Zaman içinde bir dolaylı mutabakat ortaya çıktı. Bir yanda devlet, karşı tarafta PKK...İktidar Kürt sorununu çözecek reform çalışmaları için siyasete alan açılması gerektiğini, bunu da silâhlarını susturarak PKK’nın yapabileceğini söylüyordu.PKK önceki gün 8 Mayıs tarihi itibariyle çekilme anonsu yaparak ilk adımı attı.ABD yönetiminin uzmanlığına sıkça başvurduğu Prof. Henri Barkey çekilme çağrısını “1993’ten bu yana ilk ciddi barış açılımı” olarak tanımladı.Barış arayan adımlar Türkiye’de genellikle bölünme korkularına kurban edilir. Prof. Barkey sürecin Türkiye’yi birleştirirken Irak’ı bölebileceğini savunuyor.Çözüm sürecinin hem iktisadi hem politik anlamda, bölgesel ve global alanda Türkiye’nin etkisini artıracağını söylüyor.Başka bir Orta Doğu uzmanı olan Aliza Marcus ise asıl tayin edici hareketin PKK’nın çekilme hamlesine hükümetin vereceği karşılık olacağına inanıyor.Hükümetin başarısı, tutturulması kolay olmayan dengeleri kurmaya bağlı olacak.Bir yanda reform bekleyenler tatmin edilmeli ama bir taraftan da çoğunluk ülkenin bölünme yoluna girdiği şüphesi ile tedirgin edilmemelidir.Marcus’un şu uyarısı da unutulmamalı:“PKK militanlarının Türkiye’den ayrıldıkları gibi geri gelmeleri her zaman mümkündür!”Murat Karayılan da basın toplantısı sırasında bu ihtimalin “misilleme” gerektiği durumlarda ortaya çıkacağını birkaç kez vurgulamıştır.“Başlamak, bitirmenin yarısı” derler.Ama bu meselede öyle değil.Herkes attığı adıma, ağzından çıkacak her söze dikkat edecek. Barış kolay iş değil!Gizli tanık faciasında son durak...Silivri mahkemeleri artık kimseyi şaşırtmamalı. Dün CHP Milletvekili Süheyl Batum açıkladı:“Danıştay saldırısını Osman Yıldırım üstünden Alpaslan Arslan’a, oradan da İlhan Selçuk, Mustafa Balbay üstünden Ergenekon’a bağlayan tek kanıt, iki ifade..”İfadelerden biri Osman Yıldırım’a, diğeri 9 kodu taşıyan gizli tanığa ait.Savcı mütalaasında iki tanığın birbirinden habersiz ifade verdikleri ve aynı şeyleri söyledikleri belirtiliyor.Ama iki tanığın aynı kişiler olduğu söylenmiyor.Dün bunu CHP’li vekillerden öğrendik.Danıştay cinayetini Ergenekon’a yıkmak için göze alınan hile, Danıştay cinayetinden daha büyük bir yargı faciasıdır.
Değerlendirmelerin bir kısmı PKK’nın savaşı kazandığı duygusunu uyandırıyor.Son derece yanlıştır.IRA’yı tasfiye eden süreci yönetenler, iki tarafın da masadan galip havasında kalkmaması gerektiğini söylüyorlar.Zaten zafer kazanmış havası basacak olanın inandırıcılığı olamaz.2000’in başında varılan nokta asker hesabına büyük başarı idi ama sivil siyaset o fırsatı kullanamadı.Sonra yine bozulma oldu ve terör dönüşe geçti.Çözüm süreci, askeri operasyonların terörü bitirmenin tek çaresi olmadığı kabulüne dayanıyor.Ya siyasi çözümün yolunu açarak hiçbir komplekse kapılmadan taraflar anlaşmaya ikna edilecek veya her şehidin nefret ve bölünme risklerini büyüttüğünü göre göre kendimizi ve halkı kandıracağız.Şüpheler aşılsınEğer otuz yıl kanayan yaranın kapanması imkân ve ihtimali varsa bu şans feda edilemez, mutlaka kullanılır.Gereken şey, barış karşılığında ödenecek olan bedelin gerçekçi olmasıdır.Yedi bölgeye dağılan 63 akilin medyaya yansıyan ilk izlenimlerine göre siyasal çözüm beklentisi toplumda en yüksek seviyeye ulaşmış hâldedir.Ama geçmişten gelen güvensizlik duygusu şüpheler üretiyor:“Devlet ne verdi de PKK anlaşmaya razı oldu?”“Bölünmeye mi gidiyoruz?”“PKK silâh bırakacak mı?”“Sınırlar değişecek mi?”Bu endişeler giderilmelidir.AKP hükümeti, hangi değerleri feda etmeyeceğini -tek vatan, tek millet, tek devlet- anonsu yaparak defalarca söyledi ama akillerin toplumdan taşıdığı soruları cevaplamadı.Aktivist ödülüBuna rağmen Kandil’de PKK, çözüm sürecinin ilk adımını attı ve örgütün silâhlı unsurlarının 8 Mayıs’ta Türkiye’yi terk etmeye başlayacağını dün dünyaya ilân etti.PKK’nın kararı, barış iradesini yansıtan adımdır. Artık çözüm süreci PKK’nın silâhlı tehdidi altında ilerlemeyecektir.Demokratik siyaset hükmünü yürütecektir.Nitekim dün tarihi açıklanan çekilme kararı, önceden Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi tarafından tespit edilmiş olmalı ki Türkiye Raporu’na PKK terörist yerine aktivist diye geçmiş, yani örgüt ödüllendirilmiştir.Silâhlı tehditten arınmış çözüm arayışının pek çok getirisi olacaktır.Güven duygusunun gelmesi bile büyük kazançtır.Çözüm yolunda atılan her adım, o yolda harcanan her gün çözüm sürecini daha dayanıklı hâle getirecektir.Bu yolda sihirli kelime karşılıklı sevgi, saygı, sabırdır.Allah tamamına erdirsin...
Amerikan Kongresi “soykırım yasası” geçirecek mi? Bu kâbus uykularımızı bölmedi bu yıl..Ermeni diasporası Kongre’ye tasarı bile götürmedi.Ortadoğu’nun hali Türkiye’yi Washington gözünde değeri daha da artmış bir müttefik yapıyor. Temsilciler Meclisi Başkanı John Boehner “Meclis Başkanı olduğu müddetçe” böyle bir tasarıyı Meclis’ten geçirmeyeceğine söz verdi.Türkiye en ağır insanlık suçu ile damgalanmaktan ABD’nin menfaatleri öyle gerektirdiği için kurtuluyorsa bu aklanma değildir.Amerikalı tarihçi Justin McCarthy’nin bir konferansta Türk aydınlara yaptığı şu uyarı daha değerlidir:“Size ‘Ermeni soykırımını kabul edin, bitsin bu iş. Kurtulun bu işten, kazanırsınız’ diyeceklerdir. Rahatınız için atalarınıza haksızlık etmeyin. Bu suçlamayı hak edecek bir şey yapmadılar çünkü!”Türkiye’yi soykırımla suçlamanın haksızlığını en inandırıcı biçimde ortaya koyan belgeyi, genç bir araştırmacı Rus arşivlerinde buldu.Bu belge, Ermenistan’ın ilk başbakanı olan Kaçaznuni’nin 1923 yılında Bükreş’te yapılan Taşnak Partisi kongresine sunduğu rapordu.İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü Araştırma görevlisi Mehmet Perinçek’in bulduğu rapor, Kaçaznuni’nin özetle şu saptamalarını içeriyor:“Savaş koşullarında Rus varlığına (işgalci düşman) kayıtsız şartsız bağlandık.Emperyalistlerin önümüze koyduğu denizden denize Ermenistan hayalinin peşine düştük.Silâhlı gönüllü birlikleri oluşturmamız hataydı.Karşılıklı Müslüman ve Ermeni kırımları oldu. İngilizler katliamları kışkırttı.Sevr Antlaşması gözlerimizi kör etmişti. Türklerin anlaşma önerilerini reddederek vahim hata işledik. Türkiye ne yaptığını iyi biliyordu. Bugün pişmanlık duyması için hiçbir neden yok.Müslüman bölgesinde düzeni sağlayacak idari önlemler alamadık, ordular gönderdik, yıktık ve katliamlar gerçekleştirdik.Türkler savunma güdüsüyle hareket ettiler. Övünülecek hiçbir işimiz yok. Kendi dışımızda suçlu aramayalım.Taşnak Partisi’nin artık yapacağı hiçbir şey yok. Partiyi dağıtalım. Bu kararı almazsak bizi yıkım ve şerefsizlik bekliyor.”Helâlleşme çağrıları son zamanların modası.Elbette yapılsın. Ama gerçeklerin ışığında, özgür ve dürüst vicdanların hakemliğinde.Kaçaznuni’nin parti kongresine sunduğu rapor Ermenistan’da yasak, Batı kitaplıklarında yok edilmiş.Bu kafanın adaletine güvenebilir misiniz?
Geri adım atmak, bir yanlışı düzeltecekse fazilettir. Gelişmiş demokrasinin kendini ispatıdır.Bazı Sağlık Bakanlığı kuruluşları ile bazı valiliklerin tabelalarından kaldırılan T.C. rumuzu, halkın tepki göstermesi üzerine tekrar yerine konuldu.Başbakan olaydan, yani T.C’nin kaldırılmasından başta haberi olmadığını söyledi. Ama orada durmadı. Benzer durumlar için kamu yöneticilerinin kulağına bir davranış kalıbı soktu.“Karar alındıysa geri adım atılmamalıydı!”Bu örnekte, halkı memnun edecek bir karar değişikliği değil, “dediğim dedik” türü bir iktidar duruşu tercih ediliyor.T.C. operasyonundan Başbakan’ın daha önce haberdar olmadığı iddiası gerçek bile olsa bu çok şeyi değiştirmez.Çünkü yaşanmıştır ve halk operasyonun düşündürdüğü kötü ihtimaller nedeniyle hükümeti suçlamıştır.Ölmek var dönmek yokBaşbakan Erdoğan’ın hassasiyeti kararların tartışılarak oluşturulmasını gerektiriyor.Çünkü Başbakan, hükümetin itibarı için hatalı bile olsa verilen karardan geri dönmemeyi tercih ediyor.Küçük bir araştırma T.C’yi kaldırma yanlışını ortaya çıkarır, yanlışı baştan önlerdi.Aynı yaklaşım hatası, Başbakan’ın Gazze ziyaretini sorun durumuna soktu.Üstelik bu sorunun dış politika boyutu nedeniyle ülkenin bağımsızlığını ilgilendiren yönü vardır.Muhalefet kullanacaktır.Geçen hafta yapılan Kızılay kongresinde Başbakan Erdoğan, kurulan canlı bağlantıdan yararlanarak mayıs sonuna doğru Gazze’de olacağını haber vermişti.Washington’da sürpriz etkisi yapan haber üzerine ABD Dışişleri Bakanı Kerry şunları söyledi:Gazze yoluna taş“Her iki başbakanla (Türkiye, İsrail) konuştuk ve bu gezinin biraz ertelenmesinin iyi olacağını söyledik.”Kerry, önümüzdeki ay Başbakan Erdoğan Washington’a gittiğinde Gazze ziyaretini değerlendirmek için detaylı konuşma şansı doğacağını belirtti.Tabii bu küçük kriz, Başkan Obama’nın Erdoğan’la telefon konuşması yaparken elinde bir beyzbol sopası tuttuğu fotoğrafı akla getirdi.Başbakan Erdoğan da sitemini şu sözlerle ifade etti:“Keşke bu sözleri söylemeseydi; şık olmadı. Gazze’ye gideceğim. Şartları ABD gezisinden sonra netleşecek..”Kaliteli danışmanlık hizmetinden yana eksikliktir sorun.Bu eksik olmasa Başbakan Gazze’ye gideceğini Kızılay toplantısında açıklamaz Kerry de ulu orta itiraz etmezdi.Ama yine de hikâyenin kazananı Erdoğan’dır.“Amerika’ya kafa tutan lider” şöhretine yeni puanlar eklemiştir!
Bilim adamlarını ve kanaat önderlerini gerekli uyarıları zamanında yapamamış duruma düşmek korkutur.Sorumluluğu ağırdır çünkü böyle ihmallerin.Hem topluma hem mesleğin değerlerine saygının gereğidir; bu ödev atlanmamalı, mutlaka yerine getirilmelidir.Tanınmış dört anayasa profesörü olan Mümtaz Soysal Erdoğan Teziç, Fazıl Sağlam ve Necmi Yüzbaşıoğlu yeni Anayasa tartışmaları ile ilgili ortak görüşlerini, bir açıklama ile kamuoyuna duyurdu.Dört profesöre göre anayasa üzerinde, onun toplum sözleşmesi niteliğine uygun bir uzlaşma, yalnız bizde değil genel olarak parlamentoların çoğulcu yapısı nedeniyle sağlanamıyor.Zaman, zemin...Ülkemizde “yönetimde istikrar ilkesi”ni ön planda tutan tercih “temsilde adalet” ilkesini geri plana düşürmüştür.Yüzde on seçim barajı ve milletvekillerinin illere dağılımı usulündeki orantısızlıklar, iktidarın ölçüsüz bir çoğunluğa sahip olmasını sağladığı için siyasal ortam toplumsal uzlaşmanın yolunu tıkıyor.Anayasa uzmanları toplumsal uzlaşmanın gerekli olduğunu vurgularken hemen şu tespiti de yapıyorlar:“Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun bir yılı aşkın süredir bir sonuca ulaşamamış olması, Türkiye’de yeni bir anayasa yapabilmenin hukuki zemininin ve siyasi ikliminin olmadığını göstermiştir.”Gerçekçi yol...Hocalar, hukuki zeminden kopma olacağı endişesi taşıyorlar.Gerçekçi ve sağlıklı yolun, Meclis’teki sayısal gücün değil toplumsal uzlaşmanın şekil vereceği bir anayasaya ulaşmak olduğunu söylüyorlar.Toplumsal uzlaşmaya şans tanınmasını öneriyorlar.Geç kalmadan, iş işten geçmeden!Ulusal egemenlik sayısal üstünlüğün farklı görüşlere hayat hakkı tanımaması anlamına gelecek sömürülere alet edilemez.23 Nisan 1920 Meclisi saygınlığı kutsallık düzeyine çıkmış bir Meclis’ti. Başta da Kurtuluş Savaşı’nı o hesap soran Meclis’in denetimine açan, sabır gösteren, ondan feyz alan bir önder vardı.Harabeler arasından toplanan bir avuç yorgun savaşçının yarattığı “Türkiye Cumhuriyeti mucizesi” askerlik ve siyaset tarihinin de onurlandırdığı bir zaferdir.Bütün okurlarımızın Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyor, Mustafa Kemal Atatürk ve kahraman silâh arkadaşlarına minnet duyguları ile rahmet diliyoruz.
Anayasa Mahkemesi, laiklikle ilgili görüş ve duruşunu değiştirmiş bulunuyor.Bu savın izlerini 4+4+4 düzenlemesinin iptal istemini reddettiği kararında görmek mümkün...Davanın gerekçeli kararındaki “laiklik” yorumları tartışma yarattı. Çünkü mahkemenin 2008’deki türban kararını oluşturan laiklik anlayışı tamamen farklı idi.2010 yılında Anayasa Mahkemesi’nin yapısını değiştiren AKP iktidarının, beklediği sonucu aldığı anlaşılıyor.Nitekim Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, mahkemenin ilk defa laiklik konusunda anayasadaki çerçeveye uygun bir karar verdiğini söyledi.CHP’li Nur Serter ise kararın hukuki değil siyasi olduğunu öne sürerek “Anayasa Mahkemesi artık AKP’nin yan kuruluşu haline gelmiştir” dedi.Beş yılda ters yüzBu eleştirinin isabetini ölçmek için mahkemenin laiklik eksenli 2008 ve 2013 tarihli kararlarını karşılaştırmak lâzım.Mesela 2008 kararı “Laik devlette ulusal irade dışında herhangi bir dogma siyasal düzene yön veremez. Hukuksal kurallar dinsel buyruklar yerine aklın ve bilimin öncülüğünde kabul edilir” derken 2013 kararında şunu söylemektedir:“Laikliğin özgürlükçü yorumu, dini bireysel ve kollektif kimliğin önemli bir unsuru görmektedir. Anayasa devlete dini ihtiyaçların karşılanması ödevi yüklemektedir.”Keza 2008 kararı “Laik devlet dinler ve inançlar karşısında eşit ve tarafsızdır” derken 2013 kararı “Laik devlet tarafsızdır ama toplumun dini ihtiyaçlarının karşılanmasına kayıtsız değildir” diyor.Son gerekçeli karar, Başbakan’ın sık tekrarladığı bir görüşü de içeriyor:“Laiklik bireyin ya da toplumun değil, devletin bir niteliğidir..”İslâmla çelişmezLaikliği yanlış anlayıp yanlış uygulamanın sonuçlarını en inandırıcı biçimde öngören din bilginlerinden biri Prof. Yaşar Nuri Öztürk’tür.Din resmi egemenlik aracı olarak kullanılmamalıdır.Prof. Öztürk’e göre bunun sigortası da laikliktir.Prof. Öztürk, laikliği dinsizlik diye tarif eden istismarcıları şu şekilde yalanlıyor:“Laiklik, bırakın İslâm vahyi ile çelişip çatışmayı, tam tersine İslâm vahyinin insan hayatına sokmak istediği değerleri koruyan ve yücelten bir yöntem ve disiplindir.Çünkü dinin, resmi egemenlik aracı olmak üzere kurumsallaşmasının önüne geçmektedir.”Laiklik halkı olduğu gibi dini de koruyan bir güvencedir.Tabii her iktidarla beraber değişen bir laiklik değil!
Öfke dilini hitabet sanatının bir unsuru olarak kullandığını Başbakan açıklamıştı.Bu alışkanlığı yıllar içinde üslup olarak kişiliği ile bütünleşti.Salon konuşmalarında bile mitingteymiş gibi bağırması bundandır.Dün partisinin il başkanları toplantısında muhalefete esip savururken yeni bir kavram üretti:Çapulcu köşe yazarı...Başbakan Erdoğan’a göre çözüm süreci karşısında muhalefetin kışkırtmaları iki soruda yoğunlaşıyormuş.“Bize nasıl çözeceksiniz, nasıl çözüyorsunuz?” diye soruyorlar.İkinci soru da “Terör bittikten sonra ne olacak?”Başbakan bu iki soruyla muhalefetin zihinleri bulandırmaya çalıştığını düşünüyor veya öyle bir zan uyandırıyor.Ardından gelsin tehdit ve horlamalar:Kader dönemecinde“Kırmızı çizgilerimizi sürekli söyledik. Cumhuriyetimizi, bayrağımızı ülkemizi tartışma konusu yapacak en ufak bir girişimin içinde değiliz. Üç beş tane çapulcu köşe yazarının yazısı benim milletimin beklentisi olmamalıdır.”Şüpheci yaklaşımın böyle kader dönemeçleri geçilirken gerekli ve yararlı olduğunu Başbakan da kabul etmek zorunda.Evet daha önce “Tek vatan, tek millet, tek devlet” ilkelerinden oluşmuş kırmızı çizgileri birkaç kez ifade etmiştir ama yeri geldiğinde tekrar tekrar söylemek ne kaybettirir?Kaldı ki iktidarın halkta güven duygusu oluşturmak bahsinde kusursuz olmadığını kabul etmek gerekir.Bazı valilikler ile kamu binalarının cephelerine asılı levhalar değiştiriliyor.Yeni levhalarda T. C. yok.Devlet bölücü terör örgütünü tasfiyeye uğraşırken, bunun karşılığında bir şey verileceğinden şüphe etmek çapulculuk diyerek susturulmalı mı?Eksiğimiz hep aynıBu soruların toplumdan alacağı tepkiler, müzakerelerin akıl çizgisinden sapmasını önleyen bir uyarı görevi yapacaktır.Avrupa Parlamentosu’nun kabul ettiği Türkiye ilerleme raporunda basın özgürlüğü yine özel bir yer tuttu:“Gerçek demokratik toplum, gerçek ifade özgürlüğü gerektirir. Medya demokrasiyi güçlendirir. Yetkilileri, medyanın bağımsızlığını AB standartlarında sağlamaya çağırıyoruz.”Bu son ilerleme raporu, önceki yılların raporlarına oranla daha olumlu.Ama adalet ve özgürlükten yana yaşadığımız eksiklik, sıra sıra yargı reform paketlerine rağmen değişmiyor, azalmıyor.Beğenilmeyen farklı düşüncenin sahibini çapulcu sayan bakış değişmedikçe de bu kader değişmeyecek!
Başbakan, partisinin Meclis’teki sayısal üstünlüğünü, her önemli açılımın anahtarı olarak kullanıyor.Bu durum demokratik tartışma alanını daraltıyor demokrasi kültürümüzün gelişmesini önlüyor ama sonuç alınıyor.Muhalefetin itiraz gerekçeleri bir de kirletilebiliyorsa yaratılan kutuplaşma sayesinde AKP, en rizikolu gözüken hamlelerden bile kazanç sağlayabiliyor.“Akil İnsanlar”ın dün Mardin’e giden grubunda yer alan sanatçı Yılmaz Erdoğan, lise öğrencilerinin sorularını cevapladı.Kendilerine “akıllı insan” dediklerini ama yaptıkları işin ve o arada hedef oldukları eleştirilerin akılla izah edilemeyeceğini belirterek “Aklı olan bir ton küfür ve hakaret yer mi?” diye sordu.Buradan yola çıkarak barışın akıl değil gönül işi olduğunu söyledi.Barış umudu..AKP toplumsal hafızayı bu tür örneklerle doldurarak aceleye gelmiş projelerine bile partinin oy oranı üstünde yandaş toplayabiliyor.Rakip partilerde sarsıntı yaratabiliyor.CHP Genel Başkan Yardımcısı Gülseren Onanç görevinden istifa etti.Hangi nedenler bu sonu yarattı derseniz...Onanç “CHP’ye oy verenlerin yüzde 65’i barış sürecini destekliyor. Çok önemli bir orandır. Sürecin ne içerdiğini bilmediği hâlde barışa evrilmesi gerektiğine inanan bir CHP var” sözleriyle dikkatleri çekmişti.Ardından bu süreçte CHP’nin aktif politika üreten bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini savundu.Çarşamba günü Genel Başkan’ın daveti ile buluştuklarında Gülseren Onanç’ın parti yönetimi ile aynı doğrultuda politika yapma olanağı kalmadığının teşhisi istifayı getirdi.Farklılığa sabırŞimdi bu istifa, CHP’de çatlama olmasını temenni eden, Yenilikçi ve Ulusalcı kanatlar hayal eden çevreleri mutlu edecektir.“CHP sürecin dışında kalırsa kendini bitirir” diyen Öcalan etkisi bile söz konusu edilebilir.Ama burada asıl zorluk, Kılıçdaroğlu’nun farklı düşünen bir yardımcıya neden tahammül edemediğini anlamaktır.Onanç “inandığım fikirleri savunacağım bir ortamın kalmadığını düşünüyorum” dedi.Dileriz bu sözleri partisinden de istifa edeceğinin işaret fişeği değildir.CHP’yi değiştirmek için partiye geldiğini söyleyen Onanç “Siyasetçinin hayalleri olmalı” demiş.Doğru ama hayalleri kovalamak bağlılık ister, özveri ister.Herhâlde bırakıp gitmeyecek, aykırı fikirleri ile partinin demokratik kimliğini besleyecektir.