İlâcımız belli özeleştiri...

Haberin Devamı

Aklıselimin yani sağduyunun kaybolduğu yerde pişmanlık ve mahcubiyet doğar genellikle.

Bizde eğlence sebebi oluyor.

Biliyorsunuz bilim, sanat, edebiyat dünyasının ünlü simaları, Gezi Parkı’ndaki polis şiddetini ağır biçimde eleştiren bir bildiriyi imzalayarak Times gazetesinde yayınladılar.

Uluslararası üne sahip otuz sanat edebiyat, bilim adamı tarafından imzalanan ve doğrudan Başbakan Tayyyip Erdoğan’ı hedef alan açık mektup, sert ifadeler taşıyordu.

“Göstericileri çapulcu, yağmacı, holigan diyerek nitelendirdiniz. Hatta yabancıların yönlendirdiği teröristler olduğunu söylediniz..

Oysa bu göstericiler sadece Türkiye’nin kurucusu Atatürk’ün öngördüğü şekilde laik bir cumhuriyet olarak kalmasını isteyen gençlerdi.”

İnadına takdir

Bildiri şöyle devam ediyor:

“Bir yandan ülkenizi AB üyesi yapmaya çalışırken bir yandan Türkiye’nin bir egemen devlet olduğunu söyleyerek tüm eleştirileri reddediyorsunuz.”

Mektup tehditkâr bir hatırlatma ile sonlanıyor:

“Beş masum gencin ölümüne neden olan emirleriniz, Strasbourg’da bir davaya dayanak teşkil edebilir. Saygılarımızla..”

Polisin Gezi Parkı olaylarındaki performansını övgüye lâyık gören Başbakan Erdoğan, takdir duygularını, polislerle iftar yaparak ortaya koyuyordu.

Mektuba iktidar partisi, Genel Başkan Yardımcısı düzeyinde cevap verdi. Salih Kapusuz şöyle dedi:

“Gezi olaylarını bahane eden bir grup, AK Parti’nin mitinglerini Nazi toplantısına benzetme densizliğini de göstermiştir.”

Mevlânâ ölçüsü

Kapusuz’un sözlerinde ifadesini bulan algı, Türkiye’nin her gölgede pusuya yatmış düşmanlar vehmettiği dönemleri hatırlatıyor.

İktidar, Türkiye’nin uluslararası bir karalama kampanyasına hedef olduğunu, bu iş için lobi faaliyeti yürütüldüğünü düşünüyor.

Ama referansı, olayları kara mizaha dönüştürüyor. İşte o sözleri:

“Mevlânâ ne güzel söylemiş: ‘Her lâfa verecek cevabım vardır. Ama bir lâfa bakarım lâf mı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye!”

Eğer AKP imzacılardan birini bile adam yerine koymamak gafletine düşüyorsa vah başımıza gelenler!

Çünkü öyle bir durumda milletçe zor günler geçirme riskimiz artacak demektir.

Kurtuluşun kestirme yolu, seçim kazandığı zaman balkona çıkan Tayyip Erdoğan’ın ulusa söylediklerini hatırlamak ve vaatlerini tutması için seçimden önce ondan taahhüt almaktır..

DİĞER YENİ YAZILAR