir entelektüel; o da Yahudi (Bernard Henri-Levy) arasında geçiyor.Fransız entelektüel şöyle bağlıyor:“Mısır’da Müslüman Kardeşler seçimi kazansa da kazanmış olmayacaktır. Çünkü demokrasi sandık değildir!”“Demokrasi sadece sandık değildir” demiş olsa belki kendini daha doğru ifade etmiş olacaktı.Haber iki merkezde siyah-beyaz farkı taşıyan tepkilere hedef oldu.İsrail Dışişleri Bakanlığı, “üstünde yorum yapmaya deymez” deyip geçerken Amerika suçlulara özgü bir telâşın aşırılığını sergiledi.Beyaz Saray Sözcüsü Josh Ernest Başbakan Erdoğan’ın sözlerini “saldırgan delilsiz ve yanlış” diye niteledi.Başbakan Erdoğan’ın Başkan Obama’yla ilişkisi, eleştiriyi hak eden şeyler de söylese daha dikkatli davranma mecburiyeti yükleyen bir ilişkidir.Beyaz Saray Sözcüsü’nün seçtiği kelimeler ise azarlama tonundadır ve bu durum ister istemez Türk dış politikasında Davutoğlu geldikten sonra yaşanan değişiklikten Washington’un hoşnut olmadığını düşündürmektedir.Davutoğlu “Amerika’yı mutlu etmek zorunda değiliz” diyebilir ve haklı da olur.Ama kendimizi yalnızlığa mahkûm etmek zorunda da değiliz.Türkiye dostluk ilişkisi üstüne kurulu dış politikası sayesinde sağladığı siyasi ve ekonomik kazanımları kaybettirecek yanlışlara düşüyor; düşmesin.Dışişleri Bakanı koltuğu nöbet değişimi talep ediyor; geciktirilmesin!Yaz aynası anketleri bozuyorAKP’nin MYK toplantısında Pollmark’ın yaptığı son seçim anketi değerlendirilmiş...Bayram havası esmiş olmalı toplantıda.Çünkü araştırma şirketi, AKP’nin 2007’de yüzde 46.6, dört yıl sonra 2011’de 49.8 olan oy oranının, bugün seçim olsa yüzde 51.9’a yükseleceğini öngörüyor.Peki bu bilimsel bir araştırma mı, yoksa özel ısmarlanmış bir moral doping midir?Türkiye zor sorunlarına çözüm beklediği bir dönem yaşıyor. Buna rağmen AKP oyları neden ve nasıl arttı?Vatandaşın geçim şartları mı düzeldi?Terör ve işsizlik mi bitti? Hayır. “Yaz aynası”nın yarattığı bir yanılgı bu.Yaz mevsiminde sorunlar azalır, nüfus yığınsal olarak yer değiştirir.Ve yaz anketleri şaşırtır...
Maziyi temizlemek, insanlar gibi kurumların da önünü açar gelecek için güç ve güven verir.Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu gerekçesiyle mahkûm edilen AKP, geçmişindeki bu lekeyi sildirmenin fırsatını kullanmaya hazırlanıyor.Genel Başkan Erdoğan dün yaptığı bir konuşmada bunun işaretini verdi.AKP 2008 yılında Anayasa Mahkemesi (AYM) kararıyla mahkûm edilmiş, kapatma cezasının gerektirdiği 7 oy, bir eksikle 6’da kaldığı için parti kurtulmuş, sadece Hazine yardımından gelen paranın yarısı ceza olarak ödetilmişti.Başbakan dün “AK Parti’yi kapatma davasını bugün yeniden inceleyin. Biz inceliyoruz” diyerek hazırlandıkları bir hamlenin haberini verdi.Normal koşullarda böyle bir teşebbüsün şansı yüksek değildir.Anayasa Mahkemesi Usul Kanunu yeniden yargılanma taleplerine açıktır ama “yeni maddi olgu” sunma şartı bu kapıyı kullanma hakkını zorlaştırıyor.O halde iktidar partisi niçin risk altına giriyor?1. AYM’nin yapısı 2010’daki değişiklik sayesinde bu riskleri neredeyse sıfıra indirmiştir. Mahkemedeki oy ağırlığı iktidardan yana tartışmasız bir üstünlük taşıyor.2. Yüksek mahkeme kararı AKP’nin mazisindeki en görünür lekeyi kaldırırken parti sözcülerinin beslendikleri mağduriyet edebiyatı mahkeme kararıyla zenginleşecektir.3. Mahkemenin ceza olarak el koyduğu Hazine yardımı (20 milyon lira) belki kanuni faizi ile iktidar partisine geri ödenecektir.Mahkemeye başvurma kararı Türkiye’yi hukuk devletinden biraz daha uzaklaştıran zorlamaların izlerini taşımamalıdır.AKP’nin iktidardaki kıdemi 20 milyon liralık bir gelire tamah etmeme lüksünü veriyor.Bu sorumluluk gösterilmezse Türkiye adalete takla attıran geri bir toplum damgası yiyecektir.Bir kaç yıl ara ile, aynı konuda taban tabana zıt kararlar oluşturan iki Anayasa Mahkemesi...Kimse “denemesi bedava“ demesin.Paranın satın alamayacağı şeyler kaybederiz!Titreme kriziDevletlerin dış politika tercihlerini “ulusal çıkarlar” belirler.Başbakan’ın açıklamaları din kıstasına dayalı bir siyaset tercih edildiğini gösteriyor.Dün Arap zenginlerini silkeledi önce:“İslâm dünyasının içinde zekâta muhtaç olanları da biliyoruz. Acaba kaç tanesine ellerinizi uzattınız?”Sonra “Mısır ordusunun inançlı insanlarına sesleniyorum” diye başlayıp şöyle bitirdi:“Siz o Müslüman kardeşlerinize nasıl silâh doğrultuyorsunuz? İnancınızda imanınızda bir titreme yok mu?”Böyle giderse gülme krizi tutacak.Ama sinirden!.
Masum birinin bir gün bile haksız ceza çekmesindense 10 suçlu varsın özgür dolaşsın!Adaletin insanlar için taşıdığı kutsal önemi daha iyi ifade edecek söz az bulunur.VATAN’ın dünkü manşeti, yaptığı gizli tanıklık sayesinde Ergenekon davasına ihtiyaç duyulan tanığı bizzat sağlayan, karşılığı olarak özgürlüğüne kavuşan, ailesiyle beraber yaşamı, geleceği devlet korumasına giren gizli tanık Osman Yıldırım’ın hikâyesini anlatıyordu.Osman Yıldırım 17 Mayıs 2006’daki Danıştay suikastinin sanığı Alpaslan Arslan’la beraber müebbet hapse mahkûm edilmişti.Sonra peş peşe beraat kararları geldi.Sırrı neydi bu şaşırtıcı gelişmelerin?Osman Yıldırım dava süresince sürekli ifade değiştirdi.Sonra anlaşıldı ki Tanık Koruma programına dahil olma hakkını elde etmiş.Ama şöyle bir şüpheli durum vardı:Örgüt yaratıldı..Bir savcının “Osman’ım” diye hitap ettiği Osman Yıldırım, tanık olduğu olayları mahkemeye taşıyan bir doğrucu tanık mıydı, yoksa gizli tanık imkânından yararlanmaya çalışan yalancı tanık mı?“Osman’ım” çağrısındaki yakınlık ve koruyucu sıcaklık Osman Yıldırım’ın davanın gidişine önemli bir katkıda bulunduğunu ele veriyor.Gerçekten de Osman Yıldırım’ın ifadesi, Ergenekon davasını bir terör örgütü davası haline getirmenin fırsatını hazırlamıştır.Ergenekon’u terör örgütü olarak tanımlayıp yargılanması için gerekli olan silâhı ve silâhlı eylemi mahkemeye Osman Yıldırım getirmişti.Son duruşmaya üç ay kala, verdiği bilgilerin gerçeği anlattığı kabul edilmiş ailesiyle beraber ortadan kaybolmuştur.Gizli tanık piyangoİsterse yurt dışında yaşayabilirler. Eşi ve çocuklarıyla nereye yerleştiler?Yeni kimlikler aldılar; tanınmamak için estetik ameliyat yaptırma hakkı da bulunuyor; acaba gizli tanık Osman kime, neye benzedi?Gizli tanıklığın her şeye rağmen adalete hizmeti inkâr edilemez. Ama gizli tanığın aranan gerçeği tek başına ispatlamayı başarması da her zaman mümkün değil.Osman Yıldırım’ın durumu, bir gizli tanığa hak ettiğinden daha fazlasını tanıyor.Söylediklerini doğru kabul etmek, ona hak edilmemiş bir aftır.Sabıka kaydında kız kardeşini öldürdüğü, dört yıl yatıp çıktıktan sonra 18 yaşındaki yeğenini erkeklere pazarladığı yazıyor.Ve daha bir sürü suç...Böyle birinin pişmanlığına ve ifadesine inanarak hüküm kurulabilir mi?. Kurulmamalı.Cezaevi hücrelerinde, kendilerinden istenen yalanları ezberleyip mahkemede tekrarlayarak kurtulmak için teklif bekleyen onlarca gizli tanık yatıyor!
Hükümetin izlediği dış siyaset, seçimlerin kaderini belki de ilk kez bu kadar etkileyecektir.AKP’li siyaset adamları İslâm dünyasında bir yalpalama görür görmez heyecana kapılıyor.Heyecan karar vericilere, hiç gereği yokken bir tarafa angaje olma yanlışı yaptırıyor.Türkiye’nin kabul edilmiş tarafsızlık siyasetinden saparak komşuları ile savaşın eşiğine kadar geleceğine kim ihtimal verirdi?Birkaç yıl önce bölgenin sözü dinlenen, hakemliği tartışmasız kabul edilen T.C. Hükümeti bugün bütün kavgalı alanlarda, mezhebe dayalı saflaşmaların tarafı durumuna gelmiştir.Komşuların kimi doğrudan doğruya, kimi de üstü örtülü ihtarda bulunuyor. Ve bu uyarılar hiçbir yere çarpmadan gelip bizi buluyor.Suudi Arabistan Kralı dün Mısır’ın terörizmle savaşına sonuna kadar destek verdiğini ilân etti.Orada durmadı, suçlamada da bulundu:Dışardan Mısır’ın içişlerine karışanların fitne çıkarmayı amaçladıklarını öne sürdü.Ardından Ürdün Kralı ile Kuveyt, Bahreyn, BAE ve Filistin yönetimleri, Müslüman Kardeşler’e karşı açılan cephede yerlerini aldılar.Mısır’daki darbe hükümeti, Müslüman Kardeşler örgütünü yasaklama amaçlı bir çalışma başlattıklarını açıkladı.Müslüman Kardeşler’in yer altında yaşadığı Mübarek’li yıllar geri gelebilir. Böyle bir risk bizi mutlu etmiyor. Çünkü Kahire’de kendi halkının kanı ellerine bulaşmış cunta özentileri egemendir.Tezcanlı tepkiler ilerde bizi mahcup edebilir.Nitekim oldu; Suriye ve Irak’tan sonra Suudi krallığı, ardından Körfez ülkeleri, Mısır’ın içişlerine karışanların fitne çıkarma peşinde oldukları iddiasını paylaşırken Türkiye’nin tepkisinden nedense çekinmemişlerdir.Çünkü Ankara son yıllarda üst üste hatalar yapmış, dışarıdaki itibarını zayıflatmıştır.Suriye’de ikinci Beşar dönemine, Mısır’da yeni bir Mübarek devrine hazırlıklı olmak gerekiyor!Taktik mi, pişmanlık mı?Başbakan Türkmenistan dönüşü uçakta siyasi gündemin gölgeli kısımlarını aydınlattı.“Sonbaharın sıcak geçeceği iddiası”nı tahlil ederken yine baskın bir rolde ve tehditkâr bir havada idi. “Huzursuzluk çıkaranlar bedelini hukuk içinde ağır öderler” dedi.Anayasa konusu.. Anadilde eğitimin önüne açacaklar mı?Cevap net: “ Hayır.. O konu bizim için şu anda ele alınacak durumda değil. Biz ülkemizi bölecek konular üstünde AKP olarak adım atamayız. Zamanlamayı iyi yapmazsanız güzelim ülkemize yazık edersiniz!”Pazarlık masasını karıştıran buüslup bir taktik mi, yoksa samimi bir pişmanlık mı?
Mısır halkı, demokrasi umutlarını rehine mi koydu?Başta Kahire olmak üzere ülkenin hemen tüm büyük kentlerinin meydan ve caddelerinde oluk gibi akan kanlar, yaşanan felâketin vahşetine tanıklık ediyor!Darbeden sonra atanan geçici Başbakan El Biblavi, yüzlerce göstericinin öldüğü son olaylar hakkında şu değerlendirmeyi yaptı:“Demokrasi, sosyal adalet üstüne kuruludur. Biz din devleti ya da asker devleti değil, dünyaya yüzünü dönen bir devlet inşa etmek istiyoruz..”Nitelikleri bu kadar açık tarif edilen bir devleti herkes görmek ve takdir etmek ister. Ama Mısır’ın kanlı sokakları ve hastanelerden taşan cesetler, ileri demokrasi yalanları ile devleti kurtaramayacaktır.Devlet kurma tecrübesiEskiden Türkiye, ulus yaratmanın sihrine sahip bir devlet ve her zorluğa karşı çıkan bir millet nitelikleri üstünde yükselirdi.Şimdi büyük ölçüde yitirmiştir o kabiliyetini.Katliam kurbanlarının ailelerini kimin özrü devletle barışmaya ikna edebilir?Mısır, yıllar yılı şifa bulması mümkün olmayan acıların içine atılmıştır şu anda.Bu çapta bir katliamın emrini veren hükümeti ve yaşadığı ülkeyi, vicdan sahibi kitlelerin sahiplenmesi düşünülebilir mi? Mısır’ın ulusal birliğini yeniden ayağa kaldıran mucize ne mesafededir ve o kurtarıcı ne vadede sahneye çıkacaktır; bilen var mı?Bulut var, yağmur yok..Uluslararası güvenlik mekanizmaları bu vahşetin izleyicisi değil frenleyicisi olmalıydı. Mısır’ın uluslararası zeminde sırtını güvenle yaslamaya alıştığı ABD tarafında biraz bulut birikti ama yağmur yağmadı.Başkan Obama, Mısır’la planlanmış askeri tatbikatları iptal ettiklerini açıkladı.Aynı dışlayıcı kararı Türk hükümeti de aldı.Başkan Obama ile hürriyet ve demokrasi gibi değerlerin tekrar egemen hale geleceğine ümit bağlayanlar kendilerini kandırmış olduklarını biraz geç fark ettiler.ABD’nin Ortadoğu’da iki vazgeçilmez isteği vardır; İsrail’in ve petrol yolunun güvenliğinden asla taviz verilemez!Kriz bu güvenlik önceliğini değiştirmedi. Mısır’daki darbe yönetimi , Amerika’nın müttefik olarak kendisine onur vermeyeceği bir yapıdır.Ama buna rağmen Mısır’ın stratejik önemi, her türlü kusuruna katlanmaya ABD’yi mecbur ediyor.Dünya Mısır’daki darbeyi açıkça kınamaya Washington’u ikna edememiştir.Kanaat önderleri bu tecrübenin demokrasiye aday toplumlardaki hevesi kıracağını düşünüyor.Mısır demokasi yoksunluğundan çok çekecektir.Tanrı yardımcıları olsun!
Wolfowitz o zaman ABD’nin Savunma Bakan Yardımcısı idi.1 Mart tezkeresinin Meclis’e takılmasından doğan başarısızlığın sanık sandalyesine Türk askerini oturtmuşlardı .Ama alaylı eleştiriler de Amerika dahil kimsede cevap verecek mecal bırakmamıştı:“Hani askerlerin siyasete karışmasını istemiyordunuz?!”Artık hiçbir sivil siyasetçinin asker baskısından şikâyet etmeye hakkı yoktur.Başarı siyasi iktidarın sorun çözme iradesini samimiyet ve cesaretle sahiplenmesi sayesinde elde edilecektir.Aksi halde “Teröristle pazarlık yapılmaz” tekerlemesi yine bir süre ağızlara sakız olacak, çözüm fırsatı bir kez daha harcanacaktır.Oysa süreç tarihi özlemlerine cevap verecek fırsatları da yanında getiriyor.Bağımsızlık hayali kuran Kürtleri motive ediyor.Geri tepen silâhKimlik ve demokratik hak talepleri artık belli bir gerçekleşme seviyesine dayanmıştır.Dört ülkeye yayılmış Kürt aydınları tabanlarını şuna ikna etmek zorundalar ki, terör geri tepen bir silâhtır.Ölçü kaçırıldığı, tehdit ve şantaj geri getirildiği takdirde, yıllarca süren emeklerin karşılığı olan haklar kayba uğrayacak, onun öfkesi ilişkileri yeniden bozacaktır.PKK’nın elebaşılarından Karayılan’ın ciddiye alınması gereken uyarıları medyaya yansıdı.Çözüm sürecinde ikinci aşamanın Eylül ayına dek tamamlanması gerektiğini söylüyor, aksi halde tehlikeli bir sürece kapının aralanacağı uyarısını yapıyordu.“Hükümet iradesini ortaya koymalıdır. Olmazsa Kürtler de farklı seçenekler üstünde yoğunlaşmak zorundadır” diyordu.Dağa dönüş olmasın...Terör örgütünün ne tür bir farklı seçeneği olabilir?Şiddet eylemleri koyacak, yakıp yıkacak, ölecek, öldürecek, bu tür meşum eylemleri finanse etmek için uyuşturucu, silâh ve insan kaçakçılığı yapacaktır.Çözüm süreci, tarafları memnun edecek arayışların zeminidir. İki tarafın da dikkatli olmasını gerektirecek hassasiyetler birikmiş durumdadır.Silâh bırakma aşaması gerçekleşene kadar terörle mücadele konusunda hiçbir şey hallolmuş sayılmaz.Karayılan, çözüm sürecinde ikinci aşamanın Eylül’de tamamlanması gerektiğini hatırlatıyorsa bu sese kulak verilmelidir.Çözüm sürecini siyasi bir zaman kazanma oyununa alet etmek göze alınabilecek en talihsiz hile olur.Çünkü ülkeyi bölmeden terör sorununu çözme şansı şu anda mevcuttur!