Elli bir hayatı kurtarabilirdik

15 Mayıs 2013

Reyhanlı saldırısı Başbakan’a rağmen ciddi bir istihbarat zaafının varlığını ispatlıyor.Saldırganlar, kullandıkları araçlarla Ankara’da keşif turları yapmışlar, sonra Reyhanlı’yı yerle bir etmişlerdir.İçişleri Bakanı Muammer Güler patlamadan üç gün önce Hatay Emniyet Müdürlüğü’nden “ses getirici bombalı eylem yapılacağı” ihbarı geldiğini, bir gün sonra tüm güvenlik örgütünün uyarıldığını anlatıyor.Başbakan istihbarat zaafı bulunduğunu neden kabul etmiyor?Açıklama yaparken bile zaafın varlığını itiraf etmiştir:“Emniyet İstihbarat ve MİT ön bilgi almış ama aralarında kopukluk olabilir!”“Kaleci harika uçtu ama kurtaramadı yenildik!”İstihbarat servisleri de örnekteki gibi önleyici ihbarı zamanında aldıkları hâlde golü yemişlerdir:Zaaf iddiasını araştırmak üzere Başbakan’ın hem Başbakanlık hem İçişleri Bakanlığı teftiş kurullarını görevlendirmesi yerinde bir karardır.Ama mesele Başbakan’ın teftiş raporlarını ne kadar ciddiye alacağı ve disiplin kurallarını nereye kadar işleteceğidir.Başbakan’ın MİT’e sempatisi ona kanun değiştirtti.İktidar MİT Müsteşarı’nı savcıların elinden geri almak için kanunu bile değiştirmedi mi?Bin yıllık devlet geleneğinin sahibi olan bu ülke için üzücü bir kaderdir başına gelenler..Türkiye’nin adı, terörle terbiye edilmeye elverişli ülkeler arasında anılmamalıdır.Ağır can kayıplarına uğradık ve hakarete uğradık.Sorumlular her kimse bulunmalı, zaaf tekrar asla yaşanmamalıdır.Denetimsiz olmaz“Camiye yardım” için para toplayanları denetimden muaf tutacak bir düzenleme geliyor.Şu denilebilir:Camiye yardım da bir vicdan işidir. Veren de toplayan da ibadet duygusu ile hareket ettikleri için her türlü kötü niyete karşı kendiliğinden işleyen bir denetim zaten vardır.Yeni yasa gerçek ve tüzel kişilerle kamu kurum ve kuruluşlarının yardım toplama faaliyetlerine ait esasları belirliyor.Fakat ibadethane yaptırma amaçlı dernekler bu denetimden hariç tutuluyor.Camilerin altındaki ticari iş yerlerinden elde edilen kazancın Kur’an kurslarına aktarılması öngörülüyor.Yardım ibadetinin bu kadar denetimsiz bırakılmasına izin verilmemelidir. Çünkü suiistimale uğrayacağı unutulmamalıdır.Örnek mi?. Deniz Feneri davası.Merhamet dolandırıcılığı Almanya’da olduğu için yakalandı.Bizde, yakalananlar değil kamu adına hesap soranlar ceza çekiyor!

Devamını Oku

Başbakan ne demek istedi?

14 Mayıs 2013

Suriye konusunda İngiltere de Amerika’nın temkinli siyaset çizgisine yaklaşıyor.İngiliz Telegraph gazetesi, Beyaz Saray’ın muhaliflere doğrudan silâh yardımı yapmayı kabul etmediğini ve bunun Türkiye’yi sinirlendirdiğini hatırlatırken, ülkedeki vahşete dair kanıtlara, iğrenç görüntüler taşıyan bir yenisini ekliyor.Yeni kanıt, muhalif komutanlardan Halid el-Hamad’ın Esad yanlısı bir askerin cesedinden kalbini kesip çıkardıktan sonra bunu yiyor gibi yaptığı video görüntüleridir.Savaş tahrikçiliğini Şam’daki diktatörlük bu noktaya kadar getirmiştir.Meclis’te dün grup toplantılarının yapıldığı gündü.Halk merak ediyor olmalı:Büyük devlet gibiÜlkeye yönelik tehdit ve tehlikelerin hangi boyutlara ulaşması gerekiyor ki liderler Meclis kürsülerini birbirlerini kötülemek dışında maksatlarla kullansınlar?Çünkü Reyhanlı saldırısı, orta boy devletlerin çoğuna savaş ilân ettirecek derecede bir çılgınlıktır.Başbakan Reyhanlı katliamına göstereceğimiz tepki için şu belirlemeyi yaptı:“Bu alçakça saldırının bedelini ödetecek gücümüz var. Ama büyük devlet refleksiyle hareket edeceğiz.”Yani Türkiye böyle büyük provokatif eylemler karşısında soğukkanlılığını kaybetmeyecektir.Devleti kuran Atatürk’ün bu konuda vasiyet değeri taşıyan sözleri benzer şeyleri söylüyor:“Harp zorunlu ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye düşmedikçe harp bir cinayettir!”Tahrik böyle olurAma tabii büyük devlet refleksi, her lâfı kaldırmak borcu da yüklemez. Tahrik, tehlikeli sonuçlar doğurabilir.Suriye Başbakan Yardımcısı Kadri Cemil dün Rus haber ajansı RIA Novosti’ye şunları söyledi:“Türkiye yönetiminin ‘asarız, keseriz’ çıkışları, Suriye’deki militanların moralini yükseltme amacı taşıyor. Türkiye Suriye ile savaşacak durumda değil!”Ulusal onur, milli gurur, böylesi gerginlik dönemlerinde aklın bile önüne geçen duygulardır.Esad Türkiye’ye yönelik tahriklerini tırmandırmak isteyebilir. Bu iş için terör taşeronu bulmakta zorluk çekmez.Ama bundan daha önce sürpriz son sağlanabileceği yolunda ümit uyandıran bir sözü oldu Başbakan’ın.Amerika’ya giderken, Şam’da halkıyla savaş hâlinde olan illegal bir rejim bulunduğunu belirttikten sonra şunu söyledi:“ABD’den dönene kadar çok şey değişecek!”Başbakan’ın atfettiği önem, geziyi heyecan verici kılıyor.

Devamını Oku

En doğru yol konferans...

13 Mayıs 2013

Gayya Kuyusu’nu bu dünyada arayan, Suriye’nin merkez olduğu coğrafyada bulur!Emekli büyükelçi Onur Öymen Suriye’de çok sayıda silâhlı gruplar bulunduğunu belirterek şunları söylüyor:“Örneğin El-Kaide var, Nusayriler var, Selefiler var, Cihatçılar var, PKK yanlısı PYD var, Özgür Suriye Ordusu var. Kimin ne amaçla ne yaptığını saptamak kolay değil.”Reyhanlı’ya yönelik kalleş saldırı Türkiye’yi bu kan ve ateş çukuruna çekmenin de, gözdağı vermenin de sebebi olabilir.Çünkü Türkiye’nin geleneksel dış politikası, böyle çatışmaların dışında kalmaktır ve müdahale gerekiyorsa uluslararası toplumla birlikte hareket etmektir.Halbuki Türkiye ve Suriye hükümetleri birbirlerini suçluyorlar.Devletler de hata yapabilir.Ama Türkiye gaddarca intikam alma yöntemleri ile tatmin aramaya hiçbir zaman kalkışmamıştır, dileriz bundan sonra da siciline öyle bir zalimliğin şüphesi bile düşmez.Orta Doğu görüntüleriSuriye’nin kanlı birer harabeye dönmüş şehirlerinin görüntüleri Esad’ın zalimlikte bir numara olduğunu ispatlıyor!Suriye’deki görüntüler, böyle bir canavarlığın Esad’a fazlasıyla yakışacağını kanıtlayabilir.Ayrıca çeşit çeşit terör örgütüne ev sahipliği yapan Suriye rejimi bu suçlamayı taşıyacak kaliteyi fazlasıyla temsil ediyor.Reyhanlı’daki patlamanın medyaya yansıyan görüntüleri, sanıyorum ki bu ülkede yaşayan insanları acıya ve nefrete boğmuştur.Daha önce Bağdat, şimdi Suriye kentlerinde kitle imha silâhı olarak kullanılan dinamit yüklü araçların patlaması ile yaratılan yıkım ve aşağılanma dileriz son olsun.O görüntüler, yüzünü Batı’ya dönmüş Türkiye’nin görüntüleri değildir. İktidar, benzer bir eylemin cesaretini yaratmamak için olayı hızla çözmelidir.Hedef konferans mı?ABD ve Rusya dışişleri bakanları Suriye’de çatışan tarafların katılımıyla yapılacak uluslararası bir konferansla çözüm aramakta uzlaştılar.Moskova, Reyhanlı saldırısının bu barış konferansını sabote etme amacı güttüğünü düşünüyor.Amerikan NBC kanalına konuşan Başbakan Erdoğan “ABD’nin daha fazla sorumluluk alıp daha fazla adım atmasını istiyoruz” demişti.Financial Times gazetesine göre Washington Suriye konferansı yapılması fikrine odaklanmış bulunuyor.Başbakan buluştuklarında Başkan Obama’nın fikrini değiştirmeye uğraşmasın. Yararımıza değildir.Yanlış politikaların bizi doğru bir yere götürmesi hayal edilemez çünkü!

Devamını Oku

Av sahası olmayalım

11 Mayıs 2013

Bölünmüş bir halkın kavgası komşularını da girdap gibi içine çekiyor.Böyle bir tehlike yaşıyoruz.Sınır kenti Hatay’ın Reyhanlı ilçesi üç ay ara ile ikinci bombalı saldırıya hedef oldu.Patlatılan bomba yüklü iki araç, çok ağır bir bilanço çıkardı: Saat 20 itibariyle 42 ölü, 100 dolayında yaralı...Suriye’yi harabeye çeviren iç savaş bu talihsiz ülkeyi terör örgütlerinin av sahası haline getirmiş durumdadır.Olayı aydınlatmak için zaman erken deliller yeterli değildir.Ama Suriye’de çatışan güçler için Türkiye büyük önem taşıyor ve Türkiye’ye yönelik tahriklerin bölgenin kaderini etkileyeceği biliniyor.Olaydan hemen sonra Başbakan Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Davutoğlu değerlendirmelerini “Zamanlama“ ve “Provokasyon“ faktörleri üstüne kurdular.Obama’ya giden yolBu ayın 16’sında Başbakan Erdoğan ABD Başkanı Obama ile Suriye ekseninde Ortadoğu’nun geleceğini konuşacaklar.Suriye’ye karşı daha aktif bir siyaset izlemeye Amerika’yı zorlamak isteyenler, dört gün sonra Obama ile buluşacak olan Erdoğan’dan daha etkileyici bir muhatap bulamazlar.PKK’nın son bulmasına karşı çıkanlar “olağan şüpheliler”in en ön sıralarındadır.Zaten uzmanların bir çoğu barış sürecini sabote etmek peşinde olan güçlerin varlığını hatırlatarak Türkiye’yi baştan beri uyarıyordu.Tüm resmi ağızlar TV ekranlarında sabotajlara ve provokasyonlara karşı halkı uyanık olmaya çağırıyor.Ne yapsın halk?Dışarda risk almak“Dikkatli olun” çağrısı yapan büyüklerinin sözünü yerine getirmek için kaderine rıza göstermekten öteye ne yapabilir vatandaş?Dikkatli olması gerekenler en başta güvenlik ve istihbarat hizmetinde çalışanlardır.Ve bu hizmetlerin yeterliliği konusunda doğru tespitler yapması gereken yöneticilerdir.Türkiye’nin dış siyasetini yönetenler, komşularla sıfır sorun noktasından bizi savaş riskinin tavan yaptığı bir yere getiren yanlışları yaptılar.Öncelikle onlar yanlışlarını sürdürmekten sakınmalıdırlar.Bugünkü iktidar, dışardaki sorunları iç politikadaki kadar oya dönük kullanma hevesiyle yaşadılar.Bu doğru bir seçim değildi. Ama uyarılara rağmen vazgeçmediler.Maceraya açık dış politika Türkiye’nin geleneğinde yoktur.İhtiyacı da yoktur.Cumhurbaşkanı provokasyon uyarısını, doğru adreslere yapmalı!

Devamını Oku

Rekabetten çok işbirliği lâzım

10 Mayıs 2013

Başbakan’ın akil insanlar gruplarının başındakilerle yaptığı toplantı 7 saat sürdü.Anlaşılması ve anlatılması zor şeyler mi konuştular?Grup liderlerinin medyaya aktardığı gözlemler, Başbakan’ın toplumsal tepkinin niteliği ve derinliği hakkında bilgi sahibi olmak istediğini ortaya koyuyor.Öcalan’ın statüsü ve ev hapsine alınması gibi yönelişler, Güneydoğu ve Doğu’da yüksek oranlı bir isteği temsil ederken “Öcalan’ın serbest kalacağı ihtimali” yurdun özellikle batısında yüksek dereceli kaygı sebebi oluyor.Akil İnsanlar’ın başkanları halkın en merak ettiği soruyu toplantıya getirmiştir:“Anayasal açıdan bölücü örgüte bir söz verildi mi, verilmedi mi?”Başbakan soruyu şu şekilde cevaplamıştır:“Terör örgütü ve Öcalan’la Kürt sorunu konuşulmadı, sadece silâhlı yapının ülke dışına çıkması ve terör örgütünün silâhları bırakması konuşuldu..”CHP’yi anlamak...Terörün sonlandırılması, akan kanın durması, siyasetin devreye girmesi ve taviz verilmemesi konuları, tüm yurdu temsil edecek biçimde merkeze yansıyan özlemlerdir.Karadeniz Grubu’nun Başkanı Yusuf Şevki Hakyemez “Başbakan taviz verilmemesi konusunda bizden daha kararlı” dedi.İktidarın şeffaf bir siyaset sürdürmediği hakkındaki yakınma ve eleştiriler haksız değildir.Ama anlatma zorluğu var.AKP’nin medya üstünde kurduğu kontrol bu etkiyi yapıyor.Bu durum CHP lideri Kılıçdaroğlu’nu sıkıntılarını İstanbul’a, medyanın ayağına giderek anlatmak zorunda bırakmıştır.“CHP sürecin içinde olmalı ve iktidarla işbirliği yaparak sürece katkı vermelidir. Neden bunu yapmıyor?”Çelişkiler, hayati bir ülke meselesine ne kadar ciddiyet dışı yaklaşıldığını gösteriyor.Vatani görev gibiCHP lideri Kılıçdaroğlu bir yandan “habersiz bırakılıyoruz” diye yakınıyor öte yandan “Öcalan’a halkımızın kabul etmeyeceği, hazmedemeyeceği vaatlerde bulunmuştur” diyor.Bu durumda “Habersiz kaldıkları” iddiası çökmüyor mu?“Sürece CHP dâhil olsun” diyenlere Kılıçdaroğlu hatırlatıyor:“Öcalan ile pazarlık yapmadık, PKK’ya ödün vermedik. Süreç çok iyi gidiyor. Halk memnun.. Süreç bu kadar başarıyla devam ediyorsa AKP bu başarıya CHP’yi niye ortak etsin? CHP’nin katılımı iktidarın bugün baş edemediği hangi problemi çözmesini sağlayacaktır?”Bu soruların hepsi, cevabı içinde olan alaycı eleştirilerdir.Yaşadığımız süreç iktidar - muhalefet rekabetini değil vatani görev işbirliğini gerektiren tarihi bir dönemeçtir!Bakın dört aydır şehit cenazesi gelmiyor.Elde edilen ilk sonuçlar bile Barış Süreci’ne desteği hak ediyor.

Devamını Oku

Birleşen süreçler

9 Mayıs 2013

Başkanlık sistemine geçiş projesi iki darbe yedi.Cumhurbaşkanı Gül “Yeni anayasa için netice üzücü. Tamamen baştan bir anayasa yapılmazsa mevcut anayasada değişiklik yapma yollarına gidilebilir” dedi.AKP’nin 1997 yılındaki anayasa taslağını hazırlayan ekibin başı Prof. Ergun Özbudun konuştu daha sonra ve “Ben de sayın Cumhurbaşkanı gibi düşünüyorum” dedi.Özbudun, uzlaşma sağlanan maddeleri biraz daha çoğaltarak “yeni anayasa yerine kapsamlı anayasa değişikliğine” gidilmesini tavsiye ediyor.Gerçekten de böyle bir yolun tercih edilmesi, terörü bitirmek için harcanan çabaları daha verimli kılacaktır.Ateşkes ve sınır ötesine çekilme evrelerinin sağlayacağı güven duygusu PKK’ya silâh bıraktırmanın şartlarını kolaylaştıracaktır.Başkanlık sistemine geçme baskısı yeni anayasa yapma şansını geriletiyor.Sürecin ikinci aşaması uzlaşmanın zeminini oluşturacak. Cumhurbaşkanı da Prof. Özbudun da, eşit yurttaşlık, kültürel haklar ve yerel yönetimler konularında yapılacak düzenlemeler için kapsamlı anayasa değişikliğinin sorun değil avantaj getireceğini düşünüyor.Meclis’teki uzlaşma komisyonu çözüm sürecini hayatta tutmak için elinden geleni yapmalıdır.Bu hedef Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nu ayakta tutma mecburiyetini de beraberinde getiriyor.Anayasa ile Barış Süreci’nin ortak kaderi iktidarın kararına bağlıdır.İki meselenin de önünü açmak için Başkanlık sistemine geçiş ısrarından vazgeçmek gerekiyor!Tek adam hâlleri böyledir işte...Vali, ilin en yüksek dereceli idarecisidir.Onların itibarına önem vermemek, bu suçu işleyen siyasi iktidara da zarar verir.Son çıkan valiler kararnamesinde yanlış işler yapıldı. Milletvekili adayı olarak seçime giren bir AKP’li Sinop’a vali oldu.Asıl şaşırtıcı olay Bartın Valisi’nin başına gelendir.Vali Bülent Savur, şubat ayında Saadet Partisi İl Başkanlığı’na yaptığı randevulu ziyaret sırasında, kendisini İl Başkanı yerine yardımcısının karşılaması üzerine tepki göstermişti:“Ben Cumhurbaşkanı’nın temsilcisiyim. Beni başkan yardımcısı karşılayamaz; protokol öğrenin!”Olay Başbakan’a aksetti, o da “Bu tavrı doğru bulmuyorum, gereken yapılacak” dedi.Vali bey kızağa alındı.Demek ki “gereken” buymuş!Tek sorun şu ki, Başbakan’ın iradesi hukuka dayanmıyor.“Tek adam” hâlleri böyle oluyor!

Devamını Oku

Sürece çok etkili katkı

8 Mayıs 2013

Çözüm süreci bizi, geleceği ipotek altında yaşamaktan kurtaracak hamledir.Aynı zamanda tarihi bir fırsat..Kâğıt üstünde PKK’nın silâhlı unsurları dün Türkiye’den çekilmeye başlamıştır. Gerçekten başladı mı; onu bile az sayıda sorumlu biliyor.Çünkü pekâlâ Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in dediği gibi 8 Mayıs tarihi sanal bir tarih olabilir ve “çekilmesi gerekenler şimdiye çoktan çekip gitmişlerdir.”Başbakan Yardımcısı Arınç’ın da görüşü soruldu. Cevabı şu oldu:“Süreç takibimiz altındadır. Sonuca yaklaştığımızı hissediyoruz..”Dileriz sürecin her aşaması Arınç’ta uyanan hislerin kendini tekrarlaması biçiminde gelişir.Abdullah Öcalan’ın taşıdığı günah ve vebalin ağırlığı, onunla barış yapma yolunu tıkıyor.O barışı hak etmiyor ama Türkiye’nin, halkın barışa ihtiyacı var.Barış yapmayı, şehitlerin kutsal fedakârlığına karşı işlenmiş ihanet suçu sayarak ne kazanabiliriz?Şehitlerin öcünü yeni şehitler vermeye devam ederek alacağımızı kim garanti edebilir?“Ayrılık yerine özerklik” çizgisine gelen bir Öcalan bile müzakere yolunu açık tutmanın sebebi görülebilir.Sanatçı, gazeteci, akademisyen ve CHP milletvekillerinin oluşturduğu 111 aydın “Barış İçin Özgürlükçü Demokrasi” bildirisi yayınladı.Yeni anayasa yaptığımız dönemde çözüm sürecine bundan daha etkili bir katkı az bulunur.İmzacılar çoğulcu bir kimlik yansıttığı için hedefler ve eleştiriler de dengeli ve gerçekçi olmuş.Seçim barajının düşürülmesi, özel yetkili mahkemelerin ve Terörle Mücadele Yasası’nın kaldırılması çağrısı yapılırken başlıca iki konuda yerinde uyarılar görülüyor:1. Kürt sorunu ile doğrudan ilişkisi olmayan başkanlık sistemi tartışmalarının sürece dâhil edilmesi mutabakatın önünü tıkıyor.2. Türkiye’nin Orta Doğu politikasının emperyal ve mezhepsel saiklerle belirlenmesine son verilmelidir.İktidar kendi akillerini ihmal etmesin ama 111 imza ile oluşmuş sivil gücün potansiyelini de yabana atmasın, mutlaka değerlendirsin!Bal tutanlarMilletvekili de bir tür emanetçidir.Devletin ve milletin çıkarlarını korumak zorundadır. Yeri geldiğinde kendinden bile sakınacak.Ama milletvekilleri zaman zaman farklı partilerden olduklarını unutup birleşirler.Yine öyle bir mevsimdeyiz!Kendilerine, eş ve çocuklarına çeşitli maddi manevi ayrıcalıklar sağlayan bir yasa teklifi, Meclis’teki dört partiyi bir anda tek forma altında birleştiriverdi.Eğer kamuoyundan caydırıcı bir tepki gelmezse devletin kalesine golü atacaklardır.Ellerini “kabul”e kaldırırken yoksulluk sınırında yaşayan milyonların da vekili olduklarını unutmazlar inşallah..

Devamını Oku

AKP ve CHP aynı tarafta

7 Mayıs 2013

Rüzgâr eken fırtına biçer demişler. Başbakan CHP liderinin şahsında bu atasözünü kanıtlıyor!Liderlik sahnesine çıktığında tavrına ve sabrına bakıp halkın Gandi’ye benzettiği Kemal Kılıçdaroğlu Başbakan’ın belirlediği şartlara uyum göstermek mecburiyetinde olduğunu anlamıştır.Şimdi o da zehir gibi konuşmalar yapmakta, bunları da Başbakan’ın ses tonunda söylemektedir.Dün sabah bu sütunda çıkan “çaresiz muhalefet” başlıklı kısa yazı nedeniyle telefonla aradı.O yazıda hükümetin bilgi vermemesi sebebiyle doğan karanlıktan Kılıçdaroğlu’nun şikâyete hakkı olsa bile ana muhalefetin böyle bir bahane ile görevini yapamaz duruma düşmesinin kabul edilemeyeceği anlatılıyordu.Kılıçdaroğlu “Aslında olan biteni bilmiyor değilim. Başbakan’ı süreç hakkında konuşmaya zorlamak için böyle davranıyorum” dedi.Yani çaresiz olmadıklarını söyledi CHP lideri.Dünkü grup konuşmasında Başbakan’a “Neden konuşmuyorsun?” diye bağırdı.Süreçle ilgili gelişmeleri Kandil’deki elebaşıdan öğrendiklerini belirterek şöyle konuştu:“Sana soruyorum Tayyip Erdoğan, Murat Karayılan’ın söyledikleri doğru mu, değil mi? Bir ülkenin başbakanı terör örgütünün esiri durumuna düşemez!”Muhalefet lideri tarafından bir başbakana söylenmeyecek sözdür: “Sen esirsin, ne söylediğini bilmiyorsun!”Bu hakaret ve aşağılama üslubu doğru icraatın teşvikçisi olamaz. Tarafları uçlara savuracağı için elde edilmiş kazanımların da kaybedilmesi tehlikesi doğurur.Murat Karayılan PKK’nın silâhsızlanması için yeni anayasanın yapılması, koruculuk ve özel kuvvetler sistemine son verilmesi, Öcalan’ın serbest bırakılması şartlarını öne sürerken ilhamını bu siyaset ikliminden almış olamaz mı?AKP ile CHP’nin aynı tarafta olduklarını unutmamaları gerekiyor.Yüzde 52 olamaz!Başbakan dünkü grup toplantısında çarpıcı bir anons yaptı:“Şu anda anketlerde AK Parti’nin oyu yüzde 52’ye yükseldi. Terör meselesini çözdüğümüzde milletimizin teveccühü daha da artacaktır..”Siyasi tansiyonu düzenli olarak ölçen itibarlı bir kuruluşun verileriyle bu rakamı kontrol etmek istedim.A&G’nin Başkanı Adil Gür, kendi bulgularının AKP’yi yüzde 46-47 bandında tespit ettiğini söyledi.Gür’e göre iktidar partisi gerilememiş olamaz.Oyları artmış görünen iki parti var; BDP ve MHP.Bu iki partiye giden oyları AKP’den başka verecek bir kaynak bulunmuyor!

Devamını Oku