AKP’nın A’sı kopmak üzere

24 Mayıs 2013

Adalet ve özgürlük, insanoğlunu en erdemli canlı katına çıkaran değerlerdir.Ülke on yılı aşkın zamandır adı “adalet”le başlayan bir iktidar tarafından idare ediliyor.Ama ne garip ki adalet ve özgürlük değerleri en acıklı geriye gidişi bu iktidarın yönetiminde yaşıyor.Danıştay üyesi Prof. Ali Ulusoy bir panelde, ciddi bir devlet için utanç verici olacak çarpıklığı şöyle tarif ediyordu:“28 Şubat döneminde laiklerin haklarını korumak kolaydı yargı için. Zor olan dindarın hakkını korumaktı. Şimdi de Kemalistlerin haklarını korumak kolay değil.”Neden?.. Çünkü yargının, yargıcın siyasi iktidardan etkilenmemesini sağlayan bir sigorta yok sistemde.“Yetmez ama Evet” referandumu yargının siyasi iktidar tarafından kontrol edilmesi imkânını daraltmadı, genişletti.Artık iktidar için yüksek yargı organlarından eli boş dönmek riski neredeyse sıfırdır.Ama bu avantajı kullanmanın bedeli ağır olacaktır.Uluslararası Af Örgütü’nün 2012 raporu, Türkiye’nin hukuk devleti olma iddiasını yerle bir eden tespitlerde bulundu. İşte onlardan biri:“Türkiye binlerce kişiyi adil olmayan yargılamalar sonucu mahkûm ederek cezaevlerinde çürümeye bıraktı..”Başbakan’ın “devlet içinde devlet” diye tanımladığı özel yetkili mahkemelerin varlığı sözde son bulmuştur. Çünkü adaletine güven kalmamıştır.Ama hak edilmemiş suçlamalarla özgürlükleri ellerinden alınan binlerce insan bu özel mahkemelerin elinde eza cefa çekmeye devam ediyor.Halk çoğunun masum olduğunu hissediyor, biliyor.Adil yargılanma hakkından mahrum bırakıldıklarını da biliyoruz.Dikkat: AKP’nin A’sı kopmak üzere.Acele onarmak gerekiyor; görüyoruz!Kafa kıyak mıydı?Başbakan “Gece gündüz içen, kafa kıyak gezen bir nesil istemiyoruz” dedi.Şöyle devam etti:“Uyanık olacak, diri olacak, bilgi ile mücehhez olacak. Böyle bir nesil istiyoruz, bunun adımlarını atıyoruz.”Alkole erişimi zorlaştıran yasa çıkarmak buna yetiyorsa iyi.Sigaradan sonra içki kadehleri de buzlanacakmış TV ekranında. İnşallah bu tedbir gençlerin merakını tahrik etkisi yaratmaz.Hükümetin son değişiklikten önceki Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay şöyle bir yorum getirmiş:“Başkasının yediğine içtiğine karışmak kolay; marifet insanın kendisini haramdan, haksızlıktan sakınması. Hayırlı cumalar...”Kafa kıyakken söylenecek sözler bunlar; günahı boynuna!

Devamını Oku

Ne kadar erken o kadar iyi...

23 Mayıs 2013

Bugün seçim olsa AKP’nin yine tek başına iktidara geleceğini gözü gören, kulağı duyan herkes bilir.Seçim için harcanan kaynağın israf olacağını söyleyenlerin haklı gibi görünmeleri yanıltıcıdır.Çünkü rejimin esaslı bir sağlık kontrolünden geçirilmesi ihtiyacı doğmuştur. Hatta “ihtiyaç artmıştır” demek daha gerçekçi olur.Başbakan 2014’te üç sandık (yerel seçimler, Cumhurbaşkanı seçimi ve anayasa için referandum) öngörüyor ya bu kontrol “üç sandık”ın arasında veya ardından değil, keşke öncesinde yapılabilse..Türkiye’nin rejimi, ılımlı laikliğe dayanıyordu.İlk iki iktidar döneminde oluşan değişim cesareti, son seçimin ardından Türkiye’yi ılımlı İslâm rejimi ile yönetilen bir ülke görüntüsüne soktu.Özellikle eğitimde ve diyanette yapılan sistem değişiklikleri, laikliği ezip geçen İslâmi kurallar, üç çocuk önermesinden “kırmızı ruj sürmeyin” uyarısına, alkollü içeceği erişilmez hâle getiren düzenlemeler, yaşamı kuşatılan ve yeniden biçimlendirilen bir toplum olmaya gittiğimizi gümbür gümbür duyuruyor.Bir “karşı devrim” yaşandığı endişesi uyandıran değişimler nedense itiraz getirmiyor.Çünkü ekonomi iyi ve bu önemli.Ekonomi yönetiminin başarısından gelen krediyi iktidar önümüzdeki seçimde de kullanacaktır.Adalet ve dış politika alanlarındaki perişanlık, ekonomideki performans nedeniyle gözlerden kaçıyor.Kitleyi ancak seçim sandığı uyandırabilir.Seçimin getireceği aydınlığa iktidar da muhtaçtır.“Ne zaman” sorusunun cevabı da basit:Ne kadar erken o kadar iyi!Bu kadar mı kötü?Mezhep kavgalarına karışmanın ağır bedeli vardır.İran Fars Haber Ajansı, radikal siyasi dini akımların Türkiye’de cirit attığı iddiasına dayanan bir tahlil yayınladı.Özeti şöyle:“Radikalizm son yıllarda dünya çapında faal olabilmek için gençliğin eğitimine müdahaleye hız verdi. Merkezi Suudi Arabistan ve Pakistan olan radikal dinci eğitim kurumları Türkiye’den de çeşitli vakıf ve derneklerle işbirliği yaparak öğrencileri yurt dışına götürüyor.”Almanya’da eylemleri yasaklanan Selefi akımın eğitim alanındaki faaliyetlerini yaygınlaştırdığını öne süren ajansın haberi “Türkiye Almanya’yı Sarsan Tehlikeden Habersiz” başlığını taşıyor.Humeyni rejiminin bile merak ve endişe ile izlediği bir toplum olmak kaderimiz olmamalı!

Devamını Oku

İşe yarar seçim nasıl yapılır?

22 Mayıs 2013

Seçim lâfı ortaya atılınca bir anda harlayan saman deposuna benzer bizim siyaset sahnemiz...Muhalefet partilerinin havası, sanki seçim zaferi çantada kekliktir, yapılması gereken şey seçimi ne kadar mümkünse o kadar yakına almaktır.AKP’yi on bir yıldır tek başına iktidar yapan ve kolay kolay da gitmeyecek kadar sağlam Meclis çoğunluklarının desteğine sahip kılan güç nereden geliyor?2001 ve 2002’deki toplumsal tepki ülkeyi altüst edecek bir patlamanın tüm işaretlerini veriyordu.Üstelik altüst olmanın bedelinin kime ve nereye çıkacağı da belli olmuştu.Ama serde “erkeklik” vardı ve seçimden kaçıyor görüntüsü vermek her şeyin sonu olurdu.Nitekim öyle oldu.Halk tüm sıkıntılarının sebebi saydığı koalisyonu öyle bir hınçla parçaladı ki AKP siyasi tarihin az gördüğü seçim zaferlerinden birini kazandı.AKP hâlâ erken seçime “evet” demeye razı olan koalisyon liderlerinin kredisini yemeye devam ediyor.Öyle bir kredi ki, ye ye bitmiyor!BDP Genel Başkanı Demirtaş dün uzun zamandır bekleyen bir yol temizliği talepleri olduğunu hatırlatarak “Acil olan odur” dedi.“Özel yetkili mahkemeler TMK, seçim barajı Hazine yardımı masaya yatırılmalı” derken PKK’nın sınır dışına çekilmesi sayesinde elde edilen olumlu şartları değerlendirmek için sıranın hükümete geldiğini savundu.Demirtaş’ın uyarıları yabana atılmamalıdır.Yüzde 10 seçim barajı olmaz;Lidere kul milletvekilleri ile demokrasi olmaz;Özel yetkili mahkemelerle adalet de olmaz.Başbakan muhalefeti sandıkla korkutacak yerde seçim sandığını çare katına yükseltecek marifeti göstermeli..Liderin seçtiği vekil, milletin vekili olmuyor, olmaz!Ne günlere kaldık!Ulusal bayramlarda Atatürk anıtlarına çelenk koymayı yasak eden güç, hangi yoksunluğun eseridir?Bundan 15-20 yıl öncesi biri çıkıp “Milli bayramlarda Atatürk anıtlarına çiçek koyanların ve saygı duruşunda bulunanların başları devletle derde girecek” dese inanır mıydık?CHP Kırıkkale Milletvekili Dibek açıkladı:“23 Nisan’da olduğu gibi 19 Mayıs’ta da Atatürk anıtına çelenk koyan ilçe başkanlarımıza ceza kesildi!”Atatürk anıtlarına saldırmak, eskiden de gericiler için yaygın bir eylem türü idi. “ticani” derlerdi bu tiplere.Şimdi farklı bir saygısızlığı, Atatürk’ün kurduğu devletin polisi, mahkemesi yapıyor.Minnet duygusu bu kadar mı karaborsaya düştü?

Devamını Oku

Anayasanın yolu açıldı

21 Mayıs 2013

Herkes fikrini söyler, kararı ben veririm. Burada demokrasi var!Bizim demokrasi de aşağı yukarı böyle çalışıyor.Gelişmesi tamamına ermemiş toplumların derdini Oscar Wilde yukardaki sözlerle anlatmış..Meclis’te anayasa için kurulan Komisyon aylarca zaman kaybetti.Görünürdeki ilk sebebi, iktidar partisi tarafından getirilen “Başkanlık sistemine geçelim” önerisi oldu.O öneri gün ışığına çıktığı günden bu yana komisyon verimliliğini kaybetti.Tabii beklenmedik bir şey değil bu yavaşlama.Sistem yukarıdan aşağı değil aşağıdan yukarı doğru inşa edilir.Yeni anayasayı yazarken birinci öncelik sistem tercihi yapmaktır.Parlamenter sisteme mi dayanacaktır yapı, yoksa başkanlık sistemine mi?Beş oy kumarıKomisyon üyeleri ve yeni düzenin kurulmasına katılan bireyler ve kurumlar, aylarca zemini tartıştılar. Boşa kürek çekmekti yaptıkları.Başkanlık sistemi, Başbakan Erdoğan için isteniyordu.Ama görünür gidiş şu ki; Tayyip Erdoğan büyük ihtimalle halkın seçtiği ilk cumhurbaşkanı olacak fakat -en azından kâğıt üstünde- başkan olmayacaktır.“Tek adam” yetkilerini kullanmanın pratiğini bizzat yaratacağından büyük bir çoğunluk neredeyse emindir.Erdoğan, karar dayatmanın öncelikle kendisine zarar vereceğini anlamaya başlamış olmalıdır.Yeni anayasaya giden yoldaki tıkanıklığı giderecek kararı verme zamanının geldiğini fark etmiştir.Zorlarsa ne risk doğar?Dışarıdan ikna edilecek beş milletvekili ararken içerideki üyelerden kayıplar vermek, herhâlde ağır faturalar çıkarır.Akil bir uyarıNitekim Kürt sorunu için oluşturulmuş akil heyetlerinden birinin başkanı olan gazeteci yazar Ahmet Taşgetiren tehlike alârmını vermiştir.Cumhuriyet’e yaptığı açıklamada Taşgetiren Başbakan’a “vazgeç” çağrısı yapmıştır.Halk katında, başkanlık sistemine geçişi “bir şeylerin karşılığı gibi algılandığını” fark ettiklerini belirterek şöyle seslenmiştir:“Çözüm sürecinde başkanlığın gündemde olmasının sıkıntı yarattığını düşünüyorum. Başbakan, başkanlık sistemi isteğini yeniden gözden geçirmeli.”Başbakan Erdoğan da dün ayağının tozu ile şunu söyledi:“Başkanlık sistemi, olmazsa olmazımız değildir.”Son kararı mı oluyor bu söz yoksa Oscar Wilde’ın alaya aldığı türden demokrasinin gereği olan herkesi fikrini söylemeye çağrı mı; anlayacağız!

Devamını Oku

Tarafsız role dönmeliyiz

20 Mayıs 2013

Bütün komşuları ile konuşabilen beş yıl önceki Türkiye’nin geri dönmesi çok iyi olurdu...Uluslararası Kriz Grubu’nun Türkiye Proje Direktörü Hugh Pope yaygın bir özleme tercümanlık ediyor.Ama manzara tarafsızlığına güvenilen ve itibar gören bir Türkiye vaat etmiyor.Hugh Pope’a göre Reyhanlı saldırısı ile kendini gösteren riskler Türkiye hesabına erken uyarı niteliği taşıyor. “Türkiye daha dengeli bir pozisyona yine de çekilebilir.”Peki bu mümkün mü?Pope’un cevabı cesaret verici değil:“Türkiye bugün Suriye’de Sünni kampın tarafını tutarak ne kadar partizan bir Sünni aktör olarak algılandığının farkında değil.Hem de Sünni kampın içindeki bir gruba destek vererek.”Düşünce kuruluşunun Türkiye Direktörü, Türkiye’nin “Sünni Müslüman ve laik görüşlü bir ülke” olduğunu söylüyor Hürriyet’e verdiği mülâkatta.Evet, laik değil laik görüşlü...“Başbakan’ın son Kızılcahamam konuşması Kuran’dan alıntılarla ve dini eğitimini ortaya seren vurgularla doluydu. Dini görüşlü lider her ülkede olabilir. Ama Türkiye laik görüşlü bir ülke; laik değil!”Bu karışık durum Türkiye’nin de bölgedeki barış ve istikrarın da dengelerini bozuyor.Türkiye, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki daimi üyelerin varlığından doğan adaletsizliğe bayrak açıyor.Güvenlik Konseyi’nde her kıtanın ve dini inançların temsil edilmesi için Başbakan Erdoğan adeta bir misyon üstleniyor.Hedefi büyütmek her zaman doğru seçim değildir.Varılabilir hedef koymak lâzım.O da Güvenlik Konseyi’ni dönüştürmek değil, bölgesel krizi çözme kabiliyeti olan tarafsız bir Türkiye’ye dönüş yapmaktır.Hugh Pope doğru söylüyor;“İsrail ile başlayan süreç işe yarayabilir!”Çok kırılgan...Terör örgütü ile müzakere, dönüşü olmayan bir noktaya varana kadar gizli yürümeliydi.Ancak oyunbozanlığın zarar doğuracağı noktadan sonra aleniyetin disiplinli dinamiğine imkân verilmeli.Barış süreci acele ile sakatlanmış olabilir mi?Evet olabilir.Hafta sonunda sokaklara dökülen muhalif Kürtler, PKK’nın Suriye uzantısı PYD’nin yaptığı zulmü protesto ettiler. PYD de sınırdan geçen 75 kişiyi gözaltına aldı.Barzani yönetimi sınırı kapatırken bu gidişin çatışma doğuracağı tehdidinde bulundu.Sınırın kapatılması Türkiye’den çekilen PKK’lılar için sıkıntı doğuracak.Çünkü silâhlı PKK elemanlarının Suriye’ye yönlendirilmesi planı işlemeyecektir.Sürecin kırılganlığına yönelik tedbirler hemen alınmalı!

Devamını Oku

Atatürk gençliği

18 Mayıs 2013

Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, ulusal bayramları unutturma niyetine feda edilmemeliydi.Okulun flamasını taşıyacağım için heyecandan uyuyamadığım lisedeki son 19 Mayıs’ı unutamam.Keşke ulusal bayramların heyecanını söndüren müdahaleler, bir yanlıştan dönmenin fazileti ile son bulsa...Gençler bu bayramları yaşasa... Bayramın anlamı onu yaratan mucizede saklıdır.Mucize gerçekleştiği için bayram olmuştur. Kurtuluş savaşı, baştan sona mucizedir.Bizim mucizemizin ruhunda ve cisminde gençlik vardır.Dünya savaşının felâketli sonuçlar doğurduğu 1918’de Atatürk için umudun başlıca kaynağı Türk gençliği idi.Atatürk’ün bu konudaki görüşlerini açıklayan en eski belge 1918’de kendi yazdığı şu satırlardır:Genç kahramanlar“Her şeye rağmen muhakkak bir ışığa doğru yürümekteyiz. Bende bu imanı yaşatan kuvvet, yalnız aziz memleket ve milletim hakkındaki sonsuz sevgim değil bugünün karanlıkları, ahlâksızlıkları şarlatanlıkları içinde sırf vatan ve hakikat aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik görmemdir.”Atatürk ile silâh ve yol arkadaşları Kurtuluş mucizesini gerçekleştirirken henüz 38-39 yaşlarındaydı.Kurtuluşu izleyen devrimler gençlik ruhunun sönmeyen ateşi olarak devam etti.Verdiği iki büyük nutku Atatürk, Türk gençliğine seslenerek bitirmiştir.Büyük Zafer’in ikinci yıldönümünde Dumlupınar’da, bağımsızlık savaşından sonra mutlaka kazanılması gereken yeni savaşın uygarlık savaşı olduğunu belirtirerek sözlerini şu şekilde bitirir:“Ey yükselen yeni nesil!.. Gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yücelterek yaşatacak olan sizsiniz!”Muhtaç olduğun kudretİkinci örnek 1927’de verdiği Büyük Nutuk’tur.Burada Kurtuluş Savaşı destanını tüm yönleriyle tahlil ettikten sonra imparatorluğun nasıl çöktüğünü ve cumhuriyetin nasıl doğduğunu, Türk İnkılâbının amaçlarını anlatır.Sona doğru heyecan yükselir:“Bugün ulaşmış olduğumuz sonuç, yüzyıllardan beri çekilen milli felâketlerden alınan derslerin ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir. Bu sonucu Türk gençliğine emanet ediyorum.”Ve ardından, her Türk gencinin iyi bildiği ve bundan sonra da bilmek zorunda olacağı Gençliğe Hitabe gelir:“Ey Türk Gençliği.. Birinci vazifen Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.... Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!” Atatürk gençliğini yaş değil zihniyet tarif eder.Bayram onlarındır; kutlu olsun...

Devamını Oku

Diktatörlüğün psikolojisi...

17 Mayıs 2013

Son Economist dergisi Başbakan Erdoğan ile Fethullah Gülen ilişkisi üstüne bir analiz yayınladı.Dergiye göre “Türkiye’nin en güçlü din adamı” olan Gülen’in kısa süre önce verdiği vaazda kibirden söz etmesi ciddi bir etki yaratmakla kalmadı, şu soruyu da tartışmaya açtı:“Hoca acaba Türkiye’nin giderek sert bir yönetim sergileyen Başbakanı’ndan mı bahsediyor?”Hiç şüpheniz olmasın!“Laik generaller tarafından yıllarca bastırılan Gülen hareketi, Tayyip Erdoğan’ın iktidara gelmesiyle rahatlamıştır.”Zaman içinde sürtüşmeler yaşandığı hâlde iki tarafı da tatmin eden ittifakın yaşatılması sağlanabilmiştir.Economist, patlak veren görüş ayrılıklarına rağmen parti örgütü ve cemaat gücünün birlik olarak Ergenekon ve Balyoz davaları ile hedeflerine yürüdüğünü Gülen’e yakın savcıların da yardımcı olduklarını yazıyor.Dergi “ittifakta zayıflama” yaşandığına dair söylemlerin muhalefeti umutlandırdığını öne sürmekle beraber şu uyarıyı da yapıyor:“Laiklerin keyfi çok uzun sürmeyebilir. Birbirlerine yumruk sallıyor olmaları bir pazarlığın başlangıcı olabilir. İttifak iki tarafa da kazandırıyor. İttifakın sona ermesi iki tarafın da zararına olur.”Türkiye İslâmi demokrasi yolunda ilerliyor. Bu yolculuk kendine özgü liderini de yaratıyor. Tayyip Erdoğan’ın “tek adam” olmanın hukuki zeminini inşa çabaları dünyanın her yerinden izleniyor.Emine Erdoğan Georgetown Üniversitesi’ndeki bir toplantının konuşmacıları arasındaydı.Üniversitenin İran asıllı psikoloji profesörü Fathali Moghaddam Emine Erdoğan’a geçen ay çıkardığı son kitabını sundu.Kitap “Diktatörlüğün Psikolojisi” adını taşıyor.Prof. Moghaddam, arkadaşımız Uğur Koçbaş’a kitabın “seçilmiş bir hediye” olduğunu söyledi.Gelişmiş demokrasilerin bile bazı koşullar altında diktatörlüğe dönüşebileceği tezini savunuyor.“Türkiye, Yakın ve Orta Doğu gözönüne alındığında en gelişmiş İslâmi demokrasi. Ancak çepeçevre diktatörlüklerle çevrili. Türkiye bu şiddet dolu diktatörlüklerin bulunduğu bölgede tehlike içinde..”Ülkenin liderleri “tek adam” hedefine değil gerçekten “ileri demokrasi” tercihine odaklanmak zorundalar.Bunu görebilecekler mi?

Devamını Oku

Alkol yasağının adresi gençler

16 Mayıs 2013

Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek bir ikna yöntemidir bizim kültürümüzde.Son örneğini, alkol yasağını genişletmek isteyen siyasi iktidarın manevrasında izliyoruz.Önce şeriatla yönetilen ülkelerde görülecek cinsten koyu yasakların haberi verildi.Alkollü içkilerin tanıtım, satış ve tüketimine ağır şartlar getiren kanun teklifi, dini kurallarla yönetilen toplumları hatırlatan düzenlemeler içeriyordu.Bir keyif sürme tercihi olan alkollü içki, erişilmesi neredeyse imkânsız bir yere konuluyordu.Alkollü içki ve bunu kullananlar neredeyse “kötü insan örnekleri” sayılıyordu.O nedenle toplumdan uzak tutulmalı, içerken gösterilmemeli idi.Komisyon düzelttiRestoranlarda dışarıdan görülecek şekilde içki içilmesi yasaklanıyordu.Haramı özendirmemek için içkili lokantalarda karartma tedbiri mi uygulanacaktı?Yasa teklifi Millet Meclisi alt komisyonunda aşırılıktan biraz arındırılarak makul çizgilere yaklaştırıldı.Mesela turizm belgeli işletmeler 100 metre yasağının kapsamından çıkarıldı.Alkollü içkilerin reklâmı ile ilgili yasağın kapsamı da bir hayli yumuşatıldı.Alkol satış ruhsatları konusundaki yetki vali ve kaymakamlara verilmişken, Meclis komisyonunda yeniden belediyelere dönüldü.Meclis’teki komisyonun seçtiği yol doğru yoldur.Çünkü alkolle mücadele polis yasakları ile yürütülemez.Tarih buna tanıklık ediyor.AKP iktidarını alkol yasağını hayata geçirmeye din anlayışı zorluyor.Anayasa görevi amaİçki üretim ve tüketimine yönelik hamleler püskürtülse bile “alkol yasağı” siyasi gündem olarak tepemizde asılı kalacaktır.Bireyin hakları salam dilimleri gibi ince ince gidiyor, fark edilmiyor.İktidar sözcüleri, dini faktörü gözden kaçırmak için toplum sağlığını korumak amacıyla hükümetlere alkolle mücadele görevini Anayasa’nın verdiğini savunuyorlar.Burada küçük bir kurnazlık var:Anayasa’nın 58’inci maddesi herkesin değil “Gençliğin korunması” başlığını taşıyor.Devletin “alkol düşkünlüğünden uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten gençleri korumak için” tedbir alacağını yazıyor.Dinin koyduğu yasaklara uymanın elbette zararı yoktur.Ama o yasaklara Anayasa’yı yanlış okuyarak başka gerekçeler üretmek yanlıştır.Hatta kim bilir; belki günahtır bile...

Devamını Oku