Siyaset boşluk kaldırmıyor. Güçlü bir halk muhalefetinin yükselmesi, bundandır!AKP hükümetini indirmeye çalışmak sokaktaki muhalefetin hakkı hatta görevidir.Ama BDP lideri Demirtaş’ın dediği gibi muhalifler bu haklarını kullanırken “hükümeti devirmeye teşebbüs” suçlaması ile karşı karşıya kalıp tutuklanıyorlar.Bu kişiler sonra “AKP’nin yargısı polisi ve medyası eliyle darbeci olmakla suçlanıyorlar.”Sokakta oluşan koalisyonun hedef aldığı iktidar üstünde korku yaratması şaşırtıcı değildir.Çünkü Türkiye’nin neredeyse tüm renkleri iktidarın baskı politikalarına “dur” diyen kararlılığın korosu olmuştur.BDP lideri Demirtaş’ın da dediği gibi muhalefeti oluşturan sosyal ve siyasal çeşitlilik 90 yıllık Cumhuriyet tarihinde ilk kez bu çapta sokakları, meydanları kaplamıştır.AKP iktidarı yoruldu.Buna rağmen iktidarın hukuku çarpıtmak pahasına uyguladığı baskılar muhalefete boş alan bırakmıyor.Araştırmalar buna rağmen iktidarın önümüzdeki seçimde indirileceği ümidini vermiyor.Muhalefet hesabına umudun neredeyse tek ışığı, büyük merkezlerde belediye başkanlığı seçimlerine ortak adayla girerek parlatılabilir.CHP-MHP işbirliği ihtimali şimdilik zayıf bir umuttur.Bir kurtuluş yaratma mecburiyeti bu şansı büyütebilir.Parti sözcülerinin “asla” diyen sözlerini “asla” diye okumamak lâzım!ZedelenmesinBaşbakan’ın “samimiyet testi” dediği şey gerçekleşiyor.CHP beklenenden daha hızlı tepki verdi.CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu çözüm sürecinin önünü açmakta kolaylık sağlayacak bir duruş gösterdi.Çözüm sürecinin tıkanma emareleri, cesaretli karşı tedbirler almayı gerektiriyor.Anlaşma sağlanan 48 maddenin Meclis’ten geçirilmesi tartışması ise ayrı bir tuhaflık:Uzlaşmanın bir tarafında terör örgütü var ama yeni anayasa maddeleri, cezaevinde tutulan milletvekillerinin salıverilme pazarlığı için kullanılıyor. Bu ilişki, yıllardır zindan azabı çeken milletvekillerine haksızlık olur.Ayrıca “örgütün silâhlı gücü ülkeyi terk edecek” şartı, yani birinci adımı yerine getirilmedi.Sürecin adaletten saptığına dair bir inancın oluşmasına izin verilmemelidir. Şimdi olan o...Başta ihmal edilen bir sapma bütün sistemi çökertir. Dikkat!
Şeytan ayrıntıdadır demişler. İnanmayan, yeni anayasayı tartışan siyasetçileri izlesin!..Partilerin eşit üye sayısıyla oluşturdukları komisyonda anayasanın 48 maddesi üzerinde uzlaşma sağlandı.Sonra Başbakan Erdoğan, emeği ziyan olmaktan kurtaracak çağrısını yaptı partilere:“Gelin uzlaşma sağlanan 48 maddeyi Meclis’ten geçirelim..”MHP lideri Bahçeli ise böyle bir denemenin çok erken, çok zamansız ve çok da gereksiz olacağını söyledi.Bunun yerine anayasa değişikliği ile nereye varmak istediğini ve neyi amaçladığını açıklaması gerektiğini savundu.İlerlemenin motoru böyle çalışmıyor AKP döneminde. İktidar partisi önemli kararların yaratıcı sorumluluğunu üstlenmek istemiyor.Riski muhalefet taşısın istiyor.Dün TV’de bir tartışma programında AKP sözcüsü “değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek” anayasa maddelerinin anlamsızlığını eleştiriyor ve “İnsan haklarına saygılı” yerine “İnsan haklarına dayalı” demenin daha makbul olacağını insanlara inandırmaya uğraşıyordu.Bu bir oyundur, tuzaktır.Özel komisyonun uzmanlığına saygıda kusur anlamına gelecek böylesi “çok önemli ayrıntılar” niyet konusunda şüphe uyandırır.Çünkü 2. Madde’deki “saygılı” sözcüğünün yerine “dayalı” sözcüğünü kullanmak, hassas dengede duran bir yapının ağırlık merkezinden bir tuğlanın çekilmesi sonucunu doğurur.Siyasetin havası, uyum komisyonu için verimli bir gelecek vaat etmiyor.Zaten 48 maddelik paketi meclise sunma niyeti “yeni anayasa yapmaktan vazgeçmek” demektir.Bunun yazacağı senaryo, uzlaşma komisyonunu yaz mevsiminde “meşguliyet tedavisi” uygular gibi çalıştırmak, yerel seçimleri bahane ederek yeni anayasa hayalini sonbaharda başka bir bahara ertelemektir.Yüksek Yargı sınavdaKarakullukçu’dan boşalan Danıştay Başkanlığı koltuğu yeni sahibini dün bulamadı.Aday çıkarma zorluğunu Zerrin Güngör’ün cesareti ile yenen yüksek mahkeme dün 143 üyeli genel kurulda 79 oy desteğine ulaşamadı, aday Güngör 44 oy toplayabildi.Danıştay Başkanvekili Güngör’ün tek aday olarak girdiği seçimde 99 boş oy çıkması, yargının sağlığı konusunda şüphe uyandıran bir durumdur.Çaresizlik görüntüsü vermemelidir Danıştay.Cuma günü yapılacak turda yeni başkanını seçmelidir.Halka “Neyi paylaşamıyor bunlar?” dedirtmemek lâzım!
Cumhuriyet tarihinin en sarsıcı davalarından Balyoz’un temyiz duruşması başladı.Darbeye teşebbüs iddiası ile açılan ve 356 sanıktan 325’inin 16 ile 20 yıl arasında hapis cezasına çarptırıldığı davanın Yargıtay süreci de gergin geçecek görünüyor.Silivri mahkemesinde adil yargılanma hakkı ile ilgili şüpheler ve mahkeme heyeti ile savunma avukatları arasında yaşanan sürekli tartışmalar belli ki temyiz duruşmalarının da belirleyicisi olacaktır.Balyoz davası TSK için baskına uğramanın ve baskınla adeta imha edilmenin acı hikâyesidir.Uydurma delillerin ve asla güvenilmemesi gereken gizli tanıkların belirleyici olduğu bu davanın İstanbul aşamasında ümidini yitiren askerler ve aileleri hep şu ümitle beslenmişlerdi:“Bu işin Yargıtay ayağı da var. Dayanın, ümidinizi yitirmeyin!”Moral bozan uygulamaDün mahkemede yeni bir sürprizle karşı karşıya kalan savunma avukatları, iyimserlik göstermekte acele ettiklerini fark etmiş olmalıdır.Temyiz yargılamasına sanıkların avukatları katılıyorlar.Yerleşik usul, sanıkların iddianamedeki sıraya göre savunma yapmalarıdır.Olayı bütünlük içinde görmek ve daha kolay anlaşılmasını sağlamak böyle mümkündür. Yılların tecrübesi doğru yöntemin bu olduğunu öğretmiştir.Ama dünkü temyiz mahkemesi, avukatları alfabetik sıraya sokmuştur. Yani 1 numaralı sanık Çetin Doğan’la başlaması gereken savunma, kim bilir ne zaman yapılacaktır?Çünkü Emekli Orgeneral Doğan’ın avukatı olan Hüseyin Ersöz’ün adı kurada 47’nci sırada çıkmıştır.Korkutan ihtimal...İddianamedeki yeri ve önemi asla Çetin Doğan düzeyinde olmayan 46 sanığın avukatları savunmaları bitirecek, işin esasına mahkeme o zaman girme olanağı bulacaktır.Sanıkların iddianamedeki sıraya göre savunmalarını almak, olayın bütününü görmek ve anlaşılmasını daha kolay sağlamak bakımından başarısı denenmiş bir tecrübedir.Neden bu denenmiş usulden vazgeçildi?“Mahkeme en büyük zararı kendine vermiş oluyor. Çünkü karar verici olarak gerçeğe ulaşmaya herkesten önce mahkemenin ihtiyacı var; değil mi?”Bu değerlendirmeye kıdemli bir avukatın ne diyeceğini merak edip sordum. Şüpheyi yerinde buldu.“Siyasi davalarda böyle şeyler olur” dedi.Karar vericilerin kararlarını şimdiye kadar çoktan vermiş olabileceklerini “küçük de olsa bir ihtimal” olarak yine de unutmamak gerekiyor!
Cumhurbaşkanlığı seçimi yüzünden Türkiye ciddi bir krize sürüklenebilir mi?Tahran Radyosu “Kaybolan Arkadaşlık” başlığı ile yayınladığı yorumda böyle bir ihtimalin mevcut olduğunu, üstelik de Cumhurbaşkanı Gül lehine geliştiğini iddia etti.Bu iddia bir doğruyu mu yansıtıyor yoksa dilek mi ifade ediyor, açıklamak kolay değil. Ama Türkiye’nin İran’la çıkarlarının karşı karşıya geldiği Suriye’deki iç savaş başta, böyle çatışma alanları mevcuttur.Radyonun yorumuna göre Abdullah Gül, yakın siyaset arkadaşı Tayyip Erdoğan’la yollarını bir süredir ayırmayı düşünüyordu ve Taksim Gezi Parkı olayları ona bu fırsatı sunmuştur.Başbakan protestocuları çapulcu ve terörist ilân ederken Cumhurbaşkanı Gül, her demokratik toplumda insanların itiraz hakları bulunduğunu savunmuştur.Böylelikle Türkiye’nin derin sorunlarını anlatan köklü bir anlaşmazlık da tarifini bulmuştur.Taksim olayları ve gördüğü tepkiler, iki lider arasındaki ilişkileri düzenleyen “mutlak anlaşma”yı zedeleyecektir; bu belli. Ama kimin yararına?Tahran Radyosu, farklı yaklaşımların toplumda sempati ibresini Gül’den yana etkilediğini, uzmanların da Türkiye’nin siyasi geleceğinde Abdullah Gül’ün daha iyi durumda göründüğünü söylediklerini yazıyor.Ve son anketlerin bu durumu doğruladığını belirtiyor. 2014 yılı Türkiye için hassasiyeti yüksek bir yıl olacak. Anlaşıldığına göre Türkiye’nin istikrarını hedef alanlar Cumhurbaşkanı seçimi üstüne oynayacaklardır.Bu mücadelede Gül’ün ikinci kez Cumhurbaşkanı adayı olma hakkını kullanmasının önemini vurgulamak tahrik etkisi yüksek bir silâh olacaktır.Kritik zamanlar genellikle ülkenin bir liderini sınava tabi tutar.Bizde ikisi birden sınanacak ve ikisi de onur kırıcı bir yenilgi almamak zorunda olacak!İlham veren parkAİHM eski yargıcı ve CHP İzmir Milletvekili Rıza Türmen’i Gezi Parkı olayı çok etkilemiş.Gerçekten de o tecrübe, Türkiye’deki farklı kimliklerin birbirleriyle iletişim kurma kabiliyetini övgüye lâyık biçimde kanıtlamıştır.Rıza Türmen şimdi bu yeteneğin yeni Anayasa’yı yapma konusunda değerlendirilmesini öneriyor.Çoğulculuk ve diyalog tabii önemli. Ama çoğulculuk gerçekten önemsenecekse, anayasayı yapacak meclisin seçim barajı uygulanmayan bir sistemle seçilmesi gerekir.Aksi halde baraja takılan oylar, çoğunluk partilerinin varlığına ekleniyor. Ve helâl kazanç olmuyor.
Varsa yoksa yeni anayasa... Böyle bir oyuncak çıkmamış olsa ne yapardık?Anayasa Uzlaşma Komisyonu kendini garantiye almıştır. Üyeler tatil yapmayacak, ellerinden geldiği kadar çok çalışacaklardır.Ama Başbakan’ın “Uzlaşma sağlanan 48 maddeyi bir haftada Meclis’ten geçirip güvence altına alalım” önerisi için komisyonun performansına bakılacaktır.Aslında siyaset, isabetli tahmin yapmaya imkân tanımıyor.Bizde anayasa, kâğıt üstünde bir metindir, hayata geçen bir sözleşme değil. Onu okuyarak anlayamazsınız.Çünkü değişiklik adına kaldırdığınız her maddenin birkaç yedeği vardır. Silivri’deki çaresizleri düşünün...Onlar için devletin zirvesinde oturan şahsiyetler hep acıma ve pişmanlık söylemleri tekrarladılar. O sayede yargı paketleri çıkarıldı; ne oldu?Mahkeme kararlı çıktıKimse tahliye edilmedi. Aynı şeyi yeni anayasa ortamında yaşayacağız.AİHM’ye rağmen yargı, Silivri’nin kuruluş amacından sapmadı.Anayasa Komisyonu’nun uzlaştığı 48 madde içinde önemi nedeniyle klişe hâline gelmiş garantiler bulunuyor.O nedenle söz konusu maddeler hızla geçmiştir. Yani üretimin hızı, övünmeye hak kazanmış bir başarı sayılmamalıdır.Aslında gerçek, yıldız gibi parıldıyor; AKP iktidarı, bu muhalefetle sivil anayasa yapma hedefine ulaşamayacağını tahmin etmiştir. Ama sonraki hesap tutmamıştır.Başkanlık fırsatı...Hesapça CHP masayı terk edecek, iktidar da oturduğu yerde puan kazanacaktı.Bu moral atmosfer belki Başbakan Erdoğan’a başkanlık sistemine geçişin vizesini de verecekti.CHP’nin iktidar partisine yönelik “Başkanlık sistemine dönme önerisini geri çekerseniz yeni anayasa için desteğimizi veririz” şartlı çağrısı, hesapları karıştırmıştır.Siyaset doğal yatağından kaymıştır. İktidara güven azalmıştır.Devamlı koruma altında yaşamanın zorluğu Başbakan’ı yoruyor olmalıdır.Başbakan her gün Mısır üstünden darbe tartışmaları açıyor. Türkiye hesabına bundan böyle askeri darbe olmayacağını bilmelidir herkes.Hazırlanan yeni Anayasa bu gerçeğin ışığını yansıtmalıdır.Komşularla sıfır sorun güzel bir rüya idi.Osmanlı İmparatorluğu’nu ayağa kaldırma hayali..Yeni anayasa vazgeçilmez bir amaç ise bunun gereği bellidir:Barajsız bir genel seçim yapılacak, temsil yeteneği tüm vatandaşları kapsayan yeni Meclis, yeni anayasayı yapacaktır.Sağlıklı başka bir yol yok gibi...
Eskiden hocalarımız, beğenmedikleri ödevleri “Olmamış, yeniden yaz getir” diye kafamıza atarlardı.Benzer bir felâket Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun başına da gelmiş olabilir mi?Ümit vermeyen bir faaliyet raporu var önümüzde.Komisyon 450 günde 449 saat çalışmış ama 177 maddelik yeni anayasanın ancak 48 maddesinde görüş birliği sağlayabilmiş.Onlar da anayasayı toplumsal sözleşme kalitesine yükselten hükümler değil, her anayasada mutlaka bulunması gereken temel hükümler.O nedenle 48 uzlaşma, rüzgâr gibi geçtiği hâlde dört partinin 17 madde üstündeki kırmızı çizgilerinde hiçbir değişme olmamış...Tatil zamanı değilmiş...Başbakan Erdoğan dün Meclis Başkanı Çiçek’e uzlaşma komisyonunun yaz tatili yapmamasını önerdi.Tatil yine boşa geçerse, bırakın yeni anayasayı, kısmî bir değişiklik dahi hayal olacaktır.AKP’nin muhalefete baskı uygulayan siyaset üslubunu da terk etme zamanı geldi.Terör sorununa dönük bir süreç yürüyor şu anda. İktidar PKK ile pazarlık yapıyor görüntüsü vermemek için oyalama siyaseti uyguluyor.Ama daha ne kadar dayanabilir?Aslına bakarsanız CHP’nin yakın zaman önce açıkladığı 17 maddeli “Özgürlük ve Demokrasi bildirgesi” eğer AKP dediklerinde samimi ise bulunması zor bir tarihi fırsattır.Muhalefetin reçetesiCHP bildirgesinde sıralanmış olan sorunlar, gerçekçi bir doktorun teşhisini hatırlatıyor.“Yüzde 10 seçim barajı kaldırılsın; milletin vekillerini millet seçsin; insan haklarına saygı gösterilsin; düşünce ve ifade özgürlüğü güvence altına alınsın; gösteri ve örgütlenme özgürlüğü geliştirilsin; din ve vicdan özgürlüğü korunsun; basın özgürlüğü sağlansın; özel yetkili mahkemeler kaldırılsın; gizli tanık hukukuna son verilsin; mayınlı araziler temizlenip köylülere verilsin..”Demokratik rejimin gücü, muhalefetin de çalışır ve çözüm üretir olmasından gelir.CHP’nin bildirgesindeki sorunlar bu ülkede yaşayan tüm vatandaşların sorunudur.İki taraf da el uzatmasını yekdiğerinden isteyebilir.
Oyun değişmiyor. Yine Meclis’te gece baskını, yine bu baskının intikam amacı...Parlamento yorgundu. Özellikle muhalefete mensup üyeler tuzağa sürüklenmekten kendilerini koruyacak dikkati ayakta tutmakta zorluk çekiyorlardı.Derken bir dalgalanma oldu.Torba yasaya 400 binden çok üyesi bulunan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin yetki ve gelirlerini Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na devrini öngören bir kanun teklifi verildi.Büyük bir örgütün çöküşü ve binlerce çalışanının işlerini yitirmesi felâketi kapıya dayanmıştı.Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Muhçu, Çevre Bakanı ile geçen şubatta bu konuyu tartıştıklarını ve önergenin arkasında durmaktan vazgeçtiklerini hatırlatıyor, çürük yapılar ülkesi Türkiye’ye ağır zararlar vermesi muhtemel bu düzenlemenin hangi akla hizmet edeceğini merak ediyordu.Sebebini CHP sözcüsü kürsüye çıkınca kavradı.Odanın Başkanı olan Eyüp Muhçu, Taksim Plâtformunun da üyesi idi. Bu sıfatı nedeniyle iktidarın hedefi hâline gelmişti.Muhalefete göre o eyleme katılanları aramaya ve cezalandırmaya dönük cadı avı başlamıştı ve Taksim’in intikamı sıcağı sıcağına alınıyordu.Yönetenlerin kusurundan doğan yanlışları kuruma ödetmek ahlâki bir kusur, hukuki olarak da suçtur.Suç işleyen şoförü bırakıp hurdaya dönen aracı mı savcıya havale ediyoruz?“Suç bunda; cezayı ona ver” mi diyoruz?Hukuk devleti zahmetli ama erdemli bir düzendir.Türkiye’yi yönetenler adaletten hiç vazgeçmemelidir!Anayasa beklemez!TBMM Başkanı Cemil Çiçek zor bir ikna görevi yerine getirdi.Önce Anayasa lâzım..Yeni anayasayı yapacak olan parti temsilcilerini tatilden vazgeçmeye razı etmek temmuz sıcağında kolay iş değil.Şu günlerin en önemli işi, Barış Süreci’ni desteklemektir. Barış süreci devletin karşı karşıya kalacağı hak taleplerine ne cevap verecek?Çözümde ilerleme istiyorsak Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nu etkili çalıştırmak mecburiyettir.Anayasa komisyonu çalışmazsa, üstüne kuracağımız yapıyı da örgütleyemeyiz. İki tarafı da memnun edecek bir uzlaşma neredeyse imkânsız olduğuna göre...Biz de imkânsızı başarmak için dua ediyoruz!
Bize düşman gerekmez; ne kadar gerekiyorsa kendi elimizle, kendi çabamızla biz üretebiliriz.Bu sözü abartılı bulurdum eskiden. Ama artık öyle düşünmüyorum.PKK’nın içini bilenler, terör örgütünün her yıl milyonlarca dolarlık uyuşturucu gelirinden vazgeçmeye nasıl razı olacağını merak ediyorlar.Yıllarca hükümetler terör örgütü ile etkili bir mücadelenin ancak gelir kaynaklarını kurutarak gerçekleşeceğini masa başında tespit ettiler ama bu düşünceyi hayata geçiremediler.Dünkü gazetenin manşeti terörle mücadelede gecikmiş bir aşamayı haber veriyordu.Batı’nın acıklı çelişkisiTürkiye’de esrarın hammaddesi olan Hint kenevirinin üçte ikisini yetiştiren Lice ve çevresine yönelik büyük çaplı operasyon sonunda uyuşturucu kaçakçılığına onarılması olanaksız bir darbe vurulduğu, terör örgütüne 300 milyon liradan fazla kayıp verdirildiği bildiriliyordu.Ülkeyi yönetenler uyuşturucu operasyonlarının bu çapta ve sıklıkla niçin gerçekleştirilmediğini anlatmak zorundadırlar.Bu esrar PKK eliyle Batı’ya gidiyor, acıklı bir çelişkiye konu oluyordu. Avrupalı ve Amerikalı siyasetçiler PKK’yı korumaktan vazgeçmediler. Çocuklarını uyuşturucu ile zehirleyen terör örgütünü hep korudular.Taksim Gezi Parkı krizi Türkiye’yi bir ayı aşkın bir zamandır insan hakları ihlâlleri ile ilgili kötülükler vitrininde teşhir ettirdi. Ülkedeki şiddet potansiyeli kutuplaşmaların artması için pusuda bekliyor.Şiddet sahnesine palalı ilkellerin çıkması, korkudan daha az olmayan bir utanma duygusu yaratmaktadır.Bugünün dünyasında palalı vahşilere muhatap olmaktan daha ağır bir aşağılanma az bulunur.Biber gazı etkisi..Halk her gün gitgide daha yakıcı bir şekilde adalet hasreti çekmektedir. Kim bilir hangi melânetin korkutucu figürü olan palalı adama karşı mahkeme vatandaşı korumamıştır.Palalı adam dışarıda özgür dolaşırken, çoğu sahte deliller ve gizli tanıklarla sanık yapılan yüzlerce değerli insan, esir kampı şartlarında beşinci yıllarını doldurmaktadır.Anayasa Mahkemesi bu adaletsizliği aşmaları için hâkimlere yol göstermektedir ama onların da çoğu “intikam meleği” rolünden vazgeçmemektedir.Türkiye “inşallah” AB’ye girecektir. O nedenle Türkiye’nin kusuru AB’nin kusuru olmaktadır.Bir grup Avrupalı parlamenter, Türkiye’ye verilen mali yardımların yerine gitmediğini gerekçe göstererek ödemeyi durdurmak üzere harekete geçmişlerdir.Çünkü yaşam kalitesini yükseltmek için gönderilen o paralar biber gazına harcanmaktadır!